Yetvart Danzikyan

Artı Gerçek & Agos



Bookmark and Share

Gezi ya da kurgulanmış gerçeğe karşı hakikatin direnişi


20.11.2018 - Bu Yazı 424 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İddianamesiz mahkemesiz bir yıldır tutuklu olan Osman Kavala'yı tam olarak neyle suçlayacaklarını belli ki tam bilemediklerinden "Gezi'yi organize etti" diye bir argüman kurdular. Öyle değil ya, hadi diyelim ki doğru. Bu sefer "Gezi'yi organize etmenin neresi suç?" diye bir soru çıkıyor ortaya. İşte ona da deniyor ki Hükümet'e karşı kalkışma. Öyle değil ya, hadi diyelim ki öyle, o zaman dönemin Başbakanı Erdoğan nasıl oldu da Gezi'yi "organize eden" kişilerle Ankara'da toplantı yaptı, talepleri dinledi? Yanıt yok. Mavi ekran. 

Olup biten, son zamanlarda bilhassa ABD'de teorisi yapılan post-truth (Gerçeklik-ötesi/sonrası) izahatlerine benziyor ama dünyanın yeni keşfettiği şeyin içinde doğduk biz. Bu ülkede hem devlet geleneği hem de muhafazakâr sağ siyaset, kontrol edemediği vakaları komplo ile açıklamayı pek sever. Öyle olmadıklarını tabii ki bilirler, hem de cin gibi. Ama öyle açıklamak işlerine gelir. Tabanı buna inandırmaları gerekiyordur. Taban da kimi zaman inanır kimi zaman da inanır gibi yapar. Çoğunlukla inanır gibi yapar, işine geldiği sürece.. Türkiye, devletiyle, toplumuyla ya da toplumun büyük bir kesimiyle bir yalanın, iki yüzlülüğün içinde yaşamayı sever. Kendini buna mecbur hisseder. Osmanlı'dan beri böyledir bu. 

Şimdi efendim Osman Kavala bu Gezi'yi organize ve finanse etmekle kalmamış bunu bir de 'hiyerarşik yapı içinde' olduğu birileri ile yapmış. Bunları da devlet 16 Kasım Cuma günü sabaha karşı yaptığı operasyonla kıskıvrak yakalamış. Evet bir kısmını aynı gün, bir kısmını da sonraki gün serbest bırakmış ama iktidar medyası için ne gam. Cumartesi günü  "Gezi'nin beyin takımı alındı" diye manşetler attılar mı, attılar. Sonrasını kim soracak, kim bilecek, kim sorgulayacak? 

Kimmiş bu hiyarerşik yapı? Yılların hukukçusu Turgut Tarhanlı, yılların bilim insanı Betül Tanbay, üniversite kurucusu Yiğit Ekmekçi, devlete göre "muhalif gazeteci eşi olma" kontenjanından, ama tabii aynı zamanda sivil toplum çalışanı Meltem Çelikkan, sivil toplum çalışanı Hakan Altınay, Anadolu Kültür'den Asena Günal, film yapımcısı ve yine sivil toplum çalışanı Çiğdem Mater, yanı sıra yine sivil toplum çalışanları Hande Özhabeş, Filiz Telek, Ayşegül Güzel, Yiğit Aksakoğlu, Yusuf Cıvır, Bora Sarı.

Kimse inanmadı tabii buna. Bunun üzerine Emniyet hiç alışık olmadığımız bir şekilde, bir hukuk devletinde hiç yeri olmayan bir bilgi notu yayınladı. İşte bu "hiyerarşik yapı", "muhalif gazeteci eşi" lafları oradan. Efendim şöyle oluyormuş:

"Mehmet Osman Kavala ile hiyerarşik bir düzen içerisinde şüphelilerin;

- Gezi Parkı olaylarını derinleştirmek ve yaygınlaştırmak için Anadolu Kültür AŞ'ye ait DEPO isimli yerde toplantılar düzenledikleri,

- Sivil İtaatsizlik ve Şiddetsiz Eylem başlıkları altında Gezi Parkı olaylarının devamlılığını sağlamak için yurt dışından aktivizm eğiticileri, kolaylaştırıcılar ve profesyonel eylemciler getirttikleri (Duran Adam, Piyano Çalan Adam, Kırmızılı Kadın vs.)"

Daha fazla devam edemiyoruz ve nefes alıyoruz. Nereden çıktığı belli olmayan "hiyerarşik düzen"i geçtim yılın her ayı sergi ve etkinlik düzenlenen, bir gün bile boş kalmayan Tütün Depo'su olmuş mu size 'toplantı düzenleme' mekânı? Türkiye'de yaşayan kendi halindeki insanlar olmuş mu size yurt dışından gelen profesyonel eylemci? Uzun süre düşündüm durdum, bunları gerçekten polis mi yazmıştı? Yoksa bir savcının elinden mi çıkmaydı? Bilemedim. Daha çok iktidar medyasında düzenli olarak program yapan ve sabah akşam komplo teorileri kuran "kanaat önderleri"nin elinden çıkma bir metne benziyordu doğrusu. Bu kanaat önderleri mesela tüm dünyada geçerli bir protesto yöntemi olan sivil itaatsizlik gibi kavramlardan hazzetmez ve böyle şeylerden ödleri kopardı. Bir kısmı ise ne olduğunu çok iyi bilirdi ama sadece kendileri kullanacakları zaman. Eğer iktidara yerleşmişlerse sivil itaatsizlik olsa olsa hükümete karşı bir kalkışma olabilirdi. 

Neyse. Neyse ki gözaltındakilerin çoğu (yurt dışı yasağı konmakla birlikte) serbest kaldı ancak Yiğit Aksakoğlu'nun tutuklanması da başlıbaşına bir mesele. Neden tutuklandı henüz tam olarak bilemiyoruz. Serbest bırakılanlara neden yurt dışı yasağı kondu gibi sorularımız da var. 

Neresine baksak bir tuhaflık çıkıyor tabii bu dosyadan. Gezi ile ilgili bazı yargılamalar vaktinde yapılmıştı ve çoğu beraatle sonuçlanmıştı, bunu da biliyoruz. 5 sene sonra nereden çıktı bu iş? Büyük ihtimalle -bir şekilde gıcık oldukları- Osman Kavala'ya bir suçlama bulmak için. Bu durum bizi ikinci bir soruya götürüyor. İktidar, Gezi'nin arkasında Kavala'nın olmadığını çok iyi biliyor. Emniyet raporuna göre milyonlarca kişinin katıldığı, Bayburt dışında tüm kentlerde eylem gerçekleşen bir vaka bu. Gezi'nin arkasında ne olduğunu biliyor halk. Bunu çok iyi biliyor iktidar aslında. Peki niye bu senaryo ısıtılıp ısıtılıp önümüze konuyor? 

Post truth demiştik. AKP ve ideologları ilk şoku atlattıkları günden beri Gezi'yi başka bir şekle sokmaya gayret ettiler. Hâlâ da ediyorlar. Muhtemelen 1930'ların totaliter rejimlerinden öğrendikleri bir taktiği uyguluyorlar. Gerçeği deforme etmek, kendi gerçekliğini kurmak ve bunu bir milyon kere (abartmıyorum) tekrarlamak. Gezi direnişinin şimdi karşı karşıya olduğu test budur. Dolayısıyla Gezi'nin de kendi hakikatini, daha doğrusu hakikati bıkmadan, yılmadan bir milyon kere tekrarlaması gerekiyor. Kurgulanmış gerçeğe karşı hakikatin haysiyeti için. Hakikatimize sadakat için. 

.

Facebook Yorumları

Kod8
3.12.2018
Demirtaş'ı içeride tutmanın 101 yolu
20.11.2018
Gezi ya da kurgulanmış gerçeğe karşı hakikatin direnişi
23.10.2018
Gıpta edilesi bir ülkeyiz
8.10.2018
McKinsey, McKinsey.. Neymiş bu McKinsey?
10.9.2018
Muhalefet meselesi, Kürt meselesi, Cumhuriyet meselesi
27.8.2018
Failin olay yerine dönüşü
13.8.2018
Dolmabahçe’de paydaşlarla neşeli bir gün
31.7.2018
Yargı sistemimiz kıskanılıyor
16.7.2018
Bir yıldönümünün düşündürdükleri
2.7.2018
Buyurun size başkanlık sistemi
18.6.2018
24 Haziran’da neyi oylayacağız?
4.6.2018
Parti-devlet rejiminden manzaralar
21.5.2018
Soykırım, 301. madde ve ‘denize dökmek’
7.5.2018
Alavere dalavere HDP baraj nöbetine
23.4.2018
Seçime doğru geniş alanda uzun paslaşmalar
10.4.2018
Kavala hakkındaki iddialar, tespitler… Meğer kimlerle görüşmüş
26.3.2018
Erdoğan rejiminin bitmeyen medya inşası
26.2.2018
Ölümün kutsanması ve Cumhur
12.2.2018
Evet savaşta bunlar olur. Ama barışta olmaz.
29.1.2018
Fetihçiler, Kızıl Elmacılar ve kuzenleri..
15.1.2018
AKP’nin yarattığı yeni Zincirbozanlar
25.12.2017
Tek derdimiz 'badem kurusu ne renk?' olaydı..
11.12.2017
Lozan ve bazı efsaneler…
27.11.2017
Elçi’nin yokluğu ve nefes alamayan Sur
31.10.2017
Türklük, Ecdad, Kayı boyu, Ermeniler, Pakraduniler diye diye ufaktan..
16.10.2017
Bir kitabın bizzat “terör örgütü” olması
4.10.2017
Bitmeyen 'Bir gece ansızın' lafları..
18.9.2017
Demek, orası Ermeni mezarlığı değil…
4.9.2017
Narmanlı ile Sur’u birlikte düşünmek
21.8.2017
Peki Karaman’dan ne olur? Dost olmaz orası kesin
7.8.2017
Oyunculuklar, eh, fena değil..
24.7.2017
Oysa toz kondurmadıkları kalkışacaktı...
10.7.2017
Hak savunucularına komplo kuran devlet
26.6.2017
Ne Diyanet’ten ses var, ne de Hazine’den..
12.6.2017
Ayırsanız da gelip birbirine bağlanıyor
29.5.2017
15 Temmuz’u laikler mi yaptı?
15.5.2017
İşsizlik, Soma ve bir tuhaf istihdam seferberliği..
2.5.2017
Bir gece ansızın KHK ile gelmek
17.4.2017
16 Nisan: Nereden baksan tuhaf, nereden baksan tartışmalı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8