Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır


28.9.2017 - Bu Yazı 667 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kuzey Irak’taki referandum ile ilgili yaptığımız tartışmalar artık bitti. Bundan sonra olacaklara bakmak zorundayız. Bin yıldır bir arada yaşayan milletlerin arasındaki ahengin bozulması kabullenilmesi zor bir durumdur. Bu yüzden herkes gelişmeye ve sonuca farklı yerden bakıyor. Olumsuz yorumlarıyla yangına ateşle gidip zarar verenler kadar farklı ve zıt fikirler ile yapılan olumlu katkıların da çözüm bulmada birer rehber olacağında kuşku yoktur. Ancak bölgemizin ürettiği sorunlarda sürekli kendimizi veya “takımımızı” haklı çıkarmaya çalışmak çözüm değil, bilakis sorunun kangrenleşmesine fırsat vermektir. Böylesi durumlarda tarihi belgelere başvurmak, tarihi referans almak belki de en doğru yöntem olsa gerektir.

Barzani’nin bölge halklarına ihanet yolculuğunda en önemli rolün Saddam’ın Kürtlere yaptığı zulüm ve merkezi hükümetin adil olmayan hatta mezhepçi yaklaşımlarının olduğu ısrarla söylenmektedir. Elhak, bu söylemler projeyi ve Barzani’nin ihanetini meşrulaştırmadığı müddetçe doğrudur.

Diğer taraftan bu projeyi tarihi olaylardan bağımsız “bir milletin kendi kaderini tayin hakkı olarak” değerlendirmek vahim bir yaklaşımdır. Üstelik bizi çözümden de uzaklaştırır. Bu yüzden bugün IKBY’e karşı bir tavır olarak siyasi, ekonomik ve askeri tedbirlerin alınması Kürtleri değil, ihaneti cezalandırmaktır.

YÜZ YILLIK PLANIN ARKASINDAKİLER

Birinci Dünya Savaşının başında Londra’daki en önemli tartışma konularından biri Irak’ın geleceği idi. Nitekim Osmanlı devleti henüz savaşa girmeden İngilizler, Ekim 1914’te askerlerini Hindistan’dan getirtip Bahreyn adası önlerine yerleştirdiler. Kasım ayında Osmanlı hükümeti savaşa girdiğini ilan edince, İngiltere de kuvvetlerini hemen Fav Boğazı’ndan Basra’ya doğru sevk ederek fiilen Irak’ın işgaline girişti. 1914 yılının sonlarında Basra’ya doğru ilerleyen İngilizlerin sloganı tıpkı ABD’nin 2003’teki sloganı gibi, “Irak halkının özgürleştirilmesi” idi.

Kutulammare’de gördükleri zorlu mukavemete ve verdikleri büyük kayıp ve bıraktıkları esirlerine rağmen geri durmadılar. 1916 ortalarından itibaren Bağdat’a doğru harekete geçip Mart 1917’de Bağdat’ı işgal ettiler. İngiltere, savaş sırasında müttefikleri ile yaptığı gizli anlaşmalarda da, stratejik önemi olan Basra ve Bağdat’ı kendi payı olarak ayırmıştı. Burayı tartışma konusu bile etmiyordu. Asıl sorun Musul idi. Zira Fransa’nın da yeni keşfedilmiş zengin kaynaklara sahip Musul’da gözü vardı. Hatta Sykes-Picot anlaşmasında Musul Fransa’nın nüfuz bölgesinde gösterilmişti. Ama İngiltere sinsi bir plan ile müttefikini de atlatmıştı. Yani Irak’ı işgal eden İngiltere’nin asıl hedefi Musul ve çevresini ele geçirmekti.

NURİ PAŞA İNGİLİZ PLANINI ANLATIYOR

Mondros mütarekesi akabinde anlaşma hükümlerine aykırı olarak İngiltere Musul’u işgale girişti. İşte bu girişim aradığımız sorunun cevabını ve Barzani’nin yüzyıllık hayallerini inşa edenlerin kimler olduğunu göstermektedir. Burada sözü tarihe ve belgelere bırakmak yerinde olacaktır. 18 Kasım 1918 tarihinde Musul vali vekili Nuri Paşa “çok acele” kaydı ile İstanbul’a gönderdiği ve arşivlerimizde mahfuz raporunda şu bilgileri veriyordu:

“Mondros Mütarekesinin şartları arasında İngilizlerin Musul’u işgal etmelerini haklı gösterecek hiçbir fıkra olmadığı görüldü. İtilaf kuvvetlerini tehdit edebilecek bir durum olmadığı için 7. maddenin tatbik imkanı da yoktur. Din farkından dolayı halkın çoğunluğu İngilizlere nefret nazarı ile baktığı hissedilmektedir, ileri gelenlerin bir kısmı da şahıslarını ilgilendiren hususlardan dolayı bize kırık olmakla birlikte yine İngilizlere karşı kesin temayülleri yoktur. Bununla beraber şimdiden yapılacak ve yapılamayacak bir takım vaatler vermeye başlayan İngilizler burada kalacak olurlar ise ahalideki hissiyat değişerek aleyhimize hizmet edecek şekle dönme ihtimali vardır.”

Nuri Paşa açıklıkla yazdığı bu satırlarda “ahalinin temayülü yoktur” diyor ama halkı maceraya sürükleyecek işbirlikçilerine de işaret ediyordu. Nitekim raporunun devamında Kerkük ve yöresindeki İngiliz faaliyetleri hakkında da şu bilgileri veriyordu:

“Kerkük taraflarında bulunan İngiliz kumandan ve memurları Kürt aşiretleri ile ilişki kurmaktadırlar. Bazılarını kazanmak için özel gayretler sarf etmededirler. Ayrıca bazı Kürt reislerin de saygın bir heyet gibi otomobillerle Bağdat’a götürülüp ağırlanarak geri getirilmeleri İngilizlerin Osmanlı Kürdistanı hakkında bazı emel ve tasavvurlarının olduğunu göstermektedir.”

İşte Nuri Paşanın sıcağı sıcağına tespit ettiği, İngilizlerin yüz yıl süren emel ve tasavvurları bugünkü sonucu almıştır. Referandumdan bir gün önce kalabalık bir İngiliz parlamento heyetinin Erbil’e gelip “açık olmayan meclis” ile temaslarda bulunması geçmişteki bu planlamalardan ne kadar bağımsız düşünülebilir? Barzani ve ailesinin IKYB etrafında şekillenen menfaat gurubunun bölge barışını tehdit eden siyasetlerinin “Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı” çerçevesinde ele alınması bu şartlarda ne kadar doğru olabilir? Sorunu sadece Saddam, Maliki ve İbadi politikalarında aramak ihanete prim vermek demek değil midir?

Bu durumda duygusal davranmak, ihanet mekanizmasını görmezlikten gelip sadece “komşu-kardeşlik” bağlamında meseleye yaklaşmak asla doğru değildir. Burada bağımsız bir Kürdistan’a izin verilmesi halinde olacakları bir kere daha hatırlamakta fayda vardır.

Türkiye’den başka bir çıkış yolu ve imkânı olmayacak olan bu sözde devlet, yaşayabilmek için er ya da geç “komşuluk-kardeşlik hukukunu” dikkate almadan çıkış güzergâhını da kendi sınırlarına katmak için planlar yapmaya başlayacaktır. İşte asıl tehlike buradadır. Açıklanan tedbirler vakit kaybetmeden ve meselenin istismarına imkân vermeden hayata geçirilmeli, geç kalınmış da olsa bölge için uzun vadeli stratejiler hemen yenilenmelidir.

Zira bugün ihanete verilecek en küçük bir prim Türkiye’nin geleceğini rehin alacaktır.

.

Facebook Yorumları

Kod8
22.11.2018
Mustafa Kemal’den Afrika dersleri
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8