Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi


5.10.2017 - Bu Yazı 667 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Günümüzde bölgemizde yaşanan olaylar 20. Yüzyılın başındaki pekçok olayla benzerlik gösteriyor. Zira o gün de güçler dengesi ve bölgesel düzen yeniden oluşuyordu ve paylaşım kavgası yaşanmaktaydı. Osmanlı Devleti’nin artık tarih sahnesinden çekilmesi isteniyordu ve Batılı büyük güçlerin hesaplarının yanı sıra durumdan istifade etmek isteyen hesapsız muhterisler de ortalıktaydı.

Fransızlar Kuzey Afrika’nın bir bölümünü, İngilizler Mısır’ı işgal etmişlerdi. İtalyanların gözü ise Afrika’da son Osmanlı toprağı olan Libya üzerindeydi. Kızıldeniz ve Basra Körfezi üzerinde kıyasıya bir gizli mücadele veriliyordu. II. Abdülhamit, imparatorluğunu kurtarmak için bir taraftan Fransızlar ile uğraşırken, Mısır’ı tahliye etmek için İngilizler ile bitmeyen pazarlıklar yapıyor, İtalyanlara karşı da Libya’yı tahkim ediyordu.  Batılılar, sözde 1856 Paris Anlaşması'ndan beri taahhüt ettikleri “Osmanlı toprak bütünlüğüne olan saygılarını” dile getiriyor ama işgalleri hukukileştirmek için de geri durmuyorlardı. Bu yüzden Sultan'ın dikkatlerini başka konulara çekiyor, imparatorluğun farklı noktalarında sorunlar çıkartıyorlardı.

DEVLET KURMA HAYALİ

Osmanlı toprakları üzerine bir kâbus gibi çöken puslu havadan istifade ile devlet kurma hayaline düşenler veya düşürülenler vardı. İşte hikâyemiz de burada başlıyordu: Seyyid Muhammed İdrisî’yi duydunuz mu bilmem. Duymadınız ise de yadırgamam. Zira birkaç satıra bile konu olmadan tarihin çöplüğünde yerini aldı. Ama hikâyesi hiç de yabana atılacak cinsten değildi. Tam da günümüze ışık tutacak ibretlik bir hikâye.

Seyyid Muhammed İdrisî, bir Osmanlı sancağı olan Asir’de yaşayan ünlü bir mutasavvıfın oğluydu. Üstelik her yerde saygı görmesini sağlayan bir özelliği daha vardı. Ailesi Fas tarafında yaşayan Hasenîlere yani Hz. Peygamber’in sülalesine dayanmaktaydı. Gençliğinde Osmanlı devletinin imkânları ile atalarının yurdu olan Kuzey Afrika’yı dolaşmış, Mısır’da, Ezher’de de iyi bir eğitim almıştı. Eğitimini tamamladıktan sonra Yemen’e bağlı Asir bölgesine, baba yurduna geri dönmüştü.

Oldukça zeki ama muhteris bir kişiliği vardı. Kimler ile oturup kalkmıştı, nasıl bir misyon üstlenmişti bilinmiyordu fakat mevcut siyasi şartları ve Osmanlı devletinin içinde bulunduğu sorunları tartıp biçtiği ve bundan istifadeye niyetlendiği anlaşılıyordu. Bir sufî olarak babasının sadece müritlerinin eğitimi ile meşgul olmasını yeterli bulmuyordu. O ailesinin nüfuzunu kullanarak Asir bölgesinde bir devlet kurmaya niyetlendi.Etrafına topladığı bir kısım maceraperest ile gölgesinde yaşadığı devlete isyan etti. İsyanda adamlarına dağıttığı altınlar finans kaynaklarını ele veriyordu. Anlaşılan İngiliz işgalindeki Mısır’da yaşarken bu isyanın planları yapılmıştı. Kızıldeniz’de Fransız, İngiliz ve İtalyan silah tüccarları da İdrisî’nin kolayca silahlanmasını sağlamışlardı.

İSYAN VE HÜSRAN

1908 yılında, Osmanlı merkezinden oldukça uzakta ama Haremeyn’in hemen yakınlarında böyle bir fitnenin ortaya çıkması devleti endişelendirdi. Alınabilecek tedbirler tartışılmaya başlandı. Hem bölgedeki Osmanlı yöneticileri ve hem de merkezdekiler farklı farklı fikirler ileri sürüyorlardı. Sonunda bir dizi askeri ve sosyal içerikli tedbirde karar kılındı. Daha sonraki yıllarda 150’likler arasına konulan Süleyman Şefik Paşa da bu tedbirleri uygulamak üzere Asir mutasarrıflığına tayin edildi ve kısmi bir sükûnet sağlandı.

Bu sırada Osmanlı devletinde felaketlerin habercisi olan bir şey daha yaşandı. II. Abdülhamit tahttan indirildi. Yürüttüğü siyaseti ile devlete bağlılığını sürdüren bazı çevrelerde yönetim aleyhinde kıpırdanmalar başladı. Seyyid İdrisî de fırsatı kaçırmayıp merkezi hükümetin uygulamalarını protesto edip Asir’de büyük bir isyan başlattı. Alınan askeri tedbirler ile isyan bastırıldı ama İttihatçılar II. Meşrutiyet'in hürriyetçi havası içinde herşeyin çözüleceği zannıyla isyancıları affederek büyük bir hata yaptılar.

Günümüzde etrafımızda yaşananlara ne kadar da benziyor hikâyemiz değil mi?

Aynı sıralarda İngilizler gibi İtalyanlar da İdrisî’den istifade etmeye kalkmışlardı. Libya’yı işgal etmeden önce hükümetin dikkatlerini başka yöne çekmek istiyorlardı. Nitekim verdikleri destek ile onu yeniden isyana teşvik ettiler. Başarılı da oldular, hatta bu yüzden hükümet Libya’daki askerleri Yemen’e sevk edip bölgeyi İtalyanlara karşı savunmasız bıraktı. Devlet birkaç ateş arasında kalmıştı. Ancak büyük kayıplardan sonra bu ikinci isyan da bastırılmış, İdrisî’nin bağımsızlık arzusu ertelenmişti.

İstanbul yeniden kısır tartışmalara dönmüştü. Merkezi idarenin güçlendirilmesi, mahalli idarelerin yetkisinin genişletilmesi, yeni seçimler gibi konular dikkatleri asıl tehlikeden uzaklaştırıyordu.

Seyyid İdrisî’nin umudu ertelenmişti ama aynı zamanda Osmanlı merkezi hükümetinin ne yapabileceği de test edilmişti. Bu gelişmeler, hükümetin uygulamalarından rahatsız olan Şerif Hüseyin’e cesaret, İbn Suud’a bağımsızlık için umut ışığı verdi. Nitekim Osmanlı devleti bu zaaflar içinde I. Dünya Savaşı’na girdi.

PEKİ, SONUÇTA NE OLDU?

İdrisî önce kendisini cesaretlendiren İngilizlerin baskısına maruz kaldı. Ardından tahrik ettiği diğer bölge güçleri arasında sıkıştı ve nihayet mehdilik dahil bütün iddiaları söndü. Kendisini besleyenlerin elinde oyuncak oldu. Devlet kurmak istediği alanlar İngilizlerin hâkimiyetine geçti. Ama daha trajik olanı ise şuydu:

Büyük Savaş'ın sonunda bölgenin tümüyle emperyalistlerin eline geçtiğini görünce efendilerine şöyle seslenmişti: “Arapların birleşip, birbirlerini idareleri mümkün değildir. Onları idare edecek güçlü bir iktidara ihtiyaç vardır. Kendi dinlerine mensup olmayan bir idareyi de kabul etmezler. Şayet İtilaf Devletleri benim nasihatimi dinleyecek olurlarsa bütün Arap bölgeleri yine Osmanlı Devleti'ne terk edilmelidir.”

İşte tarihimiz yüzlerce ibret sahnesi ile doludur. Bunlardan herkes ders çıkarmalıdır. Zira “ibret almazsan ibretlik olursun.”

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8