Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?


5.4.2018 - Bu Yazı 423 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Suudi veliahdı Muhammed bin Selman’ın (MBS) ABD’deki temasları sürdükçe ilginç açıklamaları, televizyon ve dergi röportajları da birbiri ardına geliyor. Kimilerine göre söyledikleri boyunu aşıyor ama sıradan şeyler değil.

Son olarak The Atlantic dergisinde Jeffry Goldberg’e verdiği uzun mülakatta oldukça tartışılacak sözler söylemesine rağmen, daha çok İsrail ile ilgili söyledikleri dikkatleri çekti.

Bana göre İsrail hakkında söylediklerinin hiçbir yeni tarafı yoktu. Sadece onun ağzından çıkması yeni sayılabilirdi. Bu yüzden ben, burada bu konu üzerinde durmayıp, diğer söylediklerini değerlendireceğim. Bunun iki sebebi var. Birincisi, MBS’nin söylediklerinin sadece Suudi Arabistan’da yaşayan yaklaşık 30 milyonu değil, bütün Müslüman dünyasını hatta genel olarak dünyayı ilgilendirmesi. İkincisi de son yazımda ele aldığım konuların neredeyse tamamının bu yeni mülakatta da yer almasıdır.

MBS’NİN CEVAPLARI NİÇİN ÖNEMLİ?

Atlantic Dergisi editörü ve başarılı bir gazeteci olan Jeffry Goldberg’in MBS’ye yönelttiği soru ve cevapların bazılarının önceden hazırlandığı anlaşılıyor. Fakat arada bir MBS’ye spontane yönelttiği usta sorulara aldığı cevaplar da önümüzdeki elli yılın ipuçlarını taşıyor. Geçen yazımda belirttiğim ve Goldberg’in ona hatırlattığı toyluğuna bakmadan, MBS’nin konuşmaları dikkatle takip edilmeli ve analiz edilmelidir. Basit bir hesapla, eğer veliaht yakında tahta geçer ve babası kadar yaşarsa, -bölge de önemli değişikliklere şahit olmazsa- en azından yarım asır boyunca gündemde olacak. Üstelik jeopolitiği yüksek ve daha da önemlisi Müslümanların kıblesinin olduğu bir coğrafyaya hükmedecek.

Mülakatta bilinen pembe hülyalarını sıralıyor MBS. Her söylediği isabetli değil, bir kısmı da ülkesinin gerçekleri ile çelişiyor. Bunun farkında ve mücadele azmini sergiliyor. Koşullar ne olursa olsun kendisine reformist bir misyon biçtiği belli. Hatta cevapları arasında sadece kendi iç kamuoyunda anlaşılacak tehditler de var. Suudi uleması ve selefleri gibi “Vehhabi” kavramını reddederken bile Vehhabiliğin Luther’liğine soyunuyor.

Cevaplarının bazılarında, ülkesinde iken çalışılmış bazı mesajları da veriyor. Bugün ve gelecekte tehdit olarak gördüğü “şeytan üçgeninden” bahsediyor. Benim dikkatimi çeken de en çok burası:

MBS’NİN MESAJLARINDAKİ GELECEK KODLARI

Şeytan üçgeninin bir ucunda İran rejimi var. Son çeyrek asırda Suudi-İran gerilimine baktığımızda yeni bir şey gibi görülmüyor. İran rejiminin 1979’dan beri Şii ideolojisini yayan mehdi beklentilerine gönderme yapıyor ve bu durumun bütün dünyayı tehdit ettiğini söylüyor.

Suud-İran nefretinin temeli, Muhammed b. Abdilvehhab’in temel anlayışı olan “tevhid” fikri ile çelişen Şii inancının reddine, daha da önemlisi, 19. Yüzyılın başında Vehhabilerin Kerbela baskınına kadar iner. Bu tarihi boyutu göz ardı eden veliaht, İran üzerinden dünyayı tehdit ederek, bundan sonra da Suud-İran çekişmesinin baki kalacağını ortaya koyuyor. Peki buradan ne çıkarmalıyız? Yakın vadede Suudi-İran rekabetindeki tansiyon düşmeyecek ve Suudiler bunu kendi tarihi husumetlerinden ziyade, bir dünya meselesi olarak pazarlamaya devam edecekler.

Aslında dinî bir devlet görüntüsü yerine, Suudiliğe indirgenmiş bir ulus devlet oluşturmayı arzu eden baba-oğulun; ideolojik bir düşmanın varlığından istifade etmek istedikleri anlaşılmaktadır. Basit bir ifade ile İran rejiminin varlığını, Suudi kimliğin oluşması için önemli bir araç olarak görmektedirler. Ancak İran’ı sadece kendilerini tehdit eden bir düşman olarak değil, dünyayı ve özellikle Sünni İslam dünyasını tehdit eden bir ülke olarak göstermeyi sürdüreceklerdir. Bu durum iki taraf arasında sıcak bir harbin değil soğuk savaşın veya vekâlet savaşlarının devam edeceğine işarettir. Tabii olarak, bölge ülkeleri, İran ile yakın-uzak, hasım veya işbirliği yapanlar olarak tasnif edileceği de aşikârdır. Bu yönü ise Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Hatta bu muhtemel yaklaşımın Türkiye-İran-Rusya gündeminde de olacağında hiç kuşku yoktur.

MBS’ye göre, Şeytan Üçgeninin ikinci ayağı Müslüman Kardeşlerdir. Ona göre, bunlar, demokratik yöntemleri kullanarak gölge bir hilafet oluşturup, bir Müslüman imparatorluk kurmak istemektedirler. Bunun dışında bir yorum yapmayan veliahtın, aslında Müslüman Kardeşler konusunda Mısır’daki Sisi askeri darbesine kadar var olan Suudi politikalarını yok saydığı anlaşılmaktadır. Uzun zaman Körfez ülkeleri, Müslüman Kardeşleri, Mısır’dan pompalanan panarabizm politikalarına karşı kalkan olarak kullandıklarını bilmezlikten gelmektedir. Ayrıca Müslüman Kardeşlerin, Muhammed b. Abdilvehhab’ın aksiyon ve uygulama dışındaki “itikadi görüşlerine” yakınlıklarını da yok saymaktadır. Bu yalın açıklama, Müslüman kardeşleri bölgede krallık/emirlik rejimlerinin alternatifi olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Bu yaklaşımdan Mısır yönetimi ile Suudi yönetiminin daha fazla işbirliği yapacağı, çıkarılabileceği gibi, BAE’nin de baş ağrısının sebebi de teşhis edilebilmektedir. Bir başka husus, da kendi monarşilerinin himaye edilmemesi halinde, dış dünyaya muhtemel alternatifin ne olacağını hatırlatarak, onları korkulu rüyaları üzerinde etkilemeye çalışmaktadır.

MBS, Şeytan Üçgeninin üçüncü ayağına hiç kimsenin itiraz etmeyeceği el-KAİDE, DAEŞ gibi örgütleri yerleştirmektedir. Aslında modern selefi akımların bir sonucu olan bu örgütlerin yayılmasında Vehhabî fikrinin ne denli etkili olduğunu MBS de Goldberg de biliyor. Ama mülakatta, Goldberg’in sorusu, karşı soru ile havada kalıyor. MBS, “Vehhabilik diye bir şeyin olmadığını” beyan ederken yaptığı açıklamalar zekice olsa da gerçeği yansıtmıyor. Ancak ben yine de burada iyimser bir hava görüyorum. O da, MBS’nin, tekfircilik dahil, mezkûr terör örgütlerini doğuran modern selefi akımları bundan böyle desteklemeyeceği kanaatini serdetmesidir. En azından bu açıklamalarına dayanarak bunun kendisinden beklenmesi mümkün olacaktır. Bunun da İslam dünyasında, normalleşme adına olumlu bir adım olacağında kuşku yoktur.

Okuyucularından gelen talep üzerine “Osmanlı’da Vehhabiliği” yazacaktım. Ama gündem bırakmadı. Başka bir yazıda ele alacağım. Ama Mr. Hempher’in sahte hatıraları ışığında değil, gerçek belgeleri ile ele alacağım..

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8