Taha Akyol



Bookmark and Share

Bilim izah eder din anlam verir


11.05.2020 - Bu Yazı 520 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İslam Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez Taha Akyol’un sorularını cevapladı.

Hocam, bir koronavirüs afetini yaşıyoruz. Orta Çağ Hıristiyanları bu tür afetleri Tanrı’nın gazabı saydılar. Bu anlayış Müslümanlarda da var. Doğrusu nedir? 

Büyük salgın ve deprem gibi afetlerin anlaşılması ve yorumlanması hem dinlerin tarihinde hem felsefe tarihinde pek çok krize yol açmıştır. Denilebilir ki Batı düşüncesindeki büyük kırılma böyle bir afet sonrası tartışmalara dayanır. 1755 Lizbon depremi fizikalist maddeci bakış açısı ile teolojik manevi bakış açısını karşı karşıya getirmiş, din-bilim-felsefe çatışmasının fitilini ateşlemiştir. Oysa fizikalist gözlükle varlığa ve kâinata bakan, her şeyin sebebini sadece mekanik bir nedensellikte arayan düşüncence ne kadar sığ, yanlış ve eksik ise her afeti sadece ilahî ceza ve azap olarak gören teolojik anlayış da o kadar sığ, yanlış ve eksiktir. 

Zira bu tür afetleri bilim açıklar, felsefe akıl süzgecinden geçirerek düşündürür, din ise anlamlandırır. Ancak dinin verdiği anlam, -İslam söz konusu olduğunda- bilimin açıklamasını ve felsefenin düşüncesini göz ardı etmez. Zira bilim Rabbimizin kâinata yerleştirdiği ayetlerin tefsiri; akıl ve düşünce de onun insana en büyük ihsanıdır. Bilim bize koronavirüsü izah eder; nasıl mutasyona uğradığını, epidemiden pandemiye nasıl dönüştüğünü ve dünyaya nasıl yayıldığını açıklar, fakat anlamlandıramaz. Hikmetini izah edemez. Bundan ne tür dersler çıkarmamız gerektiğini bilemez. Manevi, metafizik boyutunu göremez. Anlamlandırmayı din yapar. Fakat eksik bir ilim ve eksik bir âlem tasavvuruna sahip, tenzil ile tekvini ayıran, sünnetullahı bilmeyen sözde din bilgini de doğru anlamlandıramaz. 

Kur’an bu tür musibetleri sadece bir ceza ve azap olarak değil, bir ayet ve bir ibret olarak değerlendirir. Bu tür musibetler birer ilahî âdet değil, birer ilahî ayettir. Ayetin sözlük manası işarettir. İşaretler yani ayetler, ibareler üzerinden değil, ibretler üzerinden okunur. Bu açıdan Kur’an’da ‘ibret’ sadece bir kelime değil, bir anlama yöntemidir. İbret, mana-yı harfî değildir. Hâdiselerin sebep ve sonuçları üzerinde basiretle durmaktır, derin düşünmektir, onlardan dersler çıkarmaktır. 

ÜÇ HATADAN SAKINMAK

Bu tür hâdiseleri doğru anlamak için şu üç hatayı yapmamak gerekir: 

Birincisi bu tür musibetleri belli bir kişiye, belli bir olaya, belli bir topluma ve belli bir günaha bağlamak. Zira bu tür afetlerde sadece âsiler değil, veliler, masum insanlar ve çocuklar da ölür. Hz. Ömer dönemindeki Amvas Vebasında pek çok sahabi hayatını kaybetmiştir. 

İkincisi bu tür büyük salgınları insanın yapıp ettiklerinden, insanın tabiatla ilişkisindeki hatalardan ayrı düşünmek. Nitekim, “Denizde ve karada bozgunluk, insanların elleriyle yapıp ettiklerindendir.” (30/Rûm, 41) 

Üçüncüsü bu tür hâdiseleri Allah’ı, Yaratıcı Kudret’i yok sayarak değerlendirmek. O nedenle bu tür hâdiseler karşısında ileride aklımızı mahcup edecek açıklamalar yapmaktan kaçınmak gerekir. 

ÇOCUKLARIN ÖLÜMÜ

Çocukları ve masum insanları da öldüren tabii afetleri ‘ceza’ olarak niteleyen anlayış, Allah’ın ‘âdil’ sıfatına da aykırı değil mi? 

Sadece ‘ceza’ olarak nitelendirirsek hem âdil sıfatına hem de rahmân ve rahîm sıfatına aykırı olur. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bunu doğru anlamak için dini bir bütün olarak anlamak gerekir. 

Hayatın dünyadan ibaret olduğuna inanan, varlığı maddeye insanı bedene indirgeyen, varlığın aşkın, metafizik, manevi boyutlarını ihmal eden, parçalı bir âlem ve eksik bir ilim tasavvuru ile hareket eden kimselerin, bu tür afetleri anlaması ve anlamlandırması zordur. Hatta varoluşun gayesi, yaratılışın hikmeti anlaşılmadan, doğru bir âlem tasavvuru oluşmadan, ahiret inancı olmadan dünyada şer, kötülük, acı, elem, üzüntünün varlığı izah edilemez. 

Afetleri ayet olarak anladığımızda bu tür hastalıkların da bir anlamı, bir gayesi, bir hikmeti ve bir felsefesi vardır. Hatta azap olarak değil rahmet olarak değerlendirmek de mümkündür. “Hoşlanmadığınız nice şeyler var ki onda hayır vardır. Hoşlandığınız nice şeyler var ki onda kötülük vardır.” (2/Bakara, 216) Hiç kimsenin rahmân ve rahîm olan Rabbimizi gökten kullarına öfke saçan, azap yağdıran bir ilah olarak göstermeye hakkı yoktur. 

Afetler aslında insanın yaratılış gayesine hizmet ederler. Bu açıdan baktığımızda afetler, yaratılışımızın hikmetini bize hatırlatan birer ilahî ikazdır. Afetler, aslında sadece birer ilahî ikaz da değildir. Bazı kulları için rahmettir. Bazı kullarının günahlarına kefarettir. Bazı kullarının ise derecelerini yükseltmek içindir. Bazen afetler, masumları daha büyük musibetlerden korumak içindir. 

HAYIR VE ŞER

Buradan dev bir kelam-teoloji problemine geliyoruz. Sizin de eserlerinizde çok işlediğiniz mesele: ‘Hayır ve şer Allah’tan’ kuralını nasıl anlayacağız?

Burada üç şeyi ayırt etmek lazım. Ontolojik kötülüğü, ahlaki kötülüğü, ve insana verilen kötülük potansiyelini birbirinden ayırmalıyız. 

Ontolojik kötülük konusunda ben İmam Mâturidî gibi düşünüyorum. Yani varlık âleminde mutlak kötülük yoktur. Kötülük bizatihi bir varlık değildir. Ve hiçbir kötülük doğrudan Allah’a isnat edilemez. 

Ahlaki kötülükte ise tek sorumlu insandır. Nitekim Kur’an’da “Başına gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir.” buyurulur. (4/Nisâ, 79) 

İnsana verilen kötülük potansiyeli ise yaratılış ve varoluş hikmetinin bir gereğidir. Nasıl ki karanlık olmadan aydınlığı anlayamayız. Batıl olmadan hakikati tanıyamayız. Zulüm olmadan adaleti fark edemeyiz. Kötülük olmadan iyiliği idrak edemeyiz. Ancak hiçbir zulmün sebebini, batılın nedenini ve hiçbir kötülüğün varlığını Allah’a isnat edemeyiz. Eğer yeryüzünde kötülük olmazsa yaratılışın gayesi kaybolur. Dünyada hiç kötülük olmasaydı insana irade ve özgürlük verilmezdi. İnsan iyi olmakla kötü olmak arasında hatta mümin olmakla kafir olmak arasında özgür bırakılmazdı. Allah, iyiliği, adaleti, merhameti yeryüzüne egemen kılmayı; kötülüğü, zulmü, acımasızlığı ortadan kaldırmayı insanın varoluş gayesi olarak zikreder. Hal böyleyken bizim Allah’a dönüp sen niye kötülüğü yarattın, niçin kötülüğü önlemiyorsun, deme hakkımız olur mu? İnsan, fıtratıyla, vicdanıyla, aklıyla kendisine gönderilen peygamber ve kitapla bütün kötülüklerin üstesinden gelerek iyiliği egemen kılmakla mükelleftir. 

USUL/METOT NİYE ÖNEMLİ?

Sizin bütün eserleriniz “metot” ya da “usul” üzerine... Niye önemli? 

Her türlü bilginin metaa dönüştüğü, dinî bilginin bütünlüğünü kaybedip parçalandığı çağımızda artık en büyük sorun bilgisizlik anlamında cehalet değil, usûlsüzlüktür. Bilgi kıtlığı değil, usûl yokluğudur. Bilgi kaosu ve yorum anarşisinin dinin sade ve berrak hakikatlerini gölgelediği zamanımızda en büyük kötülük, ilke, kural ve kaide tanımadan dini yorumlamaktır. Usûl ve metot üzerinde durmamızın bir sebebi budur. Usûl üzerinde durmamızın bir diğer sebebi ise dinin asıllar ve deliller sistemini kaybetmeden anlama çabasıdır. Zira bir dinin başına gelebilecek en büyük musibet, asırlar içinde istikrar bulan kaynak bütünlüğünü, asıllar ve deliller sistemini ve değerler hiyerarşisini kaybetmesidir. Bütün bunlar dini doğru anlamak ve uygulamak için bir usûle ne denli ihtiyaç duyduğumuzu gösteriyor. 

İslam düşüncesinde usûl sadece bazı fakih ve kelamcıların usulü’d-din ve usul-i fıkh adı altında yazdığı eserler ve bu eserlerde ortaya koydukları ilke ve prensiplerden ibaret değil. En geniş anlamda, insan, dünya, akıl, hukuk, bilim, kültür ve sanat gibi varlık alanlarının din ile ilişkisini kurgulayan, belirleyen yöntem usûldür. Usûl aynı zamanda din ile kültürü, adet ile ibadeti, evrensel olan ile kültürel olanı, sabit olan ile değişken olanı birbirinden ayırarak dinin rahmetini bütün zamanlara ve mekânlara doğru taşımanın, doğru anlamanın, doğru anlatmanın adıdır. Usûlün gökten inmediği muhakkaktır ama ümmetin kök ile gök arasında kurduğu bütün ilişkiler usûlde mevcuttur. Usûl, tenzil ve tevili birbirinden ayırmamak, tevili tenzil mertebesine çıkarmamak ve tevilden dolayı hiçbir Müslümanı tekfir etmemek için de daima gerekli bir okumadır. 

Bütün bu sebeplerle biz de hem çalışmalarımızda hem de Enstitümüzde usûl ve metoda öncelik tanıdık. 

KUR’AN ‘KANUN’ MU?

Konuşma ve kitaplarınızda “Dini metinleri birer kanun metni gibi algılayan anlayışını” radikal selefileri eleştiriyorsunuz. Kur’an niye “kanun metni” gibi algılanmamalı? 

Kur’an gökten üzerimize yağan bir kitap değildir. Bir beşer Peygamber vasıtasıyla sünnet adını verdiğimiz yaşanmış bir hayata dönüşmüştür. Ve o 23 yıllık hayatın bütün iniş çıkışları dikkate alınmıştır. Kur’an varlık âleminin bir tercümesidir. Bu açıdan Kur’an’da tarih vardır, kıssalar vardır, varlık vardır, tabiat vardır, kozmoloji vardır, insan vardır, toplum vardır, ahlak vardır, itikat vardır, ibadet vardır. Onun için Kur’an’ın her ifadesi ayet adını almıştır. Ayet, kanun değildir. Fakat ayet bütün kanunlara rehberdir. Kanun, ayeti ayet olmaktan çıkarır. Bu, Kur’an’da hüküm bildiren ayetlerin olmadığı manasına gelmez. 

Bir metni kanunlaştırmak sadece bir yorumdur ve beşerî zihinsel bir formülasyondur. Ayet, doğrudan zihinsel bir formülasyona dönüştürülemez. Nitekim Tevrat’ın tahrifi rabbilerin kanunlarına dönüştürülerek gerçekleşmiştir. Kur’an sadece kanun gibi algılanırsa, hakka, hakikate, ahlaka, adalete, merhamete ve bütün kanunlara rehberlik etmekten uzaklaşır. Ve herkes kendi düşünce ve yorumlarını Kur’an’a söyletmeye kalkışır. Kur’an, hidayet rehberidir. Kur’an’ı bir kanun metnine dönüştürdüğünüzde hidayet rehberi olmaktan çıkarır ve evrenselliğini zedelemiş olursunuz. Elbette Kur’an’ın kendisinin evrensel, külli kanunları vardır. Ve her ayet o külli kanunlar çerçevesinde anlaşılmak durumundadır. 

İNSAN PEYGAMBER

Yeni Çıkan ‘Sünnet ve Hadisi Anlama Kılavuzu’ adlı kitabınızda diyorsunuz ki: “Allah Resulü’nün beşer olarak yaptıkları ile peygamber olarak yaptıklarını birbirinden tefrik etmek suretiyle sünnet anlaşılmalıdır.” Birkaç örnekle açar mısınız? 

Örnek vermeden önce şunu ifade etmek isterim. Sünnet ve hadisi bugün anlamlandırıp yorumlarken risalet-i Muhammediyye’nin iki büyük özelliği olan bütün âlemlere gönderildiği evrensellik gerçeği ile bütün zamanlara hitap ettiği ebedîlik hakikatini daima göz önünde bulundurmalıyız. Sünneti doğru anlamak ve anlamlandırmak için bütün usûlcülerin yaptığı gibi Allah Resulü’nün beşer olarak yaptıkları ile peygamber olarak yaptıklarını birbirinden tefrik etmek gerekir. Ona benzemekle (teşebbüh) onu örnek almayı (teessi) birbirinden ayırmak gerekir. Zira hiçbir peygamber kendi kavminin kültürünü evrensel bir din kuralına dönüştürmemiştir. Bir dine girebilecek en büyük bidat, peygamberin gönderildiği kavmin örfünü, âdetini, geleneğini, kültürünü din hâline getirmektir. Binaenaleyh sünneti doğru anlamak için âdet ile ibadeti, yerel olan ile evrensel olanı, dinî olanla kültürel olanı birbirinden ayırmak gerekir. 

Nitekim bu hususta böyle bir ayırımı, bizzat Hz. Peygamber’in kendisi yapmıştır. Sayısız pek çok hâdisede sahabe “Ya Resulallah! Bu vahiy mi, yoksa senin görüşün mü?” diye sormaktan çekinmemiş ve Allah Resulü’nün hilafına da olsa fikrini beyan etmekten, hatta kendi fikrini tercih etmekten kaçınmamıştır. Daha da önemlisi Hz. Peygamber de sahabenin bu sorgulamalarını hiçbir zaman sünnete karşı bir tavır olarak addetmemiştir. 

‘VAHİY DEĞİL GÖRÜŞ’

Mesela Bedir Savaşı öncesinde Hz. Peygamber orduyu bir yerde konaklattığı sırada genç sahabi Hubâb b. Munzir “Ey Allah’ın Resulü! Burası Allah’ın seni konumlandırdığı bir yer midir? Eğer öyleyse biz onu çiğnemeyiz. Yoksa bu, kendi görüşün müdür?” diye soruyor. Allah Resulü’nün “Bu, kendi gürüşümdür.” cevabı üzerine Hubâb, daha stratejik bir konaklama yeri öneriyor. Hubâb’ın önerisini beğenen Allah Resulü Hubâb’ın dediği yerde orduyu konaklatıyor. 

Yine Mesela Hendek Savaşı’nda Resulullah, Gatafan kabilesiyle o yılki Medine hurma hasılatının üçte biri karşılığında Medine’yi kuşatan müşrik koalisyondan çekilmesi için antlaşma yapma konusunu istişare ettiği iki Sa’d (Sa’d b. Mu’âz ve Sa’d b. Ubâde) “Ey Allah’ın Resulü! Bu, bizim için yaptığın bir şey midir? Yoksa Allah’ın sana emrettiği bir şey midir?” diye soruyorlar. Nitekim istişare sonucu Allah Resulü, sahabenin görüşleri doğrultusunda Gatafan kabilesiyle antlaşma yapmaktan vazgeçiyor. 

Bir misal de hanım sahabilerden verelim. Eşinden boşanmak isteyen Berîre’yi kocasının talebi üzerine yanına çağıran Hz. Peygamber “O senin hem kocan hem de çocuğunun babası, ne var ona geri dönsen?” diyerek onu kocasına dönmeye teşvik ediyor. Berîre’nin “Ey Allah’ın Resulü! Allah’ın Elçisi olarak emir mi buyuruyorsun?” sorusuna Hz. Peygamber “Ben yalnızca aracılık yapıyorum.” diye cevap verince Berîre “Ona ihtiyacım yok!” diyerek kocasından ayrılıyor. 

KİMDİR? 

İslam Düşünce Enstitüsü Başkanı Mehmet Görmez, 2010-2017 arasında Diyanet İşleri Başkanı oldu. İlmi eserleri usûl/metod konusundadır. Otto Yayınevinden çıkan kitapları: Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu: Görmez’in en önemli eseri. Metod meselesinin önemini anlatıyor. Hadis İlminin Temel Meseleleri: Sünnet ve hadisin doğru anlaşılması için gereken usul/metod araştırması. Gazali’de Sünnet, Hadis ve Yorum: Gazali’nin sünnet ve hadis konularına bakışını araştırıyor. Sünnet ve Hadisi Anlama Kılavuzu: Yeni çıkan kitabı. Türkiye’de ve İslam dünyasında ifrat ve tefrit noktalarında seyreden sünnet ve hadis tartışmalarının doğru ve mutedil bir zemine taşınmasına katkı sunmayı amaçlamaktadır.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
28.10.2020
Çin mallarını boykot edelim mi?
27.10.2020
İslam’ı savunmak ama nasıl?
25.10.2020
Hukuk devleti?
23.10.2020
İYİ Parti ve Cumhur İttifakı
21.10.2020
Müslüman bilge lider
20.10.2020
Hakim ve savcılara havuç ve sopa
19.10.2020
Kararlarına uymamak AYM’ye isyan
18.10.2020
Araplar neden böyle?
16.10.2020
Ey mahkeme
14.10.2020
'Yeni Türkiye'
13.10.2020
Anayasa Mahkemesi gayri milli mi?
11.10.2020
Devlet kesesinden araba sevdası
9.10.2020
Jak Kamhi’ye saygı
7.10.2020
Hukuk niye zayıf?
6.10.2020
Siyasal İslam hayal ve gerçek
5.10.2020
Türkiye ve Azerbaycan: İki devlet bir askerî akıl
2.10.2020
Anayasa Mahkemesi, siyasetle hukuk arasında
30.09.2020
‘Kur benim için önemli değil’
29.09.2020
Can Azerbaycan
27.09.2020
Faiz belası
25.09.2020
CB sistemi erken kireçlendi
22.09.2020
Oruç Reis’in dönüşü zafer mi hezimet mi?
18.09.2020
Bu fatura çok ağır
16.09.2020
‘Atatürk’ tartışması
15.09.2020
‘Milli irade’ yargıya saygılı olmalı
14.09.2020
Doğu Akdeniz’de güçlü diplomatik ilişkiler kurmalıyız
13.09.2020
Macron’un işi ne?
11.09.2020
Arap kardeşlerimiz
9.09.2020
Milli irade karşısında faiz
8.09.2020
İdam kime yarar?
6.09.2020
Kim bu AİHM Başkanı Spano?
5.09.2020
Hamaset ortamında yetişen gençler
2.09.2020
Bir adli yıl töreni daha yapıldı
1.09.2020
AK Parti ve Ziya Gökalp
30.08.2020
Milli Mücadele ve ‘yedi düvel’
29.08.2020
Malazgirt’ten 30 Ağustos’a
26.08.2020
İran mı Japonya mı?
25.08.2020
Cumhurbaşkanı kararı mı kararnamesi mi?
23.08.2020
Büyük müjde
21.08.2020
Misak-ı Milli ve adalar sorunu
19.08.2020
Oniki Adalar’ı niye almamışız?
16.08.2020
Akdeniz’de sular ısınıyor!
14.08.2020
Ekonomide yeni model?!
12.08.2020
Kılıç hutbe güncellenme
11.08.2020
‘Cumhurbaşkanlığı kabinesi’ diye bir kurum yok
9.08.2020
İYİ Parti nereye?
7.08.2020
YÖK’ün felsefe kararı
5.08.2020
Diyanet nereye?
4.08.2020
Ekonomi nereye?
3.08.2020
AK Parti’nin yumuşak karnı
1.08.2020
Yasak Yoksulluk Yolsuzluk
29.07.2020
Bu çağda hilafet?
28.07.2020
Sıra hilafette mi?
27.07.2020
Öğretmen bilmediğini öğretemez
26.07.2020
AK Parti de CHP de değişiyor
24.07.2020
Anayasa Mahkemesi ne yapıyor?
22.07.2020
Düz yolda giderken
21.07.2020
İki yılda nereden nereye?
20.07.2020
En önemli sorun
17.07.2020
15 Temmuz ve sonrası
15.07.2020
Liyakatin değeri
14.07.2020
‘Tek kişilik hükümet’
13.07.2020
Verimsiz büyüme: Kısır döngü
12.07.2020
Ayasofya’da siyasi boyut
10.07.2020
Şeref ve haysiyet kimlerin hakkı?!
8.07.2020
‘Faizci kapitalist sistem’
7.07.2020
‘Hukuçu’ olmak ne yazar?
5.07.2020
Barolarda eyalet sistemi
3.07.2020
Tvitter, mivitter
1.07.2020
Üniversite kapatmak!
30.06.2020
Devlet idaresinde ‘bizden’ sorunu
29.06.2020
Bu durum kaygı verici
28.06.2020
Fatih tablosu için 6.5 milyon verilir mi?
26.06.2020
Adaletin gözü açık
24.06.2020
Baroların yürüyüşü
23.06.2020
Bürokraside bozulma
21.06.2020
İslamcı söylemde gerçeklik sorunu
19.06.2020
Türkiye’nin CHP sorunu
17.06.2020
İhale kanunu ne diyor?
16.06.2020
Hür düşüncenin büyük anıtı
15.06.2020
İktidarlara göre tarih yazılıyor
14.06.2020
Türkiye hukuk devleti mi?
12.06.2020
‘Ayasofya siyasete açıldı’
10.06.2020
Milletvekili kimin vekili?
9.06.2020
Sistem reforma muhtaç
7.06.2020
Milletvekilini hapsetmek!
5.06.2020
Elinde İncil arkasında kilise
3.06.2020
Üniversiteler kan kaybediyor!
2.06.2020
Hasta adam Amerika
1.06.2020
Ekonomi alanında da felsefesizlik bilimi engelledi
29.05.2020
Sağıyla, soluyla 27 Mayıs
27.05.2020
Sistem nasıl işliyor?
27.05.2020
Yeni partileri engellemek mümkün mü?
24.05.2020
Prens hazretleri katilleri affettirdi
22.05.2020
Faiz belası
20.05.2020
Bağımsız aydın
19.05.2020
Hakaret dili...
17.05.2020
Partiler kendi fikirlerini boğuyor
15.05.2020
‘Memleket masası’
13.05.2020
Darbe heyülası
12.05.2020
Bir millet ki yarısı hain!
11.05.2020
Bilim izah eder din anlam verir
10.05.2020
Kaç milyar dolar lazım?
8.05.2020
‘Bay Kemal…’
6.05.2020
Maske dağıtımı ve sistem sorunu
5.05.2020
Üç OHAL kararnamesi iptal edildi
3.05.2020
‘İhtilaf sahaları yeniden derinleşti’
1.05.2020
Diyanet ve siyaset
29.04.2020
Diyanet ve Ankara Barosu
28.04.2020
Bu kitabı mutlaka okumalı
27.04.2020
Virüse karşı başarıda üç şart
26.04.2020
‘Tam tersini yaptık’
24.04.2020
‘Gazi Meclis’ nereden nereye?
22.04.2020
Belediyeler hain mi?
21.04.2020
Zayıfken yakalanmak
19.04.2020
Kriz dönemlerinde iktidara güvenmek
17.04.2020
Can pazarında particilik
15.04.2020
İnfaz yasasının ahlaki temeli nedir?
13.04.2020
Virüsle mücadele cihan harbi gibi
12.04.2020
Krizi böyle yönetmek!
10.04.2020
Belediyeler ‘bitik’
8.04.2020
İnfaz yasasında siyaset
5.04.2020
Tekâlif-i milliye
3.04.2020
‘Devlet içinde devlet’
1.04.2020
Milli dayanışma gereklidir ama...
31.03.2020
Sokağa çıkmak!
30.03.2020
Para basmak bir seçenek
29.03.2020
Gecikmenin faturası
27.03.2020
Virüse karşı ülkeler ne yapıyor?
25.03.2020
Bugünleri arayacağız
24.03.2020
Önümüzde felaket var
22.03.2020
En zor dönemde siyaset
20.03.2020
Türkiye virüsle mücadelenin neresinde?
18.03.2020
Virüs karşısında devletler
17.03.2020
Bilime güveniyorum
16.03.2020
Yeni seçmen iktidara soğuk
15.03.2020
Krizi yönetmek
14.03.2020
Babacan ne diyor?
11.03.2020
‘Vatan haini’
10.03.2020
'Yeni Çar’
9.03.2020
Putin’e Osmanlı tokatı!
6.03.2020
Moskova görüşmesi zafer mi hezimet mi?
4.03.2020
En büyük sorun
3.03.2020
Putin ‘dost’ mu?
2.03.2020
İdlib en tehlikeli hava sahası
1.03.2020
34 şehit!
28.02.2020
Çin’den yayılan virüs
26.02.2020
7 düvele karşı!
25.02.2020
Suriye’de ölmeyi göze almak
23.02.2020
Rusya ile büyük kriz
21.02.2020
Siyasetin adaletle imtihanı
19.02.2020
Tek yol hukuk
18.02.2020
Anayasa Mahkemesi iltisak ve irtibat
17.02.2020
‘Sermaye milliyetçiliği’
14.02.2020
Suriye’de nereye?
12.02.2020
Rusya ile karşı karşıya
11.02.2020
Bölükbaşı’ya göre özgürlük ve adalet
9.02.2020
Bölükbaşı’yı anmak
7.02.2020
Nazar mı değdi?
5.02.2020
Ey adalet...
4.02.2020
Sistem iyi işliyor mu?
3.02.2020
Prof. Dr. Adem Sözüer: AYM kararını uygulamamak hukuku askıya almaktır
2.02.2020
Adalete güven?
1.02.2020
İki megaloman
29.01.2020
Profesör ne diyor?
28.01.2020
En büyük deprem
27.01.2020
Deprem ve ötesi
24.01.2020
Hukukun değerini acılarla öğrenmek
22.01.2020
Montrö ne kazandırdı?
21.01.2020
Yargıda zikzaklar
20.01.2020
Ecevitlere saygı
18.01.2020
Anayasa Mahkemesi’nde iki ana akım
16.01.2020
Diyanet’in faiz fetvası
14.01.2020
Kanun mu, vicdan mı?
13.01.2020
‘Rant projesi’
10.01.2020
Mezhep ve devlet
8.01.2020
Şii Müslümanlar
7.01.2020
İhsan Süreyya hocanın fikirleri
5.01.2020
Ortadoğu’da kanlı zincir
3.01.2020
Libya’da işimiz ne?
1.01.2020
İş çok, yol uzun
31.12.2019
Adalet özlemiyle bir yıl daha
30.12.2019
Babacan’ın partisi
27.12.2019
İstibdat karşısında Mehmet Akif
25.12.2019
Yargı bağımsız ve tarafsız mı?
24.12.2019
‘Şanlı ecdadımız’
23.12.2019
Taha AkyolUluslaşma tarihinde ‘Milli İktisat’
22.12.2019
Yine Montrö
20.12.2019
Montrö ve Kanal İstanbul
18.12.2019
Kanal İstanbul
17.12.2019
CB sistemi ve idare hukuku
15.12.2019
Davutoğlu ne diyor?
11.12.2019
Hukuk devleti?
10.12.2019
Yine Şehir Üniversitesi
9.12.2019
İslam’ı anlamak için toplumsal metot
8.12.2019
Ceren Özdemir nasıl öldürüldü?
6.12.2019
Taha Akyol - Karar.comTaha AkyolGenel başkan veto edince
4.12.2019
Ah eğitim, vah eğitim
3.12.2019
Osmanlı’dan ne kaldı?
29.11.2019
Ali Babacan ne diyor?
27.11.2019
Din, bilim felsefe
26.11.2019
16. Yüzyılda demokrasi mi vardı?
25.11.2019
İslam devleti?
22.11.2019
Müslümanların devlet algısı
20.11.2019
Avrupa’nın ‘İslam’ sorunu
19.11.2019
Siyaset kütüphaneye karışmasın
18.11.2019
Üniversite’yi hacizle boğmak!
15.11.2019
Anahtar S-400
13.11.2019
İmparatorluk özlenir mi?
12.11.2019
Osmanlı’da okuryazarlık ve harf devrimi
8.11.2019
Arınç’ı susturun!
6.11.2019
Adalet, nereden nereye?
5.11.2019
Mağduriyet yok mu?
3.11.2019
İmamlar Kureyş’ten olur!
1.11.2019
Ermeni tasarısı neler anlatıyor?
30.10.2019
İslam ve rejim
29.10.2019
Uyduruk halife öldürüldü
28.10.2019
Putin ‘Rus devleti’ni ayağa kaldırdı
27.10.2019
Lozan için yeni üslup?
25.10.2019
Zafer mi, hezimet mi?
23.10.2019
Tuhaf bir ihale
22.10.2019
Suriye’deki Rusya
20.10.2019
Hamasetten kiyasete
18.10.2019
Suriye’de kazanan kim?
16.10.2019
‘Arap kardeşlerimiz’
15.10.2019
Diplomasi cephesi
13.10.2019
Ey Amerika!
11.10.2019
Suriye için diplomasi
9.10.2019
Megaloman...
8.10.2019
Fırat’ın doğusu...
6.10.2019
‘Kuvvetler birliği istibdattır’
4.10.2019
Adaletin temeli hukuk...
2.10.2019
Gazi Meclis
1.10.2019
Rant ekonomisi neler yaptı?
30.09.2019
Aşırı doz
27.09.2019
Hukuku savunmak
26.09.2019
Suriye’de en zor dönem
24.09.2019
Dışlanan üç yazar
22.09.2019
Vesayeti aştık ama…
16.09.2019
Yeni partiler
11.09.2019
Keyfi tutuklama!
10.09.2019
‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’
2.09.2019
Bir fazilet örneği
31.08.2019
Putin ‘müttefik’ mi?
28.08.2019
Milli tarih ve Malazgirt
25.08.2019
Dış sorunlar ağırlaşıyor
23.08.2019
Suriye kördüğüm
21.08.2019
Kayyım atamak
20.08.2019
En, en, en… Önemli sorun
15.08.2019
‘Ümmetin ihtilafı’
13.08.2019
En büyük alarm
11.08.2019
Merkez Bankası sisteme uyarlandı
9.08.2019
Siyasetin ‘etik’ sorunu
7.08.2019
Yolsuzluk ve kayırmacılık
5.08.2019
Temel sorun: Verimlilik ihmal edildi
4.08.2019
Kurallar, kurumlar
1.08.2019
Anayasa Mahkemesi hain mi?
30.07.2019
Uygurlar ve Suriyeliler
28.07.2019
Aliya İzzetbegoviç, bilge bir lider
26.07.2019
Tarih için kavga!
24.07.2019
Lozan ihaneti!
20.07.2019
Yargıtay’da adalet
16.07.2019
Darbe ve örgüt
14.07.2019
Ortadoğu devleti
10.07.2019
l‘Faiz belası’
7.07.2019
Bilimde İran’ın gerisinde kalmak!
5.07.2019
Çocuklarımız neden başarısız?
3.07.2019
Yeni dip dalgası
2.07.2019
Sistem çalışıyor mu?
1.07.2019
Akşener’e FETÖ soruşturması
28.06.2019
Seçilmiş başkanları çalıştırmamak?
26.06.2019
AK Parti nereye?
25.06.2019
İktidarın işi zorlaşıyor
22.06.2019
Sayıştay ne yapıyor?
19.06.2019
Şehit Mursi ve hukuk sorunu
18.06.2019
İyi oldu ama
16.06.2019
Ekran başına
14.06.2019
‘Cehennemin dibine’
12.06.2019
Mekke yerinde duruyor!
11.06.2019
Adaylar ekranda tartışacak
10.06.2019
Her şey oy için!
7.06.2019
Çağı anlamak
5.06.2019
YSK’ya güven sarsıldı
4.06.2019
Fatih, bilim ve Konstantinopol
3.06.2019
Dolar niye düştü?
31.05.2019
Yargı reformu ne var ne yok?
29.05.2019
Taha Akyol‘Tövbe istiğfar’
28.05.2019
Avrupa’da ters rüzgarlar
27.05.2019
Siyaset fikirleri eğip büküyor
24.05.2019
Delilsiz karar
22.05.2019
Otoriter kalkınma!
21.05.2019
Ziya Selçuk yeni eğitim modelini anlattı
19.05.2019
Taha Akyol19 Mayıs 1919
17.05.2019
Türkiye sıkışıyor
16.05.2019
Dindarlık ve hukuk
14.05.2019
14 Mayıs 1950, tarihin dersleri
12.05.2019
YSK’nın gerekçeli kararı
10.05.2019
‘Nerede hata yaptık?’
8.05.2019
YSK ne yaptı?
7.05.2019
Hukuk devletinde ‘seçilmişler’
6.05.2019
AYM neye karar verdi?
3.05.2019
Adalet Akademisi, evet ama...
1.05.2019
Sizden, bizden
30.04.2019
YSK ne yapar?
28.04.2019
AYM Başkanı ne diyor?
26.4.2019
Medya böyle giderse
24.4.2019
‘Belki Alman vatandaşı olurum’
23.4.2019
Vatansever olmak
21.4.2019
Dava ve devrim
20.4.2019
İptal edilir mi?
17.4.2019
Yanlış karar AİHM’den döner
16.4.2019
Demokrasi değilse ne?
14.4.2019
‘Yumuşak güç’
12.4.2019
Hukuk devletinde seçimler
10.4.2019
Manzara-i umumiye
9.4.2019
Hukukta seçimlerin iptali
7.4.2019
Savaş mı, seçim mi?
5.4.2019
Komplo mu hukuk mu?
3.4.2019
Sonuçlara itiraz
2.4.2019
Bundan sonrası daha önemli
31.3.2019
İslam’da yenilenme sorunu
30.3.2019
Bu seçimlerde partiler
27.3.2019
Hain kavramının hukuk karşılığı?
25.3.2019
İsrail uğruna!..
22.3.2019
Anzakların torunları
20.3.2019
Siyasette hurafeler çağı
19.3.2019
‘İslam Avrupa’yı istila ediyor’
18.3.2019
Haç-Hilal savaşı mı?
15.3.2019
Kutuplaşma dili
13.3.2019
‘Vatan tehlikede’
12.3.2019
Yargı Etik Bildirgesi
10.3.2019
Tarihten bir yaprak: Hakimler ve savcılar
6.3.2019
YÖK ne yapıyor?
5.3.2019
Asıl mesele: Hukuk devleti
3.3.2019
‘Özlenen geçmiş’
1.3.2019
Siyasette ‘hain’ söylemi
27.2.2019
İslamcı bir reformist
26.2.2019
İdam, din ve siyaset
24.2.2019
Bir çınar devrildi: Kemal Karpat
23.2.2019
Adalet kimden yana?
20.2.2019
Türkiye’nin bekası
19.2.2019
Despotların din reformu
17.2.2019
Lozan’a nasıl bakmalı?
15.2.2019
Medya nereye?
13.2.2019
‘Bizden’ olunca iyi mi olur?
12.2.2019
Zihnimizi farklı ışıklara açmak
11.2.2019
Bilimde İran’ın bile gerisindeyiz!
8.2.2019
Hüseyin’in trajedisi
6.2.2019
Türkiye nereden nereye?
5.2.2019
Bilmeden konuşmak, bilerek susmak
3.2.2019
Nüfusumuz 82 milyon
1.2.2019
Tanrı Trump’ı istemiş!
30.1.2019
Kodu mu oturtmak!
29.1.2019
Din ve siyaset
28.1.2019
Anayasa Mahkemesi ne yapıyor?
25.1.2019
Hasbihal
23.1.2019
Hukuk yolunda...
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive