Ümit KIVANÇ

Gazete Duvar



Bookmark and Share

Rakka’da ne oldu?


19.11.2017 - Bu Yazı 264 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Senelerdir savaşan, mütemadiyen arkadaşlarını, sevdiklerini kaybeden ve halen büyük kısmı bizzat bizim de paylaştığımız toplumsal ortamdan kaynaklanan rizikolar altında yaşayan insanlara oturduğu yerden, “DAİŞ’çileri salmışlar yeaa!” diye çemkiren, şuursuz, vicdansız kendinden menkûl mühiminsan’ları da yine aynı mücbir sebeple anmış olalım. Bir de Kürt tarafını kayıtsız şartsız savunmak için BBC haberini “külliyen yalan” diye karalamaya soyunanlar var...

“İslâm Devleti” örgütünün (DAİŞ) fiilî başkent haline getirdiği Rakka örgütün elinden alınırken, yaklaşık bir ay önce yapılan anlaşma, şimdi büyük gürültü kopardı. Gürültünün ilk sebebi, anlaşmadan çoğu kimsenin yeni haberdar oluşu. Bunu sağlayan, Quentin Sommerville ve Riam Dalati’nin BBC için yaptıkları haber. Anlaşma doğru, haber sorunlu, tepkiler genellikle abes.

Ekim ortalarında, Rakka şehir savaşının son aşamasına gelindiğinde, sağ kalmış olan DAİŞ mensupları ve ailelerinin şehirden ayrılıp kendileri için güvenli bölgeye gitmelerini öngören bir anlaşma yapılmıştı. Anlaşmanın bir tarafı DAİŞ, karşı tarafı ABD destekli, YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri’ydi (SDG); ABD doğrudan masada yer almamıştı. Böyle bir anlaşmaya varılmasını isteyen “yerel güçler”, “Rakka Sivil Konseyi” ve yerel Arap aşiret önde gelenleri, masada tarafları uzlaştırmak için gayret göstermişlerdi.

Anlaşmaya değişik yaklaşımlarla, değişik çıkarları savunmak için gösterilen farklı tepkiler arasında en abesi Ankara’nınkiydi. Onca zaman ülkeyi her türlü cihatçı örgüte lojistik terminal yapmış, “aramız iyi, sıkıntı olmaz” şuursuzluğuyla koskoca başkonsolosluğu içinde rehinelerle DAİŞ’e teslim etmiş birilerinin şimdi kalkıp örgütün Rakka’daki elemanlarını son ferde kadar öldürmediler, kendileri de biraz daha ölmediler diye başkalarına “vahim ve ibret verici” gibi laflar etmesinin ciddîye alınır tarafı yok. Bunun üzerinde durmayacağım; lafını hiç etmemek olmazdı.

Senelerdir savaşan, mütemadiyen arkadaşlarını, sevdiklerini kaybeden ve halen büyük kısmı bizzat bizim de paylaştığımız toplumsal ortamdan kaynaklanan rizikolar altında yaşayan insanlara oturduğu yerden, “DAİŞ’çileri salmışlar yeaa!” diye çemkiren, şuursuz, vicdansız kendinden menkûl mühiminsan’ları da yine aynı mücbir sebeple anmış olalım.

Bir de Kürt tarafını kayıtsız şartsız savunmak için BBC haberini “külliyen yalan” diye karalamaya soyunanlar var. Anlaşma mâkûldür, gereklidir, insanlık şartları açısından kabul edilemeyecek tarafı yoktur, demek var, haberi hiç dikkate almamamızı buyurmak var. İkincisine razı gelemeyeceğiz.

“Gerçekte ne oldu”ya dair edinebildiğim bilgileri, mâkûl gördüğüm yorumları aktarmaya geçiyorum.

Önce, haliyle, ne oldu? Şu: Sahiden bir anlaşma yapıldı ve Rakka’da sağ kalmış DAİŞ savaşçıları, eşleri, çocukları ve birtakım silahlarıyla birlikte şehirden çıkıp gitti.

KAÇ KİŞİ GİTTİ?

Haberi YPG-YPJ ve ABD aleyhinde kullanmak amacıyla öne atılanların, bu arada meselâ başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in öne sürdüğü üzre, “binlerce” DAİŞ militanı söz konusu değil. DAİŞ’çiler ve ailelerini taşıyan kamyon sürücülerinden birinin iddiası, dört bin kişiyi naklettikleri yönünde. Kamyoncular, konvoyun altı-yedi kilometre uzunluğunda olduğunu, elli kamyon, on üç otobüs ve DAİŞ’e ait yüz kadar araçtan (muhtemelen meşhur Toyota kamyonetler ve otomobiller) meydana geldiğini iddia ettiler. (BBC haberinin ana kaynağı kamyon sürücüleriyle ilgili meseleye aşağıda değineceğim.) Konvoyu görenler -geçtiği pek çok yerde, kafileye öteberi satmak için dükkânını açık tutanlar dışında insanlar biryerlere saklanmışlar-, iki Humwee’nin önden giderek kılavuzluk yaptığını anlattılar.

Başka veriler, giden DAİŞ savaşçısı sayısının 250-500 arasında olduğunu gösteriyor. Sayıyı şişiren, esas olarak yanlarındaki aileleri. Sayı, BBC haberinde “yüzlerce savaşçı” diye geçiyor. Bir yerde “many hundreds” deniyor; buradan, en az üç yüz olmalı, sonucunu çıkarabiliyoruz. Ancak aynı habere göre, DAİŞ’e karşı uluslararası koalisyonun bir sözcüsü, ABD’li bir albay, Rakka’dan bu anlaşmayla çıkan DAİŞ’çilerin sayısını 250, ailelerinin ve yanlarında giden sivillerin toplamını da üç bin beş yüz kişi olarak verdi.

GİDENLER KİMLER?

BBC haberine göre YPG’liler, anlaşmayla “sadece birkaç düzine” savaşçının gittiğini söylemişler, “onlar da hep yerli” demişlerdi, oysa kamyoncular, Fransa, Türkiye, Azerbaycan, Pakistan, Yemen, Suudi Arabistan, Çin, Tunus ve Mısır’dan DAİŞ’çilerin kafilede bulunduklarını ileri sürüyorlardı.

Hiçbiri Suriyeli olmayan dört DAİŞ’çinin SDG elinde tutsak kaldığını kimse inkâr etmedi. Ancak kamyoncuların doğruyu söylemediği ve giden DAİŞ’çilerin hepsinin Suriyeli olduğu kabul edilirse bu sorun yaratıyor. Anlaşmayı eleştirenler diyorlar ki: Kendi gözetiminde yapılan bu anlaşmayla ABD, Batı’da tehlike yaratması muhtemel dört militanı kenara ayırıp tesirsiz kılmış, DAİŞ’in yerel unsurlarını yerel ahalinin -ve bu arada Türkiye’nin- üzerine salmış. Mantıklı mı? Değil. Dört kişi mi her şeyi değiştirecek?

Kamyoncular niye yalan söylüyor olabilir? Bu konuda bir iddia var. Anlaşmayı savunan taraftan. Deniyor ki: Bunlara sefer için dört ilâ altı bin dolar arasında para vaat edildi, sonra bunlar ödenmedi. Üzerleri bomba dolu, intihar yelekli, silahlı DAİŞ’çilerle yapılan epey sıkıntılı ve tehlikeli bir yolculuktan sonra paraları verilmediği için şöförler SDG’yi karalıyorlar. Anlatılanlara göre, DAİŞ’çiler anlaşma gereği üzerlerine düşen, kamyon başına 800 dolarlık tutarı ödemişler.

Bu iddianın doğruluğunu-yanlışlığını sanırım kimse herkesi tatmin edecek sağlamlıkta ortaya çıkaramaz. Ancak şunu da eklemek lazım: BBC haberini hazırlayan gazeteciler konvoyun güzergâhı üzerindeki köylere gittiler, DAİŞ’çilerin geçerken durup alışveriş yaptıkları -bu arada, aldıklarının bedellerini eksiksiz ödemişler- dükkânların sahipleriyle görüştüler, onlardan biri, “Tunuslu bir savaşçının” kendisine şunu şunu dediğini anlattı. Doğruysa, kafilede yabancılar da vardı demek. Uydurulmuş olabilir mi? O kadarı da olur mu? Bilemiyoruz. Anlaşmanın yapıldığı günlerde Rakka’da yüz elli kadar yabancı DAİŞ’çinin bulunduğu sanılıyordu.

NE GÖTÜRDÜLER?

“Kaç kişi gitti”ye ilk elden, “yanlarına neler alabildiler”i de eklemek lazım. Anlaşma DAİŞ’çilerin yalnız hafif silahlarıyla gidebilmesini öngördüğü halde, kamyoncuların iddiasına göre, savaşçılar yanlarına ağır silahlar da aldılar; on kamyona sırf silah ve cephane yüklendi. Hattâ bir kamyonun yükün ağırlığından aksı kırılmış, yine iddiaya göre.

Şimdiye kadar ortaya çıkmış bilgi ve görüntüler bu konuda sağlıklı hükme varmamız için yetersiz. Ancak BBC haberinde bu konudaki yegâne kaynak kamyoncular olduğundan, kasıtlı abartı ihtimalini göz önüne almamız gerekiyor.

ANLAŞMA NİYE YAPILDI?

Anlaşmayı yapanlar açısından görünen şu: Rakka şehir savaşının son aşamasına gelinmişti, DAİŞ’çiler sağlam yığınak yaptıkları stadyum ve hastanede, olabildiğince çok düşman öldürmek, gerekirse kendileri de burada can vermek üzere hazırlanmış bekliyorlardı. Sayıları -“bin kadar” deniyor- tam bilinemeyen siviller ve kendi eşleri, çocukları, canlı kalkan-rehine olarak ellerindeydi. Şehir savaşının son aşamasının özellikle kanlı geçeceği belliydi. Sonunda DAİŞ’çilerin kaybedeceği kesin olsa da, çok kayıp verileceği belli muharebeleri gereksiz kılmak için böyle bir anlaşmaya yönelindi. Kurdistan Solidarity Campaign sitesi, “sivil kayıpları ve SDG’nin kayıplarını önleme”yi anlaşmanın ilk hedefi sayıyor.

