Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Cehaletin ve ırkçılığın vatanı var mıdır korona?


16.03.2020 - Bu Yazı 312 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İspanya, Koronavirüs hastalarının sayısı 4200, virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 120’ye yükselince 12 Mart Perşembe günü itibariyle alarm durumuna geçti.

Virüsün bulaştığı isimler arasında Eşitlikten Sorumlu Bakan Irene Montero da var. Montero, Başbakan Yardımcısı ve Podemos lideri Pablo Iglesias’ın partneri olduğu için Iglesias da karantina altında. Bu satırların yazıldığı sırada Bakanlar Kurulu olağanüstü toplantı halinde. Kısa bir sure sonra Başbakan Pedro Sanchez’in bir açıklama yapması ve resmi olarak olağanüstü hal (estado de alarma) ilan etmesi bekleniyor (13 Mart itibariyle ülke olağanüstü hal durumuna geçti). 

Şu ana kadar alınan önlemler de yeterince ”olağanüstü”. Anaokulları ve okullar kapatıldı. Üniversitelerde yüz yüze eğitime Nisan ayına kadar ara verildi. Dersler ve toplantılar ”online” platformlara kaydırıldı. Kültürel ve sportif etkinlikler ertelendi. Özellikle yüksek risk grubunda yer alanlara – belirli bir yaşın üzerindekiler ve/veya kronik solunum yolları rahatsızlıkları olanlar – gerekmedikçe sokağa çıkmamaları öğütlendi. Seyahatler kısıtlandı. Hastanelerin tam kapasite ile çalışabilmeleri için çeşitli önlemler alındı. 

Son iki gündür alınan önlemler yavaş yavaş sokağa ve gündelik hayata da yansımaya başladı. Henüz İtalya’daki gibi katı bir karantina uygulaması olmasa da caddeler, meydanlar, kafe ve restoranlar boşalmış durumda. Öte yandan bazı ülkelerde örneklerini gördüğümüz türden bir toplumsal histeri ya da panik durumu yok. Marketler açık; dezenfektan jel ve alkol gibi istisnaları saymazsak tüm ürünler rahatlıkla bulunuyor. Krizin simgesi haline gelen tuvalet kâğıdı sıkıntısı (en azından şimdilik) yaşanmıyor.

Haliyle ben de eve kapanmak zorunda kalan milyonlarca insandan biriyim. Görece olarak şanslıyım. Risk grubunda yer almıyorum. Yunanistan-Türkiye sınırında sıkışmış bir mülteci değilim. İhtiyaçlarımı giderebilecek maddi imkanlara sahibim. Bir şekilde virüsü kaparsam özel bir telefon numarasını arayarak test yaptırabilir, gerekli bakımı ”ücretsiz” alabilirim. 

Belki de bu görece rahatlığın etkisiyle sosyal medyadan dünyayı ve Türkiye’yi izleme ve bu krizin toplumların – daha genel olarak da insanoğlunun – hem en iyi, hem de en kötü yönlerini ortaya çıkardığını düşünme lüksüm var.

Bir yandan karantina altındaki İtalyan şehirlerinde insanların birbirlerine destek olma ve moralleri yüksek tutma amacıyla balkonlardan söylediği şarkıları dinliyorum; diğer yandan resmi verilere göre nüfusunun yüzde 8,8’i 65 yaş ve üzerinde olan, yani 7 milyon 186 bin 204 kişinin yüksek risk grubunda yer aldığı bir ülkede resmi makamların nasıl gözümüzün içine baka baka yalan söyleyebildiğini anlamaya çalışıyorum. 

Aklıma sorular üşüşüyor.

Testlerin düzenli yapıldığı tüm ülkelerde yüzlerce koronavirüs vakası varken birkaç gün öncesine kadar hiçbir ülkeye yönelik seyahat sınırlaması olmayan Türkiye’de nasıl sadece beş kişi virüs taşıyor olabilir? Başka hiçbir konuda devlet medyasını ciddiye almayan ”bağımsız” haber kuruluşları neden bu yalanı yeniden üretir? İktidarın her söz ve eylemine kuşkuyla yaklaşan gazeteciler, kanaat önderleri, bilim insanları neden bu konuda Sağlık Bakanlığına inanır? 

Ya da isminin önünde ”Fizyoloji Uzmanı Doç. Dr.” sıfatı taşıyan biri nasıl kanal kanal dolaşıp virüsün ”gen farkından dolayı Asya ırkını daha çok etkilediğini” iddia edebilir? Şu açıklamayı yapmak nasıl bir cehaletin ürünüdür? (İpucu: Eğitilmiş cehalet)

”Koronavirüsün şu ana kadar yayılım bölgesi Wuhan ve çevresi yani Çin. Bu bölgedeki genetik kökeni ortak insanları yakalıyor. Bunlar daha çok sarı ırk ve kısa boylu insanlar. Yapılan çalışmalarda virüsün akciğerde tutunduğu protein Asya ırkında daha fazla. Beyaz ve siyah ırklarda ise 6'da 1 oranında daha az. Onun için buralarda görülse bile çok daha az görülecektir ve hafif geçecektir. Korona virüs Türkiye'ye de gelebilir ama asla Çin'deki gibi salgın yapmaz. 10 vak'a, 20 vak'a olabilir. Bunu bilemeyiz. Onu gelince görürüz.” 

Peki cehalet ya da ırkçılık da genetik midir? 

Virüsün Kuzey Kore tarafından imal edilen bir biyolojik silah olduğunu iddia eden, ABD’de yayılmasını Başkan Donald Trump’ı yerinden etmeye yönelik bir komplo olarak gören Fox TV yorumcuları ile Türkiyeli ”Fizyoloji Uzmanı Doç. Dr.” arasında genetik bir bağ var mıdır? Ya da krizi fırsat bilip dezenfektan jel, yüz maskesi gibi ürünleri fahiş fiyatlarla satmaya başlayan Amerikalı ve Türkiyeli kapitalistler arasında? Toplu katılım gerektiren dini tören ve toplantıları iptal etmemekte direnen Yunan Ortodoks Kilisesi ile Cuma Namazı için toplatan kalabalığa ”kalabalıktan uzak durun” uyarısı yapan Diyanet İşleri Başkanlığı arasında?

Şu sıralar yeniden gündeme gelen Albert Camus’nün 1947 tarihli ünlü alegorik romanı Veba’yı düşünüyorum ben de. Sadece bir salgın hastalığın pençesine düşen bir kıyı kasabasını anlatmaz bu romanında Camus. Kendi ifadesiyle veba, hem Nazi işgalinin sembolüdür, hem de ”metafizik bir sorunun somut bir göstergesi”. Kilit nokta da bu metafizik sorundur zaten. 

”Dünyadaki kötülük hemen her zaman cehaletten kaynaklanır ve aydınlanmadan nasibini almamış iyi niyet, en az kötü niyet kadar zarar verir. İnsanlar kötü olmaktan çok iyidir, ama asıl sorun bu değildir. Asıl sorun, insanların az ya da çok cahil olmalarıdır ve erdem ya da kötülük dediğimiz şey de budur. En korkunç kötülük, her şeyi bildiğini sanan ve bunun kendine öldürme hakkı tanıdığını düşünen cehalettir.”

Camus, romanını bitirirken okuyucuyu uyarmayı da ihmal etmez.

”…Veba mikrobu hiçbir zaman ölmez ya da tamamen yok olmaz; yıllar boyunca mobilyalarda, çamaşır dolaplarında uykuya yatar; yatak odalarında, mahzenlerde, sandıklarda ve kitap raflarında vakit öldürür; belki bir gün yeniden insanların bir afet yaşaması ve bir şeyler öğrenmesi için farelerini canlandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayacaktır.”

Koronavirüsün yıllarca saklanamayacağını biliyoruz; ya cehalet ve ırkçılığın?

.

Facebook Yorumları

Emlak8
9.04.2020
Korona ve milliyetçilik
24.03.2020
'Sakin ol champ... evdeyim'
16.03.2020
Cehaletin ve ırkçılığın vatanı var mıdır korona?
25.02.2020
İçimdeki şeytanlar...
10.02.2020
Faşizmin halleri…
16.12.2019
Ertuğrul Özkök ve Gaye Su Akyol
5.11.2019
Katalanlar, Kürtler ve şu gururlu Türkler
19.10.2019
Beklemek
12.10.2019
Savaşa hayır!
6.08.2019
Irkçı değilim, benim de Suriyeli arkadaşlarım var
2.07.2019
İkinci Kürt açılımı (!)
19.05.2019
Yedi Maddelik Eylem Planı: Oylar tereddütsüz İmamoğlu'ya verilmeli
15.3.2019
Dava
22.11.2018
Aslanlar ve koyunlar
25.10.2018
Hız. Ben hızım.
22.8.2018
İnkâr
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
8.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
18.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
27.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
2.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive