Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Gözümüzün önündeki ünlem: Genç işsizler!


18.02.2020 - Bu Yazı 74 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2019 Temmuz ayı verilerine göre 15-24 yaş arası gençlerde işsizlik bir önceki yıla göre 7,2 puan yükselerek yüzde 27,1 ile rekor kırdı. Tarım dışı işsizlik oranı 3,6 puanlık artış ile yüzde 16,5 olarak gerçekleşti; 15-64 yaş grubunda işsizlik yüzde 14,2 oldu. Kayıt dışı işsizlik ise yüzde 36,0 olarak gerçekleşti.

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Karatepe, paylaştığı Twitter mesajında konuyla ilgili “Genç işsizlik oranı yüzde 27,1 ancak buna çalışmayan ve eğitimde olmayan (%29,4) eklendiğinde gençlerin yüzde 56,5’nin işsiz olduğu görülüyor. Gençlerin yarısından fazlası boşta” dedi. 

Modern eğitim, uzun bir süre yetenek ideolojisinin sağladığı meşrulaştırıcı argüman ile bir hat üzerinde ilerdi. Argüman basitti: Nereden geldiğinin, kim olduğunun bir önemi yok! Eğer çalışır, disiplinli olur, iyi bir eğitim alırsan başarı merdivenlerinden hızlıca çıkarsın!

Eğitimin en emin sınıf atlama aracı olduğu iddiasına hayat veren argüman işte buydu. Oysaki işlerin bu kadar karmaşık olmadığı yani küresel, dijital ve akışkan olmadığı zamanlarda bile bu argümanın doğruluğu son derece tartışmalıydı. Çünkü tedrisi süreç hiçbir zaman yetenek ideolojisinin sunduğu gibi ‘tarafsız’bir alan olmadı. 

*

Bundan 55 yıl önce Avrupa Sosyoloji Derneği’ne sunulmak üzere bir rapor hazırlandı. Raporun altında iki sosyoloğun imzası vardı. Raporda, Sosyolog Pierre Bourdieu ve arkadaşı Jean Claude Passeron Fransa özelinde yaptıkları bir saha araştırmasının bulgularını paylaşıyorlardı. Daha sonra ‘Varisler’adıyla da kitaplaşacak olan bu araştırmada Bourdieu ve Passeron; sınıf atlama, fırsat eşitliği ve eğitimin toplumsal hareketliliği sağladığı türünden eğitime dair bir dizi iddianın gerçekle temas ettirildiğinde nasıl güçsüz, cılız ve zayıf kaldıklarını gösterdiler. Öğrencilerin yetenekli, çalışkan ve disiplinli olmalarının yetmeyeceği bir eleme işlemi devredeydi. Tevarüs edilen kültürel sermayenin eğitimde denkleme dâhil olması ile her şey değişiyordu. Temel tezlerinden birisi halk sınıfından gelen öğrencilerin geldikleri sınıflardaki tedrisi sürecin zayıflığı sebebiyle diğer öğrencilerden daha çetin bir elenme sürecine tabi tutuluyor olmalarıydı. Öte yandan diploma alma safhası geçilse bile sınıf atlatıcı istihdamın gerisinde kalıyorlardı. ‘Eğitim toplumsal hareketliliği sağlar’, bu bir ezberdi. Eğitimin toplumsal hareketliliği sağlaması son derece sınırlıydı. Orada aşılması zor bir kültürel bariyer vardı. 

Çocuğun aileden tevarüs ettiği kültürel sermaye, dil kodları vs. eşitsizliği kuran temel şeylerdi. Okullar arasındaki eşitsizliğin dillendirildiği bizim gibi ülkelerde sözü edilen bu arka planın henüz kolay anlaşılır ve hazmedilir bir konu olmadığını söyleyebiliriz. Okullar arası eşitlik sağlansa bile aşılamayacak olan eşitsizlikler var ve mevcut okul pratiği yapısı gereği bunları izale edemez. Edemediği gibi belirli bir kültürel sermayeye alan açarken o sermayeden yoksun olan diğerini eleme çarklarına gönderir ve böylece ‘fırsat eşitliği’bir masala dönüşür. “Bu yıl sınav birincisi Tunceli Çemişgezek’ten çıktı” türünden haberler bir haber değeri taşıyorsa hâlâ, bu haberin dolaşıma sokulduğu yerde güçlü bir fırsat eşitsizliği var demektir. Haber değeri taşıması bunun bir istisna olmasından ötürüdür çünkü.

*

Bourdieu ve Passeron araştırmalarını nispeten güvenceli sanayi istihdamının sunulduğu koşullarda yapmışlar, tabir yerindeyse eşitsizliği gösterebilmek ve toplumsal eşitsizliğin giderilmesinde eğitimin sınıf atlama vizyonunun yetersizliğini anlatabilmek için bin dereden su getirmişlerdi. ‘Kültürel sermeye’, bu çabalarının ürünü olarak ortaya çıkan bir kavramdı. Ne var ki şimdilerde onların altını çizmek için didindikleri bu gerçek ölü balıkların karaya vurması gibi apaçık biçimde kendisini herkese gösterdi. Hatta bizatihi herkesin bir şekilde ya kendisi ya da bir yakını tarafından deneyimlenen bir olağan duruma dönüştü. 

Biraz umut, hayal ve yeni aldıkları üniversite diplomaları ile hayata atılan gençler piyasalarda yüzlerine kapanan kapıların gürültüsüyle irkiliyorlar. Emek piyasaları bugün elinde diploması olan insanlar için daralmıştır. Zygmunt Bauman Ricardo Mazzeo ile yaptığı söyleşide bu duruma şöyle dikkat çekiyor: “Bugünlerde yüzlerine kapıların çarpıldığı (beklendik bir şekilde) kişiler, sadece doğru çabalara yönelip doğru fedekârlıklarda bulunmayı başaramamış kişiler değillerdir. Başarı için gerekli olduğuna inandıkları her şeyi yapmış insanlar da kendilerini (ancak bu sefer beklenmedik bir biçimde)   aynı açmazın içinde bulmakta, kapılardan elleri boş dönmektedirler.(...) Toplumda eğitim yoluyla yükselme, yıllarca insani koşullar ve beklentilerdeki çıplak, açık saçık eşitsizlikleri kapatan bir incir yaprağı oldu (....) Kalıcılaşmış ve sürekli büyüyen eşitsizlik için öne sürülen bu özrün içi iyice boşalmıştır.”

*

Üniversite mezunu işsizlik ve beklentilerin altındaki mezun istihdamı yeni ve hızla büyüyen bir fenomeni karşımıza çıkarıyor. Bu fenomenin yarattığı şok ne türden toplumsal hasarlara yol açıyor? Barındırdığı riskler nelerdir? Yüksek eğitim almış ve işsiz bu insanlardan oluşan ve öbek öbek büyüyen memnuniyetsiz, öfkeli bir kitle var. Bunun ne türden sonuçlara gebe olduğu ise üzerinde konuşmayı, düşünmeyi ve tedbir almayı gerektiriyor. Yukarıda bahse konu olan söyleşide Bauman Ortadoğu’da patlak veren isyanlarda eğitim almış, işsiz ve acı çeken insanların tetikleyici etkisinden bahsediyor.

Var olan eşitsizlikleri yumuşatan sınıf atlama vizyonu ile sınıf atlama imkânını işler durumda tutan eğitim vizyonu sahneyi aynı anda terk ediyor. Argüman parçalandı ve incir yaprağı düştü. Bu eğitim için olduğu kadar toplumsal açıdan da büyük bir soruna işaret ediyor. Dünya bu sorunu eş zamanlı yaşıyor. Küresel bir sorun ülkeleri kat ede ede ilerliyor. Bizdeki yansımalarının ne ölçüde farkındayız yahut farkında olması gerekenler ne düzeyde konuyla ilgililer bilmiyorum.

*

Son yirmi yıl içerisinde yüksek öğretim kurumlarının ve dolayısıyla o kurumlardan mezun olanların sayısında muazzam bir artış oldu. Bununla birlikte mezunların alanında istihdamı yükselen bir sayısal veri vermiyor bize. Çok sayıda üniversite mezunu kendi alanında iş bulamayıp kuryelik, tezgahtarlık, garsonluk gibi pek vasıf istemeyen işlere girmekte. +90 isimli You Tube kanalında yayınlanan ‘Alanında İş Bulamayanlar’ başlıklı belgesel çalışma sayısız örnekten bazılarına yer vermiş.   

Artaç Tuncer İnşaat Mühendisi diplomasıyla mezun olmuş. Sayısız iş başvurusunda bulunmuş ama sonuç alamamış. Artaç, mezun olduğu bölümün dört yıl içinde otuz bin mezun daha vereceğini şu an piyasada bulunan inşaat mühendisi sayısının yüz bin olduğunu söylüyor. Artaç tesadüfen iş bulmuş. “Garson arıyorlarmış girdim. Şu an ruh sağlığınızı  koruyorsanız o bile başarı.”, diyor ve “Bunca sene boşuna zaman harcamışız” diye de ekliyor.

Mehmet Rasim Yazıcı. Mehmet, Fen Lisesi mezunu, üniversiteye giriş sınavında 12.500 civarı bir sıralamayla, Hacettepe Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümüne girmiş. Bölüm mezunlarının ya çok iyi yerlerde çalıştıklarını ya da işsiz olduklarını savunuyor. Başvurularının sonuçsuz kaldığına yakınan Mehmet, “Günde belki yetmiş yere başvurduğum oluyor” diyor.

Kader Doğan. Kader, “24 yaşındayım, Kamu Yönetimi Mezunuyum ve çiçekçilik yapıyorum şu an” diyor. Kader asıl zorluğun üniversiteye girmeden değil, üniversiteden mezun olduktan sonra başladığını düşünüyor.

*

Örnekler çok ve çoğaltılabilir. Fakat manzara değişmiyor. Öte yandan kamuda iş bulma ümidiyle kurumların sınav ve mülakatlarına giren gençler için umut kırıcı ve adalet duygusunu zedeleyici  başka bir durum var. Gençlerle yaptığım söyleşilerde sıklıkla karşıma çıkan bir yakınma bu. Gençler, kamuda bir tanıdıkları olmadığı müddetçe iş bulamayacaklarına inanıyor. Bu bambaşka bir felaket bizim için. “Bu devirde kim olduğunun, ehliyet ve liyakatin  bir önemi yok, kimi tanıdığın önemli”. Bu cümleyi o kadar sık duyuyorum ki! Bourdieu olsa bizdeki mülakat düzeneğine bakıp; “Benim dediğime geldiniz, sosyal sermaye eşitsizliği besliyor” derdi muhtemelen. 

Mevcut eğitim sistemi tüm dünyada, mutlak cevapların değil; çoğunlukla soru işaretleri ve ünlemlerin olduğu bir alan. Soru işaretleriniz ve ünlemleriniz yoksa bu alan ile ilgili her türlü ezberin kolay ikna edilen tüketicisi haline gelebilirsiniz. Eğitimin daha kolay erişilebilir olduğu ne var ki bununla birlikte işlevsizliğinin daha çok arttığı günümüzde, diplomaya erişim kolaylaşırken diploma ile bir şey yapabilmek sıfırlanıyor. Bu durumun kendisi bile başlı başına bir kriz hali. Tüm diğer alanlarda olduğu gibi burada da hazır cevaplardan çok soru ve ünlemler bize yol gösterecek. Genç işsizliği, bir ünlem olarak hepimizin önünde duruyor şimdi.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
18.02.2020
Gözümüzün önündeki ünlem: Genç işsizler!
12.01.2020
Bilinmeyen adanın öyküsü
23.12.2019
PISA sıralaması bize ne söylüyor/söylemiyor?
14.12.2019
Toplumlar nasıl ölürler?
29.11.2019
Ontolojinin valisi, öğretmeni, vatandaşı…
27.11.2019
Büşra Nur Çalar, Tayfun Atay ve herkes aynı gemide mi?
15.11.2019
Mahallenin Kemalizm tartışmasına katkı
9.11.2019
Ziya Selçuk Detachment’ı izlemiş midir?
1.11.2019
Eğitimdeki anlam boşluğu ve yanılsamalar
22.10.2019
Barış Pınarı Harekâtı, filtresiz diplomasi ve yansımalar
27.09.2019
Hafize Ana, Beethoven ve yeni zil sesi
26.07.2019
Prekaryalaşan öğretmenler ve özel okul gerçeği
1.06.2019
Kapılar ardında değil, kamusal alanda!
22.05.2019
Yeni ortaöğretim modeli hakkında ilk izlenimler
19.05.2019
Bir savaş terimi olarak eğitim
14.05.2019
Belgeselde izleseniz ağlardınız, ne bu gaddarlığınız?
26.4.2019
Özgür eğitim sohbetleri
11.4.2019
Eğitim hepsine papatya çizdirmek için var zaten!
31.3.2019
Eğitimde sorunu bilmeden çözümü bulmak!
22.3.2019
arrant ile vurdular! biz Egg Boy ile dayanışacağız!
14.3.2019
Eğitimi kavrayışımız yüz yıl öncesinin gerisinde!
7.3.2019
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
21.2.2019
Çünkü herkes kendinden firardadır
18.2.2019
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın STK raporu
26.1.2019
’12 yıl zorunlu eğitim çok fazla’ ya da bir manşetin analizi
23.1.2019
Ziya Selçuk ve Süpermen’in pelerini
31.12.2018
Öztürk, Bauman, Rorty: Özgürlüğü korumak
25.12.2018
Katı olan her şey buharlaşıyor
16.12.2018
Milli Eğitim Bakanı popstar değil ki!
9.12.2018
Toplumun ekosistemini korumak
6.12.2018
Sahteliğin gerçekliğe dönüşmesi
17.11.2018
Kürşat Bumin’in ardından
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Ne o Maduro’yu da mı ayıplayamıyoruz!
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive