Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Bayram’ı hak ettik mi?


18.6.2018 - Bu Yazı 292 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ramazan, Kadir Gecesi ve nihayet bayram ile müşerref olan Müslümanlar, Allah’a kulluk etmenin hazzı, nefislerini terbiye etmenin mutluluğu veya en azından bireysel borçlarını eda etmenin sevincini yaşadılar. Başta İslam’ın kıblesi Kâbe olmak üzere dünyanın birçok yerinde bayram namazı münasebetiyle eller semaya kalktı. Ramazan boyu temizlenen gönüller dua etti, dünya ve ahiret için iyilikler istendi.

Teknolojinin verdiği imkânlar ile dünyadaki bütün Müslümanlar birbirlerinin bayramına ortak oldu. Bir köşeden dünyanın öbür ucundaki Müslümanların bayram sevinçleri seyredilerek gurur duyuldu. Eğer şeklî olarak değerlendirecek olursak, çağın sunduğu imkânlar ile tarihin en makbul Ramazan’ını idrak ettiğimiz söylenebilir. Bırakın Müslüman diyarlarındaki bayramları, Moskova’dan ABD’ye; Avrupa’dan Çin’e azınlıkta olan Müslümanların meydanlardaki bayramlarını da seyretmedik mi, sevinçlerine ortak olmadık mı?

BİREYCİLİK TUZAĞINA MI DÜŞTÜK

Ancak gerçekte oruç ibadeti ile birçok arzularından fedakârlık yapması istenen Müslümandan beklenen sadece bu mudur? Acaba paylaşmayı, kendisini başkalarının yerine koymayı, görmese de, bilmese de dünyanın diğer ucundaki Müslüman kardeşinin, hemcinsinin hatta Allah’ın yarattığı her mahlukatın derdiyle dertlenmeyi unutup, bireysel bir tatmin ve kurtuluş peşinde koşmak yeterli midir?

Daha açık ve doğrudan soralım: Bir paylaşma dini olan İslamiyet, uzun zamandır Batı medeniyetinin içine düştüğü bireycilik tuzağına mı düştü?

Kâbe’de milyonlar ellerini semaya kaldırırken, aynı zamanda yüzde yetmişi yıkılmış bir başka Müslüman diyarı Yemen’in kalan kısmının nasıl tahrip edileceğinin planları yapılmıyor muydu? Kudüs’te yüzbinler af dilerken, dünyanın en büyük hapishanelerinden biri olan Gazze Müslümanları ne âlemdeydi?

İslam medeniyetinin ilim beşiklerinden olan Ezher’de, Zeytuna’da; İslam’ın adalet yüzünü Kuzey Afrika’da gösteren Ukbe bin Nafi’nin Keyrevan’daki makamında, yüzbinler semaya dönmüş bireysel af talep ederken, Filistin’de, Libya’da, daha fazla Müslüman kanının dökülmesi hesaplanmıyor muydu? İslam dünyasının neredeyse her yerinde mebzul Çin malları dolaşırken, hatta bayramlık olarak Çin malı giysiler ile camilere gidilirken; Doğu Türkistan’da, Urumçi’de zulüm durmuş muydu?

Fas’ta Kral Hasan’ın görkemli camisinde on binler dualar ile meşgul iken, dünyanın en büyük hapishanesine dönüşmüş Batı Sahra’da neler yaşanıyordu? Birleşik Arap Emirlikleri’nde şatafatlı ve muhteşem tezyinatlı Şeyh Zayed Camii’nde dualar okunurken, bir başka Müslüman diyarı olan Hudeyde’ye askeri harekât planlanmıyor muydu?

Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ama uzatmadan bir-iki soru daha soralım: Cuma ve bayramı paylaşım ve sosyalleşme olarak anlayan İran, Tahran, Kum ve Meşhed gibi kentlerde bayram namazlarını sadece bir yerde kılmaya özen gösterirken; aynı anlayış, Suriye’de Irak’ta ve daha pek çok yerde diğer Müslümanlara tuzak kurmakla meşgul değil miydi? İslam medeniyetinin önemli merkezlerinden biri olan Timbuktu Büyük Camide diller zikirde, gönüller duada iken; Afrika’nın pek çok yerinde bayramın geldiğinden bihaber milyonlar yaşamıyor muydu?

KURTULUŞUN REÇETESİ

Bayram sonrası ağır bir sorgulama ve hatta kötümser bir bakış sergilediğimin farkındayım. Ama maksadım ve niyetim kötümserlik yaymak değil, paylaşmayı, birbiri için fedakârlık yapmayı, birbirine karşı merhametli olmayı emreden bir dinin mensuplarının bireysel kurtuluşlarının yeterli olmadığını hatırlatmaktır. İslam dünyasında egemen olmaya başlayan bireycilik tuzağının tehlikelerini anlatmaktır.

İslam tarihinin değişik dönemlerinde, bireysel tatminlerin dorukta hatta ilim ve refah düzeylerinin yüksek olduğu zamanlarda bile benzeri krizler yaşanmıştır. O büyük krizler ancak bireysel kurtuluş yerine başkaları için fedakârlık yapan liderlerin ve milletlerin ortaya çıkmasıyla atlatılmıştır.

İslam’ın ilk fatihleri olan Araplar arasında başlayan çıkar çatışmalarıyla ilim ve felsefede zirve yapmış olan Abbasi hilafetini düştüğü çaresizlikten, İslam’ı yeni tanımış olan ve İran, Irak, Suriye, Filistin hatta Yemen ve Umman’ı siyasi bir bayrak altında toplayan Selçuklular kurtarmıştır. Aynı şekilde, İslam dünyasının zaaflarından istifade ederek birleşen Haçlı ordularına karşı duran güç de yine Selçuklular olmuştur. Kudüs’ü kurtarıp orada yaşanan zulme son veren Selahhadin-i Eyyubi’yi düşünün. Eğer bireysel arzu ve hevâsının esiri olsaydı kendisine saltanat nimetlerini yeterince sunan Mısır ile yetinmez miydi?

Bu mirası devralan Osmanlılar, Batı’dan gelen tehditleri engelledikleri gibi, on altıncı yüzyılda İran’da güç kazanarak yeni bir tehdit oluşturan Safevilere karşı İslam dünyasının siyasi birliğini sağlamışlardır. Dönemin en büyük emperyal gücü olup, Kuzey Afrika’yı tehdit ve Kızıldeniz’den İslam’ın kıblegâhı olan Mekke’ye yaklaşan Portekizlileri de geri püskürten yine Osmanlıların fedakârlıkları olmuştur. Maalesef İslam dünyasının bugün içinde bulunduğu sorunlar da bireysel arayışlar yüzünden Osmanlıların devraldığı büyük mirası taşıyamaması ve nihayetinde ortadan kalmasıyla başlamıştır.

Bu kısa tarih gezintisi bizlere bir kere daha sorumluluğumuzu hatırlatmıyor mu? Kendi tarihimizi sadece tebcil ederek, onun hatırası ile yaşayarak çözüm üretmek elbette mümkün değildir.

Ancak unutmayalım: “Yiğit düştüğü yerden kalkar.”

.

Facebook Yorumları

Kod8
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8