Ekrem Dumanlı ile röportajında “Bu hayırlı hizmetlerin ademe mahkûm edilmesinden, yabancılara sizin ifadenizle jurnallenmesinden dolayı üzülüyor ve ızdırap duyuyorum” diyor Fetullah Gülen.

Hizmetlerin hayırlı mı değil mi, hayırlı ise ne kadar hayırlı onu takdir merciine bırakalım, ama herkesin üzerinde ittifak edeceği “ülkeye ihaneti” görmeyen Fetullah Gülen ve paralel elemanlarına kendi ülkesini yabancı ülkelere gammazlayan jurnalcilere övgüler dizmelerini kendilerine yakıştırdığımı belirtmeliyim.

Mesela,

Eski Mao’cu yeni Neo-Con’cu Şahin Alpay’ın “Tayyip Erdoğan’ın amacı ATOM BOMBASI yapmak” iftirası ağır bir jurnal ve ihanet değil mi?

Ya Cemaat medyasının “TÜRK TIRLARI ELKAİDE’YE SİLAH GÖTÜRÜYOR” gibi aslı astarı olmayan devleti kundaklayan jurnali?

Ya da Cemaat medyası yazarlarının “Savcı-polis El Kaide militanlarını gözaltına almak istiyor, ama başbakan Erdoğan izin vermiyor” bühtanı?

Peki, BAŞBAKAN TAYYİP ERDOĞAN DA DAHİL DEVLETİ DİNLEYİP İSRAİL’e de DİNLETİLMESİ?.. Bakın bu dinlemeyi İsrail’e aktaran firmanın bağlantıları ortaya çıktığında neye uğradığımızı şaşıracağız.

Bu iftira ve ihanetler uluslararası odaklara “TÜRKİYE TERÖRE DESTEK VEREN ÜLKEDİR” kozunu verme amacı taşıyordu ve bu ülke için felakettir.

Bu jurnal ve ihaneti sayfalarca yazabiliriz. Bundan ızdırap duymadığınızı da biliyoruz, bu jurnalcileri besleyip tosunlaştırdığınızı da…

Neden mi?

Çünkü gücü ele geçirme şehvetiniz sizi o kadar kendinizden geçirmiştir ki “o meşhur aşufte-alufte“ dahi uçkuru çözük bir adamı bu kadar baştan çıkaramaz. Biliyoruz ki ayartma ve baştan çıkartmada en etkili şey erk/güç şehvetidir. Çünkü güç, diğer bütün ihtiraslarınızı yerine getirmek için temel anahtardır.

Paraleller liderlerinin emirleriyle ülkeyi yönetilemez hale getirmeye çalışıyor ve bunun için her türlü yasadışılığa başvuruyor sonra da Gülen 'ben münzevi hayat yaşıyorum' diyor.

Fetullah Gülen'in beş gündür Zaman'da çıkan röportajında dikkatimi çeken bir ifadesi de: "17 Aralık operasyonunu yapanların binde birini tanımıyorum" diyerek bu operasyonlarla bir ilişkisinin olmadığını söylemesi. Böyle bir iddiada bulunan yok ki, bu kadar polisi, askeri, hâkim ve savcıyı birebir tanımak mümkün değil zaten. Tayyip Erdoğan da kendi memurlarının onbinde birini tanımıyor. Bu, başbakanın karşı darbe yapan polislerinin amiri olmadığı anlamına mı geliyor? Aklımızla, zekâmızla alay etmeyi bırakın artık.

Gözler ihtirastan kör olmuş. Öyle ki dershaneleri okula çeviren Ak Parti’ye karşı camileri ahıra çeviren CHP'ye destek oluyorlar. Peki, bunu yapanlar zannediyorlar mı ki Allah bu yapılanlara -hâşâ- kayıtsız kalacak? Yazık!

Kılıçdaroğlu’yu sevimli gösterip başbakan Erdoğan’a karşı halkta antipati oluşturmak için başvurmadıkları montaj kalmadı. Tek dert başbakan Erdoğan ve ailesini halkın gözünden düşürmek. MİT uyardı; “rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun katline dair fetva! ve Uludere ile ilgili kaset hazırlığı var” diye. Maksat, Türk ve Kürt milliyetçi kesimi sokaklara dökmek. Ayrıca mut’a üzerinden montajlanmış kasetler başka bir çekmecede duruyor.

Biz Makyavell’den mülhem “başarıya götüren her yol mübatır”ın esas alındığını zannediyorduk, meğer Makyavell çok kat(man)lı damda papucunu arıyormuş. Zira bu paralel yapının anlayışında/inancında “hedefe varmak için en habis ve kabih söz, fiil, eylem, iftiraya başvurmak farz-ı ayn’dır.” İşte bu yüzden sahte ve montaj tape hazırlanırken, zina, cinayet, vatana kast vs… her türlü kebair, ahlaksızlık ve ihanet en dibine kadar uygulandı, uygulanıyor.

Hep söyledik; Batı'nın hedefi ülke ve başbakan Tayyip Erdoğan,  İslam dünyasını en az üç asır daha kargaşa içine sokmak. Yapılan da tam olarak budur.

Burada üstlenici rol alan paralel yapının maksadı bizi kahrediyor, amaç yolsuzluk olsaydı tarihin en aleni hırsızlığı Ecevit döneminde yapılmış ve 75 milyar doları bir gecede birkaç aile paylaşmıştı. Bu hırsızlığa ve 28 Şubat'ta 438 milyar dolarlık zarara yol açanlara sessiz kalanlar Erdoğan için uydurulan ses kayıtlarına sarıldılar.

Menderes de idam sehpasına “12 uçak altınla yurt dışına kaçacak” iftiralarıyla gönderildi. O gün de CHP buna “altın kaçırmaya kalkarsan böyle olur tabi” diyordu.

Düşünebiliyor musunuz?

Dinlendiğini kaç zamandır söyleyen başbakan oğlu Bilal ile telefonda rüşvet ve para taşımayı konuşacak!? Elbette ki buna kargalar güler.

Geçen Çarşamba günü Erbil’de verdiği konferans sonrası yanıma gelen Yemenli iki genç “biz başbakanınız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatını okuduk, böyle bir liderin paraya tamah edeceğine inanmıyoruz, ona yapılanlar onun İslam âlemini derin uykudan uyandırmasıyla alakalıdır” dediler.

Bakın Niğde’deki terör eylemine, seçimden önce kim hangi rolünü oynuyor anlayın. Nevruz’da yine kardeşliğin pekiştirilmesi çıkıyorsa her olayı yorumlayabiliriz. Diyarbakır’da toplanan yüz binler istisnasız son bir yılın kansız geçmesinin mutluluğunu yaşıyordu. Süreç “kardeşliğimizi güçlendirecek, sonuçta kazanan bu ülke olacak” diyorlardı. Olay Türklerin Kürtlerle tarih sahnesine çıkışının kabul edilmemesi olayıdır. Bizi bölememelerinin öfkesidir.

Bakınız, Ağustos 2013'te yazdığım yazıda:

"Bakın açık ve net söylüyorum, Batı'nın bizimle kavgası Türkiye'nin var-yok olma savaşıdır. Biz kazanırsak var olacağız, ama Allah korusun onlar kazanırsa beş yıl sonra bu ülkede 1940'lı yılları mumla arar hale geliriz. Karar verin;

Kardeşlik ve eşitlik mi, yoksa 1960'ların Bulgaristan'ı olmak mı?" demişim.

Bu yapının halisane hizmetkârı, tertemiz insanları bunu bilecek donanıma ve sağduyuya sahiptir, bundan zerre kadar kuşku duymuyorum. O zaman bu karanlık ve kirli oyunu bozmaya vakit varken Ya Allah diyelim.

Yoksa geç kalmanın vebali sadece ve yalnızca sizindir.

Twitter: @ahmetay_

  • Abone ol