Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?


21.02.2020 - Bu Yazı 82 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  FETÖ'nün siyasi ayağı yeni bir konu olmadığı halde, İlker Başbuğ’un dile getirmesi fazla gürültü kopardı.

Asıl dikkat çeken, iktidar medyası ve yazarlarının askeri vesayet güçlerinin yeniden kıpırdanmasını ve darbe ihtimalini hararetle öne çıkarması oldu.

Muhalefete yakın yayın organları ise bu hususu görmeye pek yanaşmadı ve daha verimli buldukları “AK Parti’deki siyasi ayak” arayışlarını sürdürdü.

Peki, Türkiye gerçekten askeri vesayetin ve darbenin reel bir tehdit oluşturduğu günlerine mi dönüyor?

FETÖ darbesini iktidar, parlamento ve seçmen üçlüsüyle püskürtmüş bir Türkiye’de, hâlâ bu yolla iktidara gelmeyi düşünenler olabilir mi?

Sona eren “düşük yoğunluklu ittifak”

Başbuğ’un durup dururken siyasi ayak tartışmasını gündeme sokması, kafaların karışmasına, soru ve kuşkuların ortalığa saçılmasına neden oldu.

Hatırlayacaksınız, Erdoğan “İnternet Andıçı Davası”ndan dolayı İlker Başbuğ’un tutuklanmasına ve Silivri’de yargılanmasına karşı çıkmıştı. Genelkurmay başkanları ve kuvvet komutanlarının hiç değilse tutuksuz olarak Yüce Divan’da yargılanması gerektiğini ifade etmiş, hoşnutsuzluğunu ve üzüntüsünü bariz bir şekilde hissettirmişti.

İşte bu olaydan itibaren, FETÖ’nün dâvâlar yoluyla tasfiye etmeye çalıştığı Kemalist eğilimli askerlerin bir bölümüyle AK Parti iktidarı arasında, adı konmamış bir ittifak yavaş yavaş gelişmeye başlamıştı.

Hele Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’ın, 31 Aralık 2013’te “milli orduya kumpas kuruldu” sözleriyle doğrudan FETÖ’yü ve darbe dâvâlarını hedef almasıyla başlayan gelişmeler, bu ilişkiyi bir hayli pekiştirdi. Ardından darbe dâvâları birer birer çökmeye ve Silivri tutukluları tahliye olmaya başladı.

O zamandan beri AK Parti ile bu Kemalist kesimler arasındaki ilişki, konjonktüre göre bazı iniş çıkışlardan geçse bile, hep olumlu bir seyir izledi. O gün bugündür, dikkat çekici bir çatışma yaşanmadı. Kürt sorununa yaklaşım, FETÖ’ye karşı mücadele, Suriye ve Doğu Akdeniz politikası, ittifakın sürmesi için uygun iklimi sağladı.

İlker Başbuğ’un sert çıkışı düşük yoğunluklu olarak sürmekte olan bu ittifakın sona erdiği yönünde düşüncelerin doğmasına yol açtı.

Başbuğ’un tercihi kişisel gibi…

Anlaşılmaya muhtaç olan konu, İlker Başbuğ’un bu konuşmayı niye yaptığı. 

Olgulara bakılırsa Başbuğ, niyeti bir yana, söz konusu Kemalistler adına konuşabilecek kadar güçlü bir konuma sahip değil. “Arkadaşlarının tutuklanmasına karşı çıkmadığı,” onları “sahiplenmediği” ve Kozmik Oda’ya girilmesine “seyirci kaldığı” eleştirileri, o camia içinde halen sürüyor.

Şüphesiz, iktidara karşı mevzilenme anlamında Başbuğ’un söz ve eylemine değer biçen, onda belirli bir motivasyon unsuru bulan kimi emekli, kimi muvazzaf Kemalist askerler de olabilir. Ancak bugüne kadar, kamuoyuna yansımış, siyasal analizlerde yer edinmiş böyle bir grubun varlığına işaret edilmedi.  

Başbuğ çeşitli vesilelerle (yazdığı kitaplarla, verdiği konferanslar ve röportajlarla, katıldığı toplantılarla vb) kamuoyu önüne çıksa bile, liderlik eğilimi içinde olduğunu gösteren somut ve güçlü bir belirti de yok.

Bütün bunlar dikkate alınınca, yolları ayırmasının kişisel tercihi olması ihtimali ağır basıyor.

Ama tam zamanında…

Bu çıkışın zamanlamasına biraz daha yakından bakalım.

İktidar hayli zamandır içeride ve dışarıda ciddi güçlükler yaşıyor. Dikkat çeken bir yalnızlık ve zayıflama trendi içinde. Cumhur İttifakı gevşeme belirtileri gösteriyor.

İki günde bir orada burada patlayan yolsuzlukların, hukuksuzlukların, eş dost kayırma vakalarının yorgun AK Parti tabanında belli bir kaçış eğilimi yarattığı aşikâr. Yerel seçimlerdeki yenilgi sonrasında AK Parti’nin kan kaybetmesi durmuş gibi görünmüyor.

Ahmet Davutoğlu kopardığı seçmenle partisini kurdu. Ali Babacan daha genişini ve etkilisini kurmak için gün sayıyor.

İktidarın Rusya ve İran’la birlikte çözmeye çalıştığı Suriye sorunu, İdlib’de ciddi tıkanma yaşıyor. Türkiye büyük bir savaşın içine yuvarlandı - yuvarlanacak. Rusya’yla sürdürülen yakın ilişki çıkmazda ve birçok yönüyle sorgulanmaya başladı.

Büyük bir sığınmacı nüfusu barındıran ülkenin, iktidarın izlediği politika nedeniyle yeni bir sığınmacı akınıyla karşı karşıya kalması tehlikesi, muhalefetin ciddi eleştirilerine yol açıyor.

Türkiye’nin güney sınırlarının güvenliği, toprak bütünlüğü, PKK ve PYD/YPG’ye karşı mücadele, Libya ve Doğu Akdeniz nedeniyle ciddi anlaşmazlıklar yaşanan ABD ile İdlib dolayısıyla yakınlaşma belirtileri, dış politika tutarsızlıkları olarak değerlendiriliyor.

Kürtlerde görülen gönül kırgınlığı, adalet ve yargı alanında yaşanan problemler, demokrasi yoksunluğu, basın özgürlüğünün kısıtlanması bütün çıplaklığıyla ortada duruyor. Günü kurtarma ekonomisini süsleme, istikrarlı işsizlik ve hayat pahalılığını perdeleme, rakamlarla oynama, toplumsal memnuniyetsizlikteki artışı gizleyemiyor.

“Başkanlık rejimi" otoriter tek adam rejimine dönüştü ve bu iktidar çevrelerinde de huzursuzluk yarattı. TBMM törensel bir kuruma dönüştü.

Bütün bunların Başbuğ’un çıkışında etkili olmadığı söylenemez.

Amerikalı “orta kademe” diyor ama…

Tesadüf müdür bilinmez, Pentagon’u fikren besleyen düşünce kuruluşlarından Rand Corporation’ın 278 sayfalık Türkiye Raporu’nu yayınlaması tam da bu döneme rastladı.

Kuruluş, “Orduda orta kademe subaylar arasında darbe fikrinin giderek taraftar bulduğu” iddiasını ileri sürüyor. Daha ileri gidip, uzak olmayan bir vâde içerisinde darbe olabileceğini ortaya atıyor.

Malûm, yüksek rütbeli subayların çoğu darbe dâvâları, emeklilik ve FETÖ iltisakı iddialarıyla tasfiye oldu. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar şu anda eski orta kademeden güvendiklerini üst kademeye çıkartarak durumu götürüyor. Yeni orta kademe subayların vesayetçi ve darbeci geleneğe nasıl ve neden yeniden sarılmış olabilecekleri, epey kurcalanması gereken bir durum.

Ancak, ortada son darbe girişimini ezen bir iktidar varken, milli savunmanın başında eski bir genelkurmay başkanı ve ekibi varken, bu “orta kademe subayların” kıpırdanması mümkün olsa dahi darbe hattına girmesi kolay görünmüyor.

Değişen dengeler iktidarın lehine değil

2023 seçimlerine doğru gidiyoruz. Belki öne alınmış bir seçimle yüz yüze geleceğiz. Bu durum siyasal dizilişleri de ister istemez etkiliyor.

Mevcut dengeler AK Parti iktidarının işini zorlaştıracak bir seyir izliyor. Saadet Partisi’nin Kudüs Mitingi bu yönden dikkat çekiciydi. Cumhur İttifakı hariç herkes oradaydı.

Önümüzdeki seçimden aynı iktidar kombinasyonu çıkar mı, hayli şüpheli.

Vesayet ve darbe tehlikesinin iktidar çevrelerince işlenmeye başlanması, demokratik hassasiyeti olan çevrelerin yeniden iktidarın etrafında kümelemesini sağlama çabası olarak görülebilir. Bunca hayal kırıklığından sonra bu mümkün olabilir mi derseniz, bana göre çok zor.

Buna karşılık, demokrasi temelli buluşma olarak tanımlanan Millet İttifakı gücünü korumaya ve hattâ biraz artırmaya devam ediyor.

Bu arada, bazıları merkez sağ ve liberal eğilimli üçüncü bir odağın doğma ihtimalinden söz etse de henüz ortada bir şey yok.

Seçimle gelen seçimle gitmeli

Büyük kentlerde yerel yönetimleri kaybeden AK Parti’nin onları muhalefete teslim etmekte gösterdiği gönülsüzlük, yapılacak ilk cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimini kaybetmesi halinde iktidarı vermeye hiç yanaşmayacağı şeklinde tuhaf varsayımlara yol açmaya devam ediyor. Bunun bazı mahfillerde çok işlendiği söylenebilir.

AK Parti’nin böyle bir yola başvuracağına hiç ihtimal vermiyorum. Türkiye böyle bir tavrı taşıyabilecek bir ülke değil ve bunu yapanların bir gün bile iktidarda kalabileceğini sanmam. Ancak böyle bir varsayımdan kendine rol biçen uslanmaz askeri vesayet ve darbe meraklıları çıkmaz mı derseniz, çıkabilir de...

Darbeye nice canlar pahasına geçit vermeyen bir halka, “Bu iktidar çok kötüydü. İktidarı vermeyecekti. O nedenle devirdik” demeye kalkacakların işinin hiç de kolay olmayacağını söylemek isterim.  

.

Facebook Yorumları

Emlak8
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlar'dan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
18.05.2019
#sanatçıyadokunma!
12.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
4.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
15.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
8.4.2019
Adresini arayan uyarı!
4.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
10.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
20.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
11.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
30.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
9.12.2018
Siyasetin güçlü babaları ve etkisiz oğulları
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
22.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
15.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
31.7.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
10.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive