Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları


5.9.2017 - Bu Yazı 687 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Dünya siyasetinin bir dönüşüm içerisinde olduğu bir gerçektir. Ancak bu dönüşüm geçtiğimiz asırlarda yaşandığı gibi büyük savaşlar, krizler ya da yeni buluşlar ile yaşanan ani kırılmalar ile gerçekleşmemektedir. Aksine çağımızın dönüşümü, geçmişin keskin dönüm noktaları sonrasında oluşturulan küresel müesses nizamın bugün hangi yeni aktörler arasında yeniden  ve yenileştirilmiş normlar ile ne kadar paylaşılabileceği meselesi ile ilgilidir. Dünya müesses nizamının yaşadığı çalkantılar ve yeni problemler karşısındaki çaresizliği, küresel yapının düzen kurucularının dışında yeni aktörlerin ortaya çıkmasını da hızlandırmıştır.

Milenyumdan itibaren dünya siyasetindeki dönüşümün yarattığı belirsizlikler ve bunların arasında yeni çözümler bulma çabaları sadece Türkiye açısından değil, benzer iddiaları olan pek çok yeni küresel aktörler açısından da birbirine bağlantılı krizler yaratmıştır. Benzer aktörlerin bu krizleri yönetebilme ve yeni alternatifler yaratabilme kapasitesi incelendiğinde öne çıkan en önemli meziyetin ise uluslararası temsil gücünü etkili bir şekilde kullanabilmek olduğu anlaşılmaktadır. 

KÜRESEL VE BÖLGESEL BELİRSİZLİKLER ARASINDA

Bu belirsizlikler döneminin son yılların Türk Dış Politikası'na yansımalarına baktığımızda şöyle bir manzara ile karşılaşırız. Yeni dünya düzeninde arayış içinde olan diğer aktörlere oranla bu dönemin Türkiye’ye daha fazla etki etmesinin sebeplerinden biri Türkiye’nin tarihsel olarak çok taraflı ve katmanlı angajmanlar içerisinde yer almasıdır. Bu sebepten sözünü ettiğimiz belirsizlikler döneminin, Türk Dış Politikası'na hem ikili hem bölgesel ve hem de küresel düzeyde görünür etkileri olmaktadır. Nitekim bugünkü Türk Dış Politikası'nı bu gelişmelerden bağımsız düşünmek yanlış olacaktır.

Söz gelimi Türkiye ve AB arasında yaşanan krizlerin dünyada ve özellikle bölgemizdeki krizlerden bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. 90’lı yıllarda Türkiye ABD ve AB tarafından Ortadoğu ve Ota Asya’da dayanılacak en önemli partner olarak görülürken, global ve bölgesel düzeyde meydana gelen değişimler ve yönetilemeyen krizler bu durumu yeniden şekillendirmiştir. Tabii olarak Türkiye ile ilişkiler de buna paralel gelişmiştir. Geçmişte AB ile ilişkilerde Fransa ile yaşandığı gibi bugün de Almaya ile yaşanan gerginliklerin temelini söz konusu ülkelerin yeni global düzende yeniden yer alma arayış ve endişelerinin bir parçası olarak görmek mümkündür. AB içerisinde bu arayışta olan aktörlerin yanında Türkiye’nin de en az kendileri kadar varlık gösterebilme niyetini ortaya koyması bu denklemi hareketlendiren en önemli etkendir.

Bu konuda hazırlıklı olmayan ve krize taraf tüm aktörler yeni bir siyaset geliştiremediklerinden kriz üreten bir dil kullanmayı yeğleyerek zaman kazanma arayışındadırlar. Diğer taraftan hem tarihsel ve hem de Batı bloku müttefiki olmanın bir gereği olarak hasım kabul edilen Rusya ile gelişen yeni ilişkilerin küresel düzeyde nasıl idare edilebileceği sorusu zihinleri meşgul ederken Türkiye’ye karşı sert bir tavrın geliştirildiği de gözlemlenmektedir.

Yeni arayışlar ve yeni aktörlerin taleplerine bağlı belirsizlik durumunu bölgesel düzlemde de görmek mümkündür. Mesela uzun zaman izole edilmiş olan İran, özellikle bölge krizlerinde küresel politikaların başarısız olmasıyla yeniden dünya siyaset gündemine girerken, ne global aktörlerin ne de bölgesel aktörlerin yeterli hazırlığının olmaması sürekli değişken ve med-cezir oluşturan bir siyasetin oluşmasına neden olmaktadır. Kuşkusuz bölgesel siyasette en önemli aktör olan Türkiye, bundan en çok etkilenen ama aynı zamanda da avantaj sağlayabilecek ülke konumundadır.

Aynı şekilde Arap Baharı sürecinde küresel aktörlerin değişken yaklaşımlarının altında yatan gerekçeler de bundan farklı değildir. Arap Baharı'nın toplumsal dönüşüm talebi fikrini doğururken verdiği olumlu mesaj kadar global ve bölgesel siyasette istikrara karşı olumsuz mesaj vermesi de yeni arayış içerisinde olan tüm aktörleri endişelendirmektedir. Türk dış politikasının da bundan payını aldığı muhakkaktır. Ancak Arap Baharı sürecindeki toplumsal taleplerin zaten Türkiye tarafından daha önce hayata geçirildiği dikkate alındığında Türkiye tecrübesi bölgesel siyasette bir avantaj olarak ortaya çıkarken, hem Körfez krizinde olduğu gibi yeni rekabetleri doğurmakta ve hem de yeni kurallar arayışında olan dünya siyaset yapıcılarını Türkiye’yi nereye yerleştirecekleri konusunda kararsızlığa sevk etmektedir.

DİĞER AKTÖRLER NE YAPIYOR?

Aslında yerel perspektif ile incelendiğinde sadece Türkiye üzerinde yoğunlaştığı varsayılan bu kriz ortamına pek çok farklı ülkenin paydaş olduğu görülecektir. İç, bölgesel ve küresel siyaset krizlerini dünyadaki yeniden dağıtımdan pay almak isteyen birçok ülke yaşamaktadır. Brezilya, Hindistan, Meksika gibi ülkeler bu krizi çok taraflı düzlemde hissederken, farklı rejimleri olan Yunanistan, Suudi Arabistan gibi ülkeler de bu krizleri geleneksel olarak angajman içerisinde olduğu bölgelerinde yaşamaktadırlar.

Türkiye’nin tek örneği teşkil etmediği bu belirsizlik ortamında yeni pozisyon arayan benzer aktörler bu krizleri aşmak için ne yapıyorlar? Bu aktörlerin diplomatik adımları incelendiğinde hemen hepsinin ortak noktasının attıkları her adımın dünyadaki diplomatik görünürlüklerinin ve temsil güçlerinin arttırılması üzerine bina edildiği görülmektedir. Bunun temel amacı belirsizlikler ve krizler döneminde çok taraflılık ve alternatifler üzerinden diplomatik hareket alanlarını genişletebilme imkanı oluşturmaktır. Bu maksatla söz konusu ülkeler ikili, bölgesel ve küresel bloklar ve alanlar oluşturma gayreti gütmektedirler.

SERT VE YUMUŞAK GÜÇ UNSURLARI DENGESİ

Türk dış politikası açısından yapılabilecek en önemli tespit sert ve yumuşak güç unsurları arasında daha düşük bir denge üzerinden politika üretmesidir. Diğer aktörlerin aksine Türkiye, aynı anda sert ve yumuşak güç unsurlarını oranlı kullanmak yerine dönemsel olarak birinden diğerine geçiş yapan bir trend göstermektedir. Arap Baharı'nın ilk dönemlerindeki yumuşak güç unsurlarına dayalı söylem Suriye krizi ve Fırat Kalkanı Operasyonu ile birlikte sert güce doğru yönelen politika bu durumun bölgesel düzlemde gözlemlenen en yakın örneklerindendir. Aynı şekilde Türkiye’nin Katar ve Somali’de askeri üs kurma girişimleri de bunun devamı niteliğinde değerlendirilebilir. Nitekim sert güç unsurlarını etkili biçimde hayata geçirebilmenin itibar arttırıcı etkisi olduğu bir gerçektir ancak aradaki denge alternatif yaratabilme açısından büyük önem arz etmektedir.

Diğer taraftan, Türkiye açısından dış politikada alternatif yaratmaya katkı sağlayacak adımların atılmadığını ileri sürmek haksızlıktır. BM ve G20’deki arayışlar, MIKTA gibi farklı oluşumlar, geleneksel angajman içerisinde olunan IIT ile olan bağların efektif kullanımı Türkiye’nin alternatif potansiyelini daha da arttırmaktadır. Başvurudan iki yıl sonra elde edilen ASEAN sektörel diyalog ortaklığı ve şimdi de Türkiye’nin en aktif yardım kuruluşu Kızılay’ın Kızılhaç-Kızılay Federasyonu Avrupa Bölge başkanlığına aday olması gibi alternatif yaratacak tüm adımların bu dönemde yoğunlaştırılıyor olması da bu dengenin sağlanmasına önemli katkılar sunacaktır.

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8