Taner AKÇAM

Taraf GAZETESİ



Bookmark and Share

Heyecanlandırmadı, çünkü biz çok değiştik!


25.04.2014 - Bu Yazı 2285 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Zenginin malı fukaranın çenesini yorarmış”; Başbakan’ın 1915 konusunda yaptığı açıklama da öyle. Üzerinde çok konuşulacağı kesin, çünkü bir başbakan ilk defa böyle bir açıklama yapıyor.

 Yorum yazmak can sıkıcı. Nelerin söyleneceği belli! Yarım bardak su misali. Bardaktaki suyu görüp, bunu çok olumlu, büyük bir adım olarak değerlendiren ve tarihî falan diyenler olacak. Muhtemel kalben hükümete yakın ve bu alanda fazla eziyet çekmemişler takımından gelecek bu tür sözler. Hele bir de liberal etiketleri varsa bu kişilerin, hafif bir “yeme de yanında yat” durumunun ortaya çıkacağı kesin.

 Öte yandan, bardağın boş tarafına bakıp beğenmeyenler olacak! “Tayyip’in yeni oyunu”; “hiçbir şey söylemeden bir şey söylüyormuş gibi yapma”, diyenler olacak. Ya da “niye şimdi”ciler veya “asıl niyeti nedir”ciler kuyruk olacaklar! Bu tür sözler de muhtemel AKP ve Erdoğan’a yüreği soğumuş çevrelerden gelecek, söylenenler beğenilmeyip, dudak bükülecek!

 Elbette arada- derede bir yerde duranlarımız da olacak, “yetmez ama evet” usulü... Bu kesimin de karamsar ve iyimserleri olacak. Belki de daha önceki özellikle Alevi ve de Kürt açılımı deneylerinden ağzı yananlar, bu açıklamayı üfleyerek değerlendirmeyi tercih edecekler.

 Ben sanki bu son kesime daha mı yakınım nedir?

 Hayır, öyle değil! Çerçevesi yukarda çizilmiş bir tartışmanın epey can sıkıcı olduğunu düşünüyorum.

 Merkezine bu açıklamanın kendisini koymak ve ne anlama geldiğini anlamak dışında bir şeyler arıyorum...

 Peki, bu mümkün mü? Belki!

 Ama önce, açıklamayı “çok yeni ve tarihî” olarak niteleyenlere ufak bir not: aslında Başbakan tarafından söylenmesi dışında bu söylenenlerde çok yeni bir şey yok. Bunların hepsi ama hepsi, hele şu Çanakkale ve Sarıkamış kayıplarını, soykırım ile eşitlemek için kullanılmış “adil hafıza” incisi de dâhil, daha önce Davutoğlu tarafından değişik vesilelerle, defalarca ama defalarca dile getirilmiş düşüncelerdir.

 Elbette bir başbakanın resmen bunları tekrar etmesi önemli. Ama tarihî diye havalara sıçramaya gerek yok.

 Hakkını vermek isterim; açıklamada birkaç kuvvetli fikir var: birincisi, “farklı söylemlerin empati ve hoşgörüyle karşılanması” ve “karşıdakini dinleyerek anlamaya çalışma(k)”... Bu açıklama ile 1915 konusunda artık zaten var olan özgür tartışma ortamı resmen kabul edilmiş oluyor ki bu önemli. Ama 21. yüzyılda zaten olması gerekene sevinmenin biraz tuhaf olduğunu da kabul etmek gerek.

 İkinci önemli fikir, “acıları anlamak ve paylaşmak”; “ne bir acılar hiyerarşisi kurulması ne de acıların birbiriyle mukayese edilmesi ve yarıştırılması”... Dudağımda hafif bir gülümseme... 1993’te Türkiye’ye ilk geldiğimde, üstüme dikilmiş öfke dolu gözlere --ki içlerinde çok sayıda solcu da vardı-- korkarak bu cümleleri tekrar ettiğimi hatırlıyorum. 21 yıl sonra Başbakan’dan böyle bir cümle duymak tuhaf bir duygu! Beğenelim, beğenmeyelim, 21 yılda kat ettiğimiz yolu gösteriyor!

 Üçüncü önemli fikir, “20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi diliyoruz” cümlesi... 1915 yılını anmamış, katliam vb. kelimesini kullanamamış ama belki de açıklamanın en önemli noktası bu. Daha önce hiç söylenmemiş insani bir boyut var. Bu açıdan bir yenilik ve bunu inkâr etmek hoş kaçmaz ama fazla yorum yapmak bana düşmez, ataları imha edilmiş insanların nasıl algılayacakları önemli.

 Açıklamada arada gürültüye gittiğini gördüğüm açık bir de yalan var; “arşivlerimizi bütün araştırmacıların kullanımına açtık,” deniyor. Başbakan açıkça yalan söylüyor.

 Ermeni soykırımı ile ilgili en önemli arşivlerden birisi Genelkurmay arşividir, bu arşiv ne doğru dürüst tasnif edilmiştir, ne de araştırmacılara açıktır. Böyle bir açıklamaya bu tür bir yalan hiç hoş değil.

 GÖRÜŞLERİMİZ ‘İHANET’TEN FİKİR DÜZEYİNE TERFİ ETTİ

 Eğer Fehmi Koru’nun, “tarihe ilişkin özür dilendi artık” gibi son derece gayrı ciddi ve “ayıp” sayılması gereken tutumunu bir kenara bırakırsak, açıklamanın anlamı ne? 2002’den bu yana T.C’nin geleneksel politikalarında bazı değişiklikler yapan AKP, Ermeni soykırımı konusunda da bir dil değişikliğine başvurdu.

 Başbakan’ın açıklaması ile birlikte artık 1915 üzerine toplumu açık konuşmaya davet edenlerin üzerine “hain”, “pis Ermeni” diye saldırılmayacak; “sözde” diyerek onlarca hakaret yapılmayacak. Yusuf Halaçoğlu, Şükrü Elekdağ ve Gündüz Aktan döneminin artık resmen sona erdiğini söyleyebiliriz.

 Gerçi Hrant’ın öldürülmesi sonrası bu hava zaten kırılmış idi ama gene de resmiyet kazanması önemli.

 Açıklamanın bir anlamı da şu: Hükümet artık “resmî görüş” karşıtlarının fikirlerini de, fikir olarak kabul ediyor ama 1915 hakkındaki kanaatini hiç değiştirmiyor. Eski düşünce aynen korunuyor. “Herkesin acısını anlamak” çizgisi ile, Çanakkale, Sarıkamış, Dünya Savaşı kayıpları ve Ermenilere yapılanlar bir torbaya dolduruluyor. Yıllarca söylenen de zaten buydu.

 Eğer kullanılan dili büyük bir değişiklik diye yorumlayacaksanız, bir şey diyemem ama 1915’in içeriğine yönelik ortada çok yeni bir şey olmadığını söylemek istiyorum.

 Asıl bundan sonra atılması gereken adımların atılıp atılmayacağına bakmak gerekiyor!

 Bana göre, asıl soru, Başbakan’ın ne söylediği değil, ona bunları kimin ve neyin söylettiğidir. 2015 yaklaşırken, hükümetin, özellikle uluslararası arenada sırtını duvara dayanmış hissettiği ve içine düştüğü sıkışıklıktan kurtulmak istediği biliniyor. Daha dün, Türkiye’nin ABD’deki en büyük savunucusu olan AJC (Amerikan Yahudi Komitesi) soykırım kelimesini resmen kullandı ve Türkiye’yi soykırımı tanımaya davet etti.

 Bir an düşünün, uluslararası desteğini kaybetmiş Başbakan’ın, içinde bulunduğumuz şu koşullarda, kendisine ait, daha önce defalarca sarf ettiği “Müslümanlar soykırım yapmaz”, “atalarıma soykırımcı diyemezsiniz” türünden sözleri tekrar etmiş olsaydı ne olurdu?

 Başbakan mecburdu, o sadece kaçan bir treni yakalamak telaşı içinde. Bu sözler bir değişim dinamiğinin değil, geç kalmışlığın habercisi olabilir belki. 2015’e girerken bir zarar tanzim operasyonu yapıyor Türkiye.

 Bana göre artık keramet Başbakan’da değil, keramet bizde, Hrant sonrası sokaklara dökülen binlerde... Ve dışarıdan Türkiye’ye yapılan baskılarda... Türkiye’deki insanların direnci, Ermeni diasporasının çabaları ile birleşmeye başlıyor. Bu birliktelik Başbakan’a fikrini değiştirtemedi ama dilini değiştirtmiş gözüküyor.

 VE BİZ ÇOK DEĞİŞTİK

 Başbakan’a bu sözleri söyletenlerin göremediği anlayamadığı bir şey var. Biz artık eski biz değiliz. Bizler, yani 1915 Ermeni soykırımı konusundaki asırlık yalana karşı yıllardır uğraşan ve çabalayan insanlar çok değiştik.

 Eğer Başbakan bu sözleri, bundan 10 yıl önce söyleseydi, gerçekten söylediklerini bir “devrim” bile sayabilirdik. Ama artık köprünün altından çok sular aktı. Derimiz kalınlaştı, pır-pır atan yüreğimiz acılarla doldu, başımıza gelenleri “tecrübe” altında toplamayı öğrendik. Bundan 10 yıl önce büyük değişim olarak sunulabilecek şey şimdi sadece içimizi buruyor! Dudağımızda hafif bir gülümseme, ağzımızda hafif ekşi bir tat bırakıyor!

 Başbakan da dâhil, bundan sonra 1915 soykırımı üzerine konuşmak isteyenler, eğer söylediklerinde bir anlam bulmamızı, biraz olsun heyecanlanmamızı istiyorlarsa, artık çıtanın çok yükseklerde olduğunu görmek zorundalar. Bu açıklamayı “tarihe yönelik işler bitti” hafifliği ile karşılayanların bilmesinde fayda var. Ben ve benim gibiler, çok ama çok somut bazı adımlara bakacaklar. Bazı şeylerin yapılıp yapılmadığının çok yakın takipçisi olacaklar:

 a)Bu ülkede 90 yıldır bir inkâr politikası yaşandı; bu inkâr 2002 AKP iktidarı sonrası da devam etti. 2014’te, 1915 üzerine konuşmak isteyenler, sanki bugüne kadar hiçbir şey olmamış gibi, kendilerinin de olanlarda hiçbir payı yokmuş gibi konuşamazlar. Eğer 1915 konusunda politik bir değişiklik olacaksa, ilk önce kendinizden başlayarak, onlarca yıldır süren inkâr politikalarının yanlışlığı konusunda bir şeyler söylemeniz şart!

 b)1915’in açık bir insanlık suçu olduğunu kabul etmeden, “herkes acı çekti”, “herkesin acısını anlayalım” ile gidilecek bir yer yoktur. Savaş kayıpları ile soykırım gibi bir insanlık suçu arasında ayrım yapmayı öğrenmedikçe hiçbir şey çözülemez. Önce cinayete cinayet demeyi öğrenmeniz gerekir. Artık çıtanın bundan aşağıya düşmesi mümkün değil!

 c)Yapılacak en anlamlı başlangıç, Ermenistan ile sınırları açmak ve diplomatik ilişkileri geliştirmektir. Bundan iki yıl önce Hocalı mitingine İçişleri bakanını yollamış, “Ermeni yalanına kanma” diye afişler asmış bir hükümetten söz ettiğimizi biliyoruz.

 Hrant’ın gerçek katillerinin derin dehlizlerden bulunup çıkartılmasından söz etmiyorum bile...

 Bana göre,1915 konusunda değişimin dinamiği hükümetin elinde değil artık! Onlar, kaçırmakta olduklarını bildikleri bir trenin son vagonuna can havliyle atlamak istiyorlar. Ama, 2015’e doğru, tarihî bir cinayeti kabul etmekten, bu cinayet için özür dilemekten ve yaratılan yıkımı telafi etmek için Ermenistan ve diaspora ile görüşmeye başlamaktan başka bir seçenek yoktur. Bu yolu açan her girişim iyidir ama sadece yolu açacağı için... Bitireceği için değil... Bunun görülmesi gerekiyor. Bunların yapılması için çok mu bekleriz? Acelemiz yok ki!

 tanerakcam@gmail.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
4.05.2020
24 Nisan, Hrant Dink ve fabrika ayarları
27.04.2020
Koronalı günlerde 24 Nisan üzerine konuşmak
24.04.2020
23.5 Nisan ve yeni bir kuruluş hikâyesinin zorunluluğu
6.04.2020
Tekalif-i Milliye (Milli Vergi) emirleri ve korona için bağış
28.01.2020
Yeni bir cumhuriyet ve tarihi buluşma
21.01.2020
Hrant, Talat Paşa'nın intikamı için öldürüldü
28.12.2019
Siyasetin 'söylenecek sözü' bitmiş 'yeni söz' lazım
16.12.2019
Amerikan Senatosu’nun soykırım kararı ve olası sonuçları
18.11.2019
Bizim mahallenin hocası Mümtaz Soysal
15.11.2019
Tarihi hakikatleri inkâr ve editoryal politika
11.11.2019
T24 meselesi bize niçin Hrant Dink’i hatırlatıyor?
17.10.2019
15 soruda Suriye ve Kürt meselesi
23.08.2019
Ermenilerin imha kararı: 1 Aralık 1914
22.06.2019
Bir açıklama ardından bazı sorular
23.05.2019
Büyük koalisyon ve Erdoğan’ın seçimleri erteleme veya iptal etme ihtimali
12.11.2018
Erdoğan’ın İkinci Cumhuriyet'i ve Atatürk’ün Birinci Cumhuriyet'i: Kuvvetler Birliği, Suriye Politikaları ve Tarihle Yüzleşme
22.10.2018
Kaşıkçı cinayeti ve devlet-yurttaş arasındaki ‘güven’ ilişkisi
20.9.2018
Orta Doğu kördüğümü için alternatif çözüm: Türkiye İsrail ortaklığı
17.8.2018
“Kuşatma savaşı” ve düşündürdükleri
2.8.2018
Birinci Cumhuriyet esas alınıp İkinci Cumhuriyet'e muhalefet yapılamaz
7.7.2018
'Umdenken': Düşünme tarzımızı değiştirmek
30.6.2018
İkinci cumhuriyete hoş geldiniz
14.1.2018
HDP ve 'Türklük'
5.12.2017
Ya “safradan” kurtulmak ya da iç savaş
13.11.2017
Kavala’nın tutuklanması AKP-Ergenekon koalisyonunun resmi ilanıdır
24.9.2017
'Zamanı değil' tezinin düşündürdükleri
21.9.2017
Kürdistan referandumu ve bağımsızlık
18.9.2017
Korkunç yalnızlığın intikamı mı?
24.8.2017
Bülent Uluer, bir ölüm ilanı ve altında birkaç satır ya da aydın kırımı
19.7.2017
CHP ve Adalet: Olmayacak duaya âmin demek mi?
20.6.2015
Çıplak kadın resmi
16.6.2015
Tarihî şans mı
14.6.2015
Şiddet ile hesaplaşma!
11.6.2015
PKK- Hizbullah çatışması mı
7.6.2015
Devlet aklı
19.5.2015
‘Ermeni takıntısı’ ve Türklük
17.5.2015
Türklük ve cinayet ilişkisi!
16.5.2015
Türklük ve tarihle yüzleşme
14.5.2015
Siyasette zemin kayması
7.5.2015
HDP ve soykırım
2.5.2015
Samantha Power ve Soykırım’ın 100. yılı
23.4.2015
Bıktırdınız gerçekten!
17.4.2015
Eğer Amerika isterse!
17.4.2015
24 Nisan yaklaşırken!
8.4.2015
HDP ve demokrasi
7.4.2015
Siyaset zor zanaat
27.02.2015
Gürsel Tekin ve Şafak Pavey’e
25.02.2015
MHP, CHP ve tuhaf işler
20.02.2015
Perinçek nefret ve kin yaymaktan ceza aldı
17.02.2015
Bir trajedi olarak Perinçek davası
10.02.2015
Perinçek’i cami avlusundan almışlar!
06.02.2015
Saray soytarısı
01.02.2015
Türkiye 1915 ile nasıl yüzleşmeli
30.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (4)
29.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (3)
28.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (2)
27.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg
04.01.2015
Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları
04.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915: Genel bir değerlendirme (5)
03.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (4)
02.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (3)
01.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (2)
30.11.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (1)
17.11.2014
Hrant Harvard’da
12.11.2014
Benim Nasuh Abim (2)
11.11.2014
Benim Nasuh Abim (1)
14.10.2014
İç savaşın başındayız
07.10.2014
IŞİD’e terörist diyerek sorun çözülmez
29.09.2014
Çok şey anladığımı iddia edemem!
18.09.2014
Kasıtla nefret suçu işlenmektedir!
17.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (III)
16.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (II)
15.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (I)
26.08.2014
C. Bayık, E. Kürkçü ve HDP
17.08.2014
CHP yenileniyor!
06.08.2014
Genel af şart
20.07.2014
Mesafe koymanın tahammül sınırı ve derin anlamı!
26.06.2014
Birleşmiş Milletler 1985 Whitaker Raporu
23.06.2014
Tarihle yüzleşme: Bir başka bahara!
18.06.2014
Kürt meselesi çözülmeden...
16.06.2014
Bıkkınlık...
20.05.2014
Eğer yaşım 60 olmasaydı!
08.05.2014
Milletler Cemiyeti Halep Kurtarma Evi
06.05.2014
4 Mayıs Dersim Tertelesi
25.04.2014
Heyecanlandırmadı, çünkü biz çok değiştik!
19.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest (2)
18.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest
18.01.2014
Muammer Güler ve Dr. Reşit; ya da Erdoğan ve Talat
02.01.2014
Yeni yılın gidişatı
30.12.2013
Gene mi kurtuluş savaşı!
26.12.2013
Operasyon yapanın niyeti!
24.12.2013
CIA ve MOSSAD’a teşekkürler, MİT’e çağrı!
19.12.2013
İsrailli savcı istiyorum
16.12.2013
Eski tas eski hamam
12.12.2013
Los Angeles Examiner 1927
09.12.2013
Los Angeles Examiner 1926
05.12.2013
M. Kemal ve 2015 (2)
02.12.2013
M. Kemal ve 2015
28.11.2013
1920 Ruhu ve 2015
25.11.2013
Şivan Perwer ve Ahmet Kaya
21.11.2013
Namus bekçileri
18.11.2013
1968, cinsel özgürlük isyanı idi
14.11.2013
Doku değişimi
11.11.2013
İkinci Gezi
07.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi (2)
04.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi
31.10.2013
İdari reform ve derin travma
28.10.2013
Reform ve ademimerkeziyetçilik
21.10.2013
BDP ve Millet-i Hâkime
17.10.2013
Yine Millet-i Hâkime sorunu
14.10.2013
Reform, gecikme ve millet-i hâkime
10.10.2013
Reform ve zihniyet
07.10.2013
Reform Paketi
03.10.2013
Özkök niçin hesap vermeli (2)
30.09.2013
Özkök niçin hesap vermeli
26.09.2013
Medya ve operasyon
23.09.2013
Gerçek adalet için
19.09.2013
Defterler nerede
16.09.2013
Bizim Martin Luther King’imiz
11.09.2013
Kendini kurban saymak
10.09.2013
İktisatçılarımız ve Ermeni malları
09.09.2013
6-7 Eylül 1955 ve Suriye
05.09.2013
Müdahale iyi mi kötü mü
04.09.2013
Evdeki mutfak mı, dışarıdan ithal mi
02.09.2013
Zor şey be yazmak
26.08.2013
Ergenekon: Genel değerlendirme
22.08.2013
Bir kıyaslama
21.08.2013
İttihatçılar’ın yargılanması ve hukuk
19.08.2013
Devlet görevlilerinin yargılanması ve hukuk
15.08.2013
Veli Küçük, Ergenekon ve Ermeni soykırımı
14.08.2013
Ergenekon ve Ermeni soykırımı
13.08.2013
Adalet arayışı
13.08.2013
YETMEZ ama EVET
05.08.2013
Devlet bilir!
31.07.2013
Mısır ve akla getirdikleri
29.07.2013
Gezi Türk 68’idir!
24.07.2013
Hitler’in seçimle işbaşına geldiği efsanesi
22.07.2013
Zihniyet sürekliliği niye
15.07.2013
AKP: Kuş mu, deve mi
09.07.2013
Türk siyasetinin iki ana damarı
02.07.2013
Hrant, Lice ve Gezi: Yeni bir yarın
24.06.2013
Lyndon Johnson ve Tayyip Erdoğan
18.06.2013
Erdoğan iç savaş mı istiyor
10.06.2013
Yeni Türk ulusal kimliği ya da başladığı anda biten hareket mi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive