Ufuk URAS

Özgür GÜNDEM



Bookmark and Share

Kabataş


18.02.2014 - Bu Yazı 1438 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Geçenlerde Richard süpermarkete gittiğinde, meyve ve sebzelerin tam yanına böcek ilaçlarının, böcek kovucularının, diğer ev ve bahçe zehirlerinin konmuş olduğunu görmüş. Yaşlı bir Yahudi olan patrona yaklaşmış, birinin yiyecekler üzerine zehir sıkabileceğini söylemiş. Müdür buna çok şaşırmış. “İnsan neden meyveleri zehirlemek istesin ki, ne hasta bir zihniniz var ki böyle bir şey düşünebiliyorsunuz?” demiş. Adam uzaklaşmaya niyetlenirken, Richard onu yakalayıp köşeye sıkıştırmış. “O halde herhangi bir kimse neden Yahudileri öldürmek istesin ki? Halkınızın milyonlarcası gaz odalarında can verdi, şimdi de bunları öyle unutmuşsunuz ki, bir delinin meyveleri zehirlemek isteyebileceğini bile düşünemiyorsunuz, öyle mi?” diye sormuş adama. Jerzy Kosinski’nin Şeytan Ağacı’nda (s.65) yazdıkları, günümüz Türkiye’sini düşündürttü bana.


Seçimler yaklaştıkça eski defterler, yeni kasetler birbiri ardınca sıralanıyor. Herkes bohçasındaki malzemeyi sunuyor, birbirini zehirlemeye çalışıyor. Ortada sadece art niyet var, ama demokratik siyaset niyeti yok.

Siyasi geriliminin bir parçası olarak gündeme gelen her konunun kolaylıkla içi boşalabiliyor.

Şimdi de aylar önceki Kabataş’ta bir anne ve bebeğine taciz ve saldırı iddiası gündemin başköşesinde yerini aldı.

Erdoğan’ın uzun süredir Gezi’yi itibarsızlaştırmaya yönelik olarak bu iddiayı gündeme getirerek genelleştirmesi, konuyu daha da içinden çıkılmaz hale getirdi.

Gezi sürecinde bunca insanın resmi şiddet sonucu ölümü, yaralanması karşısında ses çıkarmayıp, bu meselede gösterdiği hassasiyet patlaması inandırıcı bulunmadı.

Gezi’yi melekleştirenler ve şeytanlaştıranlar zaten bu sürecin çok katmanlı yapısını tek tipleştirmede ortaklaşıyorlardı. Halbuki Gezi sürecinin özgürlükçü yanının hep altını çizen bizler, zaman zaman ulusalcı kesimlerin tasvip etmediğimiz davranışlarını, ya da resmi şiddetin yanı sıra siyasi vandalizmi, lümpenliği ve küfrü, siyaseten herkesten önce eleştiriyorduk.

Kabataş meselesi de bu saflaşmanın mezesi oldu ve vakanın kimin işine yarayacağı ekseninde değerlendirilir hale geldi.

Ortaya sunulan ve net olmayan görüntüler üzerinden, Erdoğan da, diğerleri de ne olmasını istiyorlarsa, ne görmek istiyorlarsa, öyle yazmaya başladılar.

“Kadının beyanı esastır,” ilkesi başörtülüyse tali olabilir haline dönüştüğü gibi, davalarda kabul edilebilir bulunmayan görsel ve dijital malzemeler yeniden muteber hale geldi.

Özellikle de erkek yorumcular başta olmak üzere, bir saldırı ve taciz için asgari ne kadar zaman ve kişiye gerek olduğunu tartışmaya kadar vardı kolektif münasebetsizlik. Hem Erdoğan’ın toptancı yaklaşımının eleştirilip, hem de peşin hüküm sahibi olmadan soruşturmanın sonuçlanmasını beklemeyi tercih etmek pek kimsenin aklına yatmadı galiba.

Eğer doğruysa sosyal medyada Redhack’in açıklamasında da taciz ve tokatlamadan bahsedilirken, bir holigan grubun bunu gerçekleştirdiği duyumunu da aldık. Yaşananları teyit edenlerin kamuoyuyla bildiklerini paylaşmaları yerinde olur ve yanlışın neresinden dönülürse erdemdir. Pekâlâ bu konularda farklı yaklaşımların olabileceğini düşünmek mümkünken, insanların birbirine karşı tahammülsüzlüğü ve saflaşması, giderek eleştirdikleri iktidar dilinin ve kibrinin yeniden üretilmesiyle sonuçlandı.

Bu ülkede başta azınlıklar olmak üzere, Kürdüyle, Alevisiyle ötelenirken, toplumun çoğunluğunu oluşturan dindar insanların da bu durumdan nasibini alması bu ülkenin bir gerçeği. Maalesef günlük yaşam, sunulan kasetin belirsizliği gibi akıp gitmiyor. Bu süreçte, Gezi’ye anti kapitalist Müslümanlar katılırken, Bağdat caddesindeki psikiyatrist bir hocanın başörtülü hastaları, randevularını iptal edecek kadar tedirgin oldularsa, bugün farklı kesimler birbirlerini itham yerine dinlemekle ilk adımı atabilirler.

Yeter ki Erdoğan topluma kama sokma inadını sürdürmekten vazgeçsin. Bu memlekette herkesin kendi kimliği, kültürü, dili ve diniyle özgürce yaşamasının yolu demokratikleşme doğrultusunda somut adım atmaktan geçiyorsa, elinizi tutan mı var? Herkese laf yetiştireceğinize, gelin bu ülkede barışın, demokrasinin ihtiyacı olan somut adımları atmaya çaba gösterin.

http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=98519&haberBaslik=Kabata%C5%9F&action=haber_detay&module=nuce&authorName=Ufuk%20URAS&authorID=185

.

Facebook Yorumları

Kod8
16.12.2014
Çıban
04.12.2014
Sacit Kayasu
30.05.2014
Tarih
16.05.2014
Kârınız batsın sizin
09.05.2014
Erivan
25.04.2014
Neysek, oyuz
18.04.2014
Seçim sonrası
14.03.2014
HDP
07.03.2014
Şimdi ne olacak?
25.02.2014
Erdoğan
18.02.2014
Kabataş
11.02.2014
Gezi ve biz
04.02.2014
1915
28.01.2014
Suriye
21.01.2014
Gökkuşağı
14.01.2014
Pusula
08.01.2014
Seçim senin
31.12.2013
Doğan Tarkan’a..
25.12.2013
Türbülans
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8