Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik


22.11.2013 - Bu Yazı 3664 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ölümünün üzerinden 13 yıl geçtikten sonra değişik vesilelerle iade-i itibarı yapılırken siyasilerce bir oraya bir buraya çekiştirilen Ahmet Kaya yaşasaydı eğer, gülümser “yapmayın etmeyin” diyerek çekip giderdi. Daha önce gittiği gibi…

Seviyorlar mı dövüyorlar mı belli olmayan bu siyasi Ahmet Kaya güzellemelerine bakmayın siz. O, sokağın sesiydi her şeyden önce. Düşüncesi ne olursa olsun sokaktaki insanın kendisinden bir şeyler bulduğu; açık ya da gizli olarak dinlediği, hüzünlendiği, öfkelendiği, isyanını bastırdığı bir değerdi. İşte böyle bir adamın devlet katında ‘itibar’ının verilmesi adına verilen siyasi demeçler için ‘’Yazıktır, günahtır,  zulümdür’’ diyerek bendeki Ahmet Kaya’yı yazacağım kelimeler elverdiğince…

Sıcak bir ağustos gecesiydi. İki arkadaşımla rakı faslını bitirdik. Ahmet Kaya çalıyordu cep telefonunda çoğu zaman olduğu gibi. Arkadaşım Ahmet Kaya şarkıları söyleyelim dedi. O zamanlar yasak değildi; bir şişe Jack Daniels aldık büfeden, biraz da kabak çekirdeği. Kadıköy mendirekte soframızı kurup şarkılara başlayacaktık ki çekirdek poşeti devrildi ve kayalıkların arasına düştü.  Ben karanlıkta kayalıkların arasına dökülen tek mezemizi yüzükoyun uzanarak toplamaya çalışıyordum. O sırada siren sesi duyuldu. Bir ekip arabası yanaştı bizim olduğumuz yere. Araçtan iki polis indi. Bize doğru gelen polisler yarı yaşımızda çocuklardı. Ne diyeceğini bilemedi genç polisler. Giyim kuşamımızdan kayalıklarda sürekli oturacak tiplere benzemiyorduk. O sırada telefonda Ahmet Kaya‘Kum Gibi’yi söylüyordu. Kimlik dahi sormadılar. Sadece  “Buradan bir kız geçti mi, gördünüz mü öyle birini” dediler. Arkadaşım cevap vermek yerine avucundaki artık toprakla karışmış olan kabak çekirdeğini uzattı polislere “ Kabak çekirdeğimiz var. İster misiniz?

O gece şişenin dibi gelene kadar bildiğimiz ne kadar Ahmet Kaya şarkısı varsa söyledik. Yakamozlar arasında kaybolup gitti sesimiz… Arkadaşlarım Eyüp ve Kâmil o geceye dair ne düşünmüşlerdi bilemem. Ama ben o anı yaşarken Ahmet Kaya ile ilk tanıştığımız günleri yaşadım bir şekilde. Sene 1985, yenilen bir gençliktik. Üniversiteye şaşkın ördekler gibi gidip gelirken Ahmet Kaya imdadımıza yetişti. “Ağlama Bebeğim” albümüyle tanıdık onu.  Yenilginin öfkesi,  hüznü onun şarkılarıyla dile geldi. Beyazıt’ta o yıllarda Ahmet Kaya şarkılarının çalınmadığı kafelere gidilmezken, ülkenin başka bir yerinde ise gizli gizli Ahmet Kaya şarkıları dinlendi, başka yüreklere işlendi. Yıllar içinde, değişik zamanlarda geçen sohbetlerde Ahmet Kaya hayranı olmanın onun şarkılarını dinlemenin ideolojisi olmadığını anladım.  Şarkılarına isyan edip dağa çıkmak isteyen bir Kürt genci de dinledi onu, özel harekât polisi de. Bakmayın siz ırkçılığı baş tacı yapmış Devlet Bahçeli’nin Kaya için “Sözde şarkıcı” demesine. Ahmet Kaya’ya gönül vermiş çok MHP’li tanıdım ben. Kaya her şeyden önce Atilla İlhan’a ait bestelediği ‘’Bir yangın ormanında büyüymüş genç fidanlardık/ Güneşten ışık yontardık/ Sert adamlardık” dizelerini yüreğinin derinliklerinde hissedenlere söyledi şarkılarını.

Hiç unutmam… 1990 yılının 1 Mayıs’ında polis tarafından vurularak felç kalan Gülay Beceren’in okuluna gittim gazeteci arkadaşım Hakan Bayhan’la. İTÜ Ayazağa Kampüsü’nde Beceren için dayanışma standı kurulmuştu. Standa gidip kendimizi tanıttık.  Gazeteye haber yapacaktık ama fotoğrafı yoktu Gülay’ın. Stanttaki gençler “Fotoğraf işi kolay, madem buraya geldiniz sizin için bir korsan eylem yapalım” dediler. Anında hazırlıklar yapıldı, yüz kişilik bir korsan eylem konuldu. Sonra Gülay’ın yakın arkadaşını aracımıza aldık. Evinde Gülay ve arkadaşlarıyla çekilmiş negatif filmler vardı. Negatif filmleri bana verdi genç arkadaş. Bir hafta sonra Sabah Gazetesi Cağaloğlu bürodan negatif filmleri geri alması için sözleştik. Ona “Sen geldiğinde ben büroda olmayabilirim. Adını söyle not alayım. Ben yoksam bile sana versinler filmleri” dedim. Güldü genç üniversiteli “Bahtiyar dersin” dedi. O yıl Ahmet Kaya’nın söylediği “Diyarbakırlıymış  adı Bahtiyar/ Suçu saz çalmakmış/ Öğrendiğim kadar”şarkısı herkesin dilindeydi.  Bir hafta sonra “kod adı Bahtiyar” olan genç üniversiteli büroya geldi. Bir çayımızı içti. Ayağa kalktı el sıkıştık. “ Güle güle Bahtiyar” dedim. Bir daha hiç karşılaşmadık.  Sevmişti o genç adam Ahmet Kaya şarkısındaki Bahtiyar olmayı…

Ahmet Kaya’nın suçu saz çalmaktan, şarkı söylemekten ve dizelere hayat vermekten çok daha fazlaydı. O, 12 Eylül faşizminin silindir gibi ezip geçtiği bir kuşağın sesi, sazı oldu. İdeolojiler üstü olduğu için her kesimden hayran kitlesi buldu kendine. Haramilerin tekerine çomak soktu. ‘Kürt, Kürtçe’ demenin yasak olduğu zamanlarda Kürtçe dilinde şarkı yapmak istediğini söylediği için linç edildi. Ardı ardına atılan manşetlerle, yazılarla itibarsızlaştırılmak istendi. Şu anda o itibarsızlaştırılma kampanyasının tersi yapılmak isteniyor. Vermeyin Ahmet Kaya’ya itibar falan… O hiçbir zaman sevenlerinin gözünde itibarsız biri olmadı. Böyle bir çaba içine girilirse o dönem Ahmet Kaya’yı itibarsızlaştırma kampanyası yürüten haramiler kazanır. Bırakın Ahmet Kaya sokaktaki Ahmet abi olarak kalsın. Ellemeyin…

.

Facebook Yorumları

Emlak8
29.11.2019
Öğretmen gibi oturmak…
18.11.2019
Kasaba...
12.11.2019
Cinayet süsü!
1.11.2019
Haydarpaşa ve Sirkeci’nin raconu!!!
19.10.2019
Bir anlaşmadan geriye kalanlar...
28.08.2019
Emanet!
29.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
13.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
4.12.2018
Hepimiz Mehmediz!
27.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
23.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
20.6.2015
Sınır…
5.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
11.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
22.03.2015
Kanaviçe
08.03.2015
Ağrı Dağı’nda bir Ebru
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive