Taner AKÇAM

Taraf GAZETESİ



Bookmark and Share

Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları


04.01.2015 - Bu Yazı 3014 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 1922 yılında Paris’te Ermenice bir kitap yayımlanır; kitabın adı Acı Çekenlerin Sesi (Tsayn Darabelots), yazarı B. Donabedian’dır. Aslında Donabedian’ın kitaba yazdığı önsözde söylediği gibi, kitabın tek bir yazarı yoktur. Yüzlerce farklı kişi tarafından yazılmış mektupların biraraya toplanmasından oluşmuştur. Mektupların hemen hepsi, soykırımdan kurtulmuş veya kurtulup kurtulamadıkları henüz daha belli olmayan Ermeniler tarafından 1916-1919 yılları arasında yazılmıştır. Her bir mektup, yaşananların sıcağı sıcağına anlatılmasından ibarettir. Birincil el tanıklar, daha olayların içinde iken, ümitsizce akraba, eş ve dost aramakta, onlara başlarından geçenleri tüm detayları ile aktarmakta ve yardım istemektedirler.

Bu mektuplar içinde neler yok ki… Aynı köyde onlarca yıldır birarada yaşadıkları komşuları tarafından nasıl saldırıya uğradıklarını anlatanlardan tutun da, iyi niyetli Müslümanların yardım çabalarına kadar, her şeyi ama her şeyi, ayrıntılı yer ve şahıs isimleriyle bulmak mümkün.

İşte bu mektuplar arasında bir de Sibirya’dan gönderilenler var. Sarıkamış’ta, Osmanlı ordusunda savaşmış, Ruslara esir düşmüş Ermeni askerlerin mektupları… Bu mektuplardan birisinde, Hovsep Seyisyan, Sibirya’da sadece kendi bölgesinde bulunan esir Ermeni asker sayısını 129 olarak vermektedir. Muhtemel başka bölgeler de eklendiğinde bu sayı daha fazladır.

Eğer bugün Sarıkamış’ta savaşanları saygıyla anacaksak, bunu o dönemde şehit düşen Hıristiyan, Müslüman tüm askerler, tüm Osmanlı vatandaşları adına yapmamız gerekiyor. Tabii ki Sarıkamış’ta can veren Rus askerlerini de unutmamak lazım.

Sarıkamış’ın hakkı, Rusya ve Türkiye’nin, bu savaşı birbirlerine karşı kullanmadıkları ve yok edilen insanlar önünde birlikte saygıyla eğildikleri zaman verilebilir.

Savaşları sadece birisinin zaferi ve ötekisinin mağlubiyeti olarak değil, insanlığın ortak çılgınlığı olarak hatırlamak ve lanetlemek gerekir!

Nazaret Demirciyan ve Hovsep Seyisyan’ın mektuplarını Sarıkamış üzerine konuşmaya başladığımız şu günlerde iyi okumakta fayda var. Çünkü ülkemizde Sarıkamış’ı, hâlâ Ermeni soykırımına karşı Türk’ün acı çekmesinin hikâyesi olarak anlatmak isteyen kendini bilmezler var!

Bu görüşü savunanlara göre, Ermenilerin 1915’i varsa imiş, bizim de Sarıkamış’ımız varmış! Şimdi Sarıkamış’ı bir tarafa, Ermeni soykırımını öbür tarafa koyup, “Sarıkamış bizim acımız, 1915 onların acısı”, diyenlere sormak isterim: Nazaret’in ve Hovsep’in acılarını nereye koyacaksınız?

 

BİRİNCİ MEKTUP

  1. Dagel (Sibirya), Eylül 29, 1917

Sevgili kardeşim,

25 Eylül tarihli mektubumu aldığımı teyit ederim, aynı gün sizin Temmuz 5 tarihli mektubunuzu almış, hemen cevaplamıştım… ama vakit geç olduğundan sorularınızı uzun uzadıya cevaplandıracak zamanım yoktu. İşte bugün sorularınızı ayrıntılı olarak cevaplandıracağım. Her hafta yazmaya ahdetmiştiniz. Sevgili kardeşim, ben de aynı sözü veriyorum, hiçbir hafta sizi mektupsuz bırakmayacağım, ikimiz için de başka çıkar yol yok, mektuplarımızla kalplerimizi teskin edip, birbirimizin halinden anlayacağız… eğer bu sözümüzü tutup her hafta yazarsak, hiç mektupsuz kalmayız… başka yol yok çünkü birbirimizden o kadar uzağız ki her bir mektup üç dört ay sonra ulaşıyor…

Kız kardeşlerim Kineg ve Pantuğ’dan mektup almış olduğunuzu yazmıştınız… Halep’te bulunduklarını ve beş lira göndermiş olduğunuzu da okudum… onlardan yeni bir haber aldınız mı? Lütfen ayrıntılı olarak yazın… Benden resim istemiştiniz, bu mektubumla gönderiyorum, elinize geçerse bana bildirin… Bir de başımdan geçen olayların ayrıntısını istemiştiniz, iste anlatıyorum.

Balkan savaşına kadar olan hayatımı biliyorsunuz… O savaştan sonra, askerlik için Sivas’a götürdüler bizi. Orada dört ay kaldıktan sonra izin alıp eve gittim epeyce kaldıktan sonra yeniden asker olarak Sivas’a döndüm.. Dünya Savaşı’nın başlaması ile kendimizi muharebe meydanında bulduk… yolculuğumuzu anlatmak istemiyorum çünkü Türklerin askerî lojistik işlerindeki düzensizliği duymuş olmalısınız… uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Erzurum’a geldik, oradan da Pasinler Ovası’na gittik ve orada savaşa tutuştuk… savaş sırasında günlerce aç kalışımız… karların içinde yatışımız, başımızın altına yastık yerine taşları koyuşumuz, iki üç hafta devamlı ateş ve alevler içinde kalışımız…

Ah sevgili kardeşim, tek isteğim sizin de öyle günler görmemeniz… kimse ne yapacağını bilemiyordu, topların şarapnelleri başımızın üstünde patlıyor, tüfek kurşunları yağmur gibi yağıyordu… ölüler, biçilmiş tarladaki buğday başakları gibi üst üste yığılmışlardı… orada bir insan başı, şurada bir kol, az ötede vücuttan ayrılmış bir bacak… Daha uzakta ölüme yaklaşmış bir yaralının kısılmış sesiyle Yardım! Yardım! çığlıkları, diğerlerinin ise küçümseyen bir bakış atarak yanlarından geçmeleri… kim yardım edebilir ki? Kim bilebilir ki yarın, yahut bir saat, hatta bir dakika sonra o da aynı çığlıkları kendisi atmayacak…

Nihayet dağlar, ateşler, yıkıntılar ve ölüler üzerinden geçerek, kanla boyanmış vadi ve tepeleri geçip Rusya’nın [zapt ettiği] Sarıkamış şehrinin ormanlarına geldik… Ah kardeşim, oradaki savaşı anlatmaya kalemimin gücü yetmez. Yok kardeşim, orası savaş meydanı değil insan mezbahası idi… belki şöyle anlatabilirim, durduğun yerden iki metre ötesine gitmen gerekiyorsa, toprağa basarak gidemezdin… insan cesetlerinin ve vücutlardan kopmuş uzuvlardan oluşan yumuşak et yığınlarının üzerine basarak ancak gidebilirdin… Ah şimdi o günleri hatırladıkça ağlamadan duramıyorum. “Ve o Tanrı’ya kurban edilen ve O’nun adına kurban olan milyonlarca insanın köpek gibi sırıtan yüzünü gördüm gökkuşağında”.

Bu ormanların içinde de sekiz on gün korkunç ve benzeri görülmemiş bir savaştan sonra, Türk kuvvetleri artık dayanamadı… bir kısmı esir düşmeye bir kısmı da kaçmaya başladı… açlık, çıplaklık, soğuk ve savaşan kuvvetlerin eşitsizliği böyle gerektirirdi ve başka türlü olamazdı…

Ben de “maalesef” mi yoksa “çok şükür” mu diyeyim bilemiyorum… esir düşenler arasındaydım, ve o günden sonra esaret günlerim başladı…

Esir düştüğüm tarih, Aralık 20, 1914. Bizi yakaladıklarında ilk önce bizi trenle Kars’a getirdiler, orda yemek verdikten sonra yine trene bindirip Kafkaslara doğru yola çıkardılar. Yolda rastladığımız Ermeniler bizi teselli etmek için, “siz mademki Ermeni’siniz sizi çabuk bırakırlar” diyorlardı… kimi diyordu Tiflis’te salıverirler kimi de daha ötede… ve böyle bizi aldatarak bir ay süren bir demiryolu yolculuğundan sonra Perm şehrine vardık. Bizim esir düşmüş arkadaşlardan dörtte biri kalmamıştı vardığımızda… yol boyunca tifodan öldüler, öyle ki her bir vagondan günde 10-15 ölü çıkıyordu… ben de epeyi ağır hastalandım ama nasıl olduysa iyileştim sonunda.

Bizi Perm’e getirince, daha evvel okul olarak kullanılan büyük bir binaya yerleştirdiler. Bizi “Ermeni esirleri çabuk bırakırlar” diye kandıran Rusyalı Ermenilerin dediği çıkmadı… İşte, esaretimin dördüncü yılındayım hâlâ bekliyoruz… Hasretten yanan kardeşin,

Nazaret Demirciyan

 

İKİNCİ MEKTUP

Irkutsk (Sibirya), Ekim 19, 1917

… Gelelim bizim hayatımıza, geçen mektubumda belirttiğim gibi, esaretten ölüme doğru gidiyoruz… Perelovka’dan Irkutsk’a geldik, gönüllü olarak Kafkasya’ya gidip Ermeni birliklerine katılma işi için. Fakat ayın 1’inden beri burada bekliyoruz, gideceğimiz gün hâlâ belli değil. Ayrılacağımız zaman bir mektup daha gönderirim. Biz genelde 129 kişiyiz, hepimiz Perelovka ve civarında bulunan Ermeni esirleriz. Gönüllü birlikler hazırlama konusunun tekrar gündeme alındığını duyunca düşündük, mademki başka türlü kurtuluş imkânı yok, Sibirya’nın boşluğu içinde yok olmaktansa, gidip kan meydanında şehit düşmeye karar verdik. Rus askerleri Ermenistan toprağı için dövüşüp kan dökmek istemiyor yalnız Ermeni asker ve Kazaktır ki Ermeni toprağını korumak için dövüşür… Öylesi bundan daha iyi.

Hiç değilse öcünü alıp gerekirse öyle ölmek…

Özlemle

Hovsep Seyisyan

tanerakcam@gmail.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
22.06.2019
Bir açıklama ardından bazı sorular
23.05.2019
Büyük koalisyon ve Erdoğan’ın seçimleri erteleme veya iptal etme ihtimali
12.11.2018
Erdoğan’ın İkinci Cumhuriyet'i ve Atatürk’ün Birinci Cumhuriyet'i: Kuvvetler Birliği, Suriye Politikaları ve Tarihle Yüzleşme
22.10.2018
Kaşıkçı cinayeti ve devlet-yurttaş arasındaki ‘güven’ ilişkisi
20.9.2018
Orta Doğu kördüğümü için alternatif çözüm: Türkiye İsrail ortaklığı
17.8.2018
“Kuşatma savaşı” ve düşündürdükleri
2.8.2018
Birinci Cumhuriyet esas alınıp İkinci Cumhuriyet'e muhalefet yapılamaz
7.7.2018
'Umdenken': Düşünme tarzımızı değiştirmek
30.6.2018
İkinci cumhuriyete hoş geldiniz
14.1.2018
HDP ve 'Türklük'
5.12.2017
Ya “safradan” kurtulmak ya da iç savaş
13.11.2017
Kavala’nın tutuklanması AKP-Ergenekon koalisyonunun resmi ilanıdır
24.9.2017
'Zamanı değil' tezinin düşündürdükleri
21.9.2017
Kürdistan referandumu ve bağımsızlık
18.9.2017
Korkunç yalnızlığın intikamı mı?
24.8.2017
Bülent Uluer, bir ölüm ilanı ve altında birkaç satır ya da aydın kırımı
19.7.2017
CHP ve Adalet: Olmayacak duaya âmin demek mi?
20.6.2015
Çıplak kadın resmi
16.6.2015
Tarihî şans mı
14.6.2015
Şiddet ile hesaplaşma!
11.6.2015
PKK- Hizbullah çatışması mı
7.6.2015
Devlet aklı
19.5.2015
‘Ermeni takıntısı’ ve Türklük
17.5.2015
Türklük ve cinayet ilişkisi!
16.5.2015
Türklük ve tarihle yüzleşme
14.5.2015
Siyasette zemin kayması
7.5.2015
HDP ve soykırım
2.5.2015
Samantha Power ve Soykırım’ın 100. yılı
23.4.2015
Bıktırdınız gerçekten!
17.4.2015
Eğer Amerika isterse!
17.4.2015
24 Nisan yaklaşırken!
8.4.2015
HDP ve demokrasi
7.4.2015
Siyaset zor zanaat
27.02.2015
Gürsel Tekin ve Şafak Pavey’e
25.02.2015
MHP, CHP ve tuhaf işler
20.02.2015
Perinçek nefret ve kin yaymaktan ceza aldı
17.02.2015
Bir trajedi olarak Perinçek davası
10.02.2015
Perinçek’i cami avlusundan almışlar!
06.02.2015
Saray soytarısı
01.02.2015
Türkiye 1915 ile nasıl yüzleşmeli
30.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (4)
29.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (3)
28.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (2)
27.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg
04.01.2015
Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları
04.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915: Genel bir değerlendirme (5)
03.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (4)
02.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (3)
01.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (2)
30.11.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (1)
17.11.2014
Hrant Harvard’da
12.11.2014
Benim Nasuh Abim (2)
11.11.2014
Benim Nasuh Abim (1)
14.10.2014
İç savaşın başındayız
07.10.2014
IŞİD’e terörist diyerek sorun çözülmez
29.09.2014
Çok şey anladığımı iddia edemem!
18.09.2014
Kasıtla nefret suçu işlenmektedir!
17.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (III)
16.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (II)
15.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (I)
26.08.2014
C. Bayık, E. Kürkçü ve HDP
17.08.2014
CHP yenileniyor!
06.08.2014
Genel af şart
20.07.2014
Mesafe koymanın tahammül sınırı ve derin anlamı!
26.06.2014
Birleşmiş Milletler 1985 Whitaker Raporu
23.06.2014
Tarihle yüzleşme: Bir başka bahara!
18.06.2014
Kürt meselesi çözülmeden...
16.06.2014
Bıkkınlık...
20.05.2014
Eğer yaşım 60 olmasaydı!
08.05.2014
Milletler Cemiyeti Halep Kurtarma Evi
06.05.2014
4 Mayıs Dersim Tertelesi
25.04.2014
Heyecanlandırmadı, çünkü biz çok değiştik!
19.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest (2)
18.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest
18.01.2014
Muammer Güler ve Dr. Reşit; ya da Erdoğan ve Talat
02.01.2014
Yeni yılın gidişatı
30.12.2013
Gene mi kurtuluş savaşı!
26.12.2013
Operasyon yapanın niyeti!
24.12.2013
CIA ve MOSSAD’a teşekkürler, MİT’e çağrı!
19.12.2013
İsrailli savcı istiyorum
16.12.2013
Eski tas eski hamam
12.12.2013
Los Angeles Examiner 1927
09.12.2013
Los Angeles Examiner 1926
05.12.2013
M. Kemal ve 2015 (2)
02.12.2013
M. Kemal ve 2015
28.11.2013
1920 Ruhu ve 2015
25.11.2013
Şivan Perwer ve Ahmet Kaya
21.11.2013
Namus bekçileri
18.11.2013
1968, cinsel özgürlük isyanı idi
14.11.2013
Doku değişimi
11.11.2013
İkinci Gezi
07.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi (2)
04.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi
31.10.2013
İdari reform ve derin travma
28.10.2013
Reform ve ademimerkeziyetçilik
21.10.2013
BDP ve Millet-i Hâkime
17.10.2013
Yine Millet-i Hâkime sorunu
14.10.2013
Reform, gecikme ve millet-i hâkime
10.10.2013
Reform ve zihniyet
07.10.2013
Reform Paketi
03.10.2013
Özkök niçin hesap vermeli (2)
30.09.2013
Özkök niçin hesap vermeli
26.09.2013
Medya ve operasyon
23.09.2013
Gerçek adalet için
19.09.2013
Defterler nerede
16.09.2013
Bizim Martin Luther King’imiz
11.09.2013
Kendini kurban saymak
10.09.2013
İktisatçılarımız ve Ermeni malları
09.09.2013
6-7 Eylül 1955 ve Suriye
05.09.2013
Müdahale iyi mi kötü mü
04.09.2013
Evdeki mutfak mı, dışarıdan ithal mi
02.09.2013
Zor şey be yazmak
26.08.2013
Ergenekon: Genel değerlendirme
22.08.2013
Bir kıyaslama
21.08.2013
İttihatçılar’ın yargılanması ve hukuk
19.08.2013
Devlet görevlilerinin yargılanması ve hukuk
15.08.2013
Veli Küçük, Ergenekon ve Ermeni soykırımı
14.08.2013
Ergenekon ve Ermeni soykırımı
13.08.2013
Adalet arayışı
13.08.2013
YETMEZ ama EVET
05.08.2013
Devlet bilir!
31.07.2013
Mısır ve akla getirdikleri
29.07.2013
Gezi Türk 68’idir!
24.07.2013
Hitler’in seçimle işbaşına geldiği efsanesi
22.07.2013
Zihniyet sürekliliği niye
15.07.2013
AKP: Kuş mu, deve mi
09.07.2013
Türk siyasetinin iki ana damarı
02.07.2013
Hrant, Lice ve Gezi: Yeni bir yarın
24.06.2013
Lyndon Johnson ve Tayyip Erdoğan
18.06.2013
Erdoğan iç savaş mı istiyor
10.06.2013
Yeni Türk ulusal kimliği ya da başladığı anda biten hareket mi
1 0
Hrac Madooglu 04.01.2015 - 02:15:06
Enver Pasayi kahraman bilenler Sarikamis Faciasini tarafsiz bir kaynaktan okusunlar. Cihan Harbinde Osmanli ordusunda savasmis ve bu memleket icin can vermis Ermenilerden de hic bahsedilmez. En azindan 100 bin Ermeni Osmanli ordusunda savasmis ama bu sayi bile gizli tutulmakta hala. Genel Kurmay'in kasasinda oldugu soylenir bu arsivlerin. 100 sene gecmis aradan hala sakliyorlar arsivleri. Buyuk ihtimalle cogu imha edilmistir. Ustelik "arsivlerimiz herkese acik" diye yalan konusmaktan utanmiyorlar. Bu kadar ahlaksizlik olmaz.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%49,07
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive