Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi


178.1.2018 - Bu Yazı 137 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Umarım Sayın Cumhurbaşkanı’nın Afrin açıklamaları iç tüketime yöneliktir. Umarım, burada yapılan “ip cambazlığı” tarzı diplomasidir ve bizlerin elimizdeki az yahut olmayan bilgilerle kestiremediğimiz belirli bir amacın hasılına matuftur. Umarım, MGK toplantısında akıl galebe çalar.

Sayın Cumhurbaşkanı, Elazığ, Tokat derken Kazan’da, bir hafta içinde yani anlaşıldığına göre Çarşamba günü peş peşe yapılacak AKP-MHP seçim ittifakı ve MGK toplantılarının ardından, Afrin’e yönelik Fırat Kalkanı (FK) benzeri bir askeri harekat başlayacağını güçlü ifadelerle vurguladı. Başlayacak olan “müdahale” FK’ye mi, adsız ve FK’ye benzemeyen İdlip “harekatına” mı benzeyecek bilemiyoruz. Henüz başlamadığı cihetle, ben kendi adıma her zaman son çare olarak düşünülmesi akılcılık gereği olan askeri harekatlardan çok daha düşük maliyetli ve çoğu kere daha etkin diplomatik girişim önermeyi ödev bildim.

Eski Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Özel Müşaviri Guaino geçenlerde yayımlanan bir söyleşisinde“dış siyaset çoğu zaman trajiktir yani çoğu zaman kötü çözümler arasında tercih kullanmak gerektirir ve öncelikle en kötü olanı elemek gerekir ve en kötü olan da küresel barışa ve ulusal çıkarlara tehdit teşkil eden tercihtir” diyor. Katılıyorum. Bu itibarla, zorunlu olmayan Afrin’e askeri harekat seçeneği yerine diyalog denenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yapılması gereken, Şam, Suriyeli Kürtler (yahut Suriye Demokratik Güçleri – SDG), Bağdat ve Erbil’le koşut temaslar tesis etmek, çatışmacı değil itibarı barışı kurmakta arayan kendi içinde tutarlı bir bölgesel siyaset geliştirmektir.

Sayın Cumhurbaşkanı, ülkemizin Suriye ile 911 km ve Irak’la 330 km uzunluğunda sınırları bulunduğuna neredeyse her fırsatta dikkat çekiyor. Haklı. Haritaya her bakan, bu anlamda ülkemizin emlak değerini (jeopolitik diyelim dilerseniz) görebilir. Benim gibiler, ülkemizin ait olduğu devletler ailesi ve üyesi bulunduğu uluslararası ittifaklarla, bölge siyasetindeki işbirliği ortaklığının stratejik, değerdaş ve akıldaş olmaktan olay bazında, münhasıran işlevsel düzeye zoraki indirgenmesinden hayıflanıyor olabilir. Sayın Cumhurbaşkanı ise bu durumu umursamıyor olabilir. Olabilir, bu fikir, yaklaşım, siyaset farkıdır. Ancak iş ülkemizin ulusal çıkarlarını savunmaya ve mümkünse insan hayatlarını esirgemeye geldiğinde, üzerimize düşen ortak aklı bulmak için çaba göstermektir.

Ciddi kaygım, uyurgezerler gibi savaşa, yıkıma, geri dönülmesi ya hepten olanaksız, ya görülebilir gelecek için olası gözükmeyen bir serüvene sürüklenmekte olduğumuz. ABD Başkanı Trump’ın bölgemize ilgisiz ve bölgemiz hakkında bilgisiz oluşu bu kaygımı derinleştiriyor. Esasen işgali mümkün dahi görmüyorum ama kısıtlı bir müdahalenin dahi yere havadan destek için Rusya’nın onayını gerektireceğini, obüslerle yapılan top atışlarının hava desteği yerine geçemeyeceğini, yalnızca kuzey (Kilis) sınırına değil güneyden İdlip sınır boyuna da obüs konuşlandırmak zorunluluğunu, ayrıca yerdeki Rus askeri mevcudiyetinin söz konusu olan topyekun bir harekat ise harekat başlamadan çekilmesi gerekeceğini, ben de askeri uzman olmasam da görebiliyorum. Saydıklarımın hiçbirinin henüz gerçekleşmediğini de.

Biz Suriye sahasında kısa ve çelimsiz santrforla oynamamıza rağmen, iki kalıplı ve hamleli stoper Rusya (RF) ile ABD’nin arasına sürekli geriden şişirme top atarak beyhude gol arıyoruz. Bu ikisinden RF, bizi NATO’dan uzaklaştırıp adeta nötralize etmeyi, Kürt saplantımızla terbiye ederek ama o sorunumuzu çözdürmeden anahtarı elinde koruyup, bizi Şam’a ve Tahran’a itmeyi, hem kuzeyde hem güneyde, hem enerjide hem siyasette eline muhtaç kılmayı önceliyor. ABD özel bir Kürt siyaseti gütmese de Fırat’ın doğusundaki alana İran’a ve RF’yi sokmamayı, cihatçı selefist şiddet tehlikesini orta vadede bertaraf etmek için küçük ayak iziyle yerel aktörlerle çalışmayı, kısa vadede Cenevre’yi Astana’ya karşı ayakta tutmayı hedefliyor.

Madem yedek kulübesinde uzun santrforumuz yok, kısalarla topu yere indirip, çabuk, yerden ve çok pas yapan bir oyun kursak daha etkin oluruz. Bu yaklaşım da yukarıda önerdiğim üzere Şam, Rojava, Irak Kürdistan Bölgesi ve Bağdat’la daimi temas kurmakla başlar. PKK stratejisinde sekansı Kandil’den Rojava’ya değil, Rojava’dan Kandil’e doğru kurmuş oluruz. ABD ve RF’ye “bu aktörlerin dördü ve Tahran’la doğrudan konuşabilen bir biz varız” deriz. Coğrafi konumumuzun üzerine özgül (işte “yerli ve milli”) diplomatik ağırlığımızı koymuş oluruz. Dışişleri’nden uygun bir isim özel temsilci atanabilir. Örtülü, arka kanal diplomasi yürütülmesi yeğlenirse, Sayın Cumhurbaşkanı kendi uygun göreceği (tercihen Arapça, Kürtçe veya her ikisini de bilen) bir milletvekilini, akademisyeni hatta işadamını dahi önerdiğim dört köşeli diplomasi diyaloğuna zemin hazırlığı için doğrudan görevlendirebilir. Başarının koşulu o özel temsilcinin Sayın Cumhurbaşkanı’na daimi erişiminin olmasıdır.

Umarım Sayın Cumhurbaşkanı’nın Afrin açıklamaları iç tüketime yöneliktir. Umarım, burada yapılan “ip cambazlığı” (“brinkmanship”) tarzı diplomasidir ve bizlerin elimizdeki az yahut olmayan bilgilerle kestiremediğimiz belirli bir amacın hasılına matuftur. Umarım, MGK toplantısında akıl galebe çalar. Afrin’den bize yönelen bir tehdit yok. Biz Afrin’e müdahale edersek, ABD’nin Rojava’dan çekileceği yahut RF’nin Astana öncesi Kürtlerin de katılacağı Suriye Ulusal Diyalog Konferansı’ndan vazgeçeceği de yok. Kandil’in de teslim olması yahut elindeki rehineleri serbest bırakması beklenmiyor herhalde bu müdahaleyle. Umarım, Sayın Cumhurbaşkan yanıltılmaz ve masasına tüm seçenekler stratejik gerekçeleri, sakıncaları ve maliyetleriyle birlikte konulur. Diplomaside bazen en az şeyi yapmak, çok iş yapmak demektir.

 
.

Facebook Yorumları

reklam
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı