Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Öztürk, Bauman, Rorty: Özgürlüğü korumak


31.12.2018 - Bu Yazı 813 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Öteden beri, gerçekliği biraz karmaşık buldukları için kafalarındaki düzene göre onu terbiye etmek, kontrol altında tutmak, bunu yaparken bilgi, yorum, anlam ve hayat üzerinde kendi tekellerini kurmak için mücadele edenler olmuştur. Buna karşın hayatın akış halinde olduğu, hayat biçimlerinin, bilgi ve yorumlarının tek bir potada eritilmeyeceği, doğru bilgi ve doğru yorum dayatması üzerine bir hakikat rejimi kurulamayacağı anlayışını benimseyenler de olmuştur.

Birinci yaklaşımın cari olduğu ve gücün ele geçirildiği durumlarda gerçekliğin farklı yorum ve yaklaşımlardan arındırılması pahasına kıyıcılık hüküm sürer. En ileri safhada korkunç örnekleri vardır.

Mesela Ortaçağ Avrupa’sında dinsizleri yani hâkim ortodoksinin dışında duranları bekleyen tek bir şey vardı: Yakılmak…
Stalin’in ise Moskova Duruşmaları marifetiyle sadakatlerinden şüpheye düştüklerine reva gördüğü tek bir şey vardı: kurşuna dizmek…

Dikta rejimlerinde ise en tehlikeli tek bir suç unsuru vardı: fikir…

Jean-François Lyotard, otoriter rejimlerin kendi senaryolarını anlatmaya, dinlemeye ve oynamaya vatandaşlarını zorladığını; anlatıcı, dinleyici ve oyuncu olarak onların hayal güçlerine tamamen engel olduğunu belirtir. Bir uygulama hatası, bir dinleme yanlışı, bir anlatı sürçmesinin ise bu tür otoriter rejimlerde yaşayan insanlar için tutsaklık anlamına geleceğini söyler. Öte yandan İdeal “Devlet”inde devlet dinine inanmayanları, zararsız kişiler olsalar bile; örnek teşkil etmelerinden ötürü tehlikeli gören Platon, onları bilgiye dönüşecekleri bir ıslah ve pişmanlık evine mahkûm eder.

Türkiye’nin yakın tarihi hem Lyotard’a hem Platon’a göndermelerle dolu. Tek tek örnekleri sıralamanın lüzumu yok. Toplumsal hafızamızda hepsi kayıt altında. Ne var ki örnekler bitmiyor! Ülke olarak tam bir eşiği aştığımızı, bir fasıladan başka bir fasılaya geçtiğimizi düşünürken yaşanmışlıktan ders çıkarmamış bir olay ya da durum hafızamızı yok sayarcasına biriktirdiğimiz tecrübeyi de havaya savurarak yanıbaşımızda beliriveriyor.

OLAY İÇERİĞİ AŞMIŞTIR ŞİMDİ SÖYLENMESİ GEREKNİ SÖYLEMELİYİZ

Prof. Dr. Mustafa Öztürk iki yıl önce akademik bir toplantıda dile getirdiği bir görüş nedeniyle tekfirden tehdide varan çeşitli dozda saldırıların hedefi oldu. İş o noktaya vardı ki Mustafa Öztürk’ün ne dediği ne demediği üzerinden bu tartışmayı yürütmek karşı karşıya olduğumuz durumun vahametini hafifletecektir.

Böyle zamanlarda temel prensip üzerinde ısrar etmek bundan sonrası için daha yaralı olur. Hatta yararlılığın da ötesinde... Mustafa Öztürk’ün görüşlerini paylaşmasalar bile ilkesel olarak söz hakkına, yorumun özgürce ifade edilebilirliğine zerrece inanan herkes için bu ısrar bir görevdir. Bu olayda göstermiştir ki yaşadıklarımızı bundan sonra tekrar yaşamamız olası. Onun için burada bıkmadan usanmadan ısrarcı olacağımız temel prensip, özgürlük olmalıdır.

Kaldı ki Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün maruz bırakıldığı durumda, Lyotard’ın bahsettiği rejim senaristleri ya da Platon’un Devlet’i adına iş görenler de yok. Esasında kendileri de söz söyleme alanın sınırlarını belirleyecek güçten ve kudretten yoksun olan kişi ve oluşumlar var. Dolayısıyla belki de müstakbel bir gelecekte benzer bir operasyonun nesneleri olacak kişilerin Öztürk’e hucum ederkenki gayretkeşlikleri bu açıdan bakıldığında trajiktir. Söz söyleme alanının sınırlarına dair etki gücü olanların da sadece kendi seslerine ses verenlere alan açarak diğerlerinin sesisini kısma girişimlerinin bir ilkeden yoksun olduğu aşikârdır. Bu açıdan bakınca kendilerini başkası için susuturucu kılmanın heyecanını yaşayanlar aslında ne yaptıklarını ve bu yaptıklarının kendilerini bile yarın nasıl söz söyleyemez duruma getiribileceğini idrark etmiyorlar.

HAKİKATİN MUHAFIZLARI HAKİKATİN YAŞAM ALANINI YOK EDERKEN

Hakikati, kendi tanımları içinde dondurmak tüm hakikat muhafızlarının hayali. Buna bir de aktüel olarak deneyimlediğimiz kamusal tartışma alanının daralması eklendiğinde fikirlere can suyu olacak nefesden mahrum kalmak üzere olduğumuz görülecektir. Hakikati kendi tekellerinde görüp, “Susturun! Konuşturmayın!” naraları atanlar bilmeliler ki bu tavır ve tutumları ile kendilerini de oksijensizliğe mahkum etmiş oluyorlar.

Fikirlerin gürül gürül aktığı bir ülke değiliz. “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar”, çıkar da ne mümkün! Böyle bir şeyin vuku bulmaması adına herkes seferber olursa bu nasıl olacak? Eğer bu olmayacaksa yaşayacağımız çölleşmenin maliyeti hakkında bir fikri olan var mı? Sadece bugünümüze değil yarınlarımıza ipotek koyan bu anlayış neye yol verir bu ülkede, hiç düşündük mü? 
Zygmunt Bauman, ‘Sosyolojik Düşünmek’ isimli ufuk açıcı eserinde Sosyolojiyi tam da yukarıda aktarmaya çalıştığımız gerilimin içine yerleştirerek der ki:

“Sosyolojik düşünmek en azından herhangi bir yorumun ayrıcalığına ve kusursuzluğuna duyulan güveni zayıflatır. Deneyimlerin, hayat biçimlerinin çoğulluğunu öne çıkarır; her birinin kendi başına bir kendilik, kendine özgü bir mantığı olan dünya olduğunu gösterirken, aynı zamanda görünüşte kendine yettiği ve eksiği olmadığı yalanını gözler önüne serer.”

Sosyolojik düşünmek üzerine tanımlarını sıralamaya devam eder Bauman:

“Sosyolojinin insan hayatına ve insanların bir arada yaşamalarına vermek için hazır olduğu büyük hizmet, paylaşılan özgürlüğün vazgeçilmez bir koşulu olarak karşılıklı anlayış ve hoşgörüyü yükseltmektir. Sosyolojik düşünmek hoşgörüyü besleyen anlayışı ve anlayışı mümkün kılan hoşgörüyü artırmaktan başka bir şey değildir.”

ÖZGÜRLÜĞÜ KORUYALIM, HAKİKAT BAŞININ ÇARESİNE BAKABİLİR

Türkiye’de ya da dünyada herhangi bir yerde, hoşgörüyü besleyen anlayışı ve anlayışı mümkün kılan hoşgörüyü arttırmak böylece hakikatin yaşamasının koşulu olan özgürlük iklimini tesis etmek tüm inanç ve fikirlerin yegane garantisidir. Bunun farkına varmak kendi söz hakkımızın namusunu korumanın da koşuludur. Başkasının söz hakkını tanımayan kendi söz hakkına sahip çıkmamış olur. Ayrıca bu tutum ahlakî açıdan da sorunluludur. Unutulmamalıdır ki ahlak kendimize nasıl davrandığımız ile ilgili değil kendimizin dışındakilere nasıl davrandığımız ile ilgili bir husustur.

Her hakikat iddiası tek doğru olduğu cür’etini yansıtır. İddia makamlarını tekilleştirmek hakikati muhafaza etmek değildir. Tiranların, despotların işidir bu. Hakikat yorumlarının çoğulluğunu teke indirme arzusu seküler totaliter rejimlerin milyonlarca insanın yaşamına mal olan uygulamalarıyla tarihin kara sayfaları arasında yerini aldı. Hakikatin sözcülüğüne soyunanlar şunu bilmemeliler. Hakikat küfür etmez, tekfir etmez, tehdit etmez... Sözlerin hepsini işitip en güzeline uyacak bir ferasetten yoksunluk hakikati korumak değildir. Esasında hakikatin korumaya ya da korunmaya da ihtiyacı yoktur. Richard Rorty’nin deyişiyle “eğer özgürlüğe özen gösterirsek, hakikat ve iyilik kendi başlarının çaresine bakmasını bilirler.”

.

Facebook Yorumları

Kod8
22.3.2019
arrant ile vurdular! biz Egg Boy ile dayanışacağız!
14.3.2019
Eğitimi kavrayışımız yüz yıl öncesinin gerisinde!
7.3.2019
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
21.2.2019
Çünkü herkes kendinden firardadır
18.2.2019
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın STK raporu
26.1.2019
’12 yıl zorunlu eğitim çok fazla’ ya da bir manşetin analizi
23.1.2019
Ziya Selçuk ve Süpermen’in pelerini
31.12.2018
Öztürk, Bauman, Rorty: Özgürlüğü korumak
25.12.2018
Katı olan her şey buharlaşıyor
16.12.2018
Milli Eğitim Bakanı popstar değil ki!
9.12.2018
Toplumun ekosistemini korumak
6.12.2018
Sahteliğin gerçekliğe dönüşmesi
17.11.2018
Kürşat Bumin’in ardından
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Ne o Maduro’yu da mı ayıplayamıyoruz!
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8
Emlak8.Net