Çetin Bey, gece boyunca karışık ve sıkıntılı rüyalar gördü. Gece yarısı ter içinde uyanıp mutfağa giderek bir bardak ılık su içti.

Rüyanın kötü etkisinden kurtulmak için kafası dağılsın diye biraz televizyon seyretti. Yeniden yatmadan önce uyuyan çocuklarını birer birer yokladı. Sırtlarını yorganla bastırdı. Eşi, uykuyla uyanıklık arasında “Daha yatmadın mı sen” diye homurdandı. Çetin usulca yorganın altına kayıp fosforlu saatine baktı. “Daha iki saat temiz uykum var” diye düşündü ve biraz sonra uyudu.

Saat 7’de bütün aile uyandı, birlikte neş’eyle kahvaltı yaptılar. Okul servisini bekletmemek için çocukları aşağı indiren Çetin için her şey bir önceki gün gibiydi. İlk garipliği, servis minibüsüne göz attığında fark etti. Şoför değişmişti ve inanmayacaksınız ama insan boyutunda kırmızı ibikli bir horoz oturuyordu sürücü koltuğunda. “Acele edelim çocuklar, servis bekletilmez, servis beklenir” diye ü-ürüüü kıvamında bir sesle çocuklara çıkıştı. Çetin’in ağzı açık kalmıştı. Park yerindeki otomobiline doğru yürürken trafik polisi kıyafeti giymiş bir koyunun ceza kesmeye hazırlandığını fark etti. Bu durumda her araç sahibinin yaptığı gibi, “Tamam, hemen gidiyorum memur bey” diye atıldı. Polis, yumuşacık tüylerle dolu boynunu ‘Çok geç’ dercesine sallayarak, “Park edilmez levhasının tam altına çekmişsin dostum” diye meledi. “Elimden bir şey gelmez; cezanı onbeş gün içinde yatırırsan yüzde 20 indirim yapıldığını hatırlatmak isterim” diye ilâve etti, mağrur ama sarsak adımlarla öteki araca doğru yürüdü. Çetin şaşkındı; bu bir şaka olmalı diye düşündü. Bu kadar iri bir koyun nasıl olabilirdi ki, üstelik konuşuyordu da. Aracına binip yola koyulunca yol boyunca kamu adına otoriteyi sağlayanların hep hayvanlar olduğunu fark etti.

Şirkete girer girmez herkesin konferans salonundaki toplantıya katılması hatırlatıldı kapıdaki güvenlikçi keklik tarafından. Sersem adımlarla yürürken rastladığı iş arkadaşı Metin’e dert yandı, “Benim gördüğümü sen de görüyor musun Metin” diye inledi. Metin uğradığı şoktan ağzını bile açamaz durumdaydı.

Bütün şirket çalışanları salondaydı. Birkaç dakika sonra yine insan cesâmetinde tayyör giymiş, boynunda kırmızı kurdele ile süslü iki zarif çanla hayli bakımlı, siyah gözlüklü bir inek kürsüye çıktı. Kısa ve net konuştu,

-Sevgili insanlar diye söze başladı. Gece yarısı itibariyle bütün dünyada yeni bir döneme girdik. Yeni dönemin özelliği şudur: Gayet iyi bildiğiniz gibi bugüne kadar bütün tarih boyunca insanlar, yeryüzünde egemen ırk olarak yaşadı ve başta hayvanlar olmak üzere bütün tabiatı ve tabiat varlıklarını dilediği gibi tasarruf etti. Ne var ki yapılan araştırma neticesinde insan cinsinin bu sorumluluğu iyi kullanamadığı, tabiata geri dönülmez biçimde ağır ve büyük zararlar verdiği, hayvanlara karşı kurumlaştırılmış zâlimâne kitle katliamları uyguladığı görüldü. Bu yüzden artık insanlarla hayvanların yeryüzündeki yerleri değiştirilmiş bulunuyor. Kısaca bu geceden itibaren dünya hayvanlar tarafından yönetilecek; siz insanlar ise hayvanların bugüne kadar uğradığı muameleye uğrayacaksınız! Sorusu olan?

Salonun gömüldüğü mutlak sessizliği, genel müdürün sekreteri Ayla Hanım’ın korku dolu sesi dağıttı,

-Nasıl olur, haksızlık bu ama...

Yeni genel müdür, “Başka soru var mı” dercesine iri ve sürmeli gözleriyle salonu şöyle bir taradıktan sonra mikrofona eğildi.

-Şansınızı iyi kullanamadınız, toplantı bitmiştir; ayrıca şirketteki göreviniz de sona ermiş bulunuyor. Şimdi çıkış kapısından tek sıra halinde sükûnetle çıkacaksınız. Aynen biz hayvanlar gibi bütün giyeceklerinizi ve şahsi eşyalarınızı depoya teslim edecek, garajda sizi bekleyen insan nakline mahsus özel araçlara bindirileceksiniz..

-Ya ailelerimiz, onlar ne olacak?

İtiraz arka sıradan, muhasebede çalışan Ekrem Bey’den geliyordu. Yeni genel müdür hışımla sesin geldiği yere döndü. Gözlüklerini daha iyi görmek istercesine yeniden gözlerine yerleştirerek cevap verdi,

-Ne ailesi; artık sizin için o bildiğiniz aile kavramı yok. Sevk edileceğiniz insan toplama kamplarında insan iken gösterdiğiniz tabii eğilimlere göre tasnif edileceksiniz. Vahşi insan kapsamına girenler -ki çoğunuz öyle ne yazık ki!- tabiata kırlara, çöllere, denizlere bırakılacak ve başının çaresine bakacak ve avcıların eğlencesi olacaklar. İyi huylu, barışçı, geçim ehli ve müşfik karakterliler ise insan yetiştirme ve işleme fabrikalarına sevk edilecekler...

Şirketin eski CEO’su Selim Bey cesaretle ayağa kalktı, “Beni hiçbir kuvvet bir yere gönderemez; derhal burayı terk ediniz; aksi takdirde polis çağırmak zorunda kalabilirim, ayrıca avukatımı isterim” diye üst perdeden konuşmaya başladı. CEO’yu duyan şirket çalışanları cesaretlendiler, ortak homurtu sesleri çıkararak gürültüye katıldılar. Yönetici inek bütün sevimliliği ile gülümsedi,

-Görüyorum ki hâlâ durumu kavramış değilsiniz, dedi. “Sizin medeniyetiniz artık sona erdi. Ordularınız, güvenlik kurumlarınız, polisiniz, hukukunuz, endüstriniz, eğitim dünyanız, o çok böbürlenip durduğunuz yemek, eğlence kültürünüz, sanatınız artık yok. Az sonra gönderileceğiniz insan işleme tesislerinde genç ve körpe olanlarınız hayvan toplumlarının gıda ihtiyacını karşılamak üzere etiketlenip özel besi programına ayrılacak. Kart, yaşlı ve hastalıklı olanlar iğne ile uyutulup organik gübre olarak tabiata iade edilecek. Aile kavramı artık geçerli olmadığından artık hepiniz hayvan sosyetesinin global ihtiyaçlarına göre birer üretim nesnesinden ibaretsiniz. Çoğalmanız, özel çiftliklerde uzman bilim hayvanları gözetiminde ilmi esaslara göre gerçekleşecek ve bir plana bağlı olacak. İnsan üretme çiftliklerine sevk edilen şanslı insanlar 15-16 yaşlarına kadar kapalı tutulacak, düzenli olarak aşılanıp özel insan yemleriyle beslenecekler ve kesim zamanı geldiğinde otomatik kesiciler aracılığı ile hijyenik şartlarda kesilip parçalanacak ve sağlığa uygun tarzda ambalajlanıp tüketime sevk edilecekler. Bu süreç esnasında insan işleme ve üretme tesislerinin titizlikle denetleneceğinden emin olabilirsiniz.

Kısacası ey insanlar; insan ve hayvan, iki canlı türü olarak yer değiştirmiş bulunuyor. Bugüne kadar bize nasıl davrandıysanız size de öyle davranacağız. Bu arada güçlüleri tarlalarda ‘yük insanı’ olarak bir nevi beygir gücü kaynağı şeklinde istihdam edecek, yaşlanınca da malum şekilde elden çıkaracağız. Sanata eğilimi olanlar, güzel sesliler, dans bilenler, akrobatlar vesaire hayvan sosyetesinin eğlence ihtiyacını karşılamak üzere kafeslere konulup sizin pet-shop dediğiniz dükkan benzeri yerlerde isteyen hayvanların tüketimine sunulacak.

İnek bu noktada sustu, dilini şapırdatarak kürsünün üstündeki kovadan su içtikten sonra ekledi,

-İçinizde en şanslısı “İnsanat bahçeleri”nde görevlendirilecek olanlar... Şimdi çıkabilirsiniz!

...

Çetin, ter içinde “Haayııır” diye bağırarak ayağa kalktı. “Bu bir rüya ise böylece uyanırım” diye düşünüyordu ama yanılmıştı. Diğer ‘insanlar’la birlikte kapıya doğru sürüklendi!

  • Abone ol