Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler


11.9.2017 - Bu Yazı 660 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Üç ay önce gündeme giren Körfez krizine hac nedeni ile ara verilmesi bekleniyordu. Zira krizin öncülüğünü yapan Suudi Arabistan’da hac döneminde bütün gündemler her zaman ertelenegelmiştir. Bu yıl da öyle olması gerekirken gerek Katarlı hacıların uğradığı mağduriyet ve gerekse diğer bölgesel gelişmeler krizin canlılığını sürdürmesine neden olmuştur. Nitekim hac ibadetinin tamamlandığı Arafat buluşmasının hemen ardından Kuveyt emiri Şeyh Cabir Ahmed el Sabah’ın ABD ziyareti ile Katar tekrar uyarılmaya başlandı. Kuveyt emirinin  ABD başkanı ile yaptığı görüşmenin ardından ABD’nin krizi çözme konusunda irade ortaya koymasını beklediğini beyan etmesi ziyaretin temel amacını da açıklıyordu.

Krizin sonunda, bölgenin eski düzenini temsil eden ve diplomaside tecrübeli Kuveyt emirinin çabaları karşısında Körfez’de palazlanmaya başlayan genç liderlerin sert tutumunun hangisinin baskın geleceği aslında Körfez bölgesel düzeninin ve siyasetinin de geleceğini belirleyecek en önemli unsur olacaktır.

ESKİ DÜZEN: KRİZDE KUVEYT DİPLOMASİSİ

Başından itibaren bir çözüm olarak ablukayı benimseyen Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın aksine Kuveyt krizinin çözümünde diplomatik çabaları önermiş ve bu misyonu üstlenmiştir. Taraflar arasında diplomasi seferleri yapan Kuveyt emiri başarılı olmasa da kendisini doğrudan ablukacıların yanında yer almaktan kurtarmıştır.

Ablukaya katılması için baskı gördüğü anlaşılan emirin ilk fırsatta soluğu ABD’de almak zorunda kaldığı söylenebilir. Kuveyt emiri bölge diplomasisinde en deneyimli isimdir. Uzun yıllar üstlendiği Kuveyt Dışişleri Bakanlığı görevi ve 2008’den beri süren emirliği sırasında kazandığı diploması deneyimi onu Körfez meselelerinde en büyük otorite haline getirmiştir. Fakat bu sefer onun birikiminin bu krizi nihayete erdirmeye yetmediği anlaşılmaktadır.  Zira işin bir tarafında ABD’nin yeni başkanı, diğer tarafında ise Suudi Arabistan veliahdı Muhammed b. Selman dahil olmak üzere yeni Körfez düzenini temsil eden genç kuşak Körfez liderleri bulunmaktadır. Nitekim bu tabloda her an yeni gelişmelerin yaşanmasını beklemek sürpriz olmayacaktır.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin kriz boyunca bir strateji olarak kullandıkları psikotarih ataklarını Kuveyt diplomasi ile dengelemeye çalışmaktadır. Kuveyt yönetimi ile Katar arasında da tarihsel çekişmeler olmasına rağmen Kuveyt’in daha soğukkanlı davranarak bu tür ataklara başvurmamasının önemli nedenleri vardır. Zira Körfez krizleri sürecinin ilk mağduru Kuveyt olmuştur. 1990 Ağustos’unda Saddam’ın şartları hazırlayıp yanlış yapmasını bekleyen ABD, Kuveyt’in işgaline engel olmamış ancak tahliye bahanesi ile Kuveyt’e yerleşmiştir. 2003 yılındaki Irak işgalini de bu süreç başlatmıştır. Bölgesel düzenin altüst olması bir yana bunun sonuçlarının en büyük faturasını da Kuveyt ödemiştir ve hala ödemeye devam etmektedir.

Kuveyt emirinin talebi doğrultusunda ABD başkanının yaptığı açıklamaların ardından Katar Dışişleri bakanlığı tarafından yapılan deklarasyonda Katar’ın hâlâ eski tavrını sürdürdüğü ve kendisine yöneltilen suçlamaları reddettiği dile getirildi. Ancak Emir Temim’in Suudi Arabistan veliahdı Muhammed b. Selman ile diyalog başlatmak üzere telefon görüşmesi yapacağını beyan etmesi krizin soğutulması yönünde yeni bir aşamaya gelindiğini de göstermektedir.

YENİ DÜZEN: ÇELİŞKİLER VE GENÇ KÖRFEZ LİDERLERİ

Bugüne kadar kriz üzerinde yoğunlaşan tahliller meseleyi uluslararası sistemin ve özellikle ABD’nin yeni yönetiminin bölgedeki yeni düzenlemelerini bina ettiği terör karşıtı söylem üzerinden okumuşlardır. Nitekim Kuveyt emirinin görüşmesi akabinde Trump’ın Katar emirini arayarak Riyad’ta alınan kararların uygulanması ve terörün finanse edilmesinin durdurulmasını yeniden talep etmesi analizlerin gerekçesini teyit etmektedir.

Ancak zannedilenin aksine ABD yönetimi bu tavrı ile terör karşısında yer almaktan ziyade müttefiki olan Suudi Arabistan’a şantaj yapmaktadır. Obama zamanında giderayak çıkarılan ve 11 Eylül’ün müsebbip ve teşvikçilerini cezalandırmayı amaçlayan JASTA (Justice Against Sponsors of Terrorism Act) Trump’ın elinde bir şantaj aracıdır. Suudi Arabistan bunun farkındadır. Fakat geleneksel politikalarında “zararı ehven şartlarda giderme veya sorunu satın alma siyaseti” devrede olduğundan krizin merkezine Katar’ı yerleştirmiştir. Katar’ın ablukasına gerekçe olarak öne sürülen şartların önemli bir bölümünü ablukacı devletlere de uygulamak mümkündür. Bütün baskılara rağmen ablukacı devletlerin, Kuveyt ve Umman dahil birçok Arap ülkesini saflarına çekememelerinin nedeni kullanılan argümanların rasyonel olmamasından kaynaklanmaktadır. Kriz çıktığı zaman Katar’ın yanı sıra hedef tahtasında olan İran ile ablukacı devletler arasında yaşanan yumuşama da bu çelişkilerin bir göstergesidir. Aynı şekilde meşhur talepler arasında en dikkat çekici ve hatta bunların merkezinde olan Türkiye’nin Katar’daki askeri varlığı meselesinin de artık tâli bir konuya dönüşmesi bu çelişkilerin parçası olduğu kadar Türkiye’nin de önemli bir başarısıdır.

Yeni Körfez krizi sadece uluslararası niteliği bakımından değil ayrıca yeni nesil liderlerin görüş farklılığından dolayı öncekilerden farklıdır. Bu sebeple böylesine bir krizin hemen çözülmesi beklenmemelidir. Körfez krizi bir taraftan bölgenin jeopolitik önemini koruduğunu ve geçmişte olduğu gibi yakın gelecekte de uluslararası ilgiyi göreceğini ortaya koymuş iken diğer taraftan da Körfez’de yönetişimin, iç ve uluslararası ilişkilerin eskisi gibi olmayacağını ortaya çıkarmıştır. Güçleri yetmez ise bile özgüvenleri ve geleceğe bakışları ile Körfez’in yeni liderleri eski nesil politikacılardan farklı ve çok yönlü bir siyaset izleyecekleri izlenimi vermektedirler. Bölge siyaseti ile yakından ilgili olan Türkiye’nin de kendisini bu yeni duruma adapte etmesi gerekmektedir.

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8