A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'


26.11.2018 - Bu Yazı 462 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Okumanın tarihi, felsefesi, okuma sanatı hakkında okumayı seven, düşünen ve yazan biri olarak o basit soruyla başlamak istiyorum yine.

İnsan yazmadan yaşayabilir ama okumadan yaşayabilir mi?

Sürekli okuruz, başkalarının, hayallerini, duygularını, umutlarını, zaaflarını hayatın diline tercüme ederken de okuruz.

Bir çocuğun yüzündeki hayret ifadesini, parkta rastladığımız ihtiyarın ölüm korkusunu, şaire sevdiğimiz mısraları yazdıran “tanrısal” tılsımı, bir köpeğin gözlerindeki merhameti, gökkubbedeki yalnız yıldızlarla konuşan aşıkları, ötekini acıtarak iyileşmeye çalışanların beyhude çabasını “okurken” sonsuz işaretler evreninde varoluşu anlamlandırmaya çalışıyoruz.

Bu dünyadan gelip geçerken, kendimizi keşfetmek ve hakikate yaklaşmak için hayatı böyle okumaya da ihtiyacımız var çünkü.

Eski bir yazımdan bu alıntıyı yapmamın sebebi, okumanın maddesel bir “eylemle” sınırlı kalmadığını, etrafında halelenen anlam dünyasını kendime ve okura hatırlatmak.

Montaigne’in “Kitaplarım hangi dili konuşurlarsa konuşsunlar, ben onlarla kendi dilimde konuşurum” ifadesi, okumanın her anlamda kişisel ve benzersiz bir tecrübe olduğunu söyler. Ve elbette bizi yazı sanatının tabiatı üzerine de düşünmeye davet eder.

Biz okurlar, okuma tarihimizi sürprizli hikâyelerle inşa ederken kitaplar da ancak onları hisseden okuruyla buluştuğunda varolma süreçlerini tamamlıyor.

İlk okuma anıları genellikle yanlış ya da eksik hatırlanıyor nedense. Walter Benjamin, “İlk kitaplarımın benim için ne anlam taşıdıklarını anımsamak için önce kitaplara ilişkin tüm bildiklerimi unutmam gerekiyor. Bugün için onlar hakkında bildiğim tek şey, kendimi onlara açarken duyduğum hevestir” demiş. Benjamin’in ruhunu kitaplara açarken hissettiği o hevese yakından bakmak, bir çiçek dürbünüyle değişen duygu kristallerini izlemek gibi.

En başından beri bizi okumaya iten ve hatta bazen uzaklaştıran sebepleri düşünmek okumaya dair daha incelikli bir bakışa ihtiyaç duyuyor. Okuma üzerine yazılan kitapları okumayı sevmemin nedenlerinden biri bu. İz bırakan kitapların, yıllar boyu biriktirdiğimiz “resimlere”, sezgi fısıltılarına, eksik hikâyelere, unutulmayan anları da koruyacağını bilerek okuyorum çünkü.

Suçluluk duygusundan sıyrılmak, kitaplardan örülü duvarların ardında yalnız kalma arzusu, yüzleşmekten kaçınma, sınırlı zamanın baskısından kurtulma isteği, kendini keşfetme, bizim gibi hissedenlerle karşılaşma ihtiyacı, hikâyeleri tamamlama güdüsü, hayal gücünü beslemek, sınırları zorlayan yazarlarla özgürleşmek, kahramanlarla yer değiştirmek, varoluşun katılığına karşı direnç, statü endişesi, entelektüel kibir gibi düşündükçe çoğalan okuma motivasyonları hayatın her alanında kendilerini hatırlatır.

Bunları yazmama vesile olan kitabın (Okuma Üzerine Yakın Okumalar) ilk cümlesi, “Peki neden her şeyi bırakıp bu kitabı okuyasınız?” sorusuyla başlıyor. Kitaba katkı sağlayan on yazar, okuma serüvenlerini belirleyen tecrübeler ve düşüncelerle aktararak bu soruya cevap vermiş. Ortak noktaları, yazıyı, okuma sanatını, edebiyatı ve şiiri, insani ve kültürel değerlerin ortak noktası olarak görmeleri.

Kamusal veya kişisel kütüphanelerin gerçek kahramanları kitapları okuyarak onları yaşatan okurladır. Bu kitaptaki yazılar da haliyle okuma pratiğine, fikrine daha derinlikli bir bakış açısı kazandırmak için yazılmış. Kitaptaki yazarlardan Zadie Smith, Tim Parks, Jeanette Winterson okurun daha iyi tanıdığı isimler.

Romanlarını ve edebiyat üzerine yazılarını severek okuduğum Tim Parks bu kitapta yine neşeli üslubuyla okumaya direnmeyi de anlatıyor:

“Belki de yazılı eserlerin, sanatın çok tuhaf bir çeşidi olduğunu kendimize hatırlatmakla işe başlayabiliriz”.

Evet, önce yazının diğer sanatlardan farkını - zamansızlığı, yalnızlığı, içe dönüklüğü - anlamak okuma yolculuğunun da rotasını belirler. Parks, sözcükler, benlik, zihin, dil, kimlik arasındaki ilişkileri değerlendirdikten sonra, okumaktan keyif almanın neden yararlı, heyecanlı ve güvenli olduğunu uzunca açıklamış.

“Bir D.H. Lawrence hikâyesinin ilk bir kaç cümlesi, size yazarla gireceğiniz bir tartışmaya hazırlıklı olmanızı söyler: Yazar son derece güçlü fikirleri kabul ettirmeye çalışacaktır ama ona karşı çıkmanızı da bekler. Dalkavuklarla işi olmaz.

Buradaki keyif, hazzın içine yavaşça, bilinçli ve ihtiyatlı bir şekilde girmekten gelir. Kolay lokma olmayın.... Birkaç sayfa okuduktan sonra kitabı bir kenara bırakmak hakkınızdır... Hayat yanlış kitaplar için çok kısadır. Hatta doğru kitapları yanlış zamanda okumak için bile.”

Buraya kadarki kısmı tanıdık. Eğitim için okuma mecburiyeti klişesinden ziyade okurun özgür tercihlerini savunan yazarlar buna benzer şeyler söyler. Parks’ın önermesi başka; O birbirleriyle çelişiyormuş gibi görünen iki farklı okuma hazzının bir arada hissedilebileceğine inanıyor

 İlki “Başka birinin bir dünyayı sözcüklerle yaratılış şekline, cümlelerin ritmine, üslup özelliklerine, kitapta olup bitenlere kendimizi bırakma meselesi.”

Başka birinin bunu benim adıma yapmasına müsaade etmek, evet mesela bu benim öncelikli tercihim. Sevme ihtimalim olan bir kitabı okumaya başladığımda yazarın ne yapmak istediğini pek düşünmem. Kurcalayarak okuma zevkini, yazının tılsımı bozulmasın isterim.

Sahih bir okuma hazzının ancak böyle bir teslimiyetle mümkün olduğunu biliyorum çünkü. Ancak onun ikinci keyif unsuru dediği “uyanıklık” hissinden bütünüyle kurtulmak da istemiyorum elbette.

Parks’ın “yazarla bütünleşmek ve ona karşılık vermek” hakkında söyledikleriyle hazzın bütünlüğü daha iyi görünüyor:

“Bana göre bir kitap, ancak benimle bir ilişki kurması ve benim ona karşılık vermem sayesinde var olur… Bu sebeple rahatlatmayla çaba harcamayı, batmakla çıkmayı, kayıtsızlıkla ihtiyatlılığı, bilinçli bir şekilde keyfini çıkarmakla, istenirse boş verme deneyimini yaşamayı ya da böyle bir kitabı okurken her şeyi boş veren biri olmanın ne anlama geldiğini de kaynaştıran bir keyiften bahsediyorum.”

 

Parks’ın bu zor ama hazzın çelişkilerini düşünmeye de alan açan yaklaşımını önemsiyorum. Evet, hangi kitaptan neden vazgeçtiğimizi bilmek, yazının büyüsünü hissedebilmek, neden o romanın kahramanını ya da o hikâyeyi sevdiğimizi bilmek bize başka türlü bir içgörü kazandırabilir.

“İdeal okur” diye somut bir tanım yapmak mümkün değil aslında. Okuma sanatı hakkında müthiş kitaplar yazan Alberto Manguel’in “İdeal okurun tanımına dair notlar” başlıklı yazısında epey uzun bir “ideal okur” listesi vardır. O listeden kendime yakın bulduğum birkaç not:

  • İdeal okur, biriktiren bir okurdur. Bir kitabın her okunuşu, anlatının anısına yeni bir katman ekler.
  • Yüzyıllar öncesinin bir kitabını okuyan ideal okur, kendini ölümsüz hisseder.
  • Bazen bir yazarın ideal okuru bulması için yüzyıllar boyu beklemesi gerekir.
  • İdeal okur hem kitabın sonuna varmak hem de kitabın asla bitmeyeceğini bilmek ister
  • Edebiyat ideal okurlara değil sadece yeterince iyi okurlara bağlıdır.

Okumanın onu içtenlikle sevenin (benim iyi okur tarifim) ruhunu koruyan, dinginleştiren, kişiliğinin, bedeninin, hayal gücünün sınırsızlığını gösteren tılsımlı bir yanı var.

Jeanette Winterson bu kitaptaki yazısında internet başında ömür tüketen insanın yılgınlığını, doğrusal zamanın yoruculuğunu hatırlatıp hayal gücünün sağaltan yanına değiniyor.

“Bana kalırsa hayali bir dünya bütün bir dünyadır, parçalara ya da bölümlere ayrılmış bi dünya değil… Yalnızca ayrıştırarak bunu yapamayız. Hayalgücü bize kendimizi ve dünyamızı birbirleriyle ilişki içinde ve birbirine bağlı biçimde deneyimleme imkanı verir.... Kitapla tüm içsel coğrafyam değişir, değerlerim değişir: Kendimi, dünyamı, vücudumu, kim olduğumu hatırlarım. Kendi içimdeki yerimi bulduğumu hissederim. Başka bir deyişle, kendi içime yeniden yerleşirim.... Okumak beni rahatlatır, zihnimi berraklaştırır. Zihnim bir kitabın eşliğinde genişler ve kendimi daha az kaygılı ve daha bilinçli bulurum.”

Jeannette Winterson ruhunu okuyarak, yazarak, kelimelerle koruyabileceğine inanan yazarlardan.

 

 

Alan Jacobs, “Dikkat Dağınıklığı Çağında Okuma Keyfi” başlıklı kitabında, “Ne olursunuz okuma işini organik beslenmenin entelektüel karşılığına çevirmeyin” demiş. Buna benzer yorumları okurken epey eğlendim. Edebiyat ve genel olarak okuma eylemi esas itibarıyla eğlencelidir ve bu basit gerçek bilgi bombardımanının altında sıklıkla unutulur.

Okurken dilin, sözcüklerin bir ritmi, melodisi olduğunu hatırlamak hayatın müziğini daha iyi duyabilmektir bazen. Okumak, alfabetik sembolleri, işaretler sistemini çözmekten çok fazlasıdır. Bir hayat tasavvuru, bir “olma" halidir.

Efsaneye göre en eski yazı sistemlerinden bir olan çivi yazısı, beş bin yıl önce Fırat çamurunda serçelerin ayak izlerini kopyalayarak icat edilmiş.

“Mevsimlere mizaç, coğrafi ortamlara önem, hayvanlara sembolik değerler yükleriz. İz sürücü, şair ya da şamanlar olarak, doğanın açılımında başka her şey gibi bizim de içinde yazılı olduğumuz ama aynı zamanda okumak zorunda olduğumuz sonsuz bir kitap algılarız” diyordu Manguel.

Eğer tabiatın şifrelerini çözmek sonsuz bir “okuma” serüveniyse, benim okuma hazzım o arayışa, seslere, zihnimizde uzayıp duran zamansızlığa, ruhun kuytusunda gizlenen sırlara en yakın duran insanı ve kendimi keşfetmek arzusu olabilir.

 


* Okuma Üzerine Yakın Okumalar - Çev. Olcay Mağden Ünal / Delidolu Yayınları

.

Facebook Yorumları

Kod8
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
06.04.2015
Yüzleşmenin ınsanı katmanları
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8