Kartallar çekip gitmiş…

 Beyaz Çeşmeden su içip biraz dinlendikten sonra Sawa’ya doğru tırmanışa geçtik.

Bizim köyün rakımı 1430 görünüyor. Sawa ise 2000 metre yüksekliğinde. Bizim köylüler ona “Çiya” (Dağ) derler. Tepesinde Şahismail’in Mezarı olduğu söylenir ve orası kutsal sayılır. (Kürdistan’ın başka yörelerinde de böylesine, Şahismail’in ve efsanevi eşi Arab Özengi’nin mezarı olduğu söylenen yerler vardır.)

Çocukluğumda buraya kurban kesmeye gelirdik. Daha sonraları da yazları köye uğradığımda zaman zaman Sawa’ya tırmandım. En son ne zaman gelmiştim, hatırlamıyorum; 40 yıldan, belki de 50 yıldan fazla geçmiş olmalı…

Beyaz çeşmeden başlayan derenin iki yanındaki yamaçlar tarlalar ve meşeliklerle kaplı olduğu halde Sawa ağaçsız. Üzerinde tek tük bodur ahlat ağaçlarından başka ağaç yok. Yeğenim Derya bu ahlatların bazısına armut aşısı yapmış ve onlar büyümekte.

Sawa’nın alt eteklerindeki bazı tarlalar da artık ekilmediği için otlağa dönüşmüşler. Çocukluğumda Sawa yalnız ağaçsız değil, aynı zamanda otsuzdu; taşlık, çakıllı kel bir tepe idi. Yalnızca gevenlerle kaplıydı ve köylüler bu gevenleri kışın, hem yakmak, hem de doğrayıp hayvanlarına yem etmek için söküp evlerine taşırlardı. Yaz sıcağında Sawa’yı tırmanırken sağımızda solumuzda mor kanatlı çekirgeler zıplardı.

Şimdiyse, hem köy seyrekleştiği, hayvanların sayısı çok azaldığı, hem de onlar artık otlağa çıkmadıkları için Sawa’nın dört bir yanı türlü türlü çiçekler ve kenger, deve dikeni gibi kaktüsü andıran dikenli otlarla örtünmüş. Gevenler daha da çoğalıp yayılmış. Öyle ki zaman zaman yol almakta zorluk çektik, dolanarak gittik. İlginçtir, bu kez çekirgelerle de karşılaşmadık.

Yolu yarıladığımızda sol yanda, Sawa’nın eteğinde bir koyu andıran çukurluk Kêsling göründü ve üst baştaki kayalıklardan bir keklik sürüsü uçuştu. Bu yamaçta su bulunduğu için orası aynı zamanda ağaçlıktı ve otlar henüz yemyeşildi. Aşağıda Konkar Mezrası ve güllerinin kokusuyla ünlü Pozî Gulan (Gül Tepesi) göründü.

Çiçeklerin, ilginç taşların ve enginlerin resimlerini çekerek tırmanmaya devam ettik. Az sonra tepede idik.

Tepedeki taş kulübe yıkılmış, taşları sağa sola saçılmış. Ama burayı ziyaret edenlerin renkli ipler ve bezler bağlayarak dilekte bulundukları bodur ağaçlar, çalılar öylece duruyor. Tam tepeye ise birkaç akasya ağacı dikilmiş ve onlar büyümüş, kocaman olmuşlar. Bu ağaçların gölgesinde ve esen yelin verdiği serinlikle terimizi kuruttuk.

Sawa’nın eteğinde bizim köyden başka, güney kesiminde Konkar Mezrası, batı yönünde Kavaktepe köyü, daha ilerde Germisi, kuzey yönünde Qurçîk ve Şilk köyleri vardır. Doğu’ya doğru Mohundu, Şilk Deresi’nin öte yanında yükselen yamaçlarda ise meşe ormanlarıyla kaplı Hıran köyleri…

Sawa’nın tepesinden dörtbir yana görüş mesafesi oldukça geniştir, yüzlerce kilometreye ulaşır. Kuzeye ve batıya doğru 2500 metreyi aşan Mazgirt sıradağları, bu dizide yükselen Düzgün Dağı; onların üstünden 3400 metreyi bulan Munzur-Mercan sıradağlarının zirveleri; kuzeydoğu yönünde Kiği sınırında 3000 metreyi bulan Sulb û Sutar dağları, güney yönünde Malatya ve Elazığ’dan geçip Bingöl yöresine uzanan Güneydoğu Toroslar; batı yönünde Yeşil Baba’nın üzerinden belli belirsiz görünen Elazığ ve Malatya dağları…

Güneye doğru Çarsancak Ovası, Keban Barajı’nın Peri ırmağı boyunca uzanan kolu, ötede enginlerde Palu Ovası, Doğu’ya doğru Karakoçan seçilir.

Bu haliyle Sawa, geniş ve derin bir çanağın ortasına konik biçimde konmuş gibidir.

Çocukluğumda buranın ziyaretçilerinden biri de kartallardı. Onlar buradaki kayalıklarda mı barınırlardı, bilmiyorum; ama tepenin üstünde yüksekten uçuşup süzülür ve kurbanın atılmış barsakları ve diğer artıkları ile beslenirlerdi.

Bu kez kartallara da rastlamadık. Belki bu dağın eskisi kadar ziyaretçisi olmadığı, kurbanlar kesilmediği için, belki de başka nedenlerle. Ama Mohundu tarafından gelen ve bizim köyün karakolu üstünden uçan bir askeri helikopter, Sawa’nın eteklerinden geçerek batıya, Mazgirt tarafına doğru gitti, az sonra da dönüp aynı yolu izleyerek gözden kayboldu.

Helikopterdekiler bizi gördüler mi, bilmiyorum. Bir arkadaşım Malatya yöresinde bu tür askeri helikopterlerin yaban keçilerinin bol olduğu bir dağda, onları nişangah seçerek dağda yaban keçisi bırakmadıklarını anlatmıştı. Neyse ki bizi yaban keçisi ya da başka bir şey sanmadılar! Belki de dağ gezimiz şu “barış süreci”ne rastladığı için şanslıydık…


Devam edecek (6 fotoğraf)
 

  • Abone ol