Taha Akyol



Bookmark and Share

İdlib en tehlikeli hava sahası


2.03.2020 - Bu Yazı 430 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 *Suriye hava sahası, mevcut durumda dünyanın en tehlikelisi... Böyle bir tabloda kara harekatı icra edilemez. Rusya’nın hava sahasını kapattığı dönemde yapılan Zeytin Dalı Harekatı’nda hava görevleri ciddi şekilde aksadı. 

*Türk Hava Kuvvetleri’ni devreye sokmak da sokmamak da ciddi risk...
İdlib’de hem siyasi hem askeri olarak iyi seçenek yok. Kara birliklerinin, mobil hava savunma sistemleri olmadan bombardıman alanına konuşlanması çok riskli. 

*Gürcistan ve Kırım’ın işgali, Esad diktatörlüğünün iktidarı, Dağlık Karabağ konusu ve Rusya’nın Ermenistan’a SS-26 gelişmiş silah satışları ortada...  Bu konuların hiçbirinde Türkiye ile Rusya’nın diplomasi esasları örtüşmüyor.

Şubat gecesi İdlib’de Suriye uçakları 34 askerimizi şehit etti. Rusya’nın desteği olmadan yapılabilirler miydi?

Öncelikle hatıraları her şeyden daha kıymetli şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri, bir süredir zaten İdlib’de bir genel taarruz icra etmekte idi. 

Bu genel taarruzun en kritik niteliği, İdlib’i yerel halktan arındıracak şekilde icra ediliyor olması. Baas’ın mezhepçi diktatörlüğü ve Rusların tutumları yanında, sözü edilen niteliğin askeri matematiksel modeller ile de ilintisi var. Rejimin, 3,5 – 4 milyonluk Sünni ve muhalefetin yıllarca hakimiyetinde kalmış bir bölgeyi, muharip kapasitesi çok yüksek birliklerini sürekli Şam’dan uzak tutarak kontrol etmesi olası değil. Bunu yapabilmek için onbinlerce kişilik bir gücü, ülkenin kuzeydoğu ucunda sürekli konuşlandırması gerekiyor. Dolayısıyla gördüğü en ‘kestirme’ yol, Sünni popülasyonun Türkiye’ye göçünü tetiklemek. Bu da Ankara açısından kabul edilemez bir durum. Bir yandan da, Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri’nin son dönemde Türk gözlem noktalarını muhasara altına alarak fiili durumlar oluşturma eğilimini gözlemliyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetleri işte bu koşullarda bölgeye büyük bir yığınak yaptı. Temel amacın da, rejim güçleri ile tırmandırmaya giderek, Rusları araya girmeye zorlamak olduğunu değerlendiriyorum. Oysa, Rusların tarafsız bir arabuluculuğa zorlanması birçok nedenden ötürü mümkün değildi. Türk kara birlikleri de yeterli yakın hava desteği ya da hava savunma şemsiyesi olmadan, Rusların kontrolünde olan hava sahasının altında bir bölgede konuşlandırılmak zorunda kaldı.

Menfur saldırıya neden olan uçaklar ve pilotlar hangi kuvvete mensup olursa olsun, hava sahası Rusların kontrolünde ve Rusya’nın Hmeymim Üssü’nün onayı olmaksızın böyle bir provokasyon gerçekleştirilmesi olası değil.

RUSYA’NIN  SURİYE PROJESİ

 İdlib konusunda Rusya ile görüşmelerden neden bir sonuç çıkmıyor? Biz ne istiyoruz, Ruslar ne vermiyor? 

İdlib, gerek Türkiye’ye yönelik kontrolsüz bir sığınmacı akımının önlenmesi, gerek Türk Devleti’nin Suriye’nin kuzeyinde, özellikle iç savaştan sonra ülkenin yeniden inşa edilmesi sürecinde, Türk Devleti’nin stratejik çıkarları açısından kritik bir bölge. Dolayısıyla Ankara’nın ilgisi ve ağırlığını koyma çabaları da gayet doğal. Öte yandan yürütülmesi planlanan siyasanın, yani Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri’yle tırmanmaya giderek Rusları ateşkese ve arabuluculuğa zorlama hedefinin önünde jeopolitik istihbarat analizi ve askeri-stratejik istihbarat analizi boşlukları olduğunu belirtmeliyiz. 

Sözünü ettim jeopolitik istihbarat analizi boşluğu, Rusya Federasyonu’nun Suriye’deki hedefinin, ülkenin toprak bütünlüğünü tam olarak, halihazırda uydusu ve Soğuk Savaş yıllarından beri yakın müttefiki Baas rejimi altında sağlamak olduğunu görememekten kaynaklanıyor. Moskova’nın çıkarları ve vizyonu, bu çerçevede, Suriye’den ikinci bir Lübnan, çeşitli milis kuvvetlerden de ikinci bir Lübnan Hizbullahı (ya da Suriye Hizbullahı) çıkarmaya çalışan Tahran ve Devrim Muhafızları Kudüs Güçleri’yle de uyuşmuyor. Kremlin’in gelecek tasarımında, Suriye’deki tek silahlı güç, Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri… Dolayısıyla, İdlib’de ya da Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’ye müzahir Sünni bir yapı ve müstakil silahlı güçlere yönelik tavrı da çok sert. Ruslar bu tavrı, rejime müzahir iş adamlarının teşkil ettiği Esad destekçisi ama kontrol dışına çıkmaya müsait milis güçlerine dahi gösterdi.

