Ahmet İnsel



Bookmark and Share

Kadınkırım


27.09.2019 - Bu Yazı 197 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de 2019 Ağustos ayında 49 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Canilerin büyük çoğunluğu öldürülen kadının yakından tanıdığı biri, eşi, ayrıldığı eşi, şimdiki sevgilisi veya eski sevgilisiydi. Geri kalan katiller de öldürülen kadının babası, kardeşi, akrabaları, çocuğu, vs. idiler. Büyük çoğunlukla kadınlar evlerinde öldürüldü. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun derlediği verileri topladığımızda, 2019’un ilk sekiz ayında 394 kadının bir veya birkaç erkek tarafından öldürüldüğü gerçeği ortaya çıkıyor. Bu cinayetler iktisadi kriz, kişisel bunalım, aile dramı, ağır tahrik, tutku cinayeti vb. nedenlerle genellikle açıklanmaya çalışılıyor. Hâlbuki bunların sistemik cinayetler olduklarını her şeyden önce kabul etmek gerekiyor. Bu cinayetlerin kaynağı toplumun örf ve adetleridir. Sorun erkeklere verilen ataerkil eğitimde, erkeklere kadınların ve kız çocuklarının hayatlarına sahip olma, bu hayatı söndürme hakkı tanıyan veya bunu ima eden geleneklerde yatıyor. Kadın hareketlerinin haklı olarak işaret ettikleri gibi, söz konusu olan ataerkil bir terörizmdir. 

Kadınların kadın oldukları için öldürülmeleri, bu cinayetlerin bu özellikleriyle tanımlanmalarını gerekli kılar. Tek veya toplu işlenen bu cinsiyet farkı temelli cinayetler, birer kadınkırımıdır. Çok istisnai olarak kadınların da katiller arasında yer aldığı bu cinayetler dünya ölçeğinde bir toplu kırım boyutuna varıyor. Bu nedenle bunları bir kadın kırımı, bu öldürme eylemini de kadınkırım olarak tanımlamak gerekir. Türkiye’de kadın hareketleri on yıldan beri (benim izleyebildiğim kadarıyla) bu cinayetleri kadınkırımı olarak tanımlayarak mücadele ediyorlar. 

Kadınkırım tabiri ilk kez 19. yüzyıl ortasında, İngiltere’de kullanıldı: femicide. Ama yaygın kullanımı 20. yüzyılın sonunda gerçekleşti. Bu konuda J. Radford ve D.E.H. Russell’ın 1992’de yayımladıkları Kadınkırım: Kadın Katli Politikası (Femicide: the Politics of Women Killing) öncü oldu. Daha sonra hem Birleşmiş Milletler hem Dünya Sağlık Örgütü kadınkırım (femicide/feminicide) kavramını benimseyip, bunu tanımladılar. Birleşmiş Milletler 2016’da yayımlanan raporunda, kadınkırımını şöyle değerlendiriyor: 

Kadınkırım kadınlara karşı şiddetin en aşırı biçimidir ve kadın-erkek eşitsizliğinin en büyük tezahürüdür. Kadınlar öldürüldüğünde bu neredeyse her zaman onların erkeklerle mahrem ilişkileri içinde ve/veya bir erkek cinsel şiddeti sonucunda olmuştur. Kadınların maruz kaldıkları cinayetler erkeklerin maruz kaldıkları cinayetlerden yapısal olarak farklıdır. Erkekler, tanış oldukları veya tanımadıkları erkekler arası şiddetin mağdurudurlar. 

BM verilerine göre, dünyada katledilen kadınların yarısı eşleri, sevgilileri veya aile üyelerinden biri tarafından öldürülüyor. Dolayısıyla kadınkırım, daha önce belirttiğimiz gibi, kadınların yakın çevresinde ve özel hayatı içinde ilişkide olduğu erkeklerin, kadını öldürme hakkına/iznine sahip oldukları inancıyla gerçekleştirdikleri cinayetleri esas olarak içeriyor. 

Kadınkırım, dünyanın dört köşesinde az veya çok her gün gerçekleşen, çok uzun zamanlardan beri var olan ama kadınların eşitlik mücadelesi ilerledikçe hem yoğunluğu hem görünürlüğü artan, cinsiyet merkezli cinayetlerdir. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) 2019 Küresel Cinayet Raporu’nun alt başlığı “Cinsiyet temelli kadın ve kız cinayetleri”. Bugün dünyada üç kadından biri fiziki veya cinsel içerikli şiddet mağdurudur. Kadınkırım oranının dünyada en yüksek olduğu ülkelerin arasında Güney Afrika ön sıralarda yer alıyor. Kadınların kadın oldukları için kasıtlı biçimde öldürülmeye devam edildiği günümüzde, dünya kadınkırım ortalamasının yılda yüz bin kadında 2,6 olduğu tahmin ediliyor. Güney Afrika’da bu oran 12,1! Ama bu konuda utanç birinciliği yılda ortalama yüz bin kadından 32,7’sinin kadınkıyıma kurban gittiği Honduras’ta. Onu 15,5 ortalama ile Jamaika izliyor. Güney Afrika dördüncü sırada. Senegal, Kongo, Ekvator Gine’si onu izliyorlar. 2019 yazından itibaren Güney Afrika kentlerinde kadınlar “kadınkırım salgını”na (feminicide epidemic) karşı düzenli kitlesel sokak gösterileri düzenlemeye başladılar.

Gelişmiş Batı demokrasileri de kadınkırımdan azade değiller. Fransa’da son on yılda, ortalama her yıl 140 kadın kadınkırıma kurban gitmiş. Bu sayı 2019’un ilk sekiz ayında ( son veri 8 Eylül 2019) 102’ye ulaşmış durumda. Son yılın ortalamasına göre bir artış söz konusu. Almanya’da aynı dönemde 109 kadınkırım kurbanı tespit edilmiş. Finlandiya, Danimarka, Fransa ve Almanya’da şiddet gören kadın oranı zannedildiğinden çok daha yüksek. ABD’de ise kadınkırımın günde ortalama dört kadının canını aldığı tahmin ediliyor. Bu ülkelerde kadın cinsinden olduğu için öldürülen kadınların katillerinin ezici çoğunluğu maktulle eş veya sevgili ilişkisi içinde olan veya olmuş olan erkekler. Boşanma veya ayrılma kararı cinayeti tetikleyen nedenler arasında ilk sırada yer alıyor. Bu tanış erkeklerin gerçekleştirdiği kadınkırım boşanma veya ayrılmayı izleyen altı ay içinde yoğunlaşıyor. Bu kadınkırım girişiminden sakat kalarak kurtulan veya tehdit altında oldukları için koruma altına alınan kadın sayısı elbette çok daha yüksek.

Son yirmi yılda kadınkırımla mücadele birçok ülkede acil eylem planları belirlendi. Kadınkırım suçunu, cinayet suçunu ağırlaştıran bir neden olarak ceza yasasına dâhil edenler arasında Latin Amerika ülkeleri ön sırada yer alıyorlar. Halen Bolivya, Arjantin, Kosta Rika, Şili, Salvador, Guatemala, Meksika ve Peru’da, ceza yasasında kadınkırımını ayrıca cezalandıran hükümler mevcut. Kadınkırımla mücadele konusunda son yirmi yılda en fazla yol alan ülke ise herhalde İspanya. 2003’ten 2018’e kadar İspanya’da kadınkırım mağduru sayısı yarı yarıya azalmış. Sosyalist Zapatero hükümetinin en önemli başarılarından biri bu. 2004’te yayımlanan temel yasada kadınkırımla mücadele büyük ulusal amaç olarak nitelendikten sonra, bu konuda yüz civarında uzman ceza mahkemesi kuruldu. Diğer taraftan, kadına yönelik erkek şiddetinde mağdur sessiz kalsa bile, savcıya res’en kamu davası açma yetkisi verildi. Eşi veya sevgilisine yaklaşmama kararı verilen bin iki yüzden fazla erkek elektronik bilezikle yaşıyor İspanya’da. Tehdit altındaki on bin civarında kadında da acil tehlike çağrı telefonu var. Kadın sığınma evleriyle birlikte, hükümetin bu konuda harcadığı yıllık bütçe, 200 milyon avro. Nüfusu İspanya’dan daha büyük olan Fransa’nın bu amaca tahsis edilen kamu bütçesi 70 milyonu geçmiyor. Fransa’da kadınkırım sayısında son dönemde yaşanan artış, Cumhurbaşkanı Macron’u 6 Eylül 2019’dan itibaren üç ay sürecek bir ulusal müzakere süreci başlatmaya sevk etti. Bu arada Fransa’da 2018’de, mevcut veya eski eşi/sevgilisi tarafından öldürülen 149 kişiden 28’inin erkek olduğunu belirtelim. 

Dünya Sağlık Teşkilatı kadınkırım suçunun kapsamını genişleterek, kadının eş/sevgili tarafından öldürülmesinin yanında, bir aile ferdi tarafından öldürülmesi (namus ve başlık parası cinayetleri) ve tanımadığı bir erkeğin cinsel saldırısı neticesinde öldürülmesini de kadınkırım olarak tanımlıyor. BM’nin tanımı daha da geniş kapsamlı. Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları Komisyonu da 2007’de “kadının cinsel kimliği nedeniyle öldürüldüğü bütün cinayetleri kadınkırım olarak tanımlayarak, bununla mücadele için uygun hukuki çerçeve oluşturulması” önerisini kabul etmişti. 2011’de İstanbul’da kabul edilerek imzaya açılan, Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin esas amacı da, kadınkırım kavramını kullanmasa da, bunu da içeren, kadına karşı şiddeti engelleme, ortadan kaldırma politikasına üye ülkeleri teşvik etmekti. 

Kadınların eşitlik mücadelesi yerleşip güçlendikçe, kadınkırımla mücadele politikalarından rahatsız olan bir çevre de giderek daha fazla ses çıkarmaya başlıyor. İspanya’da kadınkırıma karşı yürütülen politikalar muhafazakâr, sağcı, yobaz, Franko dönemi nostaljisi yapan çevreleri açıkça rahatsız etmiş olmalı ki, birkaç yıl önce birden ortaya çıkan ve hızla büyüyen aşırı sağcı Vox Partisi’nin önde gelen taleplerinden biri, kadınları korumaya yönelik politikalarda geri adım atılması oldu! Aynı şekilde bugün Türkiye’de de bağnaz dinci, ataerkil tahakküm savunucusu, sağcı ve aşırı sağcılardan oluşan bir çevre, kadın kıyımı sayısı ve buna karşı gelişen tepki arttıkça, İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin imzasını çekmesini talep ediyor. Sözleşme TBMM’de onaylanarak, 2014’te iç hukuka dâhil olmuştu. 

Türkiye Aile Meclisi adına konuşan bir bağnaz ataerkil tahakküm savunucusu kadına, Fatma Gülşen Koçak’a göre, kadınkırımla mücadeleyi merkezine alan bu sözleşme, “toplumsal cinsiyet eşitliği projesi olduğu için insanlığa ve geleceğimize düşman bir projedir.” Ama Koçak esas bir sonraki cümlede baklayı ağzından çıkarıyor:  

Türkiye bu anlamda İslâm ülkeleri içerisinde rol model olarak gösterilmek suretiyle, yapılan operasyon Türkiye’nin şahsında İslâm dünyasına yönelik bir tehdittir. Bu saldırı aynı zamanda kadın haklarını savunur gibi görünmesine rağmen kadına da bir saldırıdır. İffete, ahlaka, kutsala karşı saldırıdır. Bu dünyayı büyük ölçüde insansızlaştırma operasyonudur. İnsan nesline karşı şeytani bir saldırıdır.

Kadınların erkeklerin şiddetine ve tahakkümüne mahkûm alt yaratıklar olduğunu ve bunun iffet, ahlâk ve kutsal yasalar gereği olduğunu iddia eden bu zihniyet, şecaat arz ederken sirkatini söylemenin herhalde en mükemmel örneklerinden birini veriyor. Aileyi koruma adı altında Yeni Akit’ten Türkiye Yazarlar Birliği’ne, Anadolu Gençlik Derneği’nden Memur-Sen’e ve bazı AKP’li milletvekillerine uzanan bir bağnaz ataerkil örf ve gelenek savunucusu cephe, Sözleşme’ye atılan imzanın geri çekilmesini talep ediyor. Bu arada artan kadınkırımının nedeninin de bu Sözleşme olduğunu iddia ederek, kadınların erkekler tarafından dövülseler de, aldatılsalar da, sürekli tahkir ve taciz edilseler de, yerlerinin erkeklerin dizinin dibi olduğu inancını ahlâk, iffet ve dinin gereği olarak sunuyorlar. 

Son yüzyılda dünyada yaşanan en kapsamlı devrim kadın eşitliği dalgasıdır. Bugün İspanya’da olduğu gibi Türkiye’de, ABD’de ve başka ülkelerde sağcı, muhafazakâr, yobaz gerekçelerle yürütülen bir ataerkil tahakküm savunuculuğu, bütün toplumları az veya çok etkisi altına alan bu büyük toplumsal dip dalgasını durdurmaya, bastırmaya çalışıyor. Erkekler kadınları cinsiyetleri nedeniyle öldürmeye devam ettikçe, bu karşı-devrim savunucusu bağnaz ataerkil örf ve gelenek savunucuları timsah gözyaşları döküyorlar. Kadınkırımı kadın sorunu değil, erkeklerin erkeklik safsatalarının yüzkarası olan bir erkek sorunudur.

birikim

.

Facebook Yorumları

Emlak8
27.09.2019
Kadınkırım
16.07.2019
Çin Devletinin
4.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
11.06.2019
Diktatörlerin Servetleri
29.05.2019
Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin
11.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
30.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
6.12.2018
Sarı Yelekle İfade Edilen Hınç ve Öfke
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
1.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
13.6.2018
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
14.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
13.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
23.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
28.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
3.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive