Cumhurbaşkanı adayı Tayyip Erdoğan açıkladığı ‘vizyon belgesi’yle ‘YENİ TÜRKİYE’ vaat etti. Meseleyi kendi kişisel hikayesi veya 13 yıllık AK Parti’nin serüveni olarak değil Cumhuriyetin ilk dönemlerine uzanan daha köklü bir siyasi mücadelenin geldiği nokta olarak ele aldı. Eski Türkiye-Yeni Türkiye kavramsallaştırması bir devrin kapanıp yeni bir devrin açılacağı düşüncesine dayanıyordu. Sürecin ruhunu oluşturan kavram ‘DEĞİŞİM’ idi, yeni devrin ana temasını ise ‘DEMOKRASİ’ oluşturuyordu. 

Başbakan Erdoğan, 2001’de sahneye çıkan AK Parti ruhunu canlandırdı, adeta yeniden format attı. Konuşması ‘ama’sız, ‘fakat’sız, yani kılçıksız bir demokrasi bildirgesi şeklindeydi.

Adayların güzel demokrasi konuşmaları yapmaları normal görülebilir, özellikle kazanma şansı olmayan adayların ileri düzeyde teorik ifadelerde bulunmaları yadırganmaz. Ancak bu söylemde bulunan kişi 12 yıldır Başbakan olan ve söylediği sözleri yerine getiren bir siyasetçiyse durum farklıdır, gerçekleşme umudu taşır. Bu yüzden Erdoğan’ın vizyon belgesini eleştirenler bile onun gerçekleşme ihtimalinin yüksekliğini çok iyi bilmektedir.

Erdoğan’ın böyle bir söylemde bulunmasında geçmişiyle bir tutarsızlık, bir çelişki veya sırıtan bir durum olduğu düşünüldü mü? Hayır. Son zamanlarda üretilmek istenen ‘otoriter, baskıcı’ propagandasına rağmen Erdoğan’ın demokrasi çıkışı samimiyet sorgulamasına takılmadı. Değişim ve demokrasi vurguları Erdoğan’a çok yakışıyor ve geçmişten bu yana verdiği siyasi mücadeleye uygun düşüyor.

Eski Türkiye’nin aktörlerine demokrasi içerikli yeni Türkiye tablosu çizmesi uygun düşer miydi? Statükocu partilerin başkanları veya onların hiçbir siyasi mücadeleyi temsil etmeyen adayları böyle bir çıkış yapabilirler mi?

Cumhuriyet tarihinin büyük siyasi dalgaları üzerinde yükselebilmek, meta anlatılar üzerinden konuşabilmek büyük siyasi lider olmayı gerektirir. Buna ne Kılıçdaroğlu’nun, ne Bahçeli’nin siyasi ağırlığı yeter. 

Türkiye siyasetinde şu anda (Lyotard’ın geliştirdiği ‘üst anlatı’ kavramı gibi) büyük hikayeler üzerinden konuşabilen, geçmişten kalkarak gelecek tasavvuru çizebilen tek lider Erdoğan’dır. Erdoğan’ın siyasi geçmişi, temsil gücü, fikri karşılığı ve büyük mücadelesi ona bu hakkı veriyor. Erdoğan AK Parti’den önce de bir siyasi anlama sahipti, gelecekte de bir anlam ifade edecek. Peki aynı şey Kılıçdaroğlu için söylenebilir mi?

Erdoğan kampanyasıyla büyük bir heyecan ve umut aşılıyor. Muhalefetin adayı ise bir yandan imaj yapma derdinde, diğer yandan kendisini savunmakla uğraşıyor. Sanırsınız ki 12 yıldır iktidarda olan ve eleştiri bagajıyla dolaşan o... 

Bir mültecinin oğlu, ‘Türkiye, Suriyeli mültecilere kapı açmamalıydı’ diyebiliyor.

O kadar heyecansız konuşuyor ki, bunu ‘düşük tansiyonlu, ılıman aday’ diye takdim etmeye çalışıyorlar, oysa bu halin karşılığı ‘sönük’tür. Her an uyuyakalacakmış gibi konuşan bir kişi kitleyi nasıl ateşleyebilir?

Erdoğan, yeni anayasa, çözüm süreci, din-devlet ilişkileri, AB’yle uyum, Alevilik ve farklı dinlerle ilişkiler konusunda önemli vurgular yaptı, reformcu ve değişimci bir karakter ortaya koydu.  

Her seçim, türü ne olursa olsun, Erdoğan’ın siyasi mücadelesinde bir aşamayı, milletin ‘büyük hikayesi’nde ise bir anlamı ifade ediyor. Bunun sağladığı motivasyonu muhalefetin üretebilmesi de, engelleyebilmesi de mümkün görünmüyor. Küçük sularda küçük balık tutmaya alışan aktörlerin okyanusta performans göstermesini beklemek onlara da haksızlıktır.

  • Abone ol