Ahmet İnsel

Cumhuriyet



Bookmark and Share

Tiranlık üzerine


17.1.2018 - Bu Yazı 136 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Vittorio Alfieri bir 18. yüzyıl İtalyan düşünürü ve tiyatro yazarıdır. 1749’da doğmuş, 54 yaşında ölmüş, İtalya’da Risorgimento hareketinin olgunlaşmasında önemli bir rol oynamıştır. Bettinelli’nin 1775’te kültürel yeniden doğuş, Rönesans anlamında ilk kez kullandığı Risorgimento kavramını, 18. yüzyıl sonunda popürleştiren ve ona İtalya’nın birliği ve özgürleşmesi anlamını yükleyen Alfieri’dir.

Alfieri’nin bugün en çok tanınan eseri özyaşamöyküsüdür (Hayatım) ama zamanında ona ün kazandıran eserleri, 1777’de yayımladığı Tiranlık Üzerine başlıklı kitabı ve bu tema etrafında yazdığı birçok trajedidir. Despotluğun her türlüsüne karşı çıkan Alfieri, 1788’den sonra “özgürlükler ülkesi” olarak tanımladığı Fransa’ya yerleşti fakat1792’de Fransız devriminin aldığı yönü tasvip etmeyerek İtalya’ya döndü. 1803’te vefat etti.

Bugün Tiranlık Üzerine’nin ikinci bölümünden birkaç paragrafın tercümesini yaparak, sözü Alfieri’ye bırakmanın yeterli olacağını düşünüyorum:

“Kanunları uygulamakla görevli olan kişinin, cezalandırılmayacağı güveniyle, kanunları yaptığı, ortadan kaldırdığı, ihlal ettiği, yorumladığı, engellediği, askıya aldığı ve hatta sadece yoklarmış gibi yaptığı her türlü yönetimi, ayrım gözetmeden, tiranlık olarak tanımlamak gerekir. Bu kanun ihlalcisi, kan bağı yoluyla ya da seçimle, el koyarak veya meşru biçimde gelmiş olsun, iyi veya kötü, bir ya da birçok kişi olsun; kim ki, kendine bu yetkiyi veren etkili güce sahiptir, o tirandır. Bunu kabul eden her toplum tiranlık, bundan eziyet çeken her halk köledir.

Benzer şekilde, kanunları var etmekle görevli olanın aynı zamanda bunları uygulayan kişi olabildiği yönetimi de tiranlık olarak adlandırmak gerekir. Burada belirtmek gerekir ki, kanunlar yani herkese eşit olan görkemli toplumsal sözleşme, halkın meşru seçilmişlerinin oyunu alarak sadece ve sadece çoğunluğun iradesinin ürünü olmalıdır.

Eğer çoğunluğun iradesini kanuna dönüştürmekle görevli bu seçilmişler, kendi kaprislerine göre bunları uygularlarsa, tiran olurlar; çünkü bu kanunları yorumlamak, yürürlükten kaldırmak, değiştirmek veya kötü biçimde uygulamak veya hiç uygulamamak onların isteğine bağlıdır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, adil bir yönetimle tiranlık arasındaki fark, ahmaklıkları nedeniyle ya da kasıtlı biçimde bazılarının iddia ettiği gibi, ilan edilmiş kanunların var olup olmamasıyla ilişkili değildir. Fark, bunu uygulamakla yükümlü olanların, hiçbir hal ve koşulda bunları uygulamayı reddedememeleri ya da değiştirememelerinde yatar.

Dolayısıyla bir yönetim, kanunu uygulayanla onu yapan veya kanunu yapanla onu uygulayan aynı kişi olduğu zaman tiranlık olduğu gibi, kanunu uygulamakla yükümlü olanın, kanunları yapana hiçbir zaman hesap vermediği zaman da mükemmel bir tiranlık söz konusudur.”

Üzerinden neredeyse iki buçuk yüzyıl geçmiş olan bu değerlendirme bugün birçok ülkede yürürlükte olan yönetimin tiranlık olarak nitelendirilebileceğini bize hatırlatıyor. Tiranlığın Osmanlıcada karşılığı istibdattır. Başına buyruk, keyfi yönetimi ifade eder. Müstebit de tiranı. Bugün Ahmet Şık’ın mahkeme salonunda “Kahrolsun istibdat yaşasın hürriyet” diye haykırtan da, 1777’de Alfieri’nin tasvir ettiği tiranlık yönetiminin, “devr-i istibdadın” hortlamasıdır.

Not: 1- Alfieri’nin kitabını Abdullah Cevdet çevirdi ve 1899’da Cenevre’de Osmanlı İttihat ve Terakki Matbaası’nda yayımladı. Çevirinin ikinci baskısı 1908’de Kahire’de yapıldı. 2015’te Akademi Titiz Yayınları bu çeviriyi yeniden basmış.

2- Timothy Synder’in, Tiranlık Üzerine, Yirminci Yüzyıldan Yirmi Ders başlıklı kitabı, tiranlık yönetiminin modern tezahürlerini gösterip, bunlara karşı direnme olanaklarını aydınlatmaya çalışıyor (Türkçe çevirisi, Olvido Kitap, Nisan 2017).

.

Facebook Yorumları

reklam
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
3.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı