Taner AKÇAM

Taraf GAZETESİ



Bookmark and Share

Erdoğan iç savaş mı istiyor


18.06.2013 - Bu Yazı 4952 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 Geçen haftaki yazımı, “Erdoğan direnirse ne olacak? Bu az da olsa bir olasılık. Ciddi bir güç kirlenmesi yaşayan Erdoğan’ın, işleri bildik siyaset tarzı ile götürmeye devam edeceği ileri sürülebilir. Ama o zaman kendisi ile birlikte ülkeyi de batırır. Nereye gideceği belli olmayan bir yere yuvarlanırız”, diye bitirmiştim. Bugün itibarıyla bu yuvarlanma başlamıştır.

Herkes gibi ben de, direnişçilerle yapılan görüşmelerle işin çözüldüğünü zannettim. Hükümet geri adım atmıştı. Direnişçiler her ne kadar tuhaf bir “burada kalıyoruz” açıklaması yaptılarsa da Gezi’yi nasıl boşaltacaklarını konuşmaya başlamışlardı.

Biraz siyasetten anlayanlar, parkın artık boşaltılması gerektiğini dillendirmeye başlamışlardı. Vemuhtemelen hükümet bir gün daha beklese idi park boşaltılacaktı. Erdoğan da biliyordu bunu. O hâlde niye bir gün beklemedi? Ve niye saldırı emri verdi?

Tek bir açıklaması var. Erdoğan, Gezi eylemini, özellikle Dayanışma’nın “devam” kararı ile birlikte kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak gördü ve öyle okudu. Kendine göre bir var olma savaşı başlattı. Tuhaflık şu ki, bu tutumu ile, hesapta olmayan bir şeyi seçenek hâline soktu. Erdoğan, 2000’li yıllardan bu yana, sivil asker bürokrasinin vesayetine karşı ülkenin ilk uzun soluklu ve başarılı sivil direnişini örgütleyen ve askerin siyaset üzerindeki vesayetini kıran liderdir. Gezi eylemini bu kodların içinden okudu ve “eski düşmanlarının” kendisini devirme hamlesi olarak gördü.

Ama yanıldığı ve muhtemel iktidarını kendisine kaybettirecek nokta da bu. Hatta bunun da ötesinde, bu yanlış okuma ülkeyi tamamıyla anlamsız bir iç savaşa bile götürebilir. Çünkü bu okuma, bu topraklarda son yüzyılda oluşmuş derin fay hatlarını harekete geçirmeyi hedefliyor.Erdoğan, İslami ve laik kesimler arasındaki derin yarığa oynuyor. Tehlikeli olan bu. Deprem, iç savaş kaçınılmaz olabilir.

Türkiye son 10 yıldır askerî otoriter bir rejim olmaktan demokratik bir topluma doğru eviriliyordu. Bu evrilme, iki büyük sivil direniş sayesinde idi. Sivil direnişin birincisi İslami, ikincisi laik kesimlerin içinden çıkmıştı. İlkinin başını AKP, ikincisinin başını ise dünün kreş çocukları çekiyordu. Ama biri birini takip eden bu sivil direnişler, Türkiye’nin yüz yıl boyunca oluşmuş derin kültürel bölünmüşlüğünü de yansıtıyordu.

Her iki sivil direnişin taşıyıcıları, toplumu dönüştürme işine önce kendilerini değiştirerek başlamışlardı. Ama her iki taraf da, diğer kesimin iç dönüşümünü Takiyye veya komplo olarak görmeyi tercih etti. Nasıl ki laik kesim, İslami kesimin iç değişimini anlamadı, şimdi de İslami kesim laik kesimde yaşanan iç değişimi anlamıyor. Taraflar, birbirlerini içinden çıktıkları eskiye benzetmeyi çok seviyorlar. Laik kesimin 10 yıldır suçlama olarak yönelttiği “şeriatçı” tekerlemesi ile AKP’nin şimdi başlattığı “28 Şubat” tekerlemesi arasında fazla bir fark yok. Ve en tehlikelisi de bu anlamama nedeniyle, kültürel fay hatlarının giderek öne çıkacak olması.

İslami kesimin sivil direnişi basitçe “ülkeyi seçilenler yönetir ve seçimle gelen seçimle gider”biçiminde özetlenebilir. Laik kesim bu cümlenin sivil ve devrimci özünü anlamadı ve anlaması da mümkün değildi.

Son bir iki yıldır birinci direniş dalgasının sonlarına gelmiştik. Bu sonu en iyi ifade eden ise, AKP’nin, gerilettiği askerî otoriter rejiminin zihniyet kalıplarını aynen devam ettirmesi idi. Erdoğan’ın çok sık kullandığı “benim vatandaşım”, “benim memurum” cümleleri ya da üstüne vazife olmadığı hâlde, Taksim’e ne yapılacağına karşıması bu otoriter zihniyetin sıradan göstergeleri idi.

Çünkü hepimiz biliyorduk ki, bu Cumhuriyet kuruluşundan bu yana, Boğaz’daki bir restoranın bile kimin tarafından işletileceğinin Ankara’daki iktidara bağlı olduğu bir sistem ve zihniyet tarafından yönetiliyordu. Ha Atatürk, ha Tayyip fark etmiyor. Değişmesi gereken bu. Yerel yönetimleri güçlendirmeden, insanları karar verme süreçlerine katmadan hiçbir sorunu çözemezsiniz. Esas olan bu yapısal dönüşümdür, gerisi fasa fisodur.

İkinci sivil direniş dalgası tam da bu noktada gündeme geldi. Hem geleneksel laik kesim hem de AKP’de somutlaşan bu otoriter, vatandaşı sıradan kul zanneden zihniyeti hedef aldı. AKP bu sivil dalgayı anlamak yerine, eski laiklerin kendi sivil direnişine verdiği tepkiye benzer tepkiler verdi, veriyor.AKP’nin sivil direnişini anlamamak geleneksel laik kesimin siyasi sonunu hazırlamıştı. Aynı tehlike şimdi AKP’yi bekliyor.

Ama tehlikeli olan şu: toplumdaki geleneksel fay hatları çok güçlüdür. AKP’nin germesi ile, insanlar saflaşmayı demokratik hak ve özgürlükler ekseninde değil, asırlardır şekillenmiş kültürel kodlar üzerinden yapmaya başlayacaklar. Eğer bir an önce özgürlükler ve demokratik katılımcılık ekseninde uzlaşma sağlanmaz ise, anlamsız bir iç savaşa sürükleniriz. Dış güçler mi? Elbette bunu kullanırlar, niye kullanmasınlar ki; kendi enayiliğimizin başkası tarafından kullanmasından şikâyet etmeye hakkımız yok. Enayiliğimize son verelim yeter.


tanerakcam@gmail.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
4.05.2020
24 Nisan, Hrant Dink ve fabrika ayarları
27.04.2020
Koronalı günlerde 24 Nisan üzerine konuşmak
24.04.2020
23.5 Nisan ve yeni bir kuruluş hikâyesinin zorunluluğu
6.04.2020
Tekalif-i Milliye (Milli Vergi) emirleri ve korona için bağış
28.01.2020
Yeni bir cumhuriyet ve tarihi buluşma
21.01.2020
Hrant, Talat Paşa'nın intikamı için öldürüldü
28.12.2019
Siyasetin 'söylenecek sözü' bitmiş 'yeni söz' lazım
16.12.2019
Amerikan Senatosu’nun soykırım kararı ve olası sonuçları
18.11.2019
Bizim mahallenin hocası Mümtaz Soysal
15.11.2019
Tarihi hakikatleri inkâr ve editoryal politika
11.11.2019
T24 meselesi bize niçin Hrant Dink’i hatırlatıyor?
17.10.2019
15 soruda Suriye ve Kürt meselesi
23.08.2019
Ermenilerin imha kararı: 1 Aralık 1914
22.06.2019
Bir açıklama ardından bazı sorular
23.05.2019
Büyük koalisyon ve Erdoğan’ın seçimleri erteleme veya iptal etme ihtimali
12.11.2018
Erdoğan’ın İkinci Cumhuriyet'i ve Atatürk’ün Birinci Cumhuriyet'i: Kuvvetler Birliği, Suriye Politikaları ve Tarihle Yüzleşme
22.10.2018
Kaşıkçı cinayeti ve devlet-yurttaş arasındaki ‘güven’ ilişkisi
20.9.2018
Orta Doğu kördüğümü için alternatif çözüm: Türkiye İsrail ortaklığı
17.8.2018
“Kuşatma savaşı” ve düşündürdükleri
2.8.2018
Birinci Cumhuriyet esas alınıp İkinci Cumhuriyet'e muhalefet yapılamaz
7.7.2018
'Umdenken': Düşünme tarzımızı değiştirmek
30.6.2018
İkinci cumhuriyete hoş geldiniz
14.1.2018
HDP ve 'Türklük'
5.12.2017
Ya “safradan” kurtulmak ya da iç savaş
13.11.2017
Kavala’nın tutuklanması AKP-Ergenekon koalisyonunun resmi ilanıdır
24.9.2017
'Zamanı değil' tezinin düşündürdükleri
21.9.2017
Kürdistan referandumu ve bağımsızlık
18.9.2017
Korkunç yalnızlığın intikamı mı?
24.8.2017
Bülent Uluer, bir ölüm ilanı ve altında birkaç satır ya da aydın kırımı
19.7.2017
CHP ve Adalet: Olmayacak duaya âmin demek mi?
20.6.2015
Çıplak kadın resmi
16.6.2015
Tarihî şans mı
14.6.2015
Şiddet ile hesaplaşma!
11.6.2015
PKK- Hizbullah çatışması mı
7.6.2015
Devlet aklı
19.5.2015
‘Ermeni takıntısı’ ve Türklük
17.5.2015
Türklük ve cinayet ilişkisi!
16.5.2015
Türklük ve tarihle yüzleşme
14.5.2015
Siyasette zemin kayması
7.5.2015
HDP ve soykırım
2.5.2015
Samantha Power ve Soykırım’ın 100. yılı
23.4.2015
Bıktırdınız gerçekten!
17.4.2015
Eğer Amerika isterse!
17.4.2015
24 Nisan yaklaşırken!
8.4.2015
HDP ve demokrasi
7.4.2015
Siyaset zor zanaat
27.02.2015
Gürsel Tekin ve Şafak Pavey’e
25.02.2015
MHP, CHP ve tuhaf işler
20.02.2015
Perinçek nefret ve kin yaymaktan ceza aldı
17.02.2015
Bir trajedi olarak Perinçek davası
10.02.2015
Perinçek’i cami avlusundan almışlar!
06.02.2015
Saray soytarısı
01.02.2015
Türkiye 1915 ile nasıl yüzleşmeli
30.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (4)
29.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (3)
28.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (2)
27.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg
04.01.2015
Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları
04.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915: Genel bir değerlendirme (5)
03.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (4)
02.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (3)
01.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (2)
30.11.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (1)
17.11.2014
Hrant Harvard’da
12.11.2014
Benim Nasuh Abim (2)
11.11.2014
Benim Nasuh Abim (1)
14.10.2014
İç savaşın başındayız
07.10.2014
IŞİD’e terörist diyerek sorun çözülmez
29.09.2014
Çok şey anladığımı iddia edemem!
18.09.2014
Kasıtla nefret suçu işlenmektedir!
17.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (III)
16.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (II)
15.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (I)
26.08.2014
C. Bayık, E. Kürkçü ve HDP
17.08.2014
CHP yenileniyor!
06.08.2014
Genel af şart
20.07.2014
Mesafe koymanın tahammül sınırı ve derin anlamı!
26.06.2014
Birleşmiş Milletler 1985 Whitaker Raporu
23.06.2014
Tarihle yüzleşme: Bir başka bahara!
18.06.2014
Kürt meselesi çözülmeden...
16.06.2014
Bıkkınlık...
20.05.2014
Eğer yaşım 60 olmasaydı!
08.05.2014
Milletler Cemiyeti Halep Kurtarma Evi
06.05.2014
4 Mayıs Dersim Tertelesi
25.04.2014
Heyecanlandırmadı, çünkü biz çok değiştik!
19.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest (2)
18.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest
18.01.2014
Muammer Güler ve Dr. Reşit; ya da Erdoğan ve Talat
02.01.2014
Yeni yılın gidişatı
30.12.2013
Gene mi kurtuluş savaşı!
26.12.2013
Operasyon yapanın niyeti!
24.12.2013
CIA ve MOSSAD’a teşekkürler, MİT’e çağrı!
19.12.2013
İsrailli savcı istiyorum
16.12.2013
Eski tas eski hamam
12.12.2013
Los Angeles Examiner 1927
09.12.2013
Los Angeles Examiner 1926
05.12.2013
M. Kemal ve 2015 (2)
02.12.2013
M. Kemal ve 2015
28.11.2013
1920 Ruhu ve 2015
25.11.2013
Şivan Perwer ve Ahmet Kaya
21.11.2013
Namus bekçileri
18.11.2013
1968, cinsel özgürlük isyanı idi
14.11.2013
Doku değişimi
11.11.2013
İkinci Gezi
07.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi (2)
04.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi
31.10.2013
İdari reform ve derin travma
28.10.2013
Reform ve ademimerkeziyetçilik
21.10.2013
BDP ve Millet-i Hâkime
17.10.2013
Yine Millet-i Hâkime sorunu
14.10.2013
Reform, gecikme ve millet-i hâkime
10.10.2013
Reform ve zihniyet
07.10.2013
Reform Paketi
03.10.2013
Özkök niçin hesap vermeli (2)
30.09.2013
Özkök niçin hesap vermeli
26.09.2013
Medya ve operasyon
23.09.2013
Gerçek adalet için
19.09.2013
Defterler nerede
16.09.2013
Bizim Martin Luther King’imiz
11.09.2013
Kendini kurban saymak
10.09.2013
İktisatçılarımız ve Ermeni malları
09.09.2013
6-7 Eylül 1955 ve Suriye
05.09.2013
Müdahale iyi mi kötü mü
04.09.2013
Evdeki mutfak mı, dışarıdan ithal mi
02.09.2013
Zor şey be yazmak
26.08.2013
Ergenekon: Genel değerlendirme
22.08.2013
Bir kıyaslama
21.08.2013
İttihatçılar’ın yargılanması ve hukuk
19.08.2013
Devlet görevlilerinin yargılanması ve hukuk
15.08.2013
Veli Küçük, Ergenekon ve Ermeni soykırımı
14.08.2013
Ergenekon ve Ermeni soykırımı
13.08.2013
Adalet arayışı
13.08.2013
YETMEZ ama EVET
05.08.2013
Devlet bilir!
31.07.2013
Mısır ve akla getirdikleri
29.07.2013
Gezi Türk 68’idir!
24.07.2013
Hitler’in seçimle işbaşına geldiği efsanesi
22.07.2013
Zihniyet sürekliliği niye
15.07.2013
AKP: Kuş mu, deve mi
09.07.2013
Türk siyasetinin iki ana damarı
02.07.2013
Hrant, Lice ve Gezi: Yeni bir yarın
24.06.2013
Lyndon Johnson ve Tayyip Erdoğan
18.06.2013
Erdoğan iç savaş mı istiyor
10.06.2013
Yeni Türk ulusal kimliği ya da başladığı anda biten hareket mi
1 0
Celal Yıldız 17.06.2013 - 10:12:39
Taner'in babasını iyi tanıyan bir demokrat öğretmenim. Hem Dursun Akçam'ın hem de Taner'in yazdıkları kitap ve yazıların hemen hemen hepsini okudum. Referandum sürecinde birçok sol aydın gibi Taner de "yetmez ama evet" diye yazılar yazarak Erdoğan'ı destekliyordu. O günler şeriat ile demokrasinin zıt şeyler olduğunu; bundan dolayı tüm İslam dünyasında demokrasiye örnek bir ülke olmadığını; islam dünyasının belki birkaç asır içinde değişebileceğini yazmıştım. Dersimlilerin bir sitesinde: "Takiye yapan İslamcı iktidarın birçok "evetçi aydın" gibi Taner'i de kandırdığını, birçok aydının bu zokayı niçin yuttuklarını uzun uzun anlatmıştım. Ülke içindeki "evetçilerin" çoğu Erdoğan darbesini yiyince derin uykusundan uyandılar. Uzun isim listesini saymaya gerek yok. Ama Taner Akçam ülkede olmadığı için hala uyanamadı hala yanıldığını itiraf etmiyor. Hala şeriatçı Erdoğan'nın demokrat bir lider olacağına inanıyor. Bilinmelidir ki, çocukluğundan beri bütün kodları şeriatçı bir aile ve çevre içinde oluşan birinin ergin yaşlarda değişip "örnek bir demokrat olması" çok zordur. Bu tespit sosyolojik bir olgudur. Taner dosta önerim bir an önce Hasan Cemal, Cengiz Candar, Nuray Mert gibi "evetçilerle" kopntak kurup bu yanlış yolda ısrar etmemesi ve özeleştiri vermesidir. Yanlış yolda ısrar kendisine zarar verecektir ve demokrat güçler kendisinden kopacaktır.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,23
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive