Arife KÖSE

arifekose@gmail.com



Bookmark and Share

Balyoz davası, algı yönetimi ve dezenformasyon çabası


26.10.2012 - Bu Yazı 5880 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ortaya serilen onca delilden ve son olarak da Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman arasında geçen “darbeyi kim önledi?” tartışmasından sonra, Balyoz’un hala darbe planı olup olmadığını konuşmak çok da anlamlı değil.

“Türkiye’nin en parlak ve eğitimli subaylarının” böyle şeyler yapabileceğini, geçmişte de yaptıklarını hatırlamak istemeyenler için bir kez daha hatırlatalım: Aytaç Yalman, Akşam gazetesi genel yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya’nın NTV’de katıldığı bir programda darbeyi Hilmi Özkök’ün önlediğini söylemesi üzerine kendisini arayarak, “Sana sitem etmek için arıyorum. Biraz önce seni NTV'de izledim. Hilmi Özkök için darbeyi önleyen kişi ifadesini kullandın. Aytaç Yalman'ın rolü ne, diye soruldu. Hiçbir şey söylemedin, geçiştirdin” der.

“Darbe girişimini gerçekten siz mi önlediniz?” sorusuna Yalman’ın yanıtı şöyledir: “Bilmem, Türk Ordusu tek kişi değildir. Tek Genelkurmay Başkanı da değildir. Ucuz kahramanlık kimseye yakışmaz. Türk Ordusu demek Kara Kuvvetleri Komutanlığı demektir. Hilmi Paşa'nın kaç tane tankı tüfeği vardı?”

Küçükkaya’nın ısararı üzerine Yalman “İddianame, darbeyi Aytaç Yalman önlemiştir” diyor ve “Erken öten horozun kafasını keserler; zamanı gelince konuşurum. Bizim de kafamız gitmesin” diyerek konuşmayı bitirir.

Bu konuşmaların ardından Çetin Doğan’ın eşi Nilgün Doğan’ın, ifadelerinin alınması gerektiği konusunda o kadar ısrar ettikleri Hilmi Özkök’e ve Aytaç Yalman’a bu tartışmanın ardından “susun” çağrısı yapması ise oldukça ilginç. Sahi, siz öteden beri konuşmalarını istemiyor muydunuz, şimdi neden onlardan susmalarını istiyorsunuz ki?

Yaşar Büyükanıt’ın yine Balyoz davasında verdiği ifadesinde “ben hayatımda böyle plan semineri görmedim” demesini, nedense Çetin Doğan’ın tutukluluğu konusunda AİHM’e yapılan başvuruda “sahte deliller” meselesinden hiç bahsedilmemesini (ya da bahsedilmişse AİHM’nin burada bir ihlal görmemesini), HSBC ve sinagog bombalamalarının Balyoz belgeleri arasından çıkmış olmasını, Balyoz için ne yazık ki tamamlanmış bir teşebbüs olan 12 Eylül darbesinin Bayrak Harekat Planı’nın model olarak alınmış olmasını, tutuklanacak gazeteciler listesinden tutun da Milli Mutabakat Hükümeti listesine kadar her detayın planlanmış olmasını, sahte olduğu iddia edilen ve sonradan üretildiği söylenen eylem planları ile plan seminerinin kayıtları arasındaki paralellikleri, Gölcük’te ortaya çıkan belgeleri ve Balyoz Planı’nın kopyasının da bunlar arasında bulunmuş olmasını kuşku duymak için yeterli görmeyenler, bizi bütün yaşananların bir “komplo” olduğuna inandırmaya çalışıyorlar.

Üstelik başta Ezgi Başaran olmak üzere bunu yapmaya çalışanlar, Balyoz’un bir darbe planı olduğunu, bu mahkemenin bir tiyatro olmadığını ve yıllardan beri süregelen askeri vesayet ile hesaplaşmada önemli bir köşe taşı oluşturduğunu söyleyenler sanki adil yargılanma hakkını savunmuyormuş gibi bir hava yaratıp bir de yazılarının arasına Roboski katliamını, KCK davasını sıkıştırıp, oradan aldıkları meşrulukla Balyoz Davasını vurmaya çalışıyorlar;  tam bir çarpıtma ve “algı yönetimi” yaptıkları.

Aslında davaların baştan sona her anında adil yargılanma hakkına uyulduğundan emin olan kimse yok. Orhan Kemal Cengiz, Alper Görmüş gibi yazarlar sık sık davalardaki hukuk hatalarına değinip bunların düzeltilmesini ama bununla birlikte davaların özünün gözden kaçmaması gerektiğini söylerken Ezgi Başaran ve onunla aynı yerde duranlar, sadece ve sadece deliller ve hatta 11 No’lu CD’nin sahteliğini kanıtlamak üzere yazıyorlar.

Ezgi Başaran’ın anlamadıkları veya anlamıyormuş gibi yaptıkları

Balyoz davasında ceza alan askerleri “Türkiye’nin en parlak ve eğitimli subayları” olarak gören Ezgi Başaran, 25 Eylül 2012’de Radikal’deki köşesinde yazdığı yazısında şöyle diyor:

“Ordu harcamalarını denetleyecek biçimde Sayıştay kanununda gerekli düzenlemenin yapılmamasını, ordunun hala hesap verebilir pozisyonda olmadığını, Roboski katliamının sorumlularının 10 aydır ortaya çıkmamasını, darbelere hukuki kılıf hazırlayan iç hizmet kanununda hala değişiklik yapılmamasını bir kenara bıraktınız. Balyoz davasının 20, 18, 16 yıl gibi cezalarla sonuçlanmasının gerçek ordumuza kavuşmamıza yarayacağına, askeri vesayetin kalkıp demokrasinin geldiğinin kanıtı saydınız. Anladım.”

Acaba Başaran’ın haklı olarak “bir kenara bıraktınız” dedikleri yapılmış olsaydı ciddi bir darbe girişimiyle karşı karşıya olduğumuza inanacak mıydı? Yoksa bunları Balyoz’u eleştirirken “aslında ben de anti-militaristim” mesajını vererek, dava sürecini itibarsızlaştırmaya ilişkin tüm yazdıklarına bir meşruluk sağlamak için mi söylüyor?

Aslında Başaran tüm bu saydıkları arasında en önemli şeyi, yani hala kendisi bir darbe ürünü olan 12 Eylül anayasasıyla yönetiliyor olduğumuzu saymayı unutmuş ama onu da artık Balyozcuları aklama heyecanına verelim. O telaşla unutmuş olsa gerek, biz hatırlatmış olalım.

Ezgi Başaran, KCK davaları ve Roboski hakkında bu kadar hassas olduğuna göre kendisi Kürt halkının özgürlüğünü ve bugüne kadar Kürt halkına yapılanları önemsiyor sanırım. O zaman durumu daha iyi anlayabilmesi için kendisine Balyoz davasından ceza alan Albay Cemal Temizöz’ün başka hangi davalardan yargılandığına ve bugüne kadar işlediği cinayetlere de bakmasını öneririm. Bu da mı yetmedi; o zaman Balyoz seminerinde iç tehdit görüşülürken Güneydoğu illeri hakkında söylenenlere bir daha bakmasını tavsiye ederim. Bakalım “Güneydoğu’da terör olaylarının artmasının üzerine” o “eğitimli ve en parlak subaylar” neler yapmayı planlıyorlarmış?

Ezgi Başaran’ın yukarıda verdiğim paragraftaki diğer cümleleri ise kanıtlanmaya son derece muhtaç ve kendisi biraz olsun gazetecilik etiği denen şeye inanıyorsa, “Balyoz davasının 20, 18, 16 yıl gibi cezalarla sonuçlanmasının gerçek ordumuza kavuşmamıza yarayacağına, askeri vesayetin kalkıp demokrasinin geldiğinin kanıtı saydınız” cümlesini kime ithafen söylediğini kanıtlamak zorunda.

Bir daha asla!

Ben Darbelere Karşı 70 Milyon Koalisyonu’nun bir aktivistiyim.

Biz, Balyoz belgeleri ortaya çıkar çıkmaz suç duyurusunda bulunduk ve 23 Ocak 2010’da Taksim’de, kar kış demeden binlerce kişinin katıldığı ve ellerinde “darbe olursa tankların üzerine çıkacağız” dövizlerini taşıdığı mitingi örgütledik.

Bizzat içinde olduğum için biliyorum, aynı mitingi örgütleyenler Ceylan Önkol öldürüldüğünde sokağa çıkanlar, Roboski’ye gidip kamuoyu yaratmak için uğraşanlar, anadilde eğitim hakkı için Kürtçe dersleri düzenleyenler, 12 Eylül anayasasının tamamen ortadan kalkması için, askeri vesayetin her tür uygulamadan ve yasalardan tamamen kalkması için mücadele edenlerdi. Biz bir yandan Kürt halkına karşı cinayet işleyen Cemal Temizöz’ü aklamak için çaba harcarken diğer yandan Roboski katliamını ve KCK davasını, darbeciliğimizi örtmek için kullanmadık. Bir yandan 12 Eylül darbesini lanetlerken diğer yandan 12 Eylül’ün Bayrak Harekat Planı’nın model alındığı Balyoz darbe planını aklamaya çalışmadık. Eğer darbe yapmak suçsa ve 12 Eylül bir darbeyse, bırakın Balyoz’un bütün delilleri geçersiz olsun, 12 Eylül’ü bu plan seminerinde övmek bile suçtur.

Darbe ve tecavüz

Orhan Kemal Cengiz, Balyoz davası kararlarının açıklanmasının hemen ardından 29 Eylül 2012’de Radikal gazetesinde yazdığı yazıya şöyle başlıyordu; “Bir grup adam bir masanın etrafına oturmuş, bir binaya girip oradaki kadınlara nasıl tecavüz edeceklerini konuşuyorlar. Nasıl içeri girecekler, nasıl önlerine çıkan engelleri bertaraf edecekler, kadınları nasıl zaptedecekler hepsi konuşulmuş. Biz darbe yapmayı, iktidarı silah yoluyla ele geçirmeyi, tecavüz gibi ciddi ve yüz kızartıcı bir suç olarak görseydik, aynı ölçüde midemizi bulandırsaydı, Balyoz davası yine bu şekilde mi tartışılırdı dersiniz?”

Elbette tartışılmazdı. Özellikle de o “bir grup adam” tecavüz suçunu daha önce defalarca işlemişse. O halde neden inanmıyorlar veya belki de daha doğru bir ifadeyle, neden inanmıyormuş gibi yapıyorlar? Acaba o “parlak subayların” veya onların içinde yer aldığı sınıfın darbe yapmasını, açıkça söyleyemeseler de, meşru gördükleri için olabilir mi?

Bence Orhan Kemal Cengiz’in çok yerinde olarak sorduğu bu soru hala yanıtlanmaya muhtaç olarak karşımızda duruyor. Yanıtını hepimizin bildiği bir soru olarak.

Ezgi Başaran merak etmesin, bu davaların önemine dikkat çeken bizler, askeri vesayetin sadece davalarla bitmeyeceğinin farkındayız.

Ama kendisi tam da bu vesayete hizmet ettiğini farkında mı acaba?

Galiba o da farkında.

arifekose@gmail.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
1.3.2018
Hawaii’den sonra nükleer savaş tehdidini yeniden düşünmek
16.2.2018
Hawaii’den Sonra Nükleer Savaş Tehdidini Yeniden Düşünmek
8.12.2017
Arşivcilik suç değildir!
16.03.2015
Dünya kadınlarının durumu
07.03.2015
Ukrayna: Emperyalizmin oyun alanı
25.02.2015
Kriz ve Avrupa'da solu bekleyen zorluklar
15.02.2015
İşçi sınıfının küresel gücü
20.01.2015
İslam ve şiddet
19.01.2015
Medeniyetler çatışması tezine teslim mi oluyoruz?
23.12.2014
Reform mu devrim mi?
16.12.2014
“Devrim sadece bir kez gerçekleşip biten bir olay değildir”
05.12.2014
Sizin favori islamınız hangisi?
15.11.2014
Paşalar duymamış: Balyoz darbe planıdır!
16.08.2014
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından nasıl bir muhalefet?
21.07.2014
Cumhurbaşkanlığı seçiminden geriye ne kalacak?
14.07.2014
Kürtler oylarını pazarlık konusu ettiler mi?
11.06.2014
Suriyeli sığınmacılar ve ırkçılık: Savaştan kaçanların evini yakmak
31.05.2014
Ne yaparsanız yapın nükleer felakete hazır olamazsınız
20.04.2014
Hagop Martayan’ı A. Dilaçar’a dönüştüren zihniyet ya da Türk dili bir Ermeniye emanet edilir mi?
24.03.2014
CHP’ye oy vermekle, HDP yerine CHP’ye oy vermek arasındaki fark
11.03.2014
Yolsuzluk dosyalarına gelince mağrur, katillere gelince mağdur
24.02.2014
12 Eylül davası, darbe ve adalet
08.02.2014
Ergenekon vardır, Balyoz darbe planıdır
28.01.2014
Yıldıray Oğur kimi kafeslemeye çalışıyor?
20.01.2014
Ergenekon iddianamelerinde Hrant Dink cinayeti
08.11.2013
Yahudi sorunu, başörtüsü ve kızlı erkekli evler
05.11.2013
Şafak Pavey: “Kibirden küfelik olmuş” zihniyetin sayıklamaları
13.08.2013
Genelkurmay hangi davalara, nasıl müdahale etti, açıklayın!
08.08.2013
Ergenekon kararlarına üzülenler, Kürt halkının, Hrant Dink’in katillerini savunuyorsunuz!
30.07.2013
Silivri ve Gezi
26.05.2013
28 Şubat soruşturması ve Kürt sorununda çözüm süreci
12.05.2013
'Cehennemin dibine gitsinler' derken…
05.05.2013
Barış, demokrasi ve AKP’ye muhalefet
29.04.2013
“Vay demek Cumhuriyet de buralara gelirmiş”
16.04.2013
Avrupa’nın endişeli modernleri
23.03.2013
İlker Başbuğ’un mektupları üzerine
16.03.2013
Hasan Cemal, Hürriyet, Sözcü
03.03.2013
Osman Can’a mektup: Büyük af büyük barış getirir mi?
24.02.2013
Berfo Ana ve Zekeriya Şengöz
17.02.2013
Susurluk’tan Ergenekon’a ölüm kararlarını kim veriyor?
16.02.2013
Mehmet Elkatmış ne diyor?
10.02.2013
Darbeciler, af, Arjantin
12.01.2013
Hrant Dink cinayeti hangi örgütün işi?
08.01.2013
Okuluma ve hocama dokunma!
02.01.2013
Roboski, barış, Roboski, barış..
17.12.2012
Bir akıl tutulması örneği: Silivri ve Tahrir’i aynı cümle içinde kullanmak
01.12.2012
Yunanistan, beceriksiz siviller, darbe
25.11.2012
Balyoz davasının konuşulmayanları
23.11.2012
Ertuğrul Özkök görev başında
22.11.2012
12 Eylül’ü kim yargılar?
21.11.2012
Sanık Kenan Evren, sanık Tahsin Şahinkaya
04.11.2012
Balyoz davasının ardından
26.10.2012
Balyoz davası, algı yönetimi ve dezenformasyon çabası
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive