Olay benim de çalıştığım Bilgi Üniversitesi’nde geçti. Orada geçti ama Taraf muhabiri telefonla arayıp “böyle böyle bir olay var” diye anlatıncaya kadar ne böyle bir festivalin olduğundan haberim vardı ne de olmaması için girişilen çabaların. Öğrenince, doğrusu, çok kızdım. Şimdi, akşamın gerçekten de içkisiz geçtiğini - geçiştirildiğini- okuyunca, daha da kızdım. Bunun basit bir olay olduğu kanısında değilim. Arkasının geleceği belli olan bir süreç başlıyor, daha doğrusu başlatılıyor. Din adına, bir toplumda yaşayan herkesin hakkına karışma, müdahale etme hakkı olduğunu, bunu bir “hak ve ödev” olduğu anlayışını yerleştirme süreci bu.

Eyüp semti Eyyub el-Ensari’nin adını taşır. Müslümanların yarı kutsal saydığı bir semttir; İstanbul halkının gözünde, sanki gayrı resmi bir hac yeri gibi bir önemi vardır. Bunlar, İslami teoloji açısından da “folklorik” sayılacak şeyler olabilir. Olsun. “Folklorik” olması bir açıdan daha da önemli görme gerekçesi; çünkü ardından yığınların duygusal desteği olduğu anlamına geliyor.

Ama bütün bunlar, o yakınlarda kurulu bir üniversitenin bahçesinde yapılan (birkaç yılda bir) bir festivalde içki içilmesini yasaklamaya kalkışmayı haklı ya da anlaşılır kılmıyor.

Eyyub’un camii ve türbesi Eyüp’ün ortasında. Eyüp’ü geçecek, mezarlıkların yanı sıra epey yol gideceksiniz; okulların, Bahariye Mevlevihanesi’nin yanından geçeceksiniz. Yeni yapılan “Dolphinarium”u geçeceksiniz; Alibeyköy deresinin öbür yakasında başlıyor Bilgi’nin kampusu. Oraya, “Burası Eyüp! Burada bira yok” diye müdahale edeceksiniz.

Kimi “koruyor”sunuz? Eyüp’teki camiyle türbeyi mi? Kaç kilometre kare koruyacaksınız? Yoksa Eyüp adını mı? O halde, “ Eyüp ilçesi” denilen, herhangi bir dini anlamı olmayıp yalnız “idari” bir düzenlemeyi anlatan bölgenin tamamında mı içkiyi yasaklayacaksınız?

Vakit ve fırsat buldukça üniversiteden çıkar, bazen Alibeyköy deresinin, bazen de Kağıthane deresinin yatağını izleyerek yürürüm. Yol boyunca, binlerce bira kapağı görürüm. Gruplar halinde toplanmış, halen içmekte olanları da görürüm. Hani yollara taş döşediğimiz gibi, bu kapakları biriktirip bayağı geniş bir araziye mozaik gibi döşeyebiliriz. Kim içiyor bunca birayı? Gördüğüm kadarıyla, o “idari” düzenleme çerçevesinde adı “Eyüp” olan ilçenin sakinleri içiyor.

Türkiye “Gül Savaşları”, “7 Yıl Savaşları”, “30 Yıl Savaşları” gibi savaşların değil, ezeli ve ebedi “Simge Savaşları”nın sürekli savaşıldığı bir ülkedir. Bu “festival” hikâyesi de böyle. Belki “şimdilik”, dediğim o yeşil alanları bira kapağıyla dolduran Eyüp halkı üstüne belediye zabıtası falan sürülmeyecek- Afyon’da muhtemelen olduğu gibi. Amma, Eyüp yakınlarında, adı içki çağrısını yapan bir festival engellenecek. İlkin böyle simgeler düzeyinde süregiden savaşta zafer kazanılınca, sırainşallah- somut düzeyde somut birayı içen somut insanları terbiye etmeye gelecek. Böyle böyle, “dindar nesiller” yetişecek.

“Dindar nesiller” yetiştiği kadar yetişti. Bu gibi çabalarınızın sonucu “ikiyüzlü nesiller” yetiştirmek olacaktır. Sizin şimdi çıkmaya yeltendiğiniz yoldan yakın zamanda İran geçti. Orada içki toptan yasaklandı (sizin yasaklamayı umduğunuz gibi). Bunun sonucunda İran’ın tamamı ruhsatsız çalışan bir içki imalathanesi oldu.

Dere boyunca Efes bira kapağı tarlaları, ama Efes festivalinde içki yasağı!

  • Abone ol