‘ARAPÇA KONUŞAN KIZIL ORDU’

Vurguladığım askeri-stratejik istihbarat analizi boşluğunun temelinde ise Rusya Federasyonu Silahlı Kuvvetleri ile Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri arasındaki ilişkinin doğru analiz edilememesi yer alıyor. Bu iki ordu arasındaki ilişkiler konjonktürel bir güvenlik işbirliğine değil, Soğuk Savaş döneminde Arap – İsrail harplerine kadar uzanan köklü, kültürel, doktrinel bağlara dayanmaktadır. Bilhassa belirttiğimiz dönemde Baas rejiminin silahlı kuvvetleri için ‘Arapça konuşan Kızıl Ordu’ tanımı yapılabilir. Bugün güneyde İdlib harekatını yürüten iki temel birlik, 25. Tümen ve 5. Kolordu, bizzat Ruslar tarafından, iç savaş sırasında kurulmuştur. 25. Tümen Komutanı General Suheyl el-Hassan, Rus Genelkurmay Başkanı General Valery Gerasimov tarafından birçok kez madalyalarla taltif edilmiş, Putin’in Hmeymim Üssü’ne ziyaretinde, Rus devlet başkanı tarafından şahsen övülmüştür. Moskova’nın, Suriye Arap Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye arasında, hem de temel bir jeopolitik hedefe yürür iken, tarafsız bir arabulucu olacağını düşünmek herhalde pek de gerçekçi değil. 

‘EN TEHLİKELİ HAVA SAHASI’

 Türkiye İdlib’de askeri yığınak yapıyor ancak hava sahası Rusların elinde, Türkiye karadan ne yapabilir? Türk Hava Kuvvetlerini devreye sokmak düşünülebilir mi?

Açıkçası, Suriye’ye ilişkin haritalar toprağa odaklansa da, hava sahasının çok daha kritik olduğunu söyleyebiliriz. Tıpkı Baltık hava sahası gibi, Suriye’de Rus ve ABD uçakları arasında yaşanan gerilimler bunun açık örneği. Sadece birkaç yıl içinde, Rus, Türk, İsrail, Suriye ve İran’a ait çeşitli insanlı ve insansız, döner ve sabit kanatlı uçaklar belirtilen hava sahasında ya da civarında düşürüldü. Hatta, bir İsrail hava taarruzu sırasında ateşlenen S-200 hava savunma sistemine ait füze, KKTC topraklarına dahi düştü. F-35’ler ilk muharip görevlerini Suriye hava sahasında yaptı; Ruslar kendi Tomahawk’ları diyebileceğimiz Kalibr seyir füzelerini önce Hazar’dan sonra da Akdeniz’den ateşleyerek Suriye’de denediler. İranlılar ilk kez İran – Irak savaşından beri, başka bir ülke topraklarına kendi topraklarından balistik füze ateşledi, Deyr ez-Zor’da IŞİD hedeflerini vurdu… Bu arada tabii, personel tarafından kullanılan hava savunma sistemleri (MANPADS) Suriye’de birçok grubun elinde ve alçak irtifa için daha önce bir yazımda, ‘mayın tarlasında uçmak’ ifadesini kullanmıştım. Son olarak tabloya, rejimin ve Rusların elindeki, S-400, S-300VM, SA-22 gibi karadan havaya füze (SAM) sistemlerini ve yoğun elektronik harp unsurlarını da ekleyin… Özetle, Suriye hava sahası, mevcut durumda dünyanın en karmaşık, en tehlikeli hava sahası…

Peki mayın tarlasında uçmadan ya da kara birliklerine yeterli koruma ve yakın hava desteği sağlamadan, Suriye harp sahası gibi karmaşık bir ortamda kara harekatı icra edilebilir mi? Hayır. Kısaca Orta Doğu harp tarihine geçen üç örneğe bakalım. Yıl 1967, Altı Gün Savaşı… İsrail Hava Kuvvetleri baskın tarzında bir meydan taarruzuyla, harbin daha ilk gününde Mısır Arap Hava Kuvvetleri’ne ait uçakların neredeyse yüzde 85’ini imha etti, pistleri de kullanılmaz hale getirdi. Sonuç ortada… Yıl 1973, bir diğer Arap – İsrail Savaşı… Mısırlılar bu kez akıllı davrandı ve hava üstünlüğü sağlamayı bir kenara bırakıp, kara birliklerini hava savunma sistemleri şemsiyesi altında tutarak ilerlediler. İsrail Hava Kuvvetleri kayıplar verdi. Ta ki, Golan Tepeleri’ne dayanarak, kuzey cephesinde Suriye’ye karşı taarruza geçene ve Mısır’ı bir şeyler yapmaya zorlayana dek… Bu andan sonra Mısır birlikleri hava savunma şemsiyesi dışına çıktı ve çok ağır kayıplar verdi. Son örnek de Zeytin Dalı Harekatı’ndan. Ruslar Şubat 2018’de HTŞ’nin MANPADS ateşiyle bir Su-25 taarruz uçağı kaybetti. Pilot atlamayı başardı, yerde çatışmaya girdi ve canlı ele geçmemek için bir el bombasıyla kendini havaya uçurdu. Ruslar, daha sonra yaklaşık bir hafta boyunca hava sahasını insanlı uçuşlara kapattı ve o dönemde Zeytin Dalı Harekatı’nın hava görevleri ciddi şekilde aksadı…

Türk Hava Kuvvetleri’ni devreye sokmak da sokmamak da ciddi riskler barındırıyor. İdlib’de iyi seçenek maalesef yok, bu durum, siyasi olduğu gibi askeri olarak da geçerli. Öte yandan, şu da belirtilmeli, kara birliklerinin, yanlarında kendileriyle birlike hareket eden alçak irtifa, mobil hava savunma sistemleri olmadan ağır bombardıman yapılan alanlarda konuşlandırılması son derece riskli ve dünyanın hemen her yerinde, her harekat tasarısı ve doktrininde bu böyle. Ruslardan ve Baas rejiminden yaralıların tahliyesi gibi temel normlara riayet beklemek de maalesef aynı riskleri barındırıyor... 

STRATEJİK ORTAK MI?

 Ankara’nın Moskova’yı ‘stratejik ortak’ olarak tanımlaması, nükleer santral, enerji bağımlılığı ve S-400 alımı doğru muydu, bunlar bir ‘eksen kayması’ mıydı, bir hata olarak yorumlanabilir mi?

Açıkçası eldeki veriler ve stratejik emarelerle, Türkiye’nin yarım yüzyıldan fazla içinde yer aldığı Avrupa – Atlantik ittifakını terk etmek gibi bir düşüncenin Ankara’da genel kabul gördüğünü düşünmüyorum. Türkiye’nin NATO’ya katkıları ortada ve bu konuda Ankara’ya birçok örnekte haksızlık da yapılıyor. Öte yandan, özellikle son dönemde birçok kritik milli güvenlik meselesinde, örneğin PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantıları hususunda, Batı’yla ters düşülmesi; Batı kamuoylarında ise Türkiye’ye ilişkin algının hızla kötüleşmesi, karşılıklı gerginlikleri beraberinde getirdi. Moskova ise, tam da bu dönemde konjonktürel koşulları çok iyi kullandı. 

Rusya’yla ilişkileri tanımlar iken, ‘Stratejik Ortaklık’ konseptinin bu kadar kolay kullanılmasını doğru bulmuyorum. Zira, stratejik ortak, en temel siyasi-askeri meselelere yönelik bir birliktelik vizyonu gerektirir. Gürcistan’ın 2008 yılında işgali, Kırım’ın işgali ve uluslararası hukuka aykırı ilhakı, Şam’da Baas rejiminin ve Esad diktatörlüğünün iktidarı, Dağlık Karabağ konusu ve Rusya Federasyonu’nun Ermenistan’a SS-26 İskender füzeleri de dahil olmak üzere gelişmiş silah satışları ortada… Bu konuların hiçbirinde Türk Devleti’nin resmi tavrı ve diplomasi esasları da Moskova ile örtüşmüyor… Bu koşullarda hangi stratejik ortaklıktan söz edebilirsiniz? İyi komşuluk ve ikili ticari ilişkiler elbette gereklidir. Ancak ikili ilişkilere jeopolitik temeli olmayan anlamlar yüklenmesi ciddi hayal kırıklıklarını da beraberinde getirecektir. Stratejik ortaklık, Batı’ya duyulan tepkiler üzerine kurulamaz, jeopolitik vizyon örtüşmesi üzerine kurulur. Ankara ile Moskova arasında böyle bir vizyon örtüşmesi yok...

ABD NEDEN YPG’Yİ DESTEKLİYOR?

 ABD niye YPG’yi kuvvetle destekliyor? NATO Savunma Koleji tarafından yayımlanan son raporunuzda, “Türkiye’nin milli güvenliği için NATO’nun önemi ve NATO için Türkiye’nin değeri Suriye sorunundan büyüktür” diye yazdınız, neden?

İlk sorunuzun iki yanıtı var ve yanıtlardan ilki için 2016 yılında, ABD Kongresi’nde, Senatör Lindsey Graham ile Savunma Bakanı Ashton Carter arasındaki diyaloğa geri gitmek gerekiyor, okurlara da mutlaka izlemelerini tavsiye ederim.

Senatör Graham, Bakan Carter ve Obama yönetimini, PKK terör örgütüyle kuvvetli bağları olan gruplara destek vermekle suçluyordu. Carter ise, verilen desteğin geçici ve DEAŞ’a karşı yürütülen harekatla sınırlı olduğunu söylemekte idi. Nitekim, 2014 sonrasında DEAŞ, 10 milyona yakın bir nüfusu ve dünyada birçok devletin ülke toprağından daha büyük bir alanı kontrol eden bir hal almıştı. Obama yönetimi ise, birçok güvenlik sorununda olduğu gibi, Bush dönemini bir saplantı haline getirmiş ve paniklemiş durumda idi. Washington DEAŞ tehdidi karşısında konvansiyonel kara birlikleri konuşlandırmayı kabul eden tek NATO ülkesi olan Türkiye’yle değil, PKK’ya müzahir gruplarla kara harekatlarını yürütmeyi tercih etti. Bu büyük bir hata... Suriye siyasasında Adana Mutabakatı en kıymetli kazanımı olan bir NATO ülkesinin hemen yanı başında, PKK’yla doğrudan militan geçirgenliği olan gruplara, bir geri alım takvimi de olmaksızın, güdümlü anti-tank füzeleri gibi yetenekler kazandırmak, bunu da bir diğer terör örgütünü imha etmek için yapmak, dikkatsizce yapılan bir kortizon tedavisine benziyordu, anlık olarak semptomatik rahatlama sağlayıp, karşılığında uzun dönem komplikasyonlara neden oldu – esasen Obama döneminde İran’la nükleer anlaşmadan Suriye’nin kimyasal silahsızlanmasına kadar birçok güvenlik konusunun, sözünü ettiğim ‘amatörce yapılan kortizon tedavisine’ benzediğini düşünüyorum –. 

Ankara’yı haklı olarak daha çok endişelendiren ikinci boyut ise, Washington’un, PYD / YPG’ye, DEAŞ karşıtı harekatın ötesinde, iç savaş sonrası otonomiye gidecek kabiliyetler kazandırmaya başlaması. Bunun nedenleriyle ilgili birçok spekülasyon yapıldı. Ancak, burada nedenden çok sonuç önemli… 

TÜRKİYE VE NATO

 Türkiye ve NATO’nun birbirine gerekliliği Suriye sorundan önemli demiştiniz…

Bakın, Suriye’de bölgesel askeri müdahaleyi tetikleyecek iki trend var. Güneyde, sınıra yakın bölgelerde İran Kudüs Güçleri ve Lübnan Hizbullahı varlığı, ayrıca Hizbullah’a yönelik oyun-değiştirici silah transferleri… Bu trend, kaçınılmaz olarak, İsrail müdahalesini tetikler. İkincisi ise kuzeyde, PKK terör örgütü ve müzahir gruplara yönelik oyun-değiştirici silah transferi ve bu grupların siyasi otonomi kazanması. Bu trend de kaçınılmaz olarak Türk müdahalesini tetikler. NATO müttefiklerimizin, ilk trendi iyi anlarken, bu ikinci trendi kavrayamamaları kabul edilebilir değil.

İlginç bir örnek, S-400 ve F-35 kıyaslamaları gündeme geldiğinde, EDAM raporlarında, objektif parametrelerle bakıldığında F-35’ten (mahrum) olma pahasına S-400 alımının Türkiye’nin milli çıkarlarını karşılamayacağını vurgulamıştık. Türkiye’nin envanterinde S-400 yerine F-35 olsa idi, İdlib’deki hain saldırıya, Suriye hava sahasının derinliklerinde mukabele etme imkanımız da olabilecekti. Bu vesileyle, benzer bir analojiyi Türkiye ve ABD’nin desteklediği gruplara ilişkin yapabiliriz. Obama döneminin iflas etmiş güvenlik politikalarının esiri olmak ve karşılığında İran, Irak ve Suriye’ye komşu bir NATO müttefikini kaybetmek akıllıca değil. Tüm ittifakın, Batı ve Türkiye, rasyonel olmasında büyük fayda var.Dünya tehlikeli bir yer…

KİMDİR?

Dr. Can Kasapoğlu, Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Derneği’nin (EDAM) güvenlik ve savunma programı direktörüdür. Ayrıca, Berlin›de bulunan Alman düşünce kuruluşu SWP’de araştırmacı olarak görev yapıyor . Doktora derecesini Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nden, yüksek lisans derecesini Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri Enstitüsü’nden aldı. Roma’da NATO Savunma Koleji’nde, Tallinn’de NATO Siber Savunma Mükemmeliyet Merkezi’nde akademik çalışmalarda bulundu. İsrail›de BESA Center’da, Fransa’da FRS bünyesinde görev yaptı. Askeri bilimler ve stratejik meselelere ilişkin birçok yayını bulunmaktadır.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
28.10.2020
Çin mallarını boykot edelim mi?
27.10.2020
İslam’ı savunmak ama nasıl?
25.10.2020
Hukuk devleti?
23.10.2020
İYİ Parti ve Cumhur İttifakı
21.10.2020
Müslüman bilge lider
20.10.2020
Hakim ve savcılara havuç ve sopa
19.10.2020
Kararlarına uymamak AYM’ye isyan
18.10.2020
Araplar neden böyle?
16.10.2020
Ey mahkeme
14.10.2020
'Yeni Türkiye'
13.10.2020
Anayasa Mahkemesi gayri milli mi?
11.10.2020
Devlet kesesinden araba sevdası
9.10.2020
Jak Kamhi’ye saygı
7.10.2020
Hukuk niye zayıf?
6.10.2020
Siyasal İslam hayal ve gerçek
5.10.2020
Türkiye ve Azerbaycan: İki devlet bir askerî akıl
2.10.2020
Anayasa Mahkemesi, siyasetle hukuk arasında
30.09.2020
‘Kur benim için önemli değil’
29.09.2020
Can Azerbaycan
27.09.2020
Faiz belası
25.09.2020
CB sistemi erken kireçlendi
22.09.2020
Oruç Reis’in dönüşü zafer mi hezimet mi?
18.09.2020
Bu fatura çok ağır
16.09.2020
‘Atatürk’ tartışması
15.09.2020
‘Milli irade’ yargıya saygılı olmalı
14.09.2020
Doğu Akdeniz’de güçlü diplomatik ilişkiler kurmalıyız
13.09.2020
Macron’un işi ne?
11.09.2020
Arap kardeşlerimiz
9.09.2020
Milli irade karşısında faiz
8.09.2020
İdam kime yarar?
6.09.2020
Kim bu AİHM Başkanı Spano?
5.09.2020
Hamaset ortamında yetişen gençler
2.09.2020
Bir adli yıl töreni daha yapıldı
1.09.2020
AK Parti ve Ziya Gökalp
30.08.2020
Milli Mücadele ve ‘yedi düvel’
29.08.2020
Malazgirt’ten 30 Ağustos’a
26.08.2020
İran mı Japonya mı?
25.08.2020
Cumhurbaşkanı kararı mı kararnamesi mi?
23.08.2020
Büyük müjde
21.08.2020
Misak-ı Milli ve adalar sorunu
19.08.2020
Oniki Adalar’ı niye almamışız?
16.08.2020
Akdeniz’de sular ısınıyor!
14.08.2020
Ekonomide yeni model?!
12.08.2020
Kılıç hutbe güncellenme
11.08.2020
‘Cumhurbaşkanlığı kabinesi’ diye bir kurum yok
9.08.2020
İYİ Parti nereye?
7.08.2020
YÖK’ün felsefe kararı
5.08.2020
Diyanet nereye?
4.08.2020
Ekonomi nereye?
3.08.2020
AK Parti’nin yumuşak karnı
1.08.2020
Yasak Yoksulluk Yolsuzluk
29.07.2020
Bu çağda hilafet?
28.07.2020
Sıra hilafette mi?
27.07.2020
Öğretmen bilmediğini öğretemez
26.07.2020
AK Parti de CHP de değişiyor
24.07.2020
Anayasa Mahkemesi ne yapıyor?
22.07.2020
Düz yolda giderken
21.07.2020
İki yılda nereden nereye?
20.07.2020
En önemli sorun
17.07.2020
15 Temmuz ve sonrası
15.07.2020
Liyakatin değeri
14.07.2020
‘Tek kişilik hükümet’
13.07.2020
Verimsiz büyüme: Kısır döngü
12.07.2020
Ayasofya’da siyasi boyut
10.07.2020
Şeref ve haysiyet kimlerin hakkı?!
8.07.2020
‘Faizci kapitalist sistem’
7.07.2020
‘Hukuçu’ olmak ne yazar?
5.07.2020
Barolarda eyalet sistemi
3.07.2020
Tvitter, mivitter
1.07.2020
Üniversite kapatmak!
30.06.2020
Devlet idaresinde ‘bizden’ sorunu
29.06.2020
Bu durum kaygı verici
28.06.2020
Fatih tablosu için 6.5 milyon verilir mi?
26.06.2020
Adaletin gözü açık
24.06.2020
Baroların yürüyüşü
23.06.2020
Bürokraside bozulma
21.06.2020
İslamcı söylemde gerçeklik sorunu
19.06.2020
Türkiye’nin CHP sorunu
17.06.2020
İhale kanunu ne diyor?
16.06.2020
Hür düşüncenin büyük anıtı
15.06.2020
İktidarlara göre tarih yazılıyor
14.06.2020
Türkiye hukuk devleti mi?
12.06.2020
‘Ayasofya siyasete açıldı’
10.06.2020
Milletvekili kimin vekili?
9.06.2020
Sistem reforma muhtaç
7.06.2020
Milletvekilini hapsetmek!
5.06.2020
Elinde İncil arkasında kilise
3.06.2020
Üniversiteler kan kaybediyor!
2.06.2020
Hasta adam Amerika
1.06.2020
Ekonomi alanında da felsefesizlik bilimi engelledi
29.05.2020
Sağıyla, soluyla 27 Mayıs
27.05.2020
Sistem nasıl işliyor?
27.05.2020
Yeni partileri engellemek mümkün mü?
24.05.2020
Prens hazretleri katilleri affettirdi
22.05.2020
Faiz belası
20.05.2020
Bağımsız aydın
19.05.2020
Hakaret dili...
17.05.2020
Partiler kendi fikirlerini boğuyor
15.05.2020
‘Memleket masası’
13.05.2020
Darbe heyülası
12.05.2020
Bir millet ki yarısı hain!
11.05.2020
Bilim izah eder din anlam verir
10.05.2020
Kaç milyar dolar lazım?
8.05.2020
‘Bay Kemal…’
6.05.2020
Maske dağıtımı ve sistem sorunu
5.05.2020
Üç OHAL kararnamesi iptal edildi
3.05.2020
‘İhtilaf sahaları yeniden derinleşti’
1.05.2020
Diyanet ve siyaset
29.04.2020
Diyanet ve Ankara Barosu
28.04.2020
Bu kitabı mutlaka okumalı
27.04.2020
Virüse karşı başarıda üç şart
26.04.2020
‘Tam tersini yaptık’
24.04.2020
‘Gazi Meclis’ nereden nereye?
22.04.2020
Belediyeler hain mi?
21.04.2020
Zayıfken yakalanmak
19.04.2020
Kriz dönemlerinde iktidara güvenmek
17.04.2020
Can pazarında particilik
15.04.2020
İnfaz yasasının ahlaki temeli nedir?
13.04.2020
Virüsle mücadele cihan harbi gibi
12.04.2020
Krizi böyle yönetmek!
10.04.2020
Belediyeler ‘bitik’
8.04.2020
İnfaz yasasında siyaset
5.04.2020
Tekâlif-i milliye
3.04.2020
‘Devlet içinde devlet’
1.04.2020
Milli dayanışma gereklidir ama...
31.03.2020
Sokağa çıkmak!
30.03.2020
Para basmak bir seçenek
29.03.2020
Gecikmenin faturası
27.03.2020
Virüse karşı ülkeler ne yapıyor?
25.03.2020
Bugünleri arayacağız
24.03.2020
Önümüzde felaket var
22.03.2020
En zor dönemde siyaset
20.03.2020
Türkiye virüsle mücadelenin neresinde?
18.03.2020
Virüs karşısında devletler
17.03.2020
Bilime güveniyorum
16.03.2020
Yeni seçmen iktidara soğuk
15.03.2020
Krizi yönetmek
14.03.2020
Babacan ne diyor?
11.03.2020
‘Vatan haini’
10.03.2020
'Yeni Çar’
9.03.2020
Putin’e Osmanlı tokatı!
6.03.2020
Moskova görüşmesi zafer mi hezimet mi?
4.03.2020
En büyük sorun
3.03.2020
Putin ‘dost’ mu?
2.03.2020
İdlib en tehlikeli hava sahası
1.03.2020
34 şehit!
28.02.2020
Çin’den yayılan virüs
26.02.2020
7 düvele karşı!
25.02.2020
Suriye’de ölmeyi göze almak
23.02.2020
Rusya ile büyük kriz
21.02.2020
Siyasetin adaletle imtihanı
19.02.2020
Tek yol hukuk
18.02.2020
Anayasa Mahkemesi iltisak ve irtibat
17.02.2020
‘Sermaye milliyetçiliği’
14.02.2020
Suriye’de nereye?
12.02.2020
Rusya ile karşı karşıya
11.02.2020
Bölükbaşı’ya göre özgürlük ve adalet
9.02.2020
Bölükbaşı’yı anmak
7.02.2020
Nazar mı değdi?
5.02.2020
Ey adalet...
4.02.2020
Sistem iyi işliyor mu?
3.02.2020
Prof. Dr. Adem Sözüer: AYM kararını uygulamamak hukuku askıya almaktır
2.02.2020
Adalete güven?
1.02.2020
İki megaloman
29.01.2020
Profesör ne diyor?
28.01.2020
En büyük deprem
27.01.2020
Deprem ve ötesi
24.01.2020
Hukukun değerini acılarla öğrenmek
22.01.2020
Montrö ne kazandırdı?
21.01.2020
Yargıda zikzaklar
20.01.2020
Ecevitlere saygı
18.01.2020
Anayasa Mahkemesi’nde iki ana akım
16.01.2020
Diyanet’in faiz fetvası
14.01.2020
Kanun mu, vicdan mı?
13.01.2020
‘Rant projesi’
10.01.2020
Mezhep ve devlet
8.01.2020
Şii Müslümanlar
7.01.2020
İhsan Süreyya hocanın fikirleri
5.01.2020
Ortadoğu’da kanlı zincir
3.01.2020
Libya’da işimiz ne?
1.01.2020
İş çok, yol uzun
31.12.2019
Adalet özlemiyle bir yıl daha
30.12.2019
Babacan’ın partisi
27.12.2019
İstibdat karşısında Mehmet Akif
25.12.2019
Yargı bağımsız ve tarafsız mı?
24.12.2019
‘Şanlı ecdadımız’
23.12.2019
Taha AkyolUluslaşma tarihinde ‘Milli İktisat’
22.12.2019
Yine Montrö
20.12.2019
Montrö ve Kanal İstanbul
18.12.2019
Kanal İstanbul
17.12.2019
CB sistemi ve idare hukuku
15.12.2019
Davutoğlu ne diyor?
11.12.2019
Hukuk devleti?
10.12.2019
Yine Şehir Üniversitesi
9.12.2019
İslam’ı anlamak için toplumsal metot
8.12.2019
Ceren Özdemir nasıl öldürüldü?
6.12.2019
Taha Akyol - Karar.comTaha AkyolGenel başkan veto edince
4.12.2019
Ah eğitim, vah eğitim
3.12.2019
Osmanlı’dan ne kaldı?
29.11.2019
Ali Babacan ne diyor?
27.11.2019
Din, bilim felsefe
26.11.2019
16. Yüzyılda demokrasi mi vardı?
25.11.2019
İslam devleti?
22.11.2019
Müslümanların devlet algısı
20.11.2019
Avrupa’nın ‘İslam’ sorunu
19.11.2019
Siyaset kütüphaneye karışmasın
18.11.2019
Üniversite’yi hacizle boğmak!
15.11.2019
Anahtar S-400
13.11.2019
İmparatorluk özlenir mi?
12.11.2019
Osmanlı’da okuryazarlık ve harf devrimi
8.11.2019
Arınç’ı susturun!
6.11.2019
Adalet, nereden nereye?
5.11.2019
Mağduriyet yok mu?
3.11.2019
İmamlar Kureyş’ten olur!
1.11.2019
Ermeni tasarısı neler anlatıyor?
30.10.2019
İslam ve rejim
29.10.2019
Uyduruk halife öldürüldü
28.10.2019
Putin ‘Rus devleti’ni ayağa kaldırdı
27.10.2019
Lozan için yeni üslup?
25.10.2019
Zafer mi, hezimet mi?
23.10.2019
Tuhaf bir ihale
22.10.2019
Suriye’deki Rusya
20.10.2019
Hamasetten kiyasete
18.10.2019
Suriye’de kazanan kim?
16.10.2019
‘Arap kardeşlerimiz’
15.10.2019
Diplomasi cephesi
13.10.2019
Ey Amerika!
11.10.2019
Suriye için diplomasi
9.10.2019
Megaloman...
8.10.2019
Fırat’ın doğusu...
6.10.2019
‘Kuvvetler birliği istibdattır’
4.10.2019
Adaletin temeli hukuk...
2.10.2019
Gazi Meclis
1.10.2019
Rant ekonomisi neler yaptı?
30.09.2019
Aşırı doz
27.09.2019
Hukuku savunmak
26.09.2019
Suriye’de en zor dönem
24.09.2019
Dışlanan üç yazar
22.09.2019
Vesayeti aştık ama…
16.09.2019
Yeni partiler
11.09.2019
Keyfi tutuklama!
10.09.2019
‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’
2.09.2019
Bir fazilet örneği
31.08.2019
Putin ‘müttefik’ mi?
28.08.2019
Milli tarih ve Malazgirt
25.08.2019
Dış sorunlar ağırlaşıyor
23.08.2019
Suriye kördüğüm
21.08.2019
Kayyım atamak
20.08.2019
En, en, en… Önemli sorun
15.08.2019
‘Ümmetin ihtilafı’
13.08.2019
En büyük alarm
11.08.2019
Merkez Bankası sisteme uyarlandı
9.08.2019
Siyasetin ‘etik’ sorunu
7.08.2019
Yolsuzluk ve kayırmacılık
5.08.2019
Temel sorun: Verimlilik ihmal edildi
4.08.2019
Kurallar, kurumlar
1.08.2019
Anayasa Mahkemesi hain mi?
30.07.2019
Uygurlar ve Suriyeliler
28.07.2019
Aliya İzzetbegoviç, bilge bir lider
26.07.2019
Tarih için kavga!
24.07.2019
Lozan ihaneti!
20.07.2019
Yargıtay’da adalet
16.07.2019
Darbe ve örgüt
14.07.2019
Ortadoğu devleti
10.07.2019
l‘Faiz belası’
7.07.2019
Bilimde İran’ın gerisinde kalmak!
5.07.2019
Çocuklarımız neden başarısız?
3.07.2019
Yeni dip dalgası
2.07.2019
Sistem çalışıyor mu?
1.07.2019
Akşener’e FETÖ soruşturması
28.06.2019
Seçilmiş başkanları çalıştırmamak?
26.06.2019
AK Parti nereye?
25.06.2019
İktidarın işi zorlaşıyor
22.06.2019
Sayıştay ne yapıyor?
19.06.2019
Şehit Mursi ve hukuk sorunu
18.06.2019
İyi oldu ama
16.06.2019
Ekran başına
14.06.2019
‘Cehennemin dibine’
12.06.2019
Mekke yerinde duruyor!
11.06.2019
Adaylar ekranda tartışacak
10.06.2019
Her şey oy için!
7.06.2019
Çağı anlamak
5.06.2019
YSK’ya güven sarsıldı
4.06.2019
Fatih, bilim ve Konstantinopol
3.06.2019
Dolar niye düştü?
31.05.2019
Yargı reformu ne var ne yok?
29.05.2019
Taha Akyol‘Tövbe istiğfar’
28.05.2019
Avrupa’da ters rüzgarlar
27.05.2019
Siyaset fikirleri eğip büküyor
24.05.2019
Delilsiz karar
22.05.2019
Otoriter kalkınma!
21.05.2019
Ziya Selçuk yeni eğitim modelini anlattı
19.05.2019
Taha Akyol19 Mayıs 1919
17.05.2019
Türkiye sıkışıyor
16.05.2019
Dindarlık ve hukuk
14.05.2019
14 Mayıs 1950, tarihin dersleri
12.05.2019
YSK’nın gerekçeli kararı
10.05.2019
‘Nerede hata yaptık?’
8.05.2019
YSK ne yaptı?
7.05.2019
Hukuk devletinde ‘seçilmişler’
6.05.2019
AYM neye karar verdi?
3.05.2019
Adalet Akademisi, evet ama...
1.05.2019
Sizden, bizden
30.04.2019
YSK ne yapar?
28.04.2019
AYM Başkanı ne diyor?
26.4.2019
Medya böyle giderse
24.4.2019
‘Belki Alman vatandaşı olurum’
23.4.2019
Vatansever olmak
21.4.2019
Dava ve devrim
20.4.2019
İptal edilir mi?
17.4.2019
Yanlış karar AİHM’den döner
16.4.2019
Demokrasi değilse ne?
14.4.2019
‘Yumuşak güç’
12.4.2019
Hukuk devletinde seçimler
10.4.2019
Manzara-i umumiye
9.4.2019
Hukukta seçimlerin iptali
7.4.2019
Savaş mı, seçim mi?
5.4.2019
Komplo mu hukuk mu?
3.4.2019
Sonuçlara itiraz
2.4.2019
Bundan sonrası daha önemli
31.3.2019
İslam’da yenilenme sorunu
30.3.2019
Bu seçimlerde partiler
27.3.2019
Hain kavramının hukuk karşılığı?
25.3.2019
İsrail uğruna!..
22.3.2019
Anzakların torunları
20.3.2019
Siyasette hurafeler çağı
19.3.2019
‘İslam Avrupa’yı istila ediyor’
18.3.2019
Haç-Hilal savaşı mı?
15.3.2019
Kutuplaşma dili
13.3.2019
‘Vatan tehlikede’
12.3.2019
Yargı Etik Bildirgesi
10.3.2019
Tarihten bir yaprak: Hakimler ve savcılar
6.3.2019
YÖK ne yapıyor?
5.3.2019
Asıl mesele: Hukuk devleti
3.3.2019
‘Özlenen geçmiş’
1.3.2019
Siyasette ‘hain’ söylemi
27.2.2019
İslamcı bir reformist
26.2.2019
İdam, din ve siyaset
24.2.2019
Bir çınar devrildi: Kemal Karpat
23.2.2019
Adalet kimden yana?
20.2.2019
Türkiye’nin bekası
19.2.2019
Despotların din reformu
17.2.2019
Lozan’a nasıl bakmalı?
15.2.2019
Medya nereye?
13.2.2019
‘Bizden’ olunca iyi mi olur?
12.2.2019
Zihnimizi farklı ışıklara açmak
11.2.2019
Bilimde İran’ın bile gerisindeyiz!
8.2.2019
Hüseyin’in trajedisi
6.2.2019
Türkiye nereden nereye?
5.2.2019
Bilmeden konuşmak, bilerek susmak
3.2.2019
Nüfusumuz 82 milyon
1.2.2019
Tanrı Trump’ı istemiş!
30.1.2019
Kodu mu oturtmak!
29.1.2019
Din ve siyaset
28.1.2019
Anayasa Mahkemesi ne yapıyor?
25.1.2019
Hasbihal
23.1.2019
Hukuk yolunda...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive