Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Taner AKÇAM

Taraf GAZETESİ



Bookmark and Share

“Kuşatma savaşı” ve düşündürdükleri


17.8.2018 - Bu Yazı 1193 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Amerikan Kongresi’nin kabul ettiği ve Trump'ın onayladığı, F-35 savaş uçaklarının Türkiye'ye tesliminin engellenmesi ile son gümrük hadlerinin artırılması ve dolar savaşı birbirleriyle doğrudan bağlantılı.

Türkiye'ye yönelik büyük bir “operasyon” yapıldığı tartışma götürmez. Ama bu “operasyon”, dünyada ve bölgemizdeki anarşik devletler düzeninde, Türkiye’nin de başkalarına “çektiği” sıradan egemenlik ve iktidar savaşlarından başka bir şey değildir.

Türk yöneticilerin yaptığı, kendisinin zayıflara çektiği “operasyonları” unutup, daha kuvvetlilerce kendisine “operasyon” çekildiğinde ağlamaktan ibarettir.

Gene “kuşatmaya” dönelim, önemli bir ayrıntı şu: Türkiye'nin söz konusu F-35 savaş uçağı programına 2002'den beri düzenli ödeme yapıyordu ve ilk parti uçaklar Texas'ta teslim alınmış ve pilotları orada eğitim alıyorlardı.

Tarihçi olma tuhaflığıma verin: Osmanlı 1911 yılında İngiltere'ye savaş gemileri siparişi vermişti. Sultan Osman I ve Reşadiye adı verilen gemilerin, kömür yakıt ücretleri dahil tüm ödemeleri yapılmıştı. Gemileri teslim almak için Temmuz 1914'de Rauf Orbay başkanlığında bir ekip Londra'ya gitmişti. Her şey bir bayrak çekme törenine kalmıştı.

Ve İngiliz Hükümeti, kalan ödemenin son teslimatının yapıldığının haberini alır almaz, 1 Ağustos 1914'te gemilere el koydu. Aldıkları paraları ise hiç geri ödemeyeceklerdi.

Aslında el konulan gemi sayısı daha fazladır… Şili Hükümeti tarafından ısmarlanmış iki torpido destroyeri de Osmanlılar tarafından satın alınmıştı. Bunlara da el konulur. Osmanlı Hükümetinin sert notaları ve protestoları bir sonuç vermeyecektir.

Türklerin, Almanlara daha da yakınlaşmasının ve Goeben and Breslau (Yavuz Selim ve Midilli) savaş gemilerinin “satın alınmasının” sebebi bu olay değildir ama arka planda bu el koyma hikâyesi de bir rol oynar.

Alman gemileri Çanakkale’den içeri girince, Almanya’nın İngilizlerce el konulan gemilerimiz yerine bunları bize verdiği propagandası yapılacak ve halk da buna inanacaktır.

Gerek F-35 savaş uçaklarının teslimlerinin iptal edilmesinin gerekse son ekonomik savaşın arkasında Türkiye'nin, özellikle Arap Baharı ile birlikte izlediği jeo-stratejik politikaların büyük önemi var.

Türkiye, uzun bir zamandır Batı ekseninden uzaklaşmayı merkezine almış bir stratejik hat izlemektedir ve Rusya ile yapılan S-400 füze anlaşması bu cephe değiştirmenin en önemli simgelerinden bir tanesidir.

Amerikan Senatosu’nun aldığı kararda önemli rol oynayan senatörler, kararlarını gerekçelendirirken, Türkiye’nin F-35 teknolojisini Ruslarla paylaşma tehlikesinden söz ediyorlardı.

Yaşanan elbette açık bir “kuşatma savaşı”dır. Ve Türkiye'nin “Batı'dan kopmak” istemesi cezalandırılmak istenmektedir. Batı, Türkiye’nin kendisinden kopmasını istemiyor. Sınırlarının kendisi tarafından çizildiği bir alanda “oynamasını” istiyor. Türkiye ise, artık kendine biçilen rolün ötesinde bir güç olma potansiyeline sahip olduğunu düşünüyor ve bunun için uğraşıyor.

Görülmesi gereken, bunun “iyilerinin” ve “kötülerinin” olmadığı çıplak bir iktidar ve egemenlik savaşları olduğudur. Bu egemenlik savaşlarının moral değerler üzerinden tasnif edilmesinin çok zor olduğudur.

İlginçtir, geçmişte de İngiltere’nin savaş gemilerine el koymasında da böyle bir “Batı’dan uzaklaşma” merkezi bir rol oynamıştı. Türkler Almanlara yakınlaşmış ve Rusya Türklerin güçlenmesinden korkarak İngilizlere baskı yapmış, gemilerin teslim edilmemesinde bir rol oynamışlardı.

Tarihle kurulabilecek ilginç bir paralellik de insan hakları ihlalleri konusudur. Batılı Devletler Türkiye’ye yönelik gündeme getirdikleri “kuşatma” savaşında, Türkiye’deki insan hakları ihlallerini önemli bir argüman olarak kullanıyorlar.

Gerçi ABD, konuyu şimdilik biraz eline yüzüne bulaştırmış gözüküyor ve son yıllarda yaşanan onlarca insan hakları ihlallerini gündeme getirmekten çok, tutuklu Pastör Andrew Brunson konusuna yoğunlaşmış görünüyorsa da insan hakları konusunun daha çok seslendirileceğini tahmin etmek zor değil.

Büyük devletlerin bölgemize yönelik egemenlik savaşları ile bu topraklarda yaşanan insan hakları ihlalleri ve büyük devletlerin emperyalist politikalarını bu ihlallerin arkasına saklamaları bu coğrafyanın değişmez kaderi gibidir.

Sadece Birinci ve İkinci Cumhuriyet’in değil, 19’uncu yüzyıldan bu yana ister Abdul Hamit ister onu deviren İttihatçılar olsun, Osmanlı-Türk yöneticilerinin ana açmazı bu olmuştu.

Her dönemin yöneticileri, karşı karşıya kaldıkların bu kuşatma savaşına benzeri davranış kodları ile tepki verdi ve veriyorlar.

Birincisi, dış saldırıyı bahane ederek, içine düştükleri krizin ağırlıklı olarak kendileri tarafından da hazırladığının üstünü örtüyorlar. Altı çizilmesi gereken gerçek şudur: Kriz esas olarak Türkiye’nin ve/veya bölgenin mutfağında pişirilmektedir. Ve dışardan müdahaleler için ortam içerden hazırlanmaktadır. “İçeriye” egemen olan zihniyette değişiklik yaşanmadan, “dışarının” müdahalesinin önüne geçmek imkânsız gibidir.

Oysa dış saldırı, kendi sorumluluğunun üstünü örten, verilmiş büyük bir sadaka olarak işlem görüyor.

İkincisi, karşı karşıya kaldıkları kuşatma savaşını içerde sertleşerek, daha çok insan hakları ihlallerine başvurarak aşabileceklerini düşünüyorlar. “İç düşmanlar” yaratıyor ve bu iç düşmanları ezmeyi merkezine alan bir siyasi hat izliyorlar. Tarihimiz, her dönemin değişik koşularına göre oluşmuş ve ezilen ve hatta imha edilen “iç düşmanlar” ile doludur.

Üçüncüsü, dış saldırıyı kitleleri “iç ve dış düşmanlara” karşı harekete geçirmenin çok önemli bir aracı olarak kullanıyorlar. 1908 yılı sonrası Osmanlı topraklarında yaşanan boykot hareketleri hâlâ akıllardadır.

Bir tarafta, karşı karşıya kaldığı dış saldırıyı gerekçe göstererek insan haklarını ihlal edenler ve diğer taraftan insan hakları ihlallerini bahane olarak kullanarak egemenlik savaşı yürütenler…

Bölgenin değişmeyen kısır döngüsü budur.

Galiba, Üçüncü Cumhuriyet arayışı içinde olan insanların görmesi gereken gerçek şu: Bölgemizde, Sovyetlerin çökmesi ile başlayan ve Arap Baharı ile ivme kazanan büyük devletlerin egemenlik savaşları son aşamasına doğru ilerlemektedir.

Ve belki de daha önemlisi şu: bu savaşın “iyi” ve “kötü” devletleri yoktur.

Demokrasi ile yönetilen de diktatörlükle yönetilen de çıplak bir güç ve iktidar savaşı içinde. Ve demokrasi ile yönetilen büyük devletlerin, bölgemize yönelik diktatörlük rejimlerinden daha “iyi” bir dış politika izledikleri veya Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı daha duyarlı oldukları fazla doğru değil.

Elbette kendi iç kamuoyu baskısına diktatörlük rejimlerinden daha fazla açıklar ve belki de bu nedenle diktatörlük rejimlerinden çok daha fazla yalan söylemek zorunda kalıyorlar.

Benim gözlediğim ama Türkiye’de mevcut rejime karşı muhalefet etmek isteyen ve Üçüncü bir Cumhuriyet arayışı içinde olabilecek potansiyele sahip çevrelerin, Paris ve Berlin ötesine geçen bir ufka sahip olmadıklarıdır.

Bu nedenle, bu merkezlerden (şimdi bunlara bir de Washington eklendi) Türkiye’ye yönelik eleştirilerden mutlu olmanın ötesine geçmeyen bir ufka sahibiz.

Sorun ülkemizdeki insan hakları ihlalleri ile bölgemizdeki egemenlik alanları ve iktidar savaşlarını birbiri ile bağlayan; bu iki farklı ve fakat irtibatlı konuyu, aynı perspektif içinden ele alan bir bakışa, bir vizyona sahip olunamamasıdır.

Üçüncü Cumhuriyet arayışı, ancak ve ancak bu iki farklı boyuta aynı yerden bakabilmekle mümkün olacaktır.

Bu biraz da bölge insanının makus talihine son vermek isteyen bölgesel bir bakışla sorunlara yaklaşmak demektir.

Şu veya bu etnik-din-ulus grubunun yaşam savaşına övgüler düzmenin yeterli olmadığı kavranmak zorunda.

Demek istediğim odur ki, Üçüncü Cumhuriyet, Orta Doğu’ya ilişkin sunulacak kapsamlı bir yaklaşımın parçası olarak ele alınırsa başarılı olacaktır.

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.11.2018
Erdoğan’ın İkinci Cumhuriyet'i ve Atatürk’ün Birinci Cumhuriyet'i: Kuvvetler Birliği, Suriye Politikaları ve Tarihle Yüzleşme
22.10.2018
Kaşıkçı cinayeti ve devlet-yurttaş arasındaki ‘güven’ ilişkisi
20.9.2018
Orta Doğu kördüğümü için alternatif çözüm: Türkiye İsrail ortaklığı
17.8.2018
“Kuşatma savaşı” ve düşündürdükleri
2.8.2018
Birinci Cumhuriyet esas alınıp İkinci Cumhuriyet'e muhalefet yapılamaz
7.7.2018
'Umdenken': Düşünme tarzımızı değiştirmek
30.6.2018
İkinci cumhuriyete hoş geldiniz
14.1.2018
HDP ve 'Türklük'
5.12.2017
Ya “safradan” kurtulmak ya da iç savaş
13.11.2017
Kavala’nın tutuklanması AKP-Ergenekon koalisyonunun resmi ilanıdır
24.9.2017
'Zamanı değil' tezinin düşündürdükleri
21.9.2017
Kürdistan referandumu ve bağımsızlık
18.9.2017
Korkunç yalnızlığın intikamı mı?
24.8.2017
Bülent Uluer, bir ölüm ilanı ve altında birkaç satır ya da aydın kırımı
19.7.2017
CHP ve Adalet: Olmayacak duaya âmin demek mi?
20.6.2015
Çıplak kadın resmi
16.6.2015
Tarihî şans mı
14.6.2015
Şiddet ile hesaplaşma!
11.6.2015
PKK- Hizbullah çatışması mı
7.6.2015
Devlet aklı
19.5.2015
‘Ermeni takıntısı’ ve Türklük
17.5.2015
Türklük ve cinayet ilişkisi!
16.5.2015
Türklük ve tarihle yüzleşme
14.5.2015
Siyasette zemin kayması
7.5.2015
HDP ve soykırım
2.5.2015
Samantha Power ve Soykırım’ın 100. yılı
23.4.2015
Bıktırdınız gerçekten!
17.4.2015
Eğer Amerika isterse!
17.4.2015
24 Nisan yaklaşırken!
8.4.2015
HDP ve demokrasi
7.4.2015
Siyaset zor zanaat
27.02.2015
Gürsel Tekin ve Şafak Pavey’e
25.02.2015
MHP, CHP ve tuhaf işler
20.02.2015
Perinçek nefret ve kin yaymaktan ceza aldı
17.02.2015
Bir trajedi olarak Perinçek davası
10.02.2015
Perinçek’i cami avlusundan almışlar!
06.02.2015
Saray soytarısı
01.02.2015
Türkiye 1915 ile nasıl yüzleşmeli
30.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (4)
29.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (3)
28.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg (2)
27.01.2015
Hrant Dink ve 1952 Luxemburg
04.01.2015
Sarıkamış’ta savaşan Ermeni askerler ve esaret mektupları
04.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915: Genel bir değerlendirme (5)
03.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (4)
02.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (3)
01.12.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (2)
30.11.2014
Ermeni ders kitaplarında 1915 (1)
17.11.2014
Hrant Harvard’da
12.11.2014
Benim Nasuh Abim (2)
11.11.2014
Benim Nasuh Abim (1)
14.10.2014
İç savaşın başındayız
07.10.2014
IŞİD’e terörist diyerek sorun çözülmez
29.09.2014
Çok şey anladığımı iddia edemem!
18.09.2014
Kasıtla nefret suçu işlenmektedir!
17.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (III)
16.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (II)
15.09.2014
Yeni Türkiye’nin ders kitapları (I)
26.08.2014
C. Bayık, E. Kürkçü ve HDP
17.08.2014
CHP yenileniyor!
06.08.2014
Genel af şart
20.07.2014
Mesafe koymanın tahammül sınırı ve derin anlamı!
26.06.2014
Birleşmiş Milletler 1985 Whitaker Raporu
23.06.2014
Tarihle yüzleşme: Bir başka bahara!
18.06.2014
Kürt meselesi çözülmeden...
16.06.2014
Bıkkınlık...
20.05.2014
Eğer yaşım 60 olmasaydı!
08.05.2014
Milletler Cemiyeti Halep Kurtarma Evi
06.05.2014
4 Mayıs Dersim Tertelesi
25.04.2014
Heyecanlandırmadı, çünkü biz çok değiştik!
19.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest (2)
18.02.2014
Holokost’u inkâr edemezsiniz ama Ermeni Soykırımı’nı inkâr serbest
18.01.2014
Muammer Güler ve Dr. Reşit; ya da Erdoğan ve Talat
02.01.2014
Yeni yılın gidişatı
30.12.2013
Gene mi kurtuluş savaşı!
26.12.2013
Operasyon yapanın niyeti!
24.12.2013
CIA ve MOSSAD’a teşekkürler, MİT’e çağrı!
19.12.2013
İsrailli savcı istiyorum
16.12.2013
Eski tas eski hamam
12.12.2013
Los Angeles Examiner 1927
09.12.2013
Los Angeles Examiner 1926
05.12.2013
M. Kemal ve 2015 (2)
02.12.2013
M. Kemal ve 2015
28.11.2013
1920 Ruhu ve 2015
25.11.2013
Şivan Perwer ve Ahmet Kaya
21.11.2013
Namus bekçileri
18.11.2013
1968, cinsel özgürlük isyanı idi
14.11.2013
Doku değişimi
11.11.2013
İkinci Gezi
07.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi (2)
04.11.2013
Bilinmeyen bir darbe girişimi
31.10.2013
İdari reform ve derin travma
28.10.2013
Reform ve ademimerkeziyetçilik
21.10.2013
BDP ve Millet-i Hâkime
17.10.2013
Yine Millet-i Hâkime sorunu
14.10.2013
Reform, gecikme ve millet-i hâkime
10.10.2013
Reform ve zihniyet
07.10.2013
Reform Paketi
03.10.2013
Özkök niçin hesap vermeli (2)
30.09.2013
Özkök niçin hesap vermeli
26.09.2013
Medya ve operasyon
23.09.2013
Gerçek adalet için
19.09.2013
Defterler nerede
16.09.2013
Bizim Martin Luther King’imiz
11.09.2013
Kendini kurban saymak
10.09.2013
İktisatçılarımız ve Ermeni malları
09.09.2013
6-7 Eylül 1955 ve Suriye
05.09.2013
Müdahale iyi mi kötü mü
04.09.2013
Evdeki mutfak mı, dışarıdan ithal mi
02.09.2013
Zor şey be yazmak
26.08.2013
Ergenekon: Genel değerlendirme
22.08.2013
Bir kıyaslama
21.08.2013
İttihatçılar’ın yargılanması ve hukuk
19.08.2013
Devlet görevlilerinin yargılanması ve hukuk
15.08.2013
Veli Küçük, Ergenekon ve Ermeni soykırımı
14.08.2013
Ergenekon ve Ermeni soykırımı
13.08.2013
Adalet arayışı
13.08.2013
YETMEZ ama EVET
05.08.2013
Devlet bilir!
31.07.2013
Mısır ve akla getirdikleri
29.07.2013
Gezi Türk 68’idir!
24.07.2013
Hitler’in seçimle işbaşına geldiği efsanesi
22.07.2013
Zihniyet sürekliliği niye
15.07.2013
AKP: Kuş mu, deve mi
09.07.2013
Türk siyasetinin iki ana damarı
02.07.2013
Hrant, Lice ve Gezi: Yeni bir yarın
24.06.2013
Lyndon Johnson ve Tayyip Erdoğan
18.06.2013
Erdoğan iç savaş mı istiyor
10.06.2013
Yeni Türk ulusal kimliği ya da başladığı anda biten hareket mi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8