Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün


6.12.2017 - Bu Yazı 197 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 GEÇEN hafta, “Nevzat Tandoğan ölmedi, muhtelif illerimizde yaşıyor”başlıklı yazımdan sonra, yazıda dönemin Siirt Valisi olarak ismi geçen ve şu an Afyonkarahisar Valisi olan Sayın Mustafa Tutulmaz Bey bana ulaştı. Hem cevap hakkına hürmeten hem de geçen haftaki yazıyı bir sonucu bağlamak için Sayın Vali ile aramızda geçen diyaloğu paylaşmak istiyorum. 

Vali Bey özetle şunları söylüyor:

-  Nevzat Tandoğan ile ne dünya görüşüm ne de uygulamalarım uyuşmaz.

- Benim kişisel görüşüm de kılık kıyafetin toplumun örf ve değerlerine aykırı olmamak şartıyla serbest olması şeklindedir. Ancak öğretmenin kılık ve kıyafetinin bakımlı olması gerekir. Okul ziyaretlerimizde öğretmenlerimizin yüzde doksanın bakımlı olduklarını ancak az da olsa bazı öğretmenlerin protest bir biçimde giyindiklerini tespit ediyoruz.

- Kılık kıyafetle ilgili yönetmelik hâlâ yürürlüktedir. Meri mevzuatı uygulamak tüm idarecilerin görevidir. İdareci şu kanunu uygulayayım şunu uygulamayalım özgürlüğüne sahip değildir.

- Sendikalar çalışmalarını yönetmeliğin değiştirilmesine yoğunlaştırsalar belki bu tür sıkıntılarla karşı karşıya kalınmaz.

***

Sayın Vali’ye yazıya göstermiş olduğu ilgiden ötürü çok teşekkür ederim. Vali Bey’in Nevzat Tandoğan ismi ile aynı yazıda isminin geçmiş olmasından ötürü duymuş olduğu rahatsızlığı önemsiyorum, benim için çok kıymetli bir rahatsızlık bu. Öte yandan serbest kıyafetten yana olduğunu öğrenmiş olmam da beni ziyadesiyle memnun etti.

Bu vesileyle bu yazıda, hem geçen haftaki yazım hem Vali Mustafa Tutulmaz Bey’in konuya yaklaşımı bağlamında kılık-kıyafet meselesine dair görüşlerimi toparlamak istiyorum.  

 

Birincisi; Geçen haftaki yazım bütün olarak değerlendirildiğinde, yazının valilerin kişiliği, dünya görüşü ya da nasıl birisi olduklarıyla ilgili olmadığı görülecektir. Devlet-toplum ilişkisi bağlamında kılık-kıyafet düzenlemesine ilişkin yazıda ortaya konan duruşum ilkeseldir.

 

İkincisi; Vali Bey’in de hatırlattığı gibi her ne kadar önümüzde değiştirilmeyi bekleyen bir mevzuat olsa da kılık-kıyafete ilişkin müdahalelerin “meri mevzuat” gerekçe gösterilerek savunulamayacağını düşünüyorum. Mesela halen yürürlükte olan bir Şapka Kanunu var. Şapka Kanunu bugün uygulanıyor mu?  Hukuk iki şekilde değişir. İlkinde, yasa koyucunun tasarrufuyla. Bu tasarruf yasa koyucunun kendi inisiyatifi olarak ortaya çıkabileceği gibi kamuoyundan yükselen bir talebin neticesi de olabilir. İkincisinde ise hukuk, pratiğin bizatihi yasayı hükümsüz kılmasıyla değişir. Tıpkı şapka meselesinde olduğu gibi. Kanunu var; ne var ki uygulama imkânı yok. Pratik, kanunu hükümsüz kılmıştır.

Şimdi bu meselede de benzer bir seyir var. Kadın çalışanlara pantolon serbestisi ile başladı. Böylece tüm başı açık kadınlar serbest kıyafete geçtiler. Başörtülüler ve takım elbisesi bir iş elbisesi olarak kendilerine dayatılan erkek memurlar bu serbestinin dışında kaldılar. Yönetmelik değişikliği ile başörtüsü de serbest hale geldi. Bu işin nereye varacağı açık. Yakın bir gelecekte mevcut yönetmelik de değişecek ve kıyafet zorunluluğu tamamen ortadan kalkacak. Gidişat o yöne doğru, bunu görmek lazım. 

 

Üçüncüsü; Kılık-kıyafet ile ilgili toplumun şuuraltında çok nahoş şeyler var. Yazıda atıf yapılan Tandoğan döneminden 80’li yıllara ve oradan 28 Şubat günlerine uzanan merkezinde başörtüsünün olduğu yasaklara kadar pek çok şey. Zaten bugünkü ‘serbest kıyafet’ çıkışı da bir nevi o geçmişe ve devletin topluma kılık-kıyafet üzerinden dayak atmasına bir tepki. Yoksa kendi başına serbest kıyafette de bir keramet yok aslında. Bu tarihsel arka planı gözden kaçırırsak mevzuyu eksik bırakmış oluruz. Dolayısıyla kamu yöneticilerinden bir hükmü uygularken toplumun hafızasına, yaşanmışlıklara ve üsluplarına dikkat etmelerini bekliyoruz. İnisiyatiflerini adalet ve toplumun lehine olan özgürlük perspektifine uygun olarak kullanmalarını arzu ediyoruz. Nevzat Tandoğan’dan farklı olmak biraz da kamu idarecilerinin kullanacakları bu tür inisiyatiflerle mukayyettir. Bu noktada beklentimiz Tandoğan zihniyetini geride bıraktığımızı düşündüğümüz şu günlerde bu düşüncemizde bizi haklı çıkaracak uygulamalar görmektir.

 

Dördüncüsü; Sendikalar ile ilgili. Türkiye’de bu konuda ilk adımı Özgür Eğitim-Sen attı. Serbet kıyafet konusunda eylem kararı alan ilk sendikaydı. Sendika bu kararı alırken o gün başörtüsü de yasaktı. Sendika kararının arkasında dik durdu, akabinde diğer sendikalar da benzer kararlar aldılar. O gün pek çok kaymakam ve vali bu eyleme sert tepki gösterdiler. Ancak siyasi irade arkasında durdu. Nihayetinde yönetmelik değişikliği ile yasak sona erdi. Sendikalar aldıkları kararları yinelediler. Valilerin ziyaretleri sırasında okullarda serbet kıyafet ile bulunan öğretmenlere rastlamaları, sendikaların şu an bile bu yönetmeliğe karşı mücadele ettiklerini gösteriyor.

 

Beşincisi; Algılar bazen gerçeklerin önüne geçebilir. Vali Bey’in bahsettiği protest ve rahatsız edici manzaralar ortaya çıkmış olabilir. Ancak bunlar azınlıkta ve istisna örnekler. Ne var ki valilerimizin uyarı ve ikazları genele yapılıyor. Oysaki olumsuz örnekler, bireysel olarak ikaz edilmeli. Böylece hem serbest kıyafeti tercih edenler rencide edilmez hem de ‘kılık-kıyafetle uğraşan vali’ gibi olumsuz bir algı oluşmaz. Unutmamak gerekir tercih ettiğimiz çözümün kendisi bir ‘sorun’ ise  bizi içinden çıkılamaz bir noktada kilitleyebilir.

 

Bugün devlet ricalinin bu konuya ilişkin tutumu son derece esnek. Üst düzey bürokratların çoğu da serbest kıyafete geçtiler. Artık sakallı bürokratlarla daha sık karşılaşıyoruz. Ayrıca 81 ilimiz 81 valimiz var. Ordu’da olduğu gibi birkaç ilimizde bu konu ile ilgili sıkıntılar yaşanıyor. Demek ki valilerimizin büyük çoğunluğu bu konuda genel yönelim ile barışık. Tabii bu mevcut kılık-kıyafet yönetmeliğinin acilen değiştirilmesinin gerekliliğini ortadan kaldırmıyor. Umarım kısa zamanda değişir de biz de kılık-kıyafete müdahale sebebiyle başka bir yazı yazmak zorunda kalmayız.

.

Facebook Yorumları

reklam
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı