Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

İnsan mı Sultan mı?


12.2.2018 - Bu Yazı 726 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Osmanlı tahtına oturma bahtına erişmiş otuz altı sultandan biri ama adı en çok anılan kişi Sultan II. Abdülhamid’tir. Osman Bey, Orhan Bey gibi kurucular, Fatih gibi dehâlar, cesaret timsali Yavuz, son nefesine kadar cenk meydanını terk etmemiş Kanuni gibi sultanlar varken II. Abdülhamid’in adının sıklıkla anılmasının bir sırrı olsa gerektir. Ölümünden yüz yıl sonra bile bugün eski Osmanlı coğrafyasında ve Türkiye’de hâlâ adının anılması tesadüfi değildir.

Yakın Tarih Neden Yazılamaz?

10 Şubat 1918 tarihinde vefat eden Sultan’ın cenaze merasimine katılan ve sıcağı sıcağına başyazarı olduğu İkdam gazetesine gözlemlerini aktaran Mehmet Ata Bey; bir devri tam ve doğru değerlendirmek için üstünden uzun zaman geçmesi ve tarih olması gerektiğini yazar. Ardından “hele üç kıtada hükmetmiş, 40 milyon Osmanlı’nın Sultanı, 300 milyon Müslümanın halifesi olan biri hakkında bir şeyler yazmanın imkansızlığından” bahsederek, kendi hissiyatını ve Sultan'ın kısa biyografisini sunar okuyucularına.

Aradan yüz yıl geçti, olaylar soğudu, Sultan’ın yaşadığı dönem tarih oldu, diyebiliyor muyuz bugün? Maalesef hayır. Tam bir asırdır  Sultan II. Abdülhamid gündemimizde. Bir asırdır sürekli “seni anlayamadık Sultanım” veya “sen ne müstebid bir Sultan imişsin” teraneleri arasında gidip geliyoruz.

Düşünün bir kere, bir Sultan'ın üzerinden hem moderni hem geleneği, hem pozitivizmi, hem dini, hem geçmişi hem de geleceği, hem onu hem de kendimizi anlaya çalışıyoruz. Olmadı hem onun bakışıyla siyaseti ve dünyayı, hem de “cennetmekân” sıfatıyla ahireti tartışıyoruz.

Aslında biz de hâlâ Mehmet Ata’nın durduğu yerde duruyoruz. Hâlâ yüz yıllık olaylar tarih olmamış, sıcaklığını koruyor. Hâlâ bir taraftan o gün başlayan heyecanımız, umutlarımız diğer taraftan da zaaflarımız ve hayal kırıklıklarımız devam ediyor. Hangi kesimden, hangi anlayıştan olursa olsun Türkiye toplumu adeta coğrafyanın efsunladığı bir duygusallığa sahiptir. Bu durum bizim tarihi yanlış anlamamıza ve yanlış yorumlamamıza kapı aralamakla birlikte, yapay zekanın insan önüne geçirildiği çağımızdaki en büyük avantajımızdır da.

II. Abdülhamid’i İnsan Olarak Görmek

II. Abdülhamid’i bugün Sultan olarak değil, bizim gibi bir insan olarak hatırlayalım: Evet o sarayda doğmuştu, ama sarayın dışında doğan çocuklardan farklı büyümemişti. O bir şehzade idi ama sıradaki diğer şehzadelerin varlığından dolayı padişah olma ihtimali de hayli zayıftı. Üstüne bir de annesi vefat edince daima hayran kaldığı ve hürmetle andığı başka bir analığa verilmişti. Analığı Tirimüjgân Kadın Efendi de saraylı bir hanım elbette. Ama belli ki sımsıkı sarılmıştı o yetime ve öyle duygular kazandırmıştı ki, II. Abdülhamid’in hayatının her dönemine damga vurmuştu.

Dedesine ve babasına devlet adamları olarak hayrandır o, ama genç yaşta vefat eden babasının şefkatini görmemişti. Hayatı boyunca kendi çocuklarına, özellikle kızlarına düşkün görünen II. Abdülhamid’in sarayını doğrudan her türlü müracaatlarına açtığı, taleplerini asla geri çevirmediği dul ve yetimlere yaklaşımı Sultan olduğu için değil, insan olduğu içindir.

İktidara geldiğinde hanımlara şefkat madalyası tanzim etmesi, birini bir tehlikeden koruyup yardımcı olanlara, hayat kurtaranlara tahlisiye madalyası vermesi de sultanlığından değil insanlığındandır.

Sultan olduğu gün hastaneleri ziyaret etmesi, Balkan cephelerinden yaralı gelen askerlerin gönlünü alması ve onlara daima “evlatlarım” muamelesi yapması da bu kabildendir. Anne ve babasını öldüren bir katil hariç, önüne gelen hiç bir idam hükmünü infaz ettirmemesi de yine insan oluşundandır.

Şehzade iken diğerleri gibi siyaset ile ilgilenmek yerine, çalışma azmi, para kazanma hırsı, ziraat ve ticarette mahir olması, madencilik ile ilgilenmesi de tamamen insanidir. Hatta Sultan olduğunda da bu karakteriyle devletteki israfı önleyip, asalakları kenara iterek, ilk denk bütçeyi yapabilmiştir.

II. Abdülhamid hangi şartlarda ve kim olursa olsun muhataplarına karşı naziktir. Duyguları ona fevri söz söyletmez veya davranış sergiletemez. Eğer hiddet gösterecekse bile bunu sultanlığının gücü ile değil, ruhunda saklı çocukluğun muzipliği ile yapar. Tıpkı Ermeni meselesinde kızdığı İngiliz elçisini karşısına alıp, parmağını sallayarak “sefir efendi, sefir efendi” demek yerine; mesaj vermek için onu kış günü soğuk kabul salonunda uzun zaman bekletmesi gibi. Yakınındakilerin davranış ve hallerine tahammül eder, onlara uyarılarını bir sultan gibi değil, bir insan gibi ulaştırır. Hiç vazgeçemediği ilk mabeyncisi, yedi kere sadrazamı olmuş ve hemen hemen her zaman Sultan'ın yanında olan Said Paşa, pespaye kıyafetleri ile ünlüdür. Sadrazamına “artık bu kıyafetini değiştir” demek yerine, ince mesaj taşıyan insani bir davranış olarak bir takım elbiselik kumaş hediye etmesi sultanlık ile izah edilebilir mi?

II. Abdülhamid diğer şehzadeler ile birlikte ve özel hocalardan eğitim almıştır. Sarayın geleneklerine hakimdir. Selefleri bazen kendi yeteneklerinden dolayı ve bazen de mecbur oldukları için şiire, hat’a, musikiye yönelmişken, kendisinin bir halk zanaatı -hatta marangozlar mazur görsün- ahşap ile uğraştıran düşük bir zanaat kabul edilen marangozluğa yönelmesini sultan olmasıyla nasıl açıklayacağız? Marangozluk sanatının inceliklerine vukûfiyeti genelde bu işten anlamayanlardan menkul olmakla birlikte, eserleri her halükarda bir sultanı değil, estetiği yakalamış bir insanı, bir sanatkarın ruhunu göstermektedir.

II. Abdülhamd’i Anlamak

Dolmabahçe Sarayı Harem Dairesi'nin küçük ve bazen karanlık odalarında geliştirdiği korkularından sonra kendi hayatını kurduğu ferah zamanlarında, Belgrad Ormanları'ndan başlayıp, aylarca devam eden av merakını; özel yatıyla bir sporcu gibi Kızkulesı açıklarında uzun süren yüzme saatlerini hangi insandan ayırt edebiliriz?

Osmanlı-Rus Savaşı'nın sonlarında Rus donanması payitahtın yakınlarına kadar sokulduğunda, devlet ricali korku ve panikle Sultan'ı ve payitahtı taşımaya niyetlendiler. Yaklaşan tehdidin büyüklüğü karşısında metanetle duran ve teklifi reddeden II. Abdülhamid’in, Hariciye Nazırı'na yazdırıp göndermeye niyetlendiği mektubunu sultanlık ile izah etmek mümkün değildir. Mektupta Ruslar’a, Yeşilköy’den bu tarafa bir adım atmaları halinde, derhal saltanat yatı ile Boğaz'ın ortasına çıkıp kendisini havaya uçuracağını bildiriyordu. Bir sultandan değil, ama o büyük felaket karşısında çaresiz kalmış bir insandan beklenecek bir davranış değil mi bu? Mektup gönderilmedi belli ki, ama hem payitahtı taşımaya niyetlenenlere, hem de İstanbul’u işgale yeltenenlere  insanî bir tepkiydi.

Peki 33 yıl hiç mi sultanlık yapmadı diye soranlara onu da başka bir yazıda anlatacağımızı söyleyelim. Ama bir asır sonra hâlâ gündemimizde olan II. Abdülhamid’i anlamak için önce insani yönünden başlanması gerektiğini ekleyelim. Onun da bir insan gibi arzuları, hevesleri, endişe ve korkuları, mahareti ve cesareti, nezaketi ve centilmenliği olduğunu hatırlatalım.

Ruhun şâd olsun büyük insan II. Abdülhamid Hân.

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8