SDG’nin, özellikle onun hem çekirdeğini hem esas gövdesini oluşturan YPG-YPJ’nin Rakka harekâtının başından bu yana verdiği kayıplar da “many hundreds”tı. Daha fazla kayıp vermeme yolu varsa bunu yeğlemeleri normal.

Üçüncü olarak, aslında daha çok yerel unsurların isteği ve girişimleri üzerine böyle bir anlaşma için masaya oturulmuştu. Arap nüfuslu bu bölgenin yönetiminde söz sahibi olmak isteyen PYD’nin, daha çok kan dökülmesini önlemeye çalışan yerel ahaliyi -sonrası için- kazanma adına da anlaşmayı kabul ettiği söyleniyor.

Anlaşma için öne sürülen bu gerekçelerin hiçbiri akla uzak değil. Zaten birtakım çıkarlar adına sahneye fırlayıp bağırtı çağırtı çıkaranlar bile biliyor ki, savaşlarda bu tür anlaşmalar olur.

Peki, DAİŞ bir nevi bozgunu kabul etme anlamına gelecek bu anlaşmaya nasıl yanaştı? Çünkü başka çaresi kalmamıştı. Koalisyon, yanlarında ailelerinin bulunuşunu filan takmadan DAİŞ’çileri her zamankinden daha yoğun bombardıman altında bırakmış, on saat içinde beş-altı yüz kişi öldürmüş, DAİŞ sertliğindeki bir örgütü dahi panik ve yılgınlığa sürüklemişti; BBC’ye konuşan -daha sonra sınırı geçmeye çalışırken yakalanmış- bir üst düzey DAİŞ’çinin bizzat anlattığına göre.

NEREYE GİTTİLER?

Anlaşmanın bunca gürültüye yol açmasının anlaşılır sebeplerinin başında, konvoyun varış noktası geliyor. DAİŞ’çiler, Rakka’nın 140 kilometre kadar doğusunda, önemli bir yerleşim merkezinin bulunmadığı, örgütün hakimiyetindeki bir yere bırakıldılar. Burası, o esnada Suriye ordusunun Rusya hava kuvvetleri desteğiyle DAİŞ’in elinden almaya çalıştığı Deyr ez-Zor’un kuzeydoğusunda, şehre 60-70 kilometre mesafede bir yer. Yani bütün o Humwee’leri ve Toyota’larıyla DAİŞ’çilerin, ailelerini örgütün hükmettiği topraklardaki köylere yerleştirdikten sonra Deyr ez-Zor’a, savaşmaya koşması mümkündü. Rakka anlaşmasını denetleyen ABD ve onun desteklediği SDG bunu özellikle yapmış olmakla suçlanıyor. “Kirli anlaşma” deyişine zemin olan durum bu.

Kurdistan Solidarity Campaign’in “YPG’nin İspanyol gönüllüsü Arges Artiaga”ya dayandırarak ortaya koyduğuysa, DAİŞ’çileri Deyr ez-Zor’a göndermenin mantığını tersine çeviriyor. Artiaga, bir DAİŞ komutanının, şehirden çıkmalarına izin verilmezse canlı kalkan olarak kullandıkları bin sivili öldüreceklerini söylediğine bizzat şahit olduğunu ileri sürüyor. İspanyol YPG’li, “Deyr ez-Zor [bir taraftan] Suriye ordusu, [öbür taraftan] YPG kuvvetlerince kuşatılmış durumda, oradan bir yere kaçamazlar ki,” diyor.

Artiaga’nın dediklerine gölge düşüren, sözlerine daha çok propaganda gözüyle bakmamıza yol açan bir ayrıntıyı belirtmeliyim. Artiaga, DAİŞ’çilerin Rakka’dan çıkınca “Türkiye’ye gitmek istediklerini” iddia ediyor, “YPG’nin buna izin vermesi imkânsızdı,” diyor. DAİŞ’çilere her şeyi diyebiliriz de, silahları ve rehineleriyle Rakka’dan topluca çıkıp, koalisyon uçaklarının gözetimi altında Türkiye’ye gelebileceklerini varsayıyor olmaları, akıl-mantık sınırlarını fazla zorlamıyor mu?

Memleketimizde ağzını yalnız devlet çıkarı savunmak için açan çokbilir tayfa da, hem her melaneti YPG’ye yükleme maksadıyla hem de akıl-mantık sınırı diye bir şey tanımadığından, “Rakka’daki DAİŞ’çileri Türkiye’ye gönderdiler!” sansasyonuna inanmaya hazır.

Bu mevzu pek tuhaf. Topluca değil, araziye dağılarak tek tek geldiklerini varsayalım. Yine kısıtlı süre içinde pek çoğunun sınırdan geçmesi gerekecek. Nereden geçecekler? Suriye İçsavaşı’nın ilk zamanlarındaki gibi, sınır boyu cihatçı militanların ve onlara silah-cephane taşıyanların hizmetine tahsis edilmiş değil. 911 kilometrelik sınırın 688 kilometresine duvar örüldü, ardında askerler  “Alman K9 köpekleriyle” nöbet tutuyor. Ayrıca DAİŞ’çiler artık Türkiye’de rahat iş göremiyor, sürekli polis operasyonlarla hareket alanları daraltılıyor.

Buna rağmen geliyorlar mı? Geliyorlar. İnsan kaçakçıları, kişi başına 600, aile başına 1500 dolar gibi paralara DAİŞ’çilerin Türkiye sınırını aşmasını sağlıyorlar. Ama bu tabiî ki zorlukla, itinayla sürdürülen bir iş, Suriye İçsavaşı’nın ilk döneminde karşı yöne doğru yaşandığı gibi, DAİŞ’çilerin kitle halinde göçüne imkân veren bir kanal değil.

Üstelik, DAİŞ Suriye’de toprak ve hakimiyet kaybettikçe daha büyük riskler altında kalan militanları ailelerini alıp -Türkiye dahil- civar ülkelere veya cihatçıların elindeki İdlib’e kaçmaya çabalıyorlar. Yani bu faslın Rakka’dan çıkış anlaşmasıyla doğrudan alâkası yok.

ANLAŞMA “KİRLİ” Mİ?

BBC’ye haberi yapanlardan Riam Dalati’ye göre, Rakka anlaşmasına “kirlilik” atfedilmesine yol açan koşulların başında, görüşmelerin sıkı gizlilik içerisinde sürdürülmesi, haber sızıntıları olduğunda YPG’nin inkâr etmesi, “çatışma sürüyor” açıklamasıyla yetinilmesi geliyor. BBC haberini sallantılı kılan etkenlerden biri, YPG’ye pek sempati duymadığını teşhis edebildiğimiz Dalati’nin bu tweet’i. Birazdan göreceğiz ki, böyle bir gizlilik yok.

Dalati, 10 Ekim’deki olağan dışı yoğun koalisyon bombardımanının amacının, DAİŞ içerisinde anlaşmaya yanaşmayan radikal kesimi ezmek, örgütün geri kalanını başka çarelerinin kalmadığına “ikna etmek” olduğunu söylüyor. Bu belli ki doğru. Çünkü bu bombardımanı izleyen yirmi dört saat içinde yüzü aşkın DAİŞ’çinin teslim olduğu biliniyor.

14 Ekim’de, The Guardian’da Damien Gayle, Rakka’da sağ kalmış DAİŞ’çilerin, yanlarına bir grup canlı kalkan alarak şehirden çıkmalarını öngören bir anlaşmanın yapılmış olduğunu, Rakka Sivil Konseyi’nden Ömer Alluş’a dayanarak bildirmişti. Alluş, Rakka’daki -Suriyeli ve yabancı, toplam- beş yüz kadar DAİŞ’çinin çıkışı için anlaşma yaptıklarını anlatmış, koalisyon kaynakları sayıyı “üç yüz-dört yüz” diye azıcık azaltıp bulanıklaştırmıştı.

Alluş, anlaşmanın Suriyeli olmayan DAİŞ’çileri de kapsadığını belirtmişti. Bu böyleyse bir yandan “yalnız Suriyeliler gidiyor” yollu YPG açıklamalarıyla çelişiyor, öte yandan “yabancılar gitmeyecek dediler ama gönderdiler” diyenleri boşa düşürüyordu.

Haber, aynı gün, dış haberler servisince derlenmiş olarak The Telegraph’ta da yer almış, burada da tahliye anlaşmasının yabancı uyruklu DAİŞ’çileri kapsamayacağı öne sürülmüştü. Habere göre bir SDG yetkilisi, otobüs ve kamyonların Rakka dışında beklediğini bildirmişti.

Kurdistan Solidarity Campaign sitesinin hatırlattığı üzre, YPG’ye katılan Britanyalı gönüllü Macer Gifford 17 Ekim’de Facebook sayfasından, DAİŞ’in Rakka’daki ana mevzilerinden hastaneyi terk eden militanların görüntülerini yayımlamıştı. (Hastanede, DAİŞ’in savaşçılarıyla birlikte dört yüz kadar kadın ve çocuk vardı.) YPG veya SDG yetkililerince engellenmeden rahatça çekilip Facebooksayfasına konabilen bu görüntüler, zaten Guardian ve Telegraph haberlerinin varlığında iyice anlamsızlaşan gizlilik iddialarını tamamen çürütüyor. Çünkü gidecekleri otobüsün çevresinde yolculuk hazırlıkları yapan DAİŞ’çiler bu görüntüleri, bir “çıkış anlaşması” var olmaksızın veremezlerdi.

KİM MAKSATLI, MAKSAT NE?

Kurdistan Solidarity Campaign sitesinin, yanlışları düzeltip, görülmesi gerekirken atlanana işaret edip, çıkış anlaşmasının meşruiyetini ortaya koymak yerine BBC haberini “Rakka’yı özgürleştirme uğruna can veren şehitlerin hatırasına hakaret” ve “anti-Kürt propaganda” olarak nitelemesi, savaşla ilgili her türlü tartışmanın savaş koşullarında cereyan edeceğini, bundan kaçınılamayacağını gösteriyor.

BBC’nin haberinde gazetecilerin haberi daha cafcaflı ve sansasyonel kılmak için gerçeği eğip bükmelerinin izleri belirgin şekilde görülüyor. Sunuşun çarpıcılığını azaltmasın diye kaynakların fazla sorgulanmadığı, anlattıklarının kurcalanmadığı belli. Haberdeki yaklaşım, muhtemelen yazan iki muhabirden birinin olumsuz hisleriyle beslenmiş. Zaten anlaşmayı “kirli” diye niteleyerek baştan tavır konuyor. Söz konusu anlaşmayı gerekli ve meşru kılan insanî ve askerî sebepler, “kirli anlaşma” deyişinin altını boşaltabilir kaygısıyla doğru dürüst gözetilmemiş. KSC sitesinin ileri sürdüğü üzre, haberin çeşitli ayrıntıları bizzat “taraflı kaynaklara ve yalana dayalı” olabilir. Bunlara rağmen, haberdeki her şeyi toptan reddetmeyi yanlış buluyorum.

KSCBBC haberindeki iki imzadan birinin sahibi Riam Dalati’yi “Türk devleti ve ‘Suriye muhalefeti’nin iyi tanınan propagandacılarından” diye niteliyor, “icabında DAİŞ’i savunmayı gerektirse bile” hep “YPG’yi baltalamak için” çabaladığını, “Kürt savaşçılarla alay etmekten” hoşlandığını iddia ediyor. Tweet’lerine bakıldığında Dalati’nin sahiden çoğu durumda YPG’ye karşı taraf olduğu, PYD-YPG ve Suriye Kürtlerine yaklaşımının olgu peşindeki gazeteci tavrından ibaret olmadığı görülüyor.

Gel gör ki, şu gazetecilik meselelerinde dön dolaş aynı yere geliyoruz: Dalati’nin YPG’ye husumeti, BBC haberinde anlatılan her şeyin yalan-yanlış olduğunu kanıtlamıyor. Onlar kısmen doğru diye de konu edilen anlaşma kafadan “kirli” olmuyor.

Bunlar bir yana, BBC haberinin kaynaklık ettiği “kamuoyu tepkisi” daha vahim. Neredeyse tamamı harabeye dönmüş şehirlerin içerisinde sokak sokak sürdürülen, çok kanlı, bol kayıplı bir savaştan söz ediyoruz. Biz bunun büyük ölçüde izleyicisiyiz. Kalkıp, hattâ kalkmadan, oturduğumuz yerden, “Canım ne var, yirmisi otuzu daha ölseymiş, DAİŞ’çileri son ferde kadar gebertselermiş, onlar da o arada ellerindeki rehineleri öldürselermiş, bize ne!” mânâsına gelecek densizlikler yapamayız.

Tamam, olguların izinde, hakikatin peşindeyiz; ama bütün bunları azıcık daha izan, idrak ve vicdan sahibi olabilelim diye yapıyoruz.

.

Facebook Yorumları

reklam
8.12.2017
Gemi...
22.11.2017
Zarrab’ı beklerken; 3,9710
19.11.2017
Rakka’da ne oldu?
31.10.2017
'Milli irade' için salâ okunuyor
24.10.2017
Belediye başkanları ve 'Lider rejimi'
11.10.2017
Arabayı yıkatın, tozlanmış
1.10.2017
Vanderbilt tragedyası
27.9.2017
Zamk Destanı
22.8.2017
İçsavaşın şartları
14.8.2017
ABD-Kuzey Kore: Olmaz demeyelim
3.8.2017
Cumhuriyet davası: Varolmayan bir dava
1.8.2017
Turhan’ın bir lirası
28.7.2017
Cumhuriyet davasında şu ana kadar
8.7.2017
Efrin-Ankara, ABD-Rusya
30.6.2017
Sinemasız şehirler
21.6.2017
Acaba Fikri Bey’ler nasıl birileri?
15.6.2017
'Değerler'
7.6.2017
Suudîler, Katar'lar, niye böyle yapıyorsunuz?
3.6.2017
ÇıkarınYoksaSanaNe kültürü
26.5.2017
Tekme, diyorum; kargo, diyorum
12.5.2017
Turuncu saçlı biriyle resim çektireceksin, bi ferahlama gelecek bööle…
4.5.2017
Kimini zulüm uçuruyor, kimini hırs
19.4.2017
Karşı şeridi tıkamayacaksın
31.3.2017
Küçük adamlar büyük hırslar 2: 450 bin dolardan 180 derece çıkınca ne kalır?
26.3.2017
Olay Diyarbakır’da geçmektedir…
21.8.2015
Erdoğan'la aynı cephedesin, TC_Aysun
18.8.2015
Ey millet-i hakime, haberler fena
13.8.2015
Tekzip yiyen Sultan Murad medeniyeti
11.8.2015
Memnun muyuz millet?
6.8.2015
Askerin ne düşündüğünü yeniden sorarken...
4.8.2015
Öldürmek yetmiyor, cenazelere zulmedelim
2.8.2015
Onlar gülmeyecekse ne için uğraşıyoruz?
30.7.2015
Kafka, Samsa, böcek, biz
28.7.2015
Darbe ve toplumsal desteği
23.7.2015
Bataklık insanları
21.7.2015
Devletten şüphelenmeyen bizden değildir
17.7.2015
AKP ve Modern Sünniliğin temsilciliği
14.7.2015
Türk basını: Bir devlet kurumu
13.7.2015
Büyük Suriye meselesi veya Faris'in küçük öyküsü
10.7.2015
Siz de geçip bi bu taraftan bakın hele
30.6.2015
Kürtler ve TC'nin iki büyük handikapı
23.6.2015
Acı hakikatleri köşeyazarınızdan öğrenin
18.6.2015
Şeyh Said Seriyyeleri
16.6.2015
İzin verme Diyarbakır, artık vuramasınlar sana
11.6.2015
Telafi sınavı: '90'lar reloaded
10.6.2015
Karanlık günde aydınlık yüzler
9.6.2015
Savaştan buraya insanlık macerası
5.6.2015
İçim rahat, teşekkür ederim
4.6.2015
Zehirli karanlıkta temiz kalınmaz
2.6.2015
Siz gidin, biz onları oyalarız!
2.6.2015
Bir tedavi yolu bulduk, bırakmayalım
28.5.2015
"Kürtler nerede?" - "Yine cenazedeyiz."
26.5.2015
İşçiler diye birileri vardı, hatırladık mı?
22.5.2015
30'a 40'a bakmayın derim ben şahsen
20.5.2015
Saldırdıkları, çoğulcu-demokratik istikbalimiz
17.5.2015
İffetli kadına bu yapılır mı?
14.5.2015
Bir söz, bir tekme
12.5.2015
Hayır ölmedi, bünyemizde yaşıyor
7.5.2015
"Seçime giderken" araştırması - Bazı tesbitler
5.5.2015
Diyanet'ten tokat gibi cevap!
5.5.2015
Aşağılık davranış - aşağılık insan
3.5.2015
Zalimler için kaderin fotoğrafı
30.4.2015
Kıbrıs meselesi kimindir, niye muhalefetin değildir?
28.4.2015
Cumartesi gecesi ateşi
23.4.2015
Kötü haber, müesses nizam: HDP kalıcı
22.4.2015
Fair play'in Türkçesi var mıdır?
17.4.2015
Devletin belgeleri - bizim belgelerimiz
14.4.2015
Papa'ya yakışmamış, ama size yakışıyor
10.4.2015
Küstahlığı seviyoruz, pişkinliğe tapıyoruz
7.4.2015
"Güvenilir kaynak"tan Yemen tesbitleri
02.04.2015
Acep ne iştir, anlayacağız
01.04.2015
Yemenli'nin gözünde
31.03.2015
Ey yaprak, ne oluyor öyle kıpır kıpır!
26.03.2015
Kürdün katırı
24.03.2015
Yeni kamplaşma bildik eski formülle mi olacak?
21.03.2015
Ben beceriksizlik yaptım diye hakikat değişmeyecek
20.03.2015
Bir yanda aziz millet, öbür yanda BOP'lar moplar
18.03.2015
TC klasiği: İnsandan ömür çalmak
17.03.2015
Zulmün bu kadarı fazla, zulmün bu kadarına ortak olmak fazla!
14.03.2015
Ölüm de yalnızlık da durduramıyor şımarıklığı
13.03.2015
Ya o güzide kuruma şey olursa?!..
10.03.2015
Tavır "duruş" oldu, siyaset kimlik gösterme
06.03.2015
Kaba sensin, taş da sana düşsün
05.03.2015
Meclis'in de yarısı kadın olmalı
04.03.2015
Güle güle Yaşar Abi
03.03.2015
Çocuklarının geleceğinden endişe duyabilmek...
26.02.2015
Buyurun, nasıl yardımcı olabilirim..?
25.02.2015
Davutoğlu rekora koşuyor: Binbir gaf birarada
21.02.2015
Cemaat'ten özeleştiri ve yeni Kürt politikası
20.02.2015
Medeniyet olayı patladı, fena yenildiniz, hoca
17.02.2015
Kadın-erkek, din, tesettür - bazı sorular
15.02.2015
Tecavüzün cezası
14.02.2015
Özgecan'ı öldürdüler
13.02.2015
Putin mi zayıf Batı mı? - ilginç bir görüşme
12.02.2015
Kalbiniz yok, beyniniz cılk
11.02.2015
Kendini onaylama, hayat amacı olamaz ki!
09.02.2015
Akif Bey, Matmazel'e karşı
07.02.2015
Eski Mısır'da Mevlevi etkisi!
06.02.2015
Yüzleşme, affetme-affedilme ve ukde
04.02.2015
Banka meselesi de bir başka tuhaflık değil mi?
03.02.2015
Agos nedir, ne işe yarar?
29.01.2015
İktisatçılarla liberallerin Syriza telaşı
27.01.2015
Hrant'ın Arkadaşları kadar taş düşsün kafanıza
22.01.2015
Cehennem varolsun, başka şey istemiyorum
20.01.2015
19 Ocak ve 2015 - Utanç verici işler
13.01.2015
12 Ocak 2014, saat 03:30
12.01.2015
Hayat Bumedyen hakkında öğrenebildiklerim
09.01.2015
Katliamı savunmak, katliam savunmaktır
07.01.2015
Geerdink'in başına gelen, bizim içimizden dökülen
06.01.2015
Pan-İslâmcı'nın Macera Kılavuzu
31.12.2014
"İyi seneler" diyebilmek güzel olurdu
29.12.2014
Roboski neyin adı?
16.12.2014
Cemaat hakkında üç yazı
11.12.2014
Cinayeti Cemaat'e yıkma tezgâhı
06.12.2014
Osmanlıca, AKP'den çok daha önemli konu
02.12.2014
Türkiye'den Kobani'ye saldıran IŞİD'e hükümet yardım etti mi?
01.12.2014
Esnafı milis yapmaya daha önce de kalkmıştı
28.11.2014
Onları niye savunamayız?
20.11.2014
Amerika'ya damga vuran Müslümanlar meselesi
19.11.2014
Al o "keşfi", turşusunu kur
04.11.2014
Ermenek katliamının kısa hikâyesi
02.11.2014
Ürünün neyse sen de osun
01.11.2014
Sabahın ilk saatleri...
30.10.2014
İtibar mitibar problemleri
29.10.2014
Belki de sahiden kader bağları..?
28.10.2014
Ermenek kazası - Bilebildiklerimiz
27.10.2014
Kobanê'ye ilişkin yeni kirli planlar
20.10.2014
Savaş izlemek - Kaş yapayım derken göz çıkarmak
13.10.2014
Veli Paşa göreve - yüzde elli seninle!
10.10.2014
Misafirler ve delikanlılar
08.10.2014
Biden meselesi bundan ibaret işte
06.10.2014
Biden özür diledi - yani?
04.10.2014
Bêrivan ölmedi, Kobanê'de bile değildi, ama ne çare...
02.10.2014
Çözülme süreci
01.10.2014
Çözüm sürecine yasal dayanak - tam da şu anda!?
30.09.2014
Sınır kapısında ne oluyor? - Geceyarısı esrarı
29.09.2014
Şşş, baksana, bunlar sahiden gazeteci mi?
29.09.2014
Öbür büyük mesele: Türklerin geleceği
26.09.2014
Türkiye'ye "aracı" konumu mu? - Bir işaret
25.09.2014
Rehineler meselesinde yeni sorular
22.09.2014
Bir tahmin: Türkiye'ye
20.09.2014
Diren Kobanê ...kim..? seninle?
19.09.2014
Zirvenin karanlığı
17.09.2014
Koton'un özür borcu var, hem de çok
16.09.2014
Karar ver, cevap ver bu katiller Müslüman mı
13.09.2014
Kötülüğün minik masum halleri
12.09.2014
Toplantıda var, imzası yok - flaş diye buna derim
11.09.2014
Zizek de İslâm'ın gerçekliğinden bîhaber, anlaşılan
08.09.2014
Bu Kürt takıntısıyla yeriniz bellidir
05.09.2014
Sophie'nin seçimi - 2014!
04.09.2014
Sahih adın ne, Etyen?
01.09.2014
Öz'ün masal dünyasında saklı hakikat
01.09.2014
Gri Hat'ta gazetecilik
18.08.2014
Demokrasi Yılmaz Özdil'i kapsar mı?
12.08.2014
Önümüzdeki maçlara nasıl hazırlanmalı?
09.08.2014
"İslâm Devleti" için yeni evre: ABD'ye karşı
08.08.2014
Hakikat aramanın lüzumuna dair bir açıklama
07.08.2014
Af edersiniz - Etmeyiz!
05.08.2014
Cinayeti gördüysen, "cinayeti gördüm" diyeceksin
04.08.2014
Niçin Demirtaş'ı seçmeli?
30.07.2014
Başbakan Hrant Dink suikastı için
29.07.2014
"Hepsi Rumların, s.ktir olun gidin diyecekler!"
28.07.2014
Cemaat ile aynı dünyada mı yaşıyoruz?
24.07.2014
Faşizm macerasına doğru -
21.07.2014
Haaretz'de Gazzeli'nin açık mektubu
17.07.2014
"Kürtler Gezi'de vardı-yoktu" meselesi
15.07.2014
Ramazan'da Suriyeli katletmek orucu bozar mı?
13.07.2014
Ne hoş insanlarla paylaşıyoruz ortamı
11.07.2014
O ekmek bir çarpacak ki sizi!
10.07.2014
Ekmel Bey'in elinde Türksolu
07.07.2014
Erkan'a karşı Sakarya'nın kurtuluşu
03.07.2014
Evde Yoklar
30.06.2014
Cemaat dışarıdan nasıl görünüyor?
27.06.2014
Kazım için bir film...
19.06.2014
Radikal ve benim Radikal maceram
14.06.2014
IŞİD Karaman'ı ne zaman alır?
11.06.2014
Ekonominin unsurları/2 - Bireysel Girişimci
10.06.2014
Tacizciyi kollayan Diyanet güya açıklama yapmış
09.06.2014
TÜBİTAK raporu - Bir hezimet daha
08.06.2014
Sosyal medya fenomeni olarak Şırnak kazası
06.06.2014
Çocuklarmış - haydi oradan, alçaklar!
05.06.2014
Günlerden gün, gecelerden gece...
03.06.2014
Sokağa dehşet salma projesi
30.05.2014
İslâm bilirkişisinden tahakküm manifestosu
28.05.2014
Sen kimsin de Allah senin için madencileri öldürecek?
25.05.2014
Silah milah diyen, aslında ne diyor?
23.05.2014
Eskisini deprem halletti, yenisinin hakkından maden faciası gelecek
21.05.2014
Alman'ın gazetecisi bi Karagül değil
19.05.2014
Cehenneme yürüyüş
16.05.2014
Soma kazasında öğrenebildiklerimiz
15.05.2014
Madencilik diye bir şey...
11.05.2014
İslâmcının sıçrattığı, dine leke sürmez mi?
05.05.2014
Türk basını, hakikat, iktidar
03.05.2014
Kötülük de kendini böyle gösteriyor işte
27.04.2014
Türk solu ve 24 Nisan: ÖDP örneği
25.04.2014
Devletin 24 Nisan açıklaması üzerine
23.04.2014
Yılmazer'i izliyorum, gözlerim açık
22.04.2014
Korku filmi böyle korkunç değildir
18.04.2014
Bir gazeteci olarak hayatım / Marquez
16.04.2014
"Utanılacak hal"in sözlük anlamı
13.04.2014
Hepsi bizim olabilirdi,
10.04.2014
Seymour Hersh ve My Lai katliamı
04.04.2014
CHP, sen nesin?
03.04.2014
Her şey de kapkara değil
02.04.2014
İyilik kazanamadı çünkü aday değildi
22.03.2014
Şey noktasında da sıkıntı var
19.03.2014
Bizim geçmişimize bir şey olmaz, sizin geleceğinize oldu bile
27.02.2014
"Çürütecek ayrıntı", bizzat çürük
21.02.2014
Adım adım, didik didik Kabataş olayı
18.02.2014
Kabataş meselesi/3 - Serbest uçuş halleri
17.02.2014
Kabataş meselesi/2 - Sis, pus, hamaset arasından...
15.02.2014
Kabataş meselesi - Yangında ilk okunacak
09.02.2014
Karagöz'den Pinokyo'ya TV tartışmaları
02.02.2014
Sopranos'un yerlisi neden olmaz?
28.01.2014
Vatan hainleri listemin küçük macerası
26.01.2014
Galiba Haşhaşi de benim Yezid de
20.01.2014
Hrant'a gelince kavgayı keserler
09.01.2014
Kim yaptı, belliymiş işte...
30.12.2013
Derin muhafazakâr toplum mühendisliği
20.12.2013
Oğlan yakalandığı için biz de yakalanmış sayıldık…
05.05.2012
Hoşçakalın
28.04.2012
Yorulmayın Bülent Bey, yasaklayın gitsin
21.04.2012
Bir arkadaşım meseleyi şöyle anlatabiliyordu
07.04.2012
12 Eylül’ü ne yüzle yargılayacağız
31.03.2012
Avrupalılar’dan hiç farkımız yok vallahi
24.03.2012
Milleti hâkime kibri, aklı da ezip geçiyor
17.03.2012
Ben piçim de, siz nesiniz?
10.03.2012
Bizde iyimserlik de anca felaketten çıkar
25.02.2012
Valla biz demiyoruz, devlet kendi söylüyor
18.02.2012
‘Gülen hareketi’nin meşruiyet sorunu
11.02.2012
Hem Cemaat’e hem Ergenekon’a çalışıyoruz
04.02.2012
Liberalin de raconu var sanıyorduk
28.01.2012
Ankara’nın dehlizi, içine çekti sizi
21.01.2012
Riyanın Allah’ı
14.01.2012
Saraykapı’dan Uludere’ye
07.01.2012
Demirel gelsin; orijinali varken niye yani?
31.12.2011
Beddua
24.12.2011
Sarkozy de kim oluyor, biz kendimize bakalım
10.12.2011
Sabaha da bişeyciğimiz kalmaz valla
03.12.2011
Dersim örtüsünün altından neler çıkar
26.11.2011
Koz vermeyelim poz verelim
19.11.2011
Van’da felâket ötesi vaziyet
13.11.2011
Bazılarımız da deprem yardımıyla ilgilense
05.11.2011
Ah, bi anlayabilsem size de anlatırdım
29.10.2011
Cenab-ı Hak’kın olan bitene katkısı var mı
22.10.2011
Demokrasiye veda sürecinin başında
15.10.2011
Maneviyat önderleri ve Fatih’in Heron’ları
08.10.2011
Bu sefer de konumuz ‘izansızlık’ olsun
01.10.2011
Siyasî tavır olarak ‘terbiyesizlik’
24.09.2011
Cevaplar buldum sorulara
17.09.2011
Başbakan meşgûl, katilleri unutuverdi
10.09.2011
Gazete kâğıdı ve zoraki ambulans
03.09.2011
Yüceliğin direk veya insan olarak tezahürleri
27.08.2011
Muhayyeltürkî serisinden...
20.08.2011
Hazırlop özgürlüğün dayanılmaz kofluğu
13.08.2011
‘Piyasalar’ derken?
06.08.2011
Hızlandırılmış kurs istiyorum
30.07.2011
Müsamerenin yeni temsilinden önce
23.07.2011
Bu meselede aciz kaldım, susuyorum
16.07.2011
Yoksa... yoksa... her şey yalan mıydı
09.07.2011
Olmuyor Ali Bulaç, artık çok geç
02.07.2011
Alçaklık tarihinde önemli bir gün
01.07.2011
83 14’e göndermese herşey hallolacaktı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı