Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?


8.8.2018 - Bu Yazı 548 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kanal İstanbul Projesi, Başkan Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden beri hayaliydi. 2011 genel seçimlerine giderken,  ilk kez 12 Haziran 2011’de Haliç Kongre Merkezi’nde tantanalı bir tanıtımı yapıldı. Şimdi ise, gerekli yasanın çıkması için iktidar tarafından TBMM’ye getiriliyor.

Öncesinde, Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan bir basın toplantısıyla proje hakkında bilgi verdi. Buna göre, Kanala ilişkin çalışmalar Ağustos 2017’de fiilen başlamış. Güzergâh belirleme, sayısal modelleme, deprem risk değerlendirmesi, rüzgâr ve dalga şartlarının tespiti ve diğer projelerle entegrasyonu gibi hususlar, geride bıraktığımız yılbaşına kadar tamamlanmış.

Devlete göre, her şey yolunda

Değişik alternatifler üzerinde durulduktan sonra, Marmara’dan Küçükçekmece girişiyle Sazlıdere ve Durusu üzerinden Karadeniz’e açılan bir güzergâhta, yaklaşık 45 km uzunluğunda, 250 m genişliğinde ve 25 m derinliğinde bir kanal olması kararına varılmış.

Beklenebileceği gibi Kanal, muhtelif bağlantılarla çevresindeki çok şeritli otoyollara, hızlı tren hattına, bölgesel merkezlere, Boğaz köprülerine ve Anadolu yakasında Akyazı’ya bağlanacakmış. Ulaştırma Bakanı bütün bunlar yapılırken kentsel dönüşüm ve etkilerinin de hesaba katıldığını vurguluyor.

Maliyet mi; 39 milyar TL de olabilir, 65 milyar TL de!

Bu proje benzerlerini daha önce sık gördüğümüz “yap-işlet-devret” modeliyle ihaleye çıkarılarak, devlet bütçesine yük olmayacakmış. 65 milyarlık bir maliyetten söz ediliyor,ama hafriyatla ilgili farklı bir adım atılırsa bu rakamın 39 milyar TL’ye düşeceği yönünde görüşler ileri sürülüyor.

Ulaştırma Bakanı bu çapta bir projenin finans hacmi bakımından Türkiye’nin bugüne kadarki en büyük projesi olduğunu, ama işler bittiğinde ortaya çıkacak rakamın herkesi yanıltabileceğini söylemeyi ihmal etmiyor.

Ancak bu kadar büyük bir meblağın ödenebilmesi için yılda kaç tonluk gemi geçişi garantisinin verileceği ve bu ödeme süresinin kaç yıl süreceği hususunda, Bakanlık şimdilik susuyor.

Halkın fikrini sormak fuzuli mi?

Malûm; hayatı etkileyecek büyüklü küçüklü projeler, merkezi iktidar ve yerel yönetimler tarafından, yurttaşların karar süreçlerine doğrudan katıldığı ve demokratik rızasının alındığı bir usül yaratılarak yürürlüğe sokulmuyor.

Yönetenler ortaya attıkları projeleri kendileri çok beğenmişlerse, kafalarına yatmışsa yürüyüp gidiyor. Halka danışmak, fikrini sormak, katkısını almak ve demokratik rızasıyla yürümek, zaman kaybettiren, anarşi yaratan işler gibi görülüyor.

Durum böyle olunca, genel olarak toplumdaki siyasal bölünme ne ise en isabetli projede bile halk kabaca ona yakın bir tavır sergiliyor.. Kanal İstanbul konusunda da benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. “Çılgın Proje” iktidarın her şart altında sadık seçmenini coştururken, muhalefet esastan karşı çıkıyor, gereksiz ve tehlikeli buluyor.

Erdoğan ve iktidarı projeye bağlandı

Doğrusu bu proje ilk gündeme getirildiğinde, işin parlamento aşamasına kadar gelebileceğine pek ihtimal vermiyordum. Ama zaman geçtikçe AK Parti iktidarı ve özellikle Erdoğan, yaptığı açıklamalar ve iddialı söylemiyle kendini projeye iyice bağlar oldu.

Türkiye ekonomisi bıçak sırtındayken; doğru ve gerekli olsa bile sonuçları hayli zaman sonra görülebilecek böyle bir projeye girişmek, hukuki ve siyasi boyutları bir yana, salt ekonomik açıdan isabetli mi; toplumun önemli bir bölümü buna ikna olmuş değil.

Bu tavrı “Bunlar böyledir, büyüme ve kalkınma yönündeki her adıma, her projeye karşı çıkarlar. Köprülere de karşı çıkmadılar mı?” diye geçiştirmek, mefhumun muhalifinde, “Lâf ağzımdan çıktı, bir daha geri dönemem” gibi de yorumlanabilir.

Çünkü, olay ciddileştikçe bu proje hakkında ileri sürülen karşı tezler, iktidarın Türkiye’ye ciddi sorunlar yaratacak bir adım atmak üzere olduğu hissiyatını güçlendiriyor.

Çılgınlığın evveliyatı var!

Bu konuya dair uzman kurum ve kişilerin konferans, araştırma ve raporlarından hareketle derlediğim bilgileri, birkaç yazı halinde sizlerle paylaşmak istiyorum.

Onlara başlamadan evvel, Karadeniz ile Marmara arasına ikinci bir boğaz açma isteğinin tarihsel arka planına ilişkin birkaç bilgi kırıntısını da sunmaya çalışacağım.  

Bilindiği gibi eskiden hükümdarlar ve diğer önde gelen devlet adamları, isimlerinin kendileri öldükten sonra da yaşaması için devr-i iktidarlarında sembol niteliğinde eserler bırakmaya özen gösterirlerdi. Bu amaçla usta mimarlara camiler, medreseler, külliyeler, mescidler, köşkler, köprüler yaptırırlardı.

Osmanlı yüzyıllarında birçok padişah böyle eserler bıraktı. Bunların arasında en görkenlileri, “selatin [sultanların] camileri” diye bilinenler. Ancak padişahların İstanbul’da ve tarihî yarımadada kendi adlarına cami yaptırmaları,  teamülî ama gene de çok önemli bir şarta bağlıydı. Söz konusu padişahın sefere çıkıp savaşması, zafer kazanması ve ganimet elde etmesi, sonra da kendi adına yaptıracağı camii prensip olarak bu ganimetten finanse  etmesi gerekirdi. II. Selim’in Selimiye’yi İstanbul’da değil Edirne’de yaptırmasının bir nedeni olarak bu koşul gösterilir. Daha sonra ise bu gelenek I. Ahmet’le bozuluyor. Bu padişah herhangi bir sefere çıkmadan ve ganimet elde etmeden meşhur Sultanahmet Camii’ni yaptırmaya giriştiğinde, ulemanın muhalefetiyle karşılaşıyor. Dinlemiyor ve parasını “kendi cebinden” (ceb-i humayun’dan) karşılayacağı açıklamasına sığınıyor. Oysa hazine-i âmire ile ceb-i hümayun (veya iç hazine) bileşik kaplar gibi geçişimli olduğundan, bu savunma da pek sağlam değil. Sonunda padişahın dediği oluyor ama konu da hep tartışmalı kalıyor.

Osmanlı düşünür de, Cumhuriyet geri mi kalır!

Araştırmacılara göre Kanal İstanbul benzeri bir suyolu fikri Kanuni Sultan Süleyman zamanından başlayarak altı kez saltanatın gündemine girmiş.

Elbette niteliği “sultanlara lâyık” düzeye yaklaşan eserler gündeme getirilirken, dönemin yöneticileri çoğuna hak verebileceğimiz gerekçeler de sunabiliyor. Örneğin gemi yapımında kullanılan ağaçların Karadeniz kıyısındaki ülkelerden getirilmesinin kolaylaştırılacağı ve yüksek taşıma maliyetlerinin düşürüleceği söyleniyor.

Cumhuriyet döneminde ise, 1994 seçimlerine giderken Bülent Ecevit’in DSP’sinin propaganda broşüründe de bu projenin yer aldığı biliniyor.

Başkan Erdoğan ve AK Parti bu kanalı niye istiyor?

Başkan Erdoğan ve AK Parti iktidarının doğrusu “selatin” niyetine sahiplenebileceği çok sayıda eser olduğunu kabul etmeliyiz. Duble yollar, Avrasya Tüneli, Yavuz Selim Köprüsü, Körfez Köprüsü, Çanakkale Köprüsü, Marmaray... bunlardan sadece birkaçı.

O zaman diğer gerekçelere bakmak icap eder.

Örneğin ekonomik durumumuz, stratejik durum, jeo-politik ihtiyaçlar ve güvenlik sorunu, toprak- su-orman-yaban hayatı gibi ekolojik varlıklarımızın geleceği, kalkınma ihtiyacımız, Boğazın gemi trafiği gibi açılardan, Kanal İstanbul bir zaruret mi?

Koskoca beş yılı, bu yoklukta milyarlarca lirayı, hesaplanması zor emeği, tarumar olacak bölge coğrafyasını, Marmara ve Karadeniz ekosistemlerinin altüst olma ihtimalini bir daha mı düşünsek acaba?

Pusuya yatmış, İstanbul ve Trakya’yı vurmayı bekleyen Marmara depremlerinin bu projeye taşıyacağı riskleri, Türkiye nüfusunu olduğu gibi bu bölgeye boca edecek rant güdümlü kentleşme hamlemizin Kanal İstanbul bölgesinde nelere yol açacağını bir kez daha gözden geçirsek mi acaba?  

Gelecek yazıda konuya esastan girmeyi deneyeceğim.

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
22.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
15.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
31.7.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
10.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8