Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Kadınlar plajı ve horon tepenler


27.08.2014 - Bu Yazı 2309 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Geçen haftaki yazımda iki çocuk annesi kız kardeşimin isyanını dile getirmiştim. Kardeşim, deniz kenarında büyüdüğü halde yüzme bilmemekten yakınarak ”Bizim de denize girmek güneşlenmek hakkıımız. Rize’ye kadınlar plajı istiyoruz. Ey Rize Belediye Başkanı duy sesimizi…” diye talepte bulunmuştu. Kardeşimin bu talebine Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden Antalya’dan ses geldi. Antalya’ya açılan Kadınlar Plajı küçük çapta bir sarsıntı yaptı. Türkiye’de yaşayan insanların kendi belirledikleri standartlarda yaşaması gerektiğine inanan bazı çevreler anında ayaklandı. İlerici olduklarını sanan ama aslında gerinin de gerisine düşen bu çevrelere göre toplum “karanlığa” doğru gidiyordu. Kadınların kendini rahat hissettiği bir ortamda denize girmek istemesinin nasıl bir ”karanlık” yaratacağını pek anlamasam da bunu besleyen korkuyu irdelemekte yarar var sanırım.

İrili ufaklı yüzlerce plajın olduğu bir kentte bir plajın pozitif ayrımcılık gösterilerek sadece kadınlara tahsis edilmesini ”karanlığa gidiyoruz” diye nitelemenin korkuyla beslenen yaşam dayatması olarak görüyorum.

AKP’nin ve özellikle Erdoğan’ın bazı söylemlerinden yola çıkarak kendi yaşamlarına dokunulduğunu ileri sürerek haklı olarak ”dokunma bana” diyenlerin, kendilerinden başka türlü düşünen ve yaşam tarzı benimseyen insanların hayatlarına dokunmakta bir beis görmemesine hatta bunu modern ve ilericilik olarak yutturtmasına alıştık. Onlara göre kardeşim gibi bir yaşam tarzı sürdüren kadınların önce eğitilmeleri ve rehabilite olmaları gerekiyor. Öyle ya çağdaş Türkiye’ye yakışmıyor bu görüntüler. Hem dünya bize ne der, ilerici batıya rezil oluyoruz. Bu kadınlar acilen eğitilmeli ve modern topluma kazandırılmalı! Benim derdim böyle düşünenlerle değil, en fazla asıl bunların eğitilmeye ve rehabilite edilmeye ihtiyacı var der geçerim. Benim derdim kadınlar plajına karşı çıkışı gelecekte kendi yaşam anlayışının değişeceğinin korkusunu yaşayanlarla. Her ne kadar 12 yıllık AKP iktidarında bu korkuya neden olan somut bir veri olmasa da toplumsal çatışmayı besleyen ”yaşam alışkanlıklarının değişmesi” korkusu hâlâ geçerliliğini koruyor.

Kadınlar Plajının açıldığı günlerde bir arkadaşımın bana attığı ”Beş yıl sonra karma plajların günahlılığı üzerine dem vuran bir yüzde ellilik kitleyle başetmeye çalışmayın da”tiviti buna en güzel örneklerden biridir. Bu arkadaşım gibi birçok insan karşı çıkışı kendi yaşamının dayatılarak değiştirilmesi üzerinden yapıyor. Böyle bir dayatmanın olacağını bir an için kabul etsek bile, bu bize başka insanların nasıl yaşayacağını dayatma hakkı vermez. Vermemeli. Kendi yaşam özgürlüğümüz ancak ve ancak bizim gibi düşünmeyen ve yaşamayan insanların özgürlüğünü savunmaktan geçer. Bunu savunmadığımız sürece kendi yaşam özgürlüğümüzün de bir anlamı yoktur. Karşılıklı dayatır gideriz. Ve bunun adı özgürlük değil, ”gücü yeten yetene olur.”

Horon tepilmez!

Horonun kadınlı erkekli oynanmasını caiz bulmayan Samsun Müftüsü’nün fetvası sonrası memleketin endişeli modernleri toptan tepinmeye başladı. Tepinmelerine sözüm olamaz ama horonla ilgili bir kaç kelam etmek bize düşer. Horon, benim gibi o coğrafyada büyüyen insanlar için sadece bir oyun değildir. Bütün yaşama şekil verir. Horonla yaşarız biz. Bizim için sadece horon değil, ibadettir aynı zamanda. O nedenle horon edilir, kurulur, oynanır, horona durulur ibadet sayarcasına ama tepilmez. En azından biz tepmeyiz. Ne yaparsanız yapın ama gözünüzün yağını yiyeyim sakın horonu tepmeyin. Onu ibadet sayanlar, kadınlı erkekli sadece kızlı ya da sadece erkekli oynuyor. Horona saygı lütfen…!

Doğuştan Fenerbahçeli Özgür

Soma’da yaşanan maden katliamında ölenlerin arasında 9 yaşındaki Özgür’ün babası 37 yaşındaki Gazi Osman Sümer’de vardı. Küçük yaşta büyük yük bindi Özgür’ün omuzlarına. Genç yaşta kocasız kalan annesi Selda ve 4 yaşındaki kardeşi Oğuzhan’a erkeklik yapacak. Evin yiğidi o. Bilgisayar bilmeyen annesine yardım ediyor şimdilerde. Bir de küçük kardeşine abilik. Cin gibi bir çocuk Özgür, yaşananların farkında.

ozgur

Anne Selda’nın tek dayanağı iki çocuğu. Evde koliler toplanıyor. Isparta’ya göç edecekler. Selda kocasının ölümünden sonra hiçbir bağının kalmadığı Soma’dan ailesinin yaşadığı Isparta’ya taşınıyor. Tek derdi çocuklarına iyi bir eğitim verebilmek. Onlar Babaları gibi maden ocaklarında ölmesin istiyor Selda… Yatağının üstünde Fenerbahçe örtüsü görünce saçlarını okşayarak ”seni baban mı Fenerbahçeli yaptı?” diye soruyorum Özgür’e. Cin gibi gözleriyle bana bakarak ”Yok ben doğuştan Feenerbahçeliyim” diye cevap veriyor bana. Dün gece Fenerbahçe ve Galatasaray Manisa’da Soma için oynadı. Ve ben maçı, kendi küçük ama yüreği büyük arkadaşımı hissederek izledim. Futbol adına hiçbir şeyin olmadığı maçı penaltılarla da olsa Fenerbahçe’nin kazanmasına üzülmedim. Üzülmedim çünkü uzakta bir yerde Özgür, Fenerbahçe örtülü yatağında ne adına olursa olsun mutlu uyuyacak. İşte bu noktada takımlara büyük işler düşüyor. Kazanmanın her türlü değerin üstünde olduğu bir dönemde kaybeden bir Galatasaraylı olarak Özgürlerin yatağında mutlu yattığını bilmek de güzel. Hayatı değerli ve yaşanır kılan da bu güzellikler değil mi?

.

Facebook Yorumları

Emlak8
29.11.2019
Öğretmen gibi oturmak…
18.11.2019
Kasaba...
12.11.2019
Cinayet süsü!
1.11.2019
Haydarpaşa ve Sirkeci’nin raconu!!!
19.10.2019
Bir anlaşmadan geriye kalanlar...
28.08.2019
Emanet!
29.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
13.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
4.12.2018
Hepimiz Mehmediz!
27.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
23.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
20.6.2015
Sınır…
5.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
11.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
22.03.2015
Kanaviçe
08.03.2015
Ağrı Dağı’nda bir Ebru
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8


Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive