Atilla Aytemur

Serbestiyet



Bookmark and Share

‘Nepotizm’ dediğin böyle olur!


14.08.2020 - Bu Yazı 254 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

Pamukkale Üniversitesi Rektörü Hüseyin Bağ, personel daire başkanlığında açılan tek kadro için ilan veriyor. Ama gelin görün ki, ilandaki kriterlere tamı tamına uyan ve başvuru yapan tek kişi rektörün eşi oluyor.

AK Parti’nin iktidarında görmeye iyice alıştığımız nepotizmin (akraba kayırmacılığı) son örneği böyle bir rezaletle patladı.

Olay kurcalanınca bu rektörün ibret verici hikâyesinin çok saçaklı olduğu görüldü. Rektörlüğe gelişi de hayli dolambaçlı olan Hüseyin Bağ’ın daha önce de makam şoförünü bir yüksek okula sekreter olarak atadığı ve hemen bir çalışma günü sonrasında da şube müdürü yaptığı ortaya çıktı.

Aslında eşinin bir şekilde üniversitede istihdam edilmesi için çok gayret gösterdiği, önce İslam Enstitüsü’ne sekreter olarak atadığı, ama oluşan geniş tepkiler üzerine eşinin istifa etmek zorunda kaldığı öğrenildi.

Yani, rektör nepotizmin gözünü çıkarmış.

Tabii rezalet bu raddeye gelince, YÖK de ister istemez Rektör Bağ’ı görevinden alıp, hakkında soruşturma açtırmak zorunda kaldı. Gecikmiş de olsa isabetli bir adım.

“Her bünyeye uygun kayırmacılık bulunur”

Böyle bir durumla karşılaşan ilk ve son ülke şüphesiz biz değiliz. Devletlerin tarihte ortaya çıkmaya başlamasından itibaren idarecilerin kayırma politikaları ve uygulamaları hep görüldü. Bu, adaletsizlik ve hukuksuzluğun temel göstergelerinden biri oldu.

Bilim insanları siyasetin yakasını bırakmayan bu illeti inceleyip birkaç dala ayırdılar.

‘Nepotizm’ diye bilinen, akraba ve aile yakınlarını kayırmaya dair son örneği, yukarıda yazının girişinde verdim. Hayatımızı derinden etkileyen daha namlı örnekleri sevgili okurların bulmakta zorlanacaklarını hiç sanmam.

İlaveten, partizanlık ve klientalizm diye tanımlanan türleri de var. Partizanlığı tarif etmeme hiç gerek yok, çünkü yıllardır içimiz dışımız partizanlık oldu. Klientalizm ise kamu kaynaklarının, imkânların ve hizmetlerin iktidarın siyasi, dini ve kültürel meşrebine yakın kesimleri arasında dağıtılmasıdır. Her neyse, yazıyı kavramlara boğmak istemem. Zaten gerçek bütün vehametiyle önümüzde duruyor.

AK Parti bir zamanların ANAP’ına benzedi

AK Parti iktidarı ANAP’ın düşüşe geçtiği, kayırmacılık ve yolsuzlukların ayyuka çıktığı dönemdeki haline benzedi. Hatta geride bıraktı. Her gün bir tarafta kayırmacılık, yolsuzluk, hukuksuzluk patlıyor. İş pişkinlik ve kılıf uydurmayla geçiştirilmek istense de olmuyor. İşsizliğin, yoksulluğun ve çaresizliğin tavan yaptığı koşullarda daha fazla dikkat çekiyor ve can sıkıyor.

İnternette gördüğüm son derece ilginç bir örneği paylaşmak istiyorum: Olayın kahramanı kungfu sporcusu bir kızımız. Türkiye wushu kungfu şampiyonasına sporcu olarak katılıyor.  Ama kızımız şampiyonada aynı zamanda hakem olarak da yer alıyor. Annesi de hakem ve heyette yer alıyor. Şampiyonanın sonunda hakem heyetinin oylarıyla birinci seçiliyor. Babasına gelince, Türkiye Wushu Federasyonu’nun önde gelen yöneticilerinden biri. Aslında, hakemlik yaptığı için kızımızın bir yıl içinde hiçbir turnuvaya katılmaması gerekiyormuş. Ama bu mühim kural dikkate alınmıyor.

İnsan mantığını tepe taklak eden böyle bir örnek, dünyanın başka bir ülkesinde yaşanabilir mi, çok merak ediyorum. Halbuki, AK Parti ne vaatler ve iddialarla iktidara gelmişti. Devlet, iktidar, ahlak ve adalet üzerine, kul hakkı üzerine neler neler söylemişlerdi.

İlk on-on iki yıllarında bunlara az çok uymaya çalıştıklarını söyleyebiliriz. Ya sonra? Sonrası tam bir çürüme ve bozulma.

Özellikle, FETÖ ile iktidar ortaklığı yapıp, devletin kritik kurum ve kadrolarını onlara açmalarıyla birlikte durum tersine dönmeye başladı. Her şey bozuldu. Hele 15 Temmuz darbe girişimini iktidarını güçlendirme yolunda  olağanüstü bir fırsat olarak görmeye başlayınca, işler iyice çığrından çıktı.

“Devlet kurumlarından FETÖ mensuplarını temizliyoruz” iddiasıyla yapılan tasfiyeler sonunda ortada ne yetişmiş ve liyakat sahibi kadro kaldı, ne ele avuca gelir bir kriter. Bu kez de eş, dost, ahbap kayırmacılığı, partizanlık ve cemaatçilik kamu kurumlarını teslim aldı.

Güreşçi bankayı el enseyle mi yönetecek?

Kendisini vatandaşın efendisi zanneden vali ve kaymakamlara, belediyeleri aile şirketine çeviren başkanlara, yakınlarının bir yerlere atanması için ter döken milletvekillerine alıştık.

Aynı anda dört-beş kurumdan maaş alan seçilmişler, devletin milyonlarca dolarlık ihalelerini sürekli ve sektirmeden kazanan iktidara yakın müteahhitler… Ve hatta, çok şaşırtıcı olsa bile, banka yönetim kuruluna bir güreşçinin atanması… Böyle şeyler artık yeni normalimiz oldu.

Üniversitelerin halini ise hiç sormayın. Bilimsel yeterlilikleri vasat kriterlere bile uyduğu şüpheli akademisyenlerin rektör olarak atanması artık sıradan olay haline geldi.

Ülkenin yetişmiş ve nitelikli yüzlerce akademisyeni ise hukuk dışı gerekçelerle kapının önüne konuldu. Halbuki, yurt dışına beyin göçünü tersine çevireceklerini iddia ediyorlardı.

Devlette liyakat buysa….

Kamuda kadro tahsisinde, önemli ve kritik görevlere atamalarda, belediye hizmetlerinde, arsa ve bina tahsislerinde, devlet ihalelerinde ve siyasi taleplerde hukuku, adaleti, eşitliği bir yana bırakıp, önceliğin iktidarın kendi partililerine, destekçilerine, ittifak ortaklarına ve yandaş vakıflara verilmesi, bize liyakat dışında her şeyi anlatıyor.

Özellikle, FETÖ’nün devletten tasfiyesi sonrasında boşalan yerleri başka tarikatların doldurduğu iddiası iktidar tarafından yalanlansa da dikkat çekici. Hatta bazı AK Parti mensuplarının bundan şikâyetçi olmasını dikkate aldığımızda, geçiştirilecek bir olay gibi görünmüyor.

İktidarın bu konudaki defoları hakkında bir çalışma yapılacak olsa, inanın evrensel ölçekte ibretlik albümler oluşabilir. Bu sebeple toplum ahlakını ve değerlerini tehdit eden çok ciddi bir bozulma ve deformasyon söz konusu.

Siyasal etik ve ahlaki değerler herkese lazım

Siyaset fikirler etrafında oluşan yüksek nitelikli bir insan eylemi olmaktan çıkmış, basit menfaat batağına dönüşmüş. Siyasal etiğin ve ahlaki kaygıların ötesine geçildiği, şu furyadan biz de bir şeyler kapalım havasının oluştuğu görülüyor.

Siyasetin köşe dönmenin bir aracı olarak görülmesi, yalnızca AK Parti iktidarına mahsus bir problem mi? Öyle olduğunu elbette ileri süremeyiz.

Merkez sağdan Demirel’in “Verdimse ben verdim” meydan okumaları, yeğeni Yahya Demirel’in hayali bankası ve mobilya ihracatıyla ilgili maceraları unutulacak gibi değil. Yine merkez soldan Ecevit’in motellerde kurduğu hükümette gümrük, tekel ve ticaret işlerini teslim ettiği, bir ayağı mafyada olan bakanının işleri de hafızalarımızda. Rahmetli Özal’ın bu konudaki ilke ve değerleri pek umursamadığını kısa sayılmayan iktidar döneminden biliyoruz.

SHP’nin İstanbul Belediyesi’ne bağlı İSKİ’de patlak veren, aile ve gönül işleriyle bulaşık rüşvet skandalı unutulmazlar arasında. Şüphesiz bu bapta anlatılabilecek daha çok hikâye var. Birçoğu da yargılanıp cezalarını çektiler.

31 Mart 2019’da belediye başkanı seçilen bazı CHP’lilerin, yakınlarını işe yerleştirme ve kendilerinin iştiraklerin yönetiminde yer alıp, ilave maaş elde etme girişimleri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sert çıkışı ve müdahalesiyle engellendi. Yerel yönetimleri arpalık olarak gören geleneksel belediye başkanlarının eli kolu böyle bağlandı.

Yanlıştan dönmek erdemdir

Bu yazıda, yıllardır iktidar yüzü görmeyen muhalefeti bir yana bırakıp, iktidarı ağırlıkla ele almamız kadar doğal bir şey olamaz. Yılların nepotizm, partizanlık ve cemaatçilik döngüsü söz konusu.

İktidar isteseydi şeffaf bir ihale yasasını TBMM’ye getirebilirdi. Siyasal etik yasası için onu engelleyen hiçbir şey yok. Bakanlar ve milletvekillerinden başlayarak, menfaat sağlayıcı ayrıcalıklara ve özel muamelelere son verilmesini sağlamak yine onun elinde.

Kuruluşunun 19. yılını kutlayan AK Parti, 18 yıldır yapmadığını şimdi yapar mı, derseniz bu haklı bir soru olur. Ama yanlışın neresinden dönülürse, ülke ve herkes için kârdır.  

.

Facebook Yorumları

Emlak8
25.09.2020
“Samimi demokrasi” buysa…
17.09.2020
İçişleri Bakanı böyle davranamaz!
11.09.2020
Atlamayalım… Bahçeli bu defa idam istedi!
6.09.2020
Barış Atay’a saldırı geçiştirilemez!
30.08.2020
Müjde ve felaket: Karadeniz’in gazı ve seli
14.08.2020
‘Nepotizm’ dediğin böyle olur!
9.08.2020
Bugün CHP’den ayrılma ne anlama gelir?
24.07.2020
AK Parti’yle nereye kadar?
16.07.2020
Muteber iş adamı ve durmaksızın patlayan fabrikası
2.07.2020
AK Parti’nin ‘ince’ hesapları
22.06.2020
Türkiye Kürt sorununu kiminle çözecek?
16.06.2020
HDP’yi kapattırma sevdası
7.06.2020
Yine neler oluyor?
2.06.2020
Siyasette iki tıkanma
16.05.2020
Hayır, cüretleri cehaletlerinden değil!
8.05.2020
Kullanım süresi geçmiş suçlama
17.04.2020
Vebadan sonra Avrupa’da ne oldu?
4.04.2020
Salgınla mücadelenin üzerine düşen gölge
19.03.2020
Korona ve siyaset
4.03.2020
Ömer Faruk’tan Aşk ve Ereksiyon “Aşk”ı
21.02.2020
Vesayet ve darbe tehlikesi hortladı mı?
3.01.2020
Kanal İstanbul (1) Hakiki bir ihtiyaç mı? (*)
28.12.2019
Okuyucuya not: Kanal İstanbul ısrarı ve gerçekler
13.12.2019
Kamu yetkililerinin sorunlu zihniyeti
4.12.2019
Bunu da gördük: Üniversiteye haciz!
23.11.2019
Dipsiz Göl’ün ölümü
15.11.2019
Otizmli çocuklara ayrımcılık
9.11.2019
Zor denklem!
15.10.2019
Yargı ve adalet krizi
4.10.2019
Bütün anneler birleşin!
10.09.2019
Reşat Çalışlar'dan sosyal medya ve Gariplikler (*)
8.09.2019
İstanbul Belediyesi meğer kimleri finanse etmiş!
26.08.2019
Yine mi kayyım!
14.08.2019
Kaz Dağları’nda itiraz ve isyan!
5.08.2019
HDP’nin Diyarbakır mitinginin düşündürdükleri
24.07.2019
Hedefteki adalet!
11.07.2019
Başkanlık tartışmasının ardında dış güçler mi var?
29.06.2019
AK Parti’nin metamorfozu ve 23 Haziran seçimi
27.05.2019
Türkiye Gemisi
18.05.2019
#sanatçıyadokunma!
12.05.2019
İktidar, YSK kararı ve muhalefet
4.05.2019
Ortada kalan ittifak
30.04.2019
23 Nisan ve linç girişimi
21.4.2019
HDP seçimlerde ne yaptı?
15.4.2019
AK Parti ülkeyi nereye sürüklediğinin farkında mı?
8.4.2019
Adresini arayan uyarı!
4.4.2019
Sıradaki kriz: S-400’ler
22.3.2019
Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği (*)
10.3.2019
Zorlamayalım, “beka” seçimlere sığmaz!
5.3.2019
CHP manifestosu neler vaat ediyor?
20.2.2019
AK Parti manifestoda ne diyor, ne demiyor?
11.2.2019
Seçilmişlerin meşruiyeti ve Venezuela
30.1.2019
Trump’ın açtığı kapıdan giren mevzular
11.1.2019
Parti kapattırma sevdası
3.1.2019
“Alışamadık”
21.12.2018
Böyle gider mi?
14.12.2018
Oslo toplantısı AK Parti’nin oyunu mu?
9.12.2018
Siyasetin güçlü babaları ve etkisiz oğulları
30.11.2018
Seçimler ve iktidar koalisyonunun menüsü
27.11.2018
Osman Kavala’dan gizli örgüt lideri çıkmaz!
8.11.2018
Cumhur İttifakı çöker mi?
18.9.2018
Tekrar AB yoluna giriyor muyuz?
30.8.2018
Biraz vicdan…biraz adalet…hepsi bu!
22.8.2018
Kanal (3) Risk bombası!
17.8.2018
Kanal (2) Türkiye, ücretli geçişe zorlayabilir mi?
8.8.2018
Kanal İstanbul hakiki bir ihtiyaç mı?
29.7.2018
N’olacak bu CHP’nin hali!
21.7.2018
Gitti OHAL, geldi “bu hal”!
6.7.2018
Seçimler ve başkanlık sistemi
7.6.2018
Aldatılmalara doyamıyoruz!
1.6.2018
Ahmet Maranki vakası
24.5.2018
HDP’nin konumu ve Millet İttifakı
28.4.2018
CHP’nin hamlesi
16.4.2018
“Siyasi ayak” Erdoğan iddiası...
26.3.2018
Boykot muhalefete yaramaz!
22.3.2018
Ötesini görmek
5.3.2018
İttifak yasasını anlama rehberi/ Sandık devletin “güvenli” kolları arasında
23.2.2018
HDP’de yeni dönem
12.2.2018
Olaylar, partiler ve yaklaşan seçimler
29.1.2018
Canan Kaftancıoğlu
3.1.2018
Ne zulüm ne merhamet; yalnızca adalet!
22.12.2017
Trump, ne yaptın sen!..
12.12.2017
Yeni Suudi veliaht (3) ABD bu işin neresinde?
24.11.2017
Yeni Suudi veliaht ne yapmak istiyor? (1)
3.11.2017
Gezi olayları ve Kavala hakkında bir tanıklık
27.10.2017
HDP’den özeleştirel çıkışlar
16.10.2017
AK Parti geç mi kaldı?
2.10.2017
Sosyalistler Kürt referandumuna nasıl baktı?
27.9.2017
Hamas: Meşruiyet arayışında bir adım daha
18.9.2017
Siyasal nebbaşlara geçit vermeyelim!
11.9.2017
Referanduma itirazlar ve PKK’nın tavrı
31.8.2017
Bülent Uluer’i uğurlarken
15.8.2017
Şu halimize bakın!
8.8.2017
Diyanetin FETÖ raporu: Niçin geç kaldım!
31.7.2017
Cumhuriyet gazetesi dâvâsı ve metal yorgunluğu
25.7.2017
Meclis’teki içtüzük bombası
18.7.2017
Kaçan fırsat
14.7.2017
Bazen bir yürüyüş, bir yürüyüşten fazlası olabilir
22.6.2017
Muhalefetinizi nasıl istersiniz?
17.6.2017
Dindarlar ve laikler arasındaki ilişkiler
10.6.2017
“Yan yana ve birarada olanlar”ın çağrısı
1.6.2017
İki kongre
26.5.2017
Hamas’ın meşruiyet arayışı
23.5.2017
CHP’de neler oluyor?
30.4.2017
Bu sonuçlar huzur verir mi?
10.4.2017
Son hafta için özet ve birkaç soru
29.3.2017
Referanduma giderken “Hak ve Adalet”
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive