F'ye yönelik yargılamalar sürerken yeni operasyonlar da birbirini izliyor. FETÖ'nün inanılmaz bir örgütlenme sistematiği kurduğunu en son Garson kod adlı itirafçıdan çıkan bilgisayar belleğinden öğrendik. Hiçbir terör örgütüne benzemeyen, yılların deneyimli polislerini bile şaşkına çeviren kirli bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzu her gün daha iyi anlıyoruz.

Bu kirli yapıyla mücadele etmek de, sağlıklı bir yargılama süreci yürütmek de hiç kolay değil. İç içe geçmiş, herkesi işe bulaştıran, kimin gerçek FETÖ'cü, kimin mağdur olduğunu ayırmak da bir hayli zor. Bu yüzden operasyonların da, yargı süreçlerinin de sancılı geçmesi normal.
Buna bir de bu kargaşadan yararlanmak, nemalanmak ya da sabote etmek isteyenler eklendiğinde ortaya, yaşanan haksız tutuklamalar, el koymalar ya da haksız salıvermeler çıkıyor.
Bu tür kamu vicdanını sızlatan hatalar en aza indirilse de hâlâ yaşanıyor. Bir süre önce 'de düzenlenen FETÖ operasyonu kapsamında HYS Köroğlu Mağazalar Zinciri sahipleri de gözaltına alındı. Şirketin yönetim kurulu başkanı Yunus Köroğlu da onlardan biriydi. Şirketine  atanan Köroğlu, 9 ay tutuklu kaldıktan sonra FETÖ'yle ilişkisi olmadığı için salıverildi. Doğal olarak şirkete atanan kayyum meselesinin de çözülmesi gerekiyordu. Ancak Bandırma  Hakimliği, 21 Şubat 2018 tarihinde kayyumun kaldırılmasına, "Soruşturmanın devam ediyor olması, TMSF'nin nihai raporunun olmaması, gizliliğin sürmesi" gibi gerekçelerle onay vermedi. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcılığı, Balıkesir 2. Sulh Ceza Hakimliği'ne kayyumun kaldırılması için itiraz etti. Bu noktada araya birileri girdi mi bilinmez ama yaklaşık bir yıl sonra 12 Şubat 2019'da kayyum kararı kaldırıldı. .
Çok değil kısa bir süre sonra bu karara da itiraz edildi ve şirket yeniden kayyuma verildi. Durum gördüğünüz gibi bir hayli karışık. Bir veriliyor bir alınıyor.
Bir örnek de 'den...  bayisi olan Halil Öztürk, oğluyla birlikte FETÖ soruşturmasından gözaltına alınıyor. Oğlu tutuklanırken kendisi serbest bırakılıyor.
Bu arada şirketine de kayyum atanıyor. Yaklaşık 6 ay sonra savcılık takipsizlik kararı verince kayyum işleminin sona erdirilmesi için 'ye yazı yazılıyor. Ancak TMSF, kayyum atama kararını Sulh Ceza Mahkemesi'nin vermesi gerektiğini söylüyor. Bunun üzerine Sulh Ceza Mahkemesi'ne başvuruluyor. Mahkeme de MASAK raporu olmadığından bu talebi reddediyor. Bu kez doğal olarak MASAK'a başvuruluyor. Oradan da rapor tam üç ay sonra geliyor. Ancak bu kez de Sulh Ceza Hâkimliği, yetkili olmadığını söylüyor. İş 'na, oradan da Yargıtay'a kadar gidiyor. Sonunda Yargıtay kararı kaldırıyor ama aradan geçen 18 ayda şirket de ciddi kan kaybediyor.
Şimdi akıllara takılan soru şu; Bu şirketlerin sahipleri FETÖ'yle ilişkili olmadığı için salıveriliyorsa, neden kayyum meselesi bu kadar uzuyor?
Yoksa yine devreye daha öncekiler gibi birileri mi giriyor ki işler sarpa sarıyor?
Anlaşılan o ki, bu kayyum meselesi artık ciddi olarak ele alınmalı ve sorun ekonomik kayıplar yaşanmadan çözülmeli.

  • Abone ol