Ahmet İnsel



Bookmark and Share

Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin


29.05.2019 - Bu Yazı 414 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 31 Mart yerel seçimleri sonrasında Erdoğanizm'in sergilediği tavır ve Yüksek Seçim Kurulu’na aldırttığı karar, AKP’nin seçimler aracılığıyla kendini ifade eden “milli iradeye saygılı” olma iddiasını da boşa düşüren, dikta rejiminde yeni bir aşamadır. Bu aşamaya gelmeden önce atılmış adımları kısaca hatırlatalım:

- Mesnetsiz cezalandırma, orantısız suçlama, suç icat etme gibi keyfi ceza hukukunun türlü çeşit örneği takriben on yıldır inişli çıkışlı yürürlükte. 15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle, Erdoğanizmin alameti farikalarından birine dönüşen bu keyfi ceza rejimi, son dönemde inişli çıkışlı olmayı bırakıp, sistemli, düzenli ve bilkuvve tüm toplumu kapsayan bir nitelik kazandı. 

-Hukuk alanındaki keyfiliği iktisat politikalarının da benzer bir keyfilik içinde yürütülmesi tamamladı.

- Yasallaştırılarak kalıcı hale getirilen olağanüstü hal yönetimi uygulamaları, seçmenlerin (özellikle makbul olmayan Kürt seçmenlerin) verdikleri oyu yok hükmünde saymayı da mümkün kılmıştı. 11 Eylül 2016’da İçişleri Bakanlığı kararıyla uygulanmasına başlanan, BDP ve HDP listelerinden seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp, yerlerine kayyım atanması politikası hızla yaygınlaştı. Kürt illerinde toplam 94 belediyeye kayyım atandı. 

- CHP’nin desteği ile Mayıs 2016’da mecliste kabul edilen anayasa değişikliği milletvekili dokunulmazlığını geriye dönük olarak kaldırdı. Milletvekilleri hakkında, siyasal görüşlerini iktidarın siyaseten yasaklı ilan ettiği kelimelerle ifade ettikleri için, ceza kovuşturması açılması yaygınlaştı. HDP üyesi birçok seçilmişin milletvekilliği düşürüldü. Türkiye cezaevindeki gazeteci ve avukat sayısı kadar, siyasi suç gerekçesiyle tutuklu veya hükümlü eski milletvekili sayısı ile de dünyada lider ülke durumunda.

- 2017 halkoylamasında, oy verme işlemleri sürerken geçerli oy pusulası kuralının değiştirilmesiyle, bu sefer ülke çapında seçim güvenliğine darbe indirildi. Daha önce, 2014 Ankara büyükşehir belediye başkanlığı seçimi gibi sonucu şaibeli seçimler elbette vardı. YSK’nın o zaman şüpheli oyların yeniden sayımı talebini reddetmesi nedeniyle, mağdur konumundaki CHP’nin tam anlamıyla ispat edemediği güçlü bir sahtecilik şüphesi olarak kalmıştı.

-31 Mart 2019’ı izleyen günlerde, iktidar bloğu, bütünüyle kendi yönetiminin düzenlediği, her aşamasına tamamen hâkim olduğu bir seçimin sonuçlarına akla gelmeyecek uçuk kaçık gerekçelere dayanarak itiraz etti. Kuvvetler birliği ilkesinin yürürlükte olduğu bir rejimde, iktidar partisinin kendi düzenlediği seçimleri şaibeli ilan etmesi yalnız Türkiye tarihinde değil, dünyada da bir ilktir. 

31 Mart yerel seçimleri sonrasında Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin sergiledikleri tavrı, mahalle kabadayılarının “uysa da uymasa da….” deyip, ellerindeki kaba güce dayanarak istediklerini dayatmalarına benzetmek mümkün. Bu tavır, bazı gözlemcilerin iddia ettiği gibi, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında yaratılan savaş, kan ve dehşet ortamında yaptırılan erken seçim stratejisinin tekrarı değildir. Ondan çok daha ileri bir aşamaya işaret ediyor. 

7 Haziran’ın ertesinde AKP mecliste çoğunluğu kaybetmiş ama karşısında mecliste çoğunluk oluşturabilecek bir muhalefetle karşılaşmamıştı. Tayyip Erdoğan, HDP’nin elde ettiği seksen milletvekilinin ve kendi partisinin mecliste dördüncü sıraya düşmüş olmasının şoku içinde olan MHP liderinin sessiz desteğiyle, olası AKP-CHP koalisyonunu da engelleyip, kan ve şiddet ortamı içinde gidilen erken seçimi kazanmıştı. 7 Haziran ertesinde, AKP dışı partiler mecliste kâğıt üzerinde çoğunluğa sahiptiler ama bu üç benzemezin herhangi bir şekilde bir hükümet formülünde anlaşması imkânsızdı. Diğer taraftan, Rojava’daki gelişmelerin oluşumuna zemin hazırladığı ve 15 Temmuz 2016 sonrası tescillenen AKP-MHP ittifakı, 2015 yazında daha gerçekleşmemişti. 7 Haziran 2015 seçim kampanyasında başlayan, 2017 halk oylamasında güçlenen, Haziran 2018 seçimlerinde ete kemiğe bürünen ve 31 Mart seçimine giden haftalarda iyice biçimlenen Cumhur İttifakı’nın temsil ettiği otokrasi hükümranlığına karşı açık ve zımni ittifak, Erdoğanizme seçimleri 31 Mart seçimlerini belli başlı büyükşehirlerde kaybettirdi. Böylece, YSK tarafından İmamoğlu’nun kazandığı önce tescil edilen ama Erdoğanizmin kendisi için varlık-yokluk meselesi olarak gördüğü için bunu kabullenmediği İstanbul büyükşehir belediye başkanı seçimini, şirretlik düzeyinde iddialar ve açık baskı ve tehditler eşliğinde iptal ettirmek zorunda bıraktı. 

Yalnız bunu yapmakla yetinmedi. İstanbul’da bir ay süren seçimi iptal ettirme manevraları devam ederken, YSK’ya şapkadan çıkarttırdığı KHK ile işten atılanların belediye başkanı, belediye meclisi üyesi veya muhtar olamayacakları, yani seçilme haklarının da bulunmadığı kararını aldırttı. Haklarında mahkemelerce verilmiş herhangi bir ceza kararı olmayan kişilerin ellerinden çalışma hakkı ve seyahat hakkının yanında, “ömür boyu” seçilme hakkının da alınmasını mümkün kılan şey, OHAL süresince geçerli olan bir kanun hükmünde kararnameydi. Son Tatvan’da görüldüğü üzere, İçişleri Bakanı HDP listesinden seçilmiş belediye meclisi üyelerinin mazbatalarını idari işlemle iptal edip, meclis çoğunluğunun bu yolla AKP’ye geçmesi stratejisini uygulamaya da başladı. İktidar bloğunun bu yöntemi önümüzdeki aylarda daha yaygınlaştırması güçlü bir ihtimaldir.

31 Mart sonrası hükümetin aldığı ve aldırttığı kararlar, bir kez daha, rejimin sadece otoriter değil, bütünüyle keyfi olduğunu tescil ediyor. Yönetimin bütünüyle keyfi olmasının bizim kadim siyaset felsefesindeki adı istibdattır. Batı dünyasında tiranlık denirdi. Bu istibdat rejimi kendi iktidarının bekası için olmazsa olmaz önemde gördüğü İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerin yönetimini elinden kaçırmamak amacıyla hukuk dışı her türlü yöntemi kullanmaktan geri kalmıyor. İleride, eğer elinden gelirse, bunun daha fazlasını da yapmaya zihnen hazır olduğu görülüyor. 

Bunun yanında, İslâmcı-milliyetçi iktidar bloğunun gözünde sakıncalı yurttaş olanlardan oluşan bir yurttaş topluluğu hızla büyüyor, kapsama alanı genişliyor. Bütün totaliter eğilimli rejimlerde iktidardaki güç toplumun bir kısmını rejim için yakın ve açık tehdit olarak işaret eder. Siyasal, ırksal, dinsel nedenlerden birini veya birkaçını bahane ederek kişileri damgalar ve toplum içinde tecrit olmalarını sağlamaya çalışır. Türkiye’deki milliyetçi-İslâmcı iktidar bloğu da, muhalif seçmenlerin oyunu gücü yettiği yerlerde hiçe saymak, KHK ile damgalanmış olma gerekçesiyle sayısı yüz binle ifade edilen yurttaşın çalışma, seçilme ve seyahat haklarını kısıtlamak, uyduruk gerekçelerle insanları hapsetmek gibi uygulamaları içeren geniş bir yelpazede bunu yapıyor. 

YSK’ya aldırttırılan 6 Mayıs kararı, hukuk dışı devlet pratiği açısından artık ciddiyet ve tutarlılık görünümünü koruma zahmetine bile girmeyen, böyle bir kaygının ortadan kalktığı bir eşiğin aşıldığını gösteriyor. Hem AKP’li cumhurbaşkanının hem ittifak ortağının YSK üyelerine yönelik açık tehditleri, YSK çoğunluğunun sadece komik denebilecek bir iptal kararı vermesine yol açması, bunun sonucudur. Kararın bariz iç tutarsızlığı, AKP sözcülerinin gerekçelerinin apaçık saçmalığı, bir tutarlılık ve ciddiyet kaygısının da ortadan kalktığını ilan ediyor. İptal kararının açıklanan gerekçeleri de bunu açıkça teyit ediyor zaten. Diğer taraftan, aynı zarfa giren dört pusuladan sadece birini geçersiz ilan ettirerek, Erdoğanizm artık seçim sonuçlarından korktuğunu, kazandığını da kaybetmeyi göze almadığını ele veriyor. Güçlünün kaba gücüne dayalı ama aslında güçsüzlüğünü açıkça ele veren bir vodvil tiyatrosu kararının arkasına iktidar bloğu şimdi sığınıyor. Erdoğanizmin beka meselesi, kendisi ve çevresinin her koşulda iktidarda kalabilmek saplantısı ve bu rejim çatısı altında ülke kaynaklarını hortumlayanların kaygılarından başka hiçbir şey ifade etmiyor.

İktidar bloğunun, 23 Haziran’da İstanbul büyükşehir başkanlığı seçimini kendi adayının kazanması için elindeki, olağan ve olağan üstü, tüm imkânları kullanacağına şüphe yok. Bu, daha önce örneklerini gördüğümüz bir uygulama, yeni bir gelişme değil. Buna karşılık yeni olan, Ekrem İmamoğlu’nun arkasında seçmenin yarısının bu kez neredeyse eksiksiz biçimde toplanmış olması. Bu kez seçimleri belirleyecek en önemli etmen, iktidar bloğunun kendi seçmenleri arasında, 31 Mart’ta sandığa gitmemiş olanları mobilize etme kapasitesi ve seçim sonucunu tanımamak için işi şirretliğe vurmasından rahatsız olan, bunun bir adım ötesinin seçimin de rafa kaldırılması olduğunu hissedenlerin tavrı olacak. Diğer tarafta da, Erdoğanizmi desteklememekle birlikte çeşitli nedenlerle 31 Mart’ta sandığa gitmemiş veya şimdi adaylıktan çekilmiş olanlara oy verenlerin tavrı sonucu belirleyecek. Tayyip Erdoğan’ın şahsen alana inip, var gücüyle seçmenlerini mobilize etmeye çalışacak olması güçlü bir ihtimaldir. Böyle davransa da, ya da bunun “koyu Tayyipçi” olan seçmen dışında olumsuz algılanacağını fark edip geri dursa da, gelinen aşamada 23 Haziran’da fiilen Tayyip Erdoğan ve Ekrem İmamoğlu yarışacaklar. Bu ise, bazı gözlemcilerin iddia ettiği gibi, “Erdoğan’ın kaybedeceği seçimi yaptırmayacağı” görüşünü gündeme getiriyor.

Bu görüşün yakın tarihteki somut tecrübelere dayanan yadsınamaz bir dayanağı var. Devletin başındaki şebekenin iktidarı kaybetmemek için her şeyi göze almaya hazır olduğunu tespit etmek zor değil. Sorun, bu tespiti ısrarla dile getirmenin, iktidar bloğunun işini kolaylaştırmaktan başka bir sonucu olmamasında yatıyor. İktidar bloğunun “gördünüz mü, hakkımızla kazandık” demesine fırsat verecek bir sonucun gerçekleşmesini kolaylaştırıyor. Başka türlü mücadele etmek adına da olsa, şimdi ve burada verilmesi gereken mücadeleden çekilmek, seçimi kazanmak için var gücüyle mobilize olmamak, oy vermeye gitmemek, boş oy kullanmak, 23 Haziran akşamı Tayyip Erdoğan’ın herhangi bir başka yönteme başvurmaya ihtiyaç duymadan atı alıp Üsküdar’ı geçmesini sağlayacaktır. İktidar bloğunun seçimi gerçekte yeniden kaybetmesini gerçekleştirmek ise, velev ki daha sonra seçim sonuçlarını gene tanımamaya kalkışmaya yeltense de, ona karşı yürütülecek demokratik mücadelenin bugün hâlâ belkemiğini oluşturuyor. Otokrasi yönetimini, seçimden kaynaklanan son meşruiyet dayanaklarını kendi elleriyle dinamitlemek zorunda bırakmak, böyle bir durum karşısında daha sonra verilecek başka demokratik mücadelelerin de yeni meşruiyet zeminini hazırlar.

Ekrem İmamoğlu’nun 23 Haziran’da sandıklarda açık ara önde gelmesini sağlayacak bütün girişimler, bütün ittifaklar, destekler ve çabalar, bu frenleri bütünüyle boşalmış keyfi otoriter rejime karşı şimdi yürütülen ve sonra yürütülecek huzur, adalet ve demokrasi mücadelesinin son derece değerli adımlarıdır. Erdoğanizmin giderek saldırganlaşan tahakkümüne karşı Türkiye toplumunda, günümüzün diğer otokrasilerinde sık görülmeyen, güçlü ve canlı bir direnç hâlâ var. İmamoğlu’nun bu seçimi rahat bir farkla kazanmasının bu direnç damarını, “evet, yapabiliriz, istibdat rejimine demokratik yollardan son verebiliriz” inancını pekiştirecek olmasından esas olarak Erdoğanizm korkmuyor mu zaten?

birikim

.

Facebook Yorumları

Emlak8
16.07.2019
Çin Devletinin
4.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
11.06.2019
Diktatörlerin Servetleri
29.05.2019
Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin
11.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
30.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
6.12.2018
Sarı Yelekle İfade Edilen Hınç ve Öfke
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
1.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
13.6.2018
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
14.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
13.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
23.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
28.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
3.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive