Ahmet İnsel

Cumhuriyet



Bookmark and Share

Silahlı terör örgütü üyeliği suçu


12.11.2017 - Bu Yazı 143 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Silahlı terör örgütüne üye olma suçu, 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde de yaygın biçimde insanların üzerine atılıyordu. Terörle mücadele kavramının ihtiyaca göre genleşen kapsamı bunu mümkün kılıyordu. Böyle bir örgütün suç işlemek için bilerek ve isteyerek bir araya gelmiş kişilerden oluşması koşulu dikkate alınmadan, zanlılar polis fezlekelerinde yer alan iddialarla tutuklanıyor, haklarında ağır hapis cezaları veriliyordu. Uygulanan, düşman ceza hukukuydu. 

Bunları yapan polis, savcı ve hâkimlerin çoğu, şimdi “Fethullahçı Terör Örgütü”ne üye olma suçlamasıyla tutuklu veya kaçak. Ama iktidar yargısında bıraktıkları tohumlar serpilip gelişti. Bugün bir dizi soruşturma ve davada düşman ceza hukuku, kendini iktidara daha fazla gösterme amacı ve gücü elinde bulunduranı öfkelendirmeme refleksinden oluşan bir bulamaç hâkim.
Suç örgütüne üye olma suçunun oluşması, açık ve kesin kriterlere bağlıdır. Örneğin bir kişinin kendini bir suç örgütüne ait olarak görmesi yeterli değildir. Örgüt yöneticilerinin de o kişinin üyelik iradesini kabul etmiş olmaları gerekir. Şüphelinin, söz konusu örgütün suç niteliğindeki faaliyetlerini, amaçlarını bilmesi gerekir. Bunu ispat etme yükümlülüğü iddia makamına aittir. Düşman ceza hukukunda ise, iddia makamı “uysa da uymasa da …” mantığı içinde, suçu şüphelinin üzerine atar. Bunun tersini ispat etmesini ondan bekler.
1 Kasım’da HaberTürk’te yayımlanan bir Yargıtay kararı haberi, üst yargının düşman ceza hukuku değil, hukuk devleti yargısı içinde karar aldığını gösterdi. Bir kamu kurumunda mühendis olarak çalışan ve 15 Temmuz sonrası tutuklanan H.Ö’ye, Burdur Ağır Ceza Mahkemesi “FETÖ silahlı terör örgütü üyeliği” gerekçesiyle altı yıl üç ay hapis cezasını vermişti. Yargıtay mahkûmiyeti bozdu ve sanığın tahliyesine karar verdi. H.Ö., Ağustos 2017 KHK’si ile kamudan da ihraç edilmişti. 
Yargıtay bu kararında Gülen cemaatinin, yani FETÖ/PDY’nin bir suç örgütü niteliği taşıdığını kabul ediyor. Ama örgüt üyeliğinin örgüte katılmayı, bağlanmayı, organik bağ kurmayı, hiyerarşik gücün emrine girmeyi gerektirdiğini vurguluyor. “Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütünamaçlarını, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir”, diyor. Örgütün, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmayı, yani kasıt unsurunun bulunmasını şart koşuyor. Hakkında bu yönde delil bulunmayan sanığın, telefon trafiğinin, örgütün dini sohbetlerine katılmasının, yayınlarına abone olmasının, örgüte müzahir bir okula çocuğunu yollamasının örgüt üyesi olduğunu kanıtlamaya yeterli faaliyetler olmadığını belirtiyor. Atfedilen suçun ispat edilmesi için, “sempati ve iltisak boyutunu aşan” faaliyetlerin varlığını gerekli buluyor. 
Bugün FETÖ/PDY örgütüne üye olma suçlamasıyla tutuklu hatta mahkûm olan birçok kişinin Gülen cemaati ile ilişkisi, H.Ö’nün geçmişte kurduğu ilişki kadar bile yakın değil. Ayrıca başka “silahlı terör örgütleri”ne üye olmaktan tutuklu veya hükümlü olan binlerce kişinin üzerine atılı suçların delilleri de benzer nitelikte. Sosyal medyaya yolladığı bir sempati mesajı, iktidarı rahatsız eden bir haber, bir pankart nedeniyle silahlı terör örgütü üyeliğinden tutuklanan, mahkûm olanlarla dolu Türkiye hapishaneleri. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın örgüt üyeliği suçlarının somut delili ne? 
Örgüte sempati göstermenin, yayınlarını okumanın, liderine saygı duymanın suç örgütüne üyelik için yeterli delil sayılamayacağını söylüyor Yargıtay 16. Ceza Dairesi. Bu ilke herhalde yalnız dini cemaatle ilişkide olanlar için geçerli değildir.

.

Facebook Yorumları

reklam
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı