Süleyman Seyfi Öğün

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Dünyadan savrulmak


23.4.2018 - Bu Yazı 249 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Doğrusu, şu dillerden düşmeyen “gündem” kelimesine kuşkuyla yaklaşanlardanım. Elbette gündem kelimesi veyâ daha genel manâda güncellik, asla ıskalanmaması gereken bir şeydir. Ne var ki; gündem ancak daha genel bağ ve bağlantılarına kavuşturulursa manâlı ve tesirli olabilir. Yâni, “güncelliğinden arındırılmış bir târihsellik”, zihinlerde nasıl büyük bir boşluk ve karanlık doğuruyorsa; “târihselliğinden arındırılmış bir güncellik” de o derecede sığlık doğuruyor.

Bürokratik tekellerin kırılmasından sonra çeşitlenen yayıncılık işi, başlangıçta büyük bir umut doğurmuştu. Artık, “tek-kaynaklı-tek doğrulu” bir yayımcılığa mahkûm olmayacaktık. Tekelci yayımcılığın 12 Eylül faşizmiyle birleşmesi de beklentileri arttırıyordu. Zâten tekdüze, tatsız-tuzsuz olan siyah-beyaz yayımcılık, 12 Eylül’ün etkisiyle alabildiğine katlanılmaz hâle gelmişti. 1990’lar ise Kenan Evren’in siyâsî ömrünün olduğu kadar, yayım tekelciliğinin de sonu oldu. Ekranlarımız renklendi, çeşitlendi ve daha mühimi şenlendi. Bâzıları hakikâten de akıl dışı olan pek çok yasak kalktı. Büyük bir rahatlama ortaya çıktı.

Türkiye bir aşırılıklar cennetidir. Bunu defâlarca dile getirmeye çalıştım. Bir şeyi aşırılık konusu hâline getirmek için onu trajik bir kıvâma taşımak; karşıtlıklara indirgemek yeterlidir. Sheakespeare Hamlet’inde “Olmak veyâ olmamak; işte bütün mesele bu…” diyordu. Evet; “olmak veyâ olmamak” trajik durumun bizâtihî kendisidir. “Olmak” ile “olmamak” arasında kalan tekmil seçeneklerin tükendiği; ortada sâdece bu iki seçeneğin kaldığı “ender” ama “derin” bir hâldir trajik hâl. Türk edebiyâtında trajedya veyâ trajedyaya benzer bir tarzın olmadığını biliyoruz. Merak etmeyin; bizde niye “şu” veyâ “bu” yok tarzı kompleksli bir tartışma başlatacak değilim. Hattâ, belki de yazacaklarım bu tarz bir tartışmayı var edecek bir iklimin çok, ama çok dışında kalacak. Doğrusu, biz Türklerin, ayrıca trajedya yazmayı gereksiz hâle getiren kuşatıcı bir trajik hâlin içinde olduğumuzu düşünüyorum. Aradaki her nev’i seçeceği yok sayan ve her şeyi “olmak veyâ olmamak” noktasına sürükleyen bir zihniyet hâli bu. Sheakespeare’in yolu buralara düşseydi; en bâsit bir trafik sorununu, bütün ölümcül riskleriyle; “olmak veyâ olmamak” noktasına rahatlıkla taşıyabilen; “kendinde trajedyanın” “kendisi için trajedya” ya meydan bırakmadığı bu memlekette herhâlde trajedya yazmayı bırakırdı.

Bir baskı kadar tehlikeli olan husûsun, o baskı altında biriktirilenlerin açığa çıkması olduğunu düşünüyorum. İnsanlığın özgürlük tecrübesi, bu birikimlere kurban edilmiş gibi geliyor bana. O sebeple de, özgürlük daha çok zihinlerde, edebiyatlarda takılı kaldı. Biliyoruz ki özgürlüğün, eğer milâd Fransız Devrimi ise; aradan geçen ikibuçuk asırlık zamâna mukâbil çok az ideali hayâta geçirebildi. Bunun esaslı sebeplerinden birisi; özgürlük ile özgürlüğün açığa çıkardıkları arasındaki çelişki olduğunu düşünüyorum. Bir hayli zor görünüyor, ama özgürlük tecrübesi, eğer bir gün, açığa çıkardığı bastırılmış birikimlerden yakasını kurtarabilirse; yâni özgürleştirdiklerine karşı da özgürleşmeyi sağlarsa tutunum elde edebilir.

İşte, medyatik târih içinde “gündemcilik” dediğim ve “güncelciliğin” en sığ formu olan olgu da böyle doğdu. Yayım tekellerinin kırılması, yayımcılık işini kendi içinde aşırılaştırarak sığlaşmaya taşıdı. Medya belki de yazılı ve şifâhî kültür arasında bir yer tutması bekleniyordu. Ama öyle olmadı; herşeyi, görselliği bile ucuz bir şifâhîliğe taşıdı.

Magazin kültürü; yâni bir takım isimleri önce parlatan; daha sonra da şu veyâ bu sebepten acımasızca “unutturan” öğütücü bir kültürdür. Gözümüze sokan ve unutturan da aynı mecrâdır. İşin en zehirli tarafı da, unutturduklarını, “Bir zamanların şöhretleri şimdi nasıl sürünüyorlar?” kabilinden hatırlatmasıdır. Magazin, aktüalitenin en düşük düzeyidir. Tuhaf olan, en ciddî tutulması gereken konuların, vasat kültürlü modaratörlerin hakemliğinde saatlerce dörtlü beşli setlerle; bol itiş kakışlı magazin düzeylerine çekilmesidir. İstisnâları tabiî ki var; ama anaakım Türk medyacılığında artık günlük siyâset haberciliği ve programcılığı; magazin haber ve programcılığı ve spor haber ve programcılığı arasında geçişler aslında sanaldır. Sözümona konu farklılıkları, taşkınlığın geçişleridir aslında.

Türkiye’nin erken veyâ baskın seçim karârı almasının ardından bütün gündem değişti. Bundan önce, şöyle veyâ böyle Türkiye ile berâber “dünyâyı” konuşuyorduk. Seçim haberinin ardından medya hemen vaziyetini değiştirdi. Artık dünyâyı bıraktık, siyâset esnafının ucuz diliyle “Türkiye’yi dünyâsız” konuşmaya başladık. Ne diyelim; hakkımızda hayırlı olur inşaallah….

.

Facebook Yorumları

Kod8
16.7.2018
15 Temmuz’un sene-i devriyesinde…
12.7.2018
Dönüşüm
5.7.2018
Tarafsızlık
28.6.2018
Seçim ve sonrasına dair
18.6.2018
Siyasetten soğumak
14.6.2018
G7 ve ABD-Kuzey Kore anlaşması
4.6.2018
Siyasal kısırlık ve muhalefet
31.5.2018
Ahlaki isyan ve isyan ahlakı
28.5.2018
Para oyunları
24.5.2018
Demokrasi
17.5.2018
İşler karışıyor, tablo değişiyor
14.5.2018
İstanbul: Siluet ve muhit
10.5.2018
Post oryantalizm
7.5.2018
Siyasal hikâyeler
30.4.2018
Sistem değişiminin düşündürdükleri
26.4.2018
Parametreler
23.4.2018
Dünyadan savrulmak
16.4.2018
Adâletin bu mu dünyâ?
12.4.2018
Kimyasal…
9.4.2018
Acılar, sevinçler ve geçişler…
5.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (2)
2.4.2018
Yeni baş belâmız Fransa (1)
29.3.2018
Erken final yok
26.3.2018
Mare Nostrum
22.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri (2)
19.3.2018
Yeni ittifak dizilimleri(1)
15.3.2018
Şahinler savaşı başlıyor…
12.3.2018
Evrenselcilik ve yercilik
8.3.2018
Bir entelektüel hesaplaşma
5.3.2018
Körlük
1.3.2018
Saçmalama ve aşırılaştırma
26.2.2018
Iskalama…
22.2.2018
Kirli savaş
19.2.2018
Kökler
12.2.2018
Kâhinler ve hikâye anlatıcılar
8.2.2018
ABD algısı
29.1.2018
İmzalar ve bildiriler
25.1.2018
Satılık fikirler…
4.1.2018
Ekmek, özgürlük ve İran
1.1.2018
İran…
25.12.2017
Homolar savaşı
21.12.2017
Trump’ın yeni güvenlik stratejisindeki tuhaflıklar
18.12.2017
Mevlânâ, yani şu dönme muhabbetini çıkaran adam…
14.12.2017
Bir ideolojik bulanmanın serencamı
11.12.2017
Trump’ın yalnızlığı
7.12.2017
Post-IŞİD devir üzerine
4.12.2017
Siyasal davalar
27.11.2017
Değişen suretler
23.11.2017
NATO ve Türkiye
20.11.2017
Özür…
13.11.2017
Uluslararası ilişkiler…
9.11.2017
Suud baharı
26.10.2017
Âfitab-ı tanbur Necdet Yaşar’ın ardından…
23.10.2017
Engellenmemişlik…
19.10.2017
Gençlik imgesi ve siyaset
12.10.2017
Akıl tutulması
9.10.2017
Hudutların kanunu
5.10.2017
Utanmak…
2.10.2017
Şehirler, kasabalar ve köyler
28.9.2017
Referandumun ardından
18.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi - 2
14.9.2017
Muhtasar yakın devir tarihi (1)
11.9.2017
Şerif Bey…
7.9.2017
Kuzey Kore saldırır mı?
4.9.2017
Sun’î sistem dışı hareketler
28.8.2017
Entel dantel bir mevzu…
24.8.2017
Halk adamı olmak
21.8.2017
Kıt’aların geleceği
14.8.2017
Distopya
10.8.2017
Hayvan dostlarımız
7.8.2017
Okuyup da adam ol(ama)mak
3.8.2017
İnanç ve umut
31.7.2017
Küçük düşünmek….
27.7.2017
Sosyal Darvinizm
24.7.2017
Almanya Türkiye ilişkileri kopuyor mu?
20.7.2017
İşler ve günler
17.7.2017
15 Temmuz: Tarihsel bir eşik
13.7.2017
15 Temmuz’un sene-i devriyesi üzerine
10.7.2017
Sistem karşıtı hareketler
6.7.2017
Adalet
3.7.2017
Savaşan dünyanın kültürel iklimi üzerine
29.6.2017
Sivil itaatsizlik
26.6.2017
Bayram ve dolaşımdaki kimlikler
22.6.2017
Ortadoğu; kördüğüm ve bazı tahminler
19.6.2017
Yürüyüş…
15.6.2017
Tahayyülü olmayan dünyada bekâ sorunu
12.6.2017
Savaşlar…
8.6.2017
Hiper reelpolitik
5.6.2017
Çıkarlar…
1.6.2017
Romantizm ve terör
29.5.2017
Terörün yol haritası
25.5.2017
Âkif Emre için
23.5.2017
Yenileşme ve yenilenme
18.5.2017
Erdoğan ve ABD
11.5.2017
Sıkışan coğrafya
8.5.2017
Yeni sistemler ve partiler
4.5.2017
Riskler ve fırsatlar
1.5.2017
Bir cân için…
27.4.2017
Defarges, bilgi ve Sakallı Celal
24.4.2017
Referandum ve partilerin durumu
20.4.2017
Oran ve sayıların düşündürdükleri
17.4.2017
Seçmek
13.4.2017
Dizilimler ve çatlaklar
10.4.2017
Ortadoğu’da yeni dönem
6.4.2017
CHP’nin referandum stratejisi
3.4.2017
Dünya düzeni
31.3.2017
İnanç, silah ve para
27.3.2017
Avrupa: Olmayacak bir dua...
23.3.2017
Rockefeller
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8