Selami GÜREL

[email protected]



Bookmark and Share

27 Mayıs darbesi ve darbeler üzerine


28.05.2014 - Bu Yazı 2393 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 27 Mayıs darbesi, bu ülkedeki ilk askeri darbedir. İlktir, zaten 1950 yılına kadar ülke tek parti ve askeri vesayetle yönetilmiştir. Askerler bir sivil iktidara sadece 10 yıl tahammül edebilmişler, dönemin başbakanı ve iki bakanını idam ederek kendileri için yeni bir sistem kurduktan sonra vesayetlerini sağlama almışlar, sonraki darbelerin kapılarını da açmışlardır.

Kemalizmin etkisi altındaki Türkiye solu, çok yakın bir zamana kadar 27 Mayıs darbesini ya –ilericilik adına- destekledi ya da "sağcı bir hükümetle" darbeciler arasında taraf olmayı reddetti. Özellikle Ergenekon ve son darbe teşebbüsü yargılamaları başladıktan sonra "ilerici darbe" söylemlerini dillendiremez oldular.

Hiçbir askeri darbe ilerici olamayacağı gibi, 27 Mayıs darbesi de gerici bir darbeydi. Çok kısa iki örnek vermek gerekirse; darbe bildirgesini radyolardan okuyan kişi, 70'li yıllardaki faşist hareketin önderi olacak olan Türkeş'ti. Darbe yapıldığında, aralarında Musa Anter'in de bulunduğu, tutuklu bulunan 49 Kürt aydını idamdan zor kurtulmuştu. Zaten ardından yapılan diğer tüm darbelerde en büyük pay Kürtlere ayrılacak, özellikle 12 Eylül darbesinden sonra Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlar insanlık tarihinin kara sayfalarında yer alacaktır.

Darbeler mukadderat mıdır, nasıl önlenir?

Darbeler, kapitalist aç gözlülüğün yarattığı siyasi ve ekonomik güç kavgasının sonucudur. Kendi ekonomik ve siyasi ayrıcalıklarını; kendi dışında kalan emekçileri ve diğer sınıfları, diğer politik yapılanmaları etkisiz hâle getirerek sağlama alırlar. Ortada hiçbir demokratik hak ve örgütlenme kalmadığından, kendilerine direnebilecek tüm oluşumları en vahşi yöntemlerle imha ederler. İdam sehpaları, işkence odaları, toplu imhalar, kaybedilenler, sürgünler günlük hayatın parçası olur. Darbeler bir kez gerçekleştikten sonra, ona direnmek neredeyse imkansız hâle gelir.

1970'li yıllarda başta Şili olmak üzere Latin Amerika, Kıta Avrupa'sındaki Franko, Salazar ve Yunanistan albaylar darbesi, bunun yurtdışı örnekleridir. Bunların hepsi, büyük altüst oluşlardan sonra yıkılabilmiştir. Son Mısır darbesinin nasıl sonuçlanacağını ise henüz kimse bilmiyor.

Tüm darbeler bir iktidara karşı yapılır. Yani bir mevcut hükümet, çeşitli muhalefet parti ve örgütlenmeleri, bunların iktidara karşı bir mücadelesi vardır. Bir de bunu dikkatle izleyip "en uygun zamanı kollayan" darbeciler. Darbeciler için "en uygun zaman", iktidarın kitleler nezdinde güven kaybına uğraması, kitlelerin demokratik özlem ve taleplerine uygun adımlar atmaktan imtina etmesi, muhalefetin ise geniş kitlelerin demokrasi taleplerini birleşik bir cephede toplamakta etkisiz kalması, darbecilerle sivil muhalefetin sınır çizgilerini net bir şekilde ortaya koyup onları dışlayamamasıyla oluşur.

Yazıyı fazla uzatmamak için buna sadece ülkemizden iki örnek vermekle yetineceğim ama meraklıları tüm ülkelerdeki darbeleri incelerlerse bunu görecektir.

28 Şubat darbesi öncesi Susurluk'ta siyaset, derin devlet ve mafya ilişkisini ortaya çıkaran bir kaza yaşandığında, kitleler haklı olarak bu kirli ilişkiye karşı eylemlere başlamışlar, tepkilerini en yoğun bir şekilde ortaya koymaya başlamışlardı. 1 Şubat 1997'de "sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemi milyonları harekete geçirmiş, Türkiye genelinde bu eyleme 30 milyon kişi katılmıştı.

Kitleler mevcut hükümetten bu kirli ilişkiye duydukları haklı tepkinin anlaşılıp gereğinin yerine getirilmesini beklerken, Başbakan Erbakan'ın "bunlar fasa fiso", Adalet Bakanı Kazan'ın "bunlar mum söndü oynuyorlar" söylemiyle karşılaşmıştı.

İktidarın bu konudaki aczini iyi takip eden darbeciler, bir hafta gibi bir sürede, bu kirli ilişkiye duyulan öfkeyi, milyonlara yutturdukları "ne şeriat ne darbe" sloganına dönüştürmüşler, ardından da 28 Şubat POST MODERN darbeleriyle hükümeti devirmişlerdi.

CHP'nin tek parti diktatörlüğüne karşı demokrasi vaatleriyle iktidara gelen Menderes, özgürlükleri genişleteceğine baskıya yönelmiş, 4 Ağustos 1958'de sosyal yıkıma yol açan IMF ve Dünya Bankası programını uygulamış, bunun bedelini darbe ve hayatıyla ödemişti.

Darbelere karşı kitlelerin demokrasi taleplerini dikkate alıp genişletmekten başka bir yöntem henüz icat edilmedi, bunun dışında yazılan hiçbir reçete hastayı sağlığına kavuşturmadı. 27 Mayıs darbesinin yıl dönümünde bunu yeniden anımsamak, darbeler coğrafyasındaki hepimizin ortak ihtiyacıdır.

29 Mayıs Perşembe akşamı bu konuyu daha detaylı olarak bir televizyon kanalında tartışacağız.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
28.7.2015
Çok yorulduk Savaştan… Artık Barış, hemen Barış
23.7.2015
Zulme karşı sessiz kalmak zulme ortak olmaktır
8.7.2015
Yunanistan halkının direnişi ve militarizm
16.6.2015
Seçim sonuçları: Barış cephesi çok daha güçlü
2.6.2015
Toplumsal temsiliyet toplumsal barışın anahtarıdır
22.5.2015
Adalara Gel
9.5.2015
Önemsiz bir yazı
30.4.2015
Söz Alida'da...
26.4.2015
Sivil toplum kazandı, halkların duyarlılığı kazandı
19.4.2015
Ağrı'dan 7 Haziran'a
12.4.2015
Asla siz kazanamayacaksınız
04.03.2015
“Kafası karışık” bazı solculara
08.01.2015
Demokrasi görevi, bu seçimle HDP’yi demokratik muhalefetin merkezi yapmaktır
29.12.2014
Hilal Kaplan “Yargıtay…” deyince Doğan Akhanlı’yı anımsadım
17.12.2014
AKP'ye demokratik muhalefet
22.11.2014
Sözü olan iktidara söylemeli
03.11.2014
Bir anı ve barış süreci
17.10.2014
Rojava: Kobane Kürtlerinin büyük ‘günahı’!
05.10.2014
Romantizm ha!
02.10.2014
Kobane, Egemenler ve Aydınlar
20.09.2014
Kobane çökerse Barış Süreci de çökebilir
1.09.2014
Yüz yıllık ölü toprağı
19.08.2014
Esas yenilik…
29.07.2014
Cemaat’in siyasi olarak tasfiyesi hayırlıdır
14.07.2014
Sınırın iki tarafında da direnmeden barış yok
02.07.2014
Çerçeve yasası ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine
09.06.2014
Sürecin dili ve sorumlulukları
28.05.2014
27 Mayıs darbesi ve darbeler üzerine
17.05.2014
Neo Liberalizmin son vahşeti Soma katliamında biz de suçluyuz
28.04.2014
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
16.04.2014
Bir saatte 529 idam kararı verilmediyse, Kürtlere borçluyuz
28.03.2014
Yeşeren demokrasi ağacının suyunu kesmeyin. Oylar HDP’ye
10.03.2014
Cin şişeden çıktı
27.02.2014
Siz susun !
20.02.2014
Günün görevi, Gezi ruhuyla demokratik barış ruhunu birleştirmektir
29.01.2014
Hrant’a söz vereli daha on gün bile olmadı
18.01.2014
Sürece yalın bakmak
08.01.2014
Bu topraklar hamile, cennet de doğurabilir cehennem de
31.12.2013
Kısaca benim gözümden Doğan Tarkan
22.12.2013
Kirlilik ve arınma üzerine
14.12.2013
"Demokrasisiz" cemaat ve hükumet kapışması
18.11.2013
Diyarbakır buluşması üzerine
10.11.2013
Savaş Ay’ın ölümünü duyunca…
02.10.2013
Eski sol, eski hatalar ve Oral Çalışlar.
18.09.2013
Rojava Kürtleri mazlum değil mi?
05.09.2013
Darbeciler ve seçilmiş Hükumetler arasındaki fark
06.08.2013
BU SÜRECİN ŞAŞKINLARI
24.07.2013
Bir hukuk skandalı ve Doğan Akhanlı üzerine
09.07.2013
Şimdi, “tüm darbecilerin canı cehenneme” deme zamanıdır
27.06.2013
İdeolojik yarılmanın yüzeye çıkışı: “Ayak Takımı” ya da “Çapulcular”
22.06.2013
Gezi direnişi ve iki demokrasi anlayışı
18.06.2013
Sekterlik, ikamecilik ve Gezi Dersleri
07.06.2013
Hep beraber ; “Gezi’me dokunma, özgürlüğüme dokunma, BARIŞA EVET” deme zamanı
03.06.2013
Bir dönemin sonu… Artık söz bizde…
19.05.2013
Reyhanlı katliamı ve ırkçılık
05.05.2013
Taraf’a dair kafamdaki sorular.
21.04.2013
CHP “yenilikçilerine”: Tarihe çok kötü geçecek adınız
09.04.2013
“Barıştan yanayım, ama” diyenler, bari susun…
06.01.2013
Barış Heyecanı
31.12.2012
Stalin ve Kürtler
18.12.2012
Ahmet Altan ve Taraf
17.11.2012
İdama doymadınız mı?
06.11.2012
Zalimi anlamak (mı)
17.09.2012
Eylül ayı gerer beni
08.05.2012
İnsaf be Yıldıray Oğur !
03.05.2012
1 Mayıs 1977 de ne oldu?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive