Taner AKÇAM

Taraf GAZETESİ



Bookmark and Share

Muammer Güler ve Dr. Reşit; ya da Erdoğan ve Talat


18.01.2014 - Bu Yazı 3602 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 Hrant’ın öldürülmesinin üzerinden tam yedi yıl geçti; cinayetin planlayıcıları gerçek suçlular hâlâ dışarıda, dava ise sürüyor. Yargılamalarda birinci raunt bitti; ikinci raunt başladı, tam da Karl Marx’ın meşhur sözlerine uygun bir tarzda, ilki bir trajedi idi, ikincisi ise tam bir komedi...

Çoğumuz mutlaka şaşırıyoruz, niçin gerçek katiller hâlâ saklanıyor; niçin bu dava bu kadar uzun sürdü diye! Aslında cevabı çok basit; Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç 2 Ocak 2014’te attığı bir tweetle verdi: “Bu ülkede devlet geleneği diye bir şey hâlâ var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeter. Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması!

Müşavir haklı; Hrant Dink cinayeti de, devletin geliştirdiği bu ürkütücü reflekslerden sadece bir tanesi. Eğer biraz tarih okumuş olsaydık Hrant davasında nelerin olup bittiğini anlar ve bu kadar şaşırmazdık.

Bu aslında bize bir özeleştiri vesilesi de olmalıdır. Çünkü Türkiye’de Hrant için sokaklara dökülenlerin birçoğu, uzun zaman 1915 soykırımı ile Hrant’ın öldürülmesi arasında bağ kurmadı. Hatta bağ kuran insanlara kızanlar bile oldu. Oysa Hrant Dink’i öldürenler bu bağı biliyorlardı ve Hrant’ı bu bağ nedeniyle öldürdüler. Bugün gerçek katillerin hâlâ elini kolunu sallayarak dolaşmaları da bu nedenledir.

Hrant, bu devletin kuruluşundan tuğla çekmek istedi ve bu nedenle öldürüldü; gerçek katiller de bu nedenle bulunmuyor. Cinayet ve katillerin ellerini kollarını sallayarak dolaşması, Müşavirin sözünü ettiği, devletin geleneksel ürkütücü refleksidir. Bunu size iki örnekle anlatmak istiyorum.

Birincisi, Hrant’ın öldürülmesinin kendisidir. Geçen yıl Taraf’ta yazmıştım, tekrar etmek isterim: Artık kafamızın içine kazıyalım ve ona göre davranalım: Hrant Dink, Talat Paşa’nın intikamını almak için öldürüldü. Her şey, ama her şey, 1921 yılında işlenmiş suikastın intikamını almaya uygun şekilde örgütlendi.

Size bir sorum var; Hrant Dink niçin evinin önünde öldürülmedi? Ya da niçin diğer faili meçhullerde yaptıkları gibi, kaçırıp öldürüp cesedini bir yere atmadılar? Bunların her birisini isteselerdi yaparlardı. Ama böyle yapmak yerine, Agos’un önünde, cadde ortasında, herkesin gözü önünde, hem de kafasına arkadan sıkarak öldürdüler! Niçin? Çünkü Talat Paşa da böyle öldürülmüştü. Unutmayın! Hrant nezdinde Ermenilerden Talat Paşa’nın intikamını almak istediler.

Talat Paşa, 15 Mart 1921’de, Berlin’de, soykırımdan sağ olarak kurtulan Soghomon Tehliriantarafından, cadde ortasında, herkesin gözü önünde öldürüldü. Tehlirian, Talat Paşa’ya arkadan yaklaştı ve kafasına sıkarak öldürdü. Kaçarken yakalandı. 2-3 Haziran tarihlerinden görülen dava sonucunda da beraat etti. Hrant’ı da aynen böyle öldürdüler.

Cinayetin, bilmediğiniz bir başka benzerliği daha var: Tehlirian olay yerinden kaçmak isterken yakalanmıştı ama aslında suikast planını yapanların aldıkları karara göre kaçmaması, olduğu yerde durması ve teslim olması gerekiyordu. Hrant Dink soruşturmalarında var olan bazı kayıtlardan aslındaOgün Samast’ın da kaçmaması ve olay yerinde yakalanması gerektiğinin planlandığı anlaşılıyor. Her şey, 1921’deki gibi olmalıydı. Amaç hem Talat Paşa’nın intikamını almaktı hem de Ermenilere 1915 soykırımını, onların sesini boğmak için yaptıklarını hatırlatmaktı. “Biz bu Cumhuriyet’i Ermenilerin imhası üzerine kurduk ve bu topraklarda bir Ermeni’ye, 1915’den sonra özgürce konuşma imkânı vermeyiz”, demek istiyorlardı.

1915 soykırımı ile Hrant Dink’in öldürülmesi arasındaki bağı göremeyen, görmek istemeyenlere anlatmak istediğim ikinci tarihî örnek Diyarbakır Valisi Dr. Reşit’in öyküsüdür.


Onbinlerce Ermeni’nin katili Dr. Reşit’i, Hrant’ın cinayetin giden yolun hazırlayıcılarından İstanbul Valisi Muammer Güler ile kıyaslamak istiyorum. Aslında bu biraz da Tayyip Erdoğan ile Talat Paşa’yı kıyaslama olacak.

Biliyorum, çoğunuz, sırf CHP’ye sataşıp prim toplamak amacıyla yarım ağız da olsa Dersim katliamı konusunda özür dilemiş, Kürt sorununu barışçı yollarla çözmek isteyen bir başbakanı Talat Paşa ile kıyaslamamın haksızlık olduğunu düşüneceksinizdir. Karar için ya isterseniz “teşbihte hata olmazmış” deyin ya da hikâyenin sonunu bekleyin.


İKİ VALİ: DR. REŞİT, MUAMMER GÜLER...

1915 Temmuz ayında Musul Alman konsolosu, Mardin ve Diyarbakır’da çoğu Ermeni 2000’nin üzerinde Hıristiyan’ın, geceleri şehir dışına çıkartılıp, “koyun gibi boğazlanmakta olduğunu” bildirir. Bu bilgileri Mardin Mutasarrıfı’ndan aldığını söyleyen konsolos, cinayetlere engel olmak için tedbir alınmasını ister.

Alman elçiliği Talat Paşayı durumdan haberdar eder. Talat bunun üzerine Vali Reşit’e telgraf çeker ve Alman telgrafındaki “koyun gibi boğazlanmak” ifadesi de dâhil oradaki bilgileri aynen tekrar ettikten sonra şu emri yollar; “Ermeniler hakkında gündeme getirilen inzibati tedbirlerin diğer Hıristiyanlara da uygulanması kesinlikle doğru değildir”. Talat “gelişigüzel Hıristiyanların canını tehdit edecek” bu tür uygulamalara derhal son verilmesini ister.

Fakat bu telgrafa rağmen Diyarbakır’da Hıristiyanlara yönelik katliamlar ayrım yapmadan devam eder. Bunun üzerine Talat, 10 gün sonra, 22 Temmuz 1915’te Dr. Reşit’e, “mahremdir bizzat halli” özel notunu düştüğü ikinci bir telgraf daha yollar ve imha politikasının sadece Ermenilere uygulanması, diğer Hıristiyanları kapsamaması gerektiğinin yeniden altını çizer. “Şikâyetler geliyor” diyerek, Valiye emir verir: “Bizi zor durumda bırakacak bu tür uygulamalara son ver.

Bu ikinci telgrafa rağmen de durumda çok fazla bir değişiklik olmaz. Diyarbakır valisi, Ermenilerle diğer Hıristiyanlar arasında ayrım yapmadan katliamlara devam eder. Bunu üzerine Talat, yine 10 gün sonra, 2 Ağustos 1915 tarihinde üçüncü bir telgraf daha çeker. “Defalarca telgraf çekmemize rağmen vilayet dâhilinde Hıristiyanların katledilmeye devam edilmekte olduğu haberleri gelmeye devam ediyor,” diyerek, bu hâlin tasvip edilmediğini tekrar eder. Talat telgrafında, Reşit’e onun bir devlet memuru olduğunu, ve “bir memur olarak verilecek emirlere koşulsuz uymak zorunda bulunduğunu” hatırlatır. Ve Reşit’i çok açık bir biçimde uyarır; “Eşkıya ve çetelere isnat olunacak her fiil ve vakadan” doğrudan Dr. Reşit mesul tutulacaktır.

Sizlere aktardığım bu telgraflar, gizli ve şifreli telgraflardır. Muhtevasını Talat, Dr. Reşit ve şifreli telgrafları gönderen ve çözen bir kaç görevli dışında kimse bilmemektedir. Peki, aktardığım bu gizli telgraflarda Hükümet emirlerine karşı gelmekle suçlanan, 2000 kişinin üstünde insanı “koyun gibi boğazlatan” Dr. Reşit hakkında herhangi bir soruşturma açılır mı? Hayır! Ama başka şeyler olur; Reşit’in cinayetlerine muhalefet eden ve olayları Alman konsolosuna aktaran Mardin Kaymakamı Hilmi’ye görevden el çektirilir. Bundan daha da önemlisi, Diyarbakır’da Ermenilere yönelik politikaları uygulamadaki başarıları nedeniyle Reşit’in emrinde çalışan güvenlik görevlileri ödüllendirilirler. 28 Temmuz 1915’te çekilen bir telgrafla Diyarbakır vilâyetinde Ermeni komite liderleri ve mensuplarının yakalanmasında faydalı olan polis ve komiserlerden bazıları “terfi” ettirilir, bazıları “nakdi mükâfat” bazıları da “nişanla” ödüllendirilirler.

Hikâyem burada bitmedi. Diyarbakır ve yöresinden Süryani ve Ermenileri süren ve imha eden Dr. Reşit’ten, daha sonra işlediği cinayetlerin değil, bu cinayetler sırasında “merkeze yollayacağım” diyerek el koyduğu Ermenilere ait mücevher ve eşyaların hesabı sorulur. Yollanan resmî bir yazıyla kendisinden bu el koyduğu mücevherler istenir. 6 Ekim 1915’te Vali Reşit’e “bizzat hal edilecektir” özel notu ile yollanan telgrafta “Sevk olunup yolda duçar olunan Ermenilere ait nakit para mücevherat ve eşyalara, merkeze gönderilmek üzere tarafınızdan el konulduğunun haberini aldık” denerek, bu altın ve mücevheratın miktarı ve kaydının nasıl tutulduğu hakkında bilgi istenir. Gördüğünüz gibi, Talat’ı ilgilendiren tek konu vardır ve bu da Hıristiyanların imha edilmiş olması değil, onların el konulan mücevherlerine ne olduğudur.

Daha durun, hikâyenin sonuna gelmedik. Dr. Reşit daha sonra Ankara’ya, bir ödül sayılacak şekilde vali olarak atanır. Ama burada görevinden el çektirilir. Açığa alınır ve hakkında soruşturma açılır. Bilin bakalım, Dr. Reşit hakkında soruşturma açılmasının nedeni nedir? Belki doğru tahmin ettiniz. Soruşturma nedeni, Reşit’in işlediği cinayetler değil, Ermeni mücevher ve mallarını zimmetine geçirmesidir. Yani hırsızlıkla ilgilidir. Reşit, el koyduğu Ermeni mücevherleri ile İstanbul’da bir yalı almak istemiş ve olaydan haberdar olan Talat onu görevden almıştır. Gazeteci Süleyman Nazif bu durumu çok veciz sözlerle dile getirir: “Talat Paşa... katil sıfatıyla takdir ettiği Reşit’i hırsız olduğu için azletmiştir.

Şimdi anladınız mı Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç’ın söylediklerini; ne demişti müşavir, “bu ülkede devlet geleneği diye bir şey vardır; hâlâ [da] var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeterli”. Tarih okuduk ve gördük ki, devlet, soykırım sırasında Dr. Reşit ve adamlarını Hıristiyanları öldürdükleri, yani cinayet işledikleri için ödüllendirmiş ama Reşit’i hırsızlık nedeniyle açığa almıştır.

Bugüne gelelim, Hrant Dink cinayetine bulaştığı artık sağır sultan tarafından bile duyulmuş olanİstanbul Valisi Muammer Güler’in başına gelenler ile Dr. Reşit’in başına gelenler arasındaki benzerlik çok çarpıcıdır. Dr. Reşit gibi, Güler’den de cinayetin hesabı sorulmadı. Önce Milletvekili sonra İçişleri Bakanı yapılarak ödüllendirildi. Ama daha sonra rüşvet ve yolsuzluk nedeniyle görevden azledildi. Diğer polis görevlileri için de durum farklı olmadı. Hepsi cinayet sonrasında üst görevlere getirildiler. Mesele bu kadar basit aslında...

Şimdi anladınız mı Hrant Dink’in cinayetinin gerçek katilleri niçin bulunamadı ve dava niçin hâlâ sürüyor. Ha Talat ha Erdoğan çok fark etmiyor! Devlet geleneği bu...


tanerakcam@gmail.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
4.05.2020
24 Nisan, Hrant Dink ve fabrika ayarları
27.04.2020
Koronalı günlerde 24 Nisan üzerine konuşmak
24.04.2020
23.5 Nisan ve yeni bir kuruluş hikâyesinin zorunluluğu
6.04.2020
Tekalif-i Milliye (Milli Vergi) emirleri ve korona için bağış
28.01.2020
Yeni bir cumhuriyet ve tarihi buluşma
21.01.2020
Hrant, Talat Paşa'nın intikamı için öldürüldü
28.12.2019
Siyasetin 'söylenecek sözü' bitmiş 'yeni söz' lazım
16.12.2019
Amerikan Senatosu’nun soykırım kararı ve olası sonuçları
18.11.2019
Bizim mahallenin hocası Mümtaz Soysal
15.11.2019
Tarihi hakikatleri inkâr ve editoryal politika
11.11.2019
T24 meselesi bize niçin Hrant Dink’i hatırlatıyor?
17.10.2019
15 soruda Suriye ve Kürt meselesi
23.08.2019
Ermenilerin imha kararı: 1 Aralık 1914
22.06.2019
Bir açıklama ardından bazı sorular
23.05.2019
Büyük koalisyon ve Erdoğan’ın seçimleri erteleme veya iptal etme ihtimali
12.11.2018
Erdoğan’ın İkinci Cumhuriyet'i ve Atatürk’ün Birinci Cumhuriyet'i: Kuvvetler Birliği, Suriye Politikaları ve Tarihle Yüzleşme
22.10.2018
Kaşıkçı cinayeti ve devlet-yurttaş arasındaki ‘güven’ ilişkisi
20.9.2018
Orta Doğu kördüğümü için alternatif çözüm: Türkiye İsrail ortaklığı
17.8.2018
“Kuşatma savaşı” ve düşündürdükleri
2.8.2018
Birinci Cumhuriyet esas alınıp İkinci Cumhuriyet'e muhalefet yapılamaz
7.7.2018
'Umdenken': Düşünme tarzımızı değiştirmek
30.6.2018
İkinci cumhuriyete hoş geldiniz
14.1.2018
HDP ve 'Türklük'
5.12.2017
Ya “safradan” kurtulmak ya da iç savaş
13.11.2017
Kavala’nın tutuklanması AKP-Ergenekon koalisyonunun resmi ilanıdır
24.9.2017
'Zamanı değil' tezinin düşündürdükleri
21.9.2017
Kürdistan referandumu ve bağımsızlık
18.9.2017
Korkunç yalnızlığın intikamı mı?
24.8.2017
Bülent Uluer, bir ölüm ilanı ve altında birkaç satır ya da aydın kırımı
19.7.2017
CHP ve Adalet: Olmayacak duaya âmin demek mi?
20.6.2015
Çıplak kadın resmi
16.6.2015
Tarihî şans mı
14.6.2015
Şiddet ile hesaplaşma!
11.6.2015
PKK- Hizbullah çatışması mı
7.6.2015
Devlet aklı
19.5.2015
‘Ermeni takıntısı’ ve Türklük
17.5.2015
Türklük ve cinayet ilişkisi!
16.5.2015
Türklük ve tarihle yüzleşme
14.5.2015
Siyasette zemin kayması
7.5.2015
HDP ve soykırım
2.5.2015
Samantha Power ve Soykırım’ın 100. yılı
23.4.2015
Bıktırdınız gerçekten!
17.4.2015
Eğer Amerika isterse!
17.4.2015
24 Nisan yaklaşırken!
8.4.2015
HDP ve demokrasi
7.4.2015
Siyaset zor zanaat
27.02.2015
Gürsel Tekin ve Şafak Pavey’e
25.02.2015
MHP, CHP ve tuhaf işler
20.02.2015
Perinçek nefret ve kin yaymaktan ceza aldı
17.02.2015
Bir trajedi olarak Perinçek davası
10.02.2015
Perinçek’i cami avlusundan almışlar!
06.02.2015
Saray soytarısı
01.02.2015
Türkiye 1915 ile nasıl yüzleşmeli
30.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (4)
29.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (3)
28.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (2)
27.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg
04.01.2015
Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları
04.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915: Genel bir değerlendirme (5)
03.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (4)
02.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (3)
01.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (2)
30.11.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (1)
17.11.2014
Hrant Harvard’da
12.11.2014
Benim Nasuh Abim (2)
11.11.2014
Benim Nasuh Abim (1)
14.10.2014
İç savaşın başındayız
07.10.2014
IŞİD’e terörist diyerek sorun çözülmez
29.09.2014
Çok şey anladığımı iddia edemem!
18.09.2014
Kasıtla nefret suçu işlenmektedir!
17.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (III)
16.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (II)
15.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (I)
26.08.2014
C. Bayık, E. Kürkçü ve HDP
17.08.2014
CHP yenileniyor!
06.08.2014
Genel af şart
20.07.2014
Mesafe koymanın tahammül sınırı ve derin anlamı!
26.06.2014
Birleşmiş Milletler 1985 Whitaker Raporu
23.06.2014
Tarihle yüzleşme: Bir başka bahara!
18.06.2014
Kürt meselesi çözülmeden...
16.06.2014
Bıkkınlık...
20.05.2014
Eğer yaşım 60 olmasaydı!
08.05.2014
Milletler Cemiyeti Halep Kurtarma Evi
06.05.2014
4 Mayıs Dersim Tertelesi
25.04.2014
Heyecanlandırmadı, çünkü biz çok değiştik!
19.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest (2)
18.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest
18.01.2014
Muammer Güler ve Dr. Reşit; ya da Erdoğan ve Talat
02.01.2014
Yeni yılın gidişatı
30.12.2013
Gene mi kurtuluş savaşı!
26.12.2013
Operasyon yapanın niyeti!
24.12.2013
CIA ve MOSSAD’a teşekkürler, MİT’e çağrı!
19.12.2013
İsrailli savcı istiyorum
16.12.2013
Eski tas eski hamam
12.12.2013
Los Angeles Examiner 1927
09.12.2013
Los Angeles Examiner 1926
05.12.2013
M. Kemal ve 2015 (2)
02.12.2013
M. Kemal ve 2015
28.11.2013
1920 Ruhu ve 2015
25.11.2013
Şivan Perwer ve Ahmet Kaya
21.11.2013
Namus bekçileri
18.11.2013
1968, cinsel özgürlük isyanı idi
14.11.2013
Doku değişimi
11.11.2013
İkinci Gezi
07.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi (2)
04.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi
31.10.2013
İdari reform ve derin travma
28.10.2013
Reform ve ademimerkeziyetçilik
21.10.2013
BDP ve Millet-i Hâkime
17.10.2013
Yine Millet-i Hâkime sorunu
14.10.2013
Reform, gecikme ve millet-i hâkime
10.10.2013
Reform ve zihniyet
07.10.2013
Reform Paketi
03.10.2013
Özkök niçin hesap vermeli (2)
30.09.2013
Özkök niçin hesap vermeli
26.09.2013
Medya ve operasyon
23.09.2013
Gerçek adalet için
19.09.2013
Defterler nerede
16.09.2013
Bizim Martin Luther King’imiz
11.09.2013
Kendini kurban saymak
10.09.2013
İktisatçılarımız ve Ermeni malları
09.09.2013
6-7 Eylül 1955 ve Suriye
05.09.2013
Müdahale iyi mi kötü mü
04.09.2013
Evdeki mutfak mı, dışarıdan ithal mi
02.09.2013
Zor şey be yazmak
26.08.2013
Ergenekon: Genel değerlendirme
22.08.2013
Bir kıyaslama
21.08.2013
İttihatçılar’ın yargılanması ve hukuk
19.08.2013
Devlet görevlilerinin yargılanması ve hukuk
15.08.2013
Veli Küçük, Ergenekon ve Ermeni soykırımı
14.08.2013
Ergenekon ve Ermeni soykırımı
13.08.2013
Adalet arayışı
13.08.2013
YETMEZ ama EVET
05.08.2013
Devlet bilir!
31.07.2013
Mısır ve akla getirdikleri
29.07.2013
Gezi Türk 68’idir!
24.07.2013
Hitler’in seçimle işbaşına geldiği efsanesi
22.07.2013
Zihniyet sürekliliği niye
15.07.2013
AKP: Kuş mu, deve mi
09.07.2013
Türk siyasetinin iki ana damarı
02.07.2013
Hrant, Lice ve Gezi: Yeni bir yarın
24.06.2013
Lyndon Johnson ve Tayyip Erdoğan
18.06.2013
Erdoğan iç savaş mı istiyor
10.06.2013
Yeni Türk ulusal kimliği ya da başladığı anda biten hareket mi
1 0
Ro$ev sîtav 18.01.2014 - 19:57:54
çOK YERINDE BIR DEGERLENDIRME.. ELINE SAGLIK TANER KARDE$
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%51,18
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive