Selami GÜREL

[email protected]



Bookmark and Share

Hilal Kaplan “Yargıtay…” deyince Doğan Akhanlı’yı anımsadım


29.12.2014 - Bu Yazı 2549 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bugün size 2010 yılında başlayıp, bir yıla yakın yoğun olarak gündemde kaldıktan sonra “unutulmaya” yüz tutan, ama halen devam eden bir davadan bahsedecek, ardından konunun günümüzle olan ilişkisini ekleyeceğim. Eğer Hilal Kaplan’ın 28.12.14 tarihli “Yargıtay 9. Ceza Dairesi” içerikli yazısını okumasaydım, büyük ihtimalle bu yazıyı kaleme alma gereği duymayacaktım. Beni olumlu anlamda tetikledi.

Doğan Akhanlı binlerce 12 Eylül sürgünlerinden biri, özellikle soykırımlar konusunda uzmanlaşmış bir romancıdır. Çok yakın dostum, hatta –sürgünlük anlamında- kader ortağımdır. 12 Eylül sürgünlerinin çoğu, Türkiye’de haklarında ne tür hukuki davalar sürdüğünü bilemezler. Avukatların en alası bile onların dosyalarına ulaşmayı başaramaz. Ulaştıkları dosyalarda bulunmayan bazı “bilgiler” polisin elinde bekletilir. 1997 yılında ilk geldiğimde, hakkımda açılmış bir dava bulunmamasına rağmen kendimi önce Terörle Mücadele Şubesi’nde, ardından DGM’de bulmuş, neyse ki oradan serbest bırakılmıştım. Ben “şanslıydım”

Doğan da benim gibi, 2010 Ağustosunda, “gözünü karartarak” geldi. Havaalanında ben karşıladım. Gözaltına alındı, o da Terör’e götürüldü. Bir cinayetle itham edildiğini öğrendik ve tutuklandı. Doğan “şanssızdı” İlerleyen günlerde dosyayı incelemeye başlayan avukatları Haydar, Sennur ve ben bir komplo ile karşı karşıya olduğumuz konusunda hemfikirdik. Doğan’ın masumiyeti ve komplo son derece belirgindi. Olaya dair tüm belgelere, tanıklara yeniden ulaşıldı. Bunlar demokratik, duyarlı insanlarla, basınla paylaşıldı. Yaşar Kemal, Vedat Türkali, Adalet Ağaoğlu, Oya Baydar, Atilla Keskin, Günter Wallraff, Edgar Hisenrath, Zülfü Livaneli, Taner Akçam, Hasan Cemal, Eren Keskin, Hilal Kaplan, Bejan Matur, Cezmi Ersöz, Oral Çalışlar, Ragıp Zarakolu, Roni Margulies, Doğan Tarkan ve aklınıza gelebilecek tüm aydınlar davanın takipçisi oldular. Kurgu her tarafından öyle dökülüyordu ki, dört ay sonraki ilk mahkemesinde Doğan, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Bu arada, “ölmeden önce görmek istediği” babası, Doğan tutukluyken, ayrıldı aramızdan. Beş ay sonraki, yüze yakın izleyicinin hazır bulunduğu mahkemede ise beraat etti. Savcı beraat kararına itiraz ederek dosyayı Yargıtay’a gönderdi. “Ne hikmetse ve tesadüfen” Doğan’ın dosyası da tıpkı Pınar Selek’in dosyası gibi “9. Ceza Dairesi’ne” gitti. Yargıtay, beraat kararını bozarak, dosyayı yeniden mahkemeye gönderdi. Tüm bu süreçlerin iyice yorduğu Doğan tamamen tesadüf ve şans eseri Ahmet Kaya ya da Adnan Keskin’in kaderini paylaşmadan ciddi bir kalp ameliyatı ile hayata tutunmayı başardı. Ama yeniden sürgün oldu ve ülkesine gelemiyor. Davanın nasıl sonuçlanacağı ise hepimizin meçhulü.

Bizim gibi sıradan insanların, yargı, emniyet ve bürokrasinin içinde ne tür örgütlenmeler olduğunu, bunların insanların günlük yaşamlarını nasıl zorlaştırıp hatta cehenneme çevirebildiğini, başımıza bir “olay” gelmedikçe yakından bilme şansımız yoktur. Ya da ortalama bir vatandaşın bildiklerini bilebiliriz. Ama uzun yıllardır bu ülkede hukuk, hak ve adalet kavramı öyle dejenere oldu ki, artık sıradan insanlar bile, hangi mahkemenin hangi hakiminin, hangi “görüşe” yakın olduğunu biliyor. Bu yazıya başlamadan önce birkaç hukukçu arkadaşımla konuşup “Yargıtay 9. Ceza Dairesi” ile ilgili duyup okuduklarımı aktardım. Hepsi aktardıklarımı onayladı. “Dünkü askeri vesayetin savunucusu durumundakiler, bugün ittifak halinde aynı uygulamaları sürdürüyorlar” dediler.

Bu iktidar için yaptığı tüm eleştirilerin, tüm yazdıklarımın arkasındayım. Bu hükümet kendine oy versin ya da vermesin, asla herkesin hükümeti olmadı. Çeşitli inanç gruplarının, farklı yaşam tarzına sahip insanların özgürlüklerinin koruyucusu ve güvencesi olmadı. Kendi kafalarında kurdukları toplum modelini yetmiş milyona dayattılar. İktidarda bulunmayı, “kendi zenginlerini yaratmanın aracına” dönüştürdüler. HES’lerle, nükleer ve termik santrallerle ülkenin ekolojik yapısını geri dönülemeyecek şekilde tahrip etmekten çekinmediler, çekinmiyorlar. Bu ülkede işçilerin de yaşadığını, onların çalışma ve iş güvenliği koşullarının düzeltilmesinin kendi görev ve sorumlulukları olduklarını anımsamadılar. Ülke işçi mezarlığına döndü. Taşeronlaşma çalışma hayatının bir parçası oldu. Alkol yasaklarıyla ve inanılmaz zamlarla gençleri adeta, daha ucuz, kimyasal uyuşturucuya teşvik ettiler. Özgürlükçü bir toplum hayal, yasakçı bir toplum gerçek oldu. Ama tüm bunlar, -önemli yolsuzlukların ortaya çıkmasına vesile olmuş olsalar da- Kürt Sorununun barışçıl bir şekilde çözüm ihtimali belirdiğinde, PKK ile görüşmeyi tahrip edip savaşı teşvik eden, ellerinde bulundurdukları polis ve adalet gücünü keyfi olarak kullanan Cemaat’in politik tutumunu asla aklamıyor. (Tıpkı hükümetin –yukarıda bazılarını saydığım- uygulamalarını aklamadığı gibi) Aklamak bir yana bu keyfiliğin kabullenemez olduğunu yeniden kanıtlıyor. Her cemaat, her inanç, her farklılık kendini toplumda özgürce örgütleme hakkına sahiptir, ya da sahip olmalıdır. Devlet bu hakkın koruyucusu ve güvencesi olmalıdır. Ama hiçbir grup, tüm insanları ilgilendiren konularda ve alanlarda, kendi politik tercihine göre devlet içinde örgütlenemez. Bu beklentilerimle bizim devletin yüz yıldır henüz tanışmadığını ve mevcut hükümetin de böyle bir niyetinin olmadığını da biliyorum, ama biz bunda ısrarlı olmak zorundayız. Eğer iktidar sadece “paralel yapı” teranelerini yinelemekten vazgeçer, Pınar Selek, Doğan Akhanlı ve bizim ismen bilme şansımızın olmadığı daha binlerce hukuk ve adalet mağdurlarının haklarını iade eder, özgürlükçü bir toplumun güvencesi ve koruyucusu olduğunu gösterirse, inandırıcı olacaktır. Aksi halde, seyrettiğimiz “bir kayıkçı kavgasıdır”

.

Facebook Yorumları

Emlak8
28.7.2015
Çok yorulduk Savaştan… Artık Barış, hemen Barış
23.7.2015
Zulme karşı sessiz kalmak zulme ortak olmaktır
8.7.2015
Yunanistan halkının direnişi ve militarizm
16.6.2015
Seçim sonuçları: Barış cephesi çok daha güçlü
2.6.2015
Toplumsal temsiliyet toplumsal barışın anahtarıdır
22.5.2015
Adalara Gel
9.5.2015
Önemsiz bir yazı
30.4.2015
Söz Alida'da...
26.4.2015
Sivil toplum kazandı, halkların duyarlılığı kazandı
19.4.2015
Ağrı'dan 7 Haziran'a
12.4.2015
Asla siz kazanamayacaksınız
04.03.2015
“Kafası karışık” bazı solculara
08.01.2015
Demokrasi görevi, bu seçimle HDP’yi demokratik muhalefetin merkezi yapmaktır
29.12.2014
Hilal Kaplan “Yargıtay…” deyince Doğan Akhanlı’yı anımsadım
17.12.2014
AKP'ye demokratik muhalefet
22.11.2014
Sözü olan iktidara söylemeli
03.11.2014
Bir anı ve barış süreci
17.10.2014
Rojava: Kobane Kürtlerinin büyük ‘günahı’!
05.10.2014
Romantizm ha!
02.10.2014
Kobane, Egemenler ve Aydınlar
20.09.2014
Kobane çökerse Barış Süreci de çökebilir
1.09.2014
Yüz yıllık ölü toprağı
19.08.2014
Esas yenilik…
29.07.2014
Cemaat’in siyasi olarak tasfiyesi hayırlıdır
14.07.2014
Sınırın iki tarafında da direnmeden barış yok
02.07.2014
Çerçeve yasası ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine
09.06.2014
Sürecin dili ve sorumlulukları
28.05.2014
27 Mayıs darbesi ve darbeler üzerine
17.05.2014
Neo Liberalizmin son vahşeti Soma katliamında biz de suçluyuz
28.04.2014
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
16.04.2014
Bir saatte 529 idam kararı verilmediyse, Kürtlere borçluyuz
28.03.2014
Yeşeren demokrasi ağacının suyunu kesmeyin. Oylar HDP’ye
10.03.2014
Cin şişeden çıktı
27.02.2014
Siz susun !
20.02.2014
Günün görevi, Gezi ruhuyla demokratik barış ruhunu birleştirmektir
29.01.2014
Hrant’a söz vereli daha on gün bile olmadı
18.01.2014
Sürece yalın bakmak
08.01.2014
Bu topraklar hamile, cennet de doğurabilir cehennem de
31.12.2013
Kısaca benim gözümden Doğan Tarkan
22.12.2013
Kirlilik ve arınma üzerine
14.12.2013
"Demokrasisiz" cemaat ve hükumet kapışması
18.11.2013
Diyarbakır buluşması üzerine
10.11.2013
Savaş Ay’ın ölümünü duyunca…
02.10.2013
Eski sol, eski hatalar ve Oral Çalışlar.
18.09.2013
Rojava Kürtleri mazlum değil mi?
05.09.2013
Darbeciler ve seçilmiş Hükumetler arasındaki fark
06.08.2013
BU SÜRECİN ŞAŞKINLARI
24.07.2013
Bir hukuk skandalı ve Doğan Akhanlı üzerine
09.07.2013
Şimdi, “tüm darbecilerin canı cehenneme” deme zamanıdır
27.06.2013
İdeolojik yarılmanın yüzeye çıkışı: “Ayak Takımı” ya da “Çapulcular”
22.06.2013
Gezi direnişi ve iki demokrasi anlayışı
18.06.2013
Sekterlik, ikamecilik ve Gezi Dersleri
07.06.2013
Hep beraber ; “Gezi’me dokunma, özgürlüğüme dokunma, BARIŞA EVET” deme zamanı
03.06.2013
Bir dönemin sonu… Artık söz bizde…
19.05.2013
Reyhanlı katliamı ve ırkçılık
05.05.2013
Taraf’a dair kafamdaki sorular.
21.04.2013
CHP “yenilikçilerine”: Tarihe çok kötü geçecek adınız
09.04.2013
“Barıştan yanayım, ama” diyenler, bari susun…
06.01.2013
Barış Heyecanı
31.12.2012
Stalin ve Kürtler
18.12.2012
Ahmet Altan ve Taraf
17.11.2012
İdama doymadınız mı?
06.11.2012
Zalimi anlamak (mı)
17.09.2012
Eylül ayı gerer beni
08.05.2012
İnsaf be Yıldıray Oğur !
03.05.2012
1 Mayıs 1977 de ne oldu?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive