Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz

Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye


15.7.2018 - Bu Yazı 65 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye bir “butik devlet” değildir. Böyle bir değerlendirmeye sık rastlar oldum 24 Haziran sonrası. “Aneliz” demeli belki, sosyal medya ağzıyla. Bunu efelenerek, böbürlenerek kullanıyor çoğunluk. Neden? Çünkü, nüfus 81 milyon. Neden? Çünkü, Osmanlı vesaire. Ama nüfusu Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerden az Hırvatistan, 2018 Dünya Kupası finalinde. Bizim öz ve yerli milli takımımızın da oyuncularının büyük bölümü Almanya’nın devşirdikleri.

Psikiyatr Dr. Alper Hasanoğlu ise Cumhuriyet Cumartesi Eki’nde yayımlanan “Türk kimliği” yazılarının ikincisinin sonunu şöyle bağlamıştı: “Ama Türk maalesef bu değildi. Bu olmadığımız gerçeği kimse tarafından seslendirilmese de ve aslında seslendirilmediği için, narsistik, öfkeli ve kafası karışık bir toplum doğurdu. Yaptığını iddia ettiği şeyleri yapmamış olan, yapabileceğini iddia ettiği şeyleri yapamayacak olma gerçeğiyle boş boş büyüklenen, hırçın ve kendine durmadan yalan söyleyen bir milletçik…”

Yaklaşık iki yüzyıllık demokratikleşme denemelerini çöpe atan bir “milletçik” de diyebiliriz belki. Belki 23 Ocak 1913 Babıali Baskını’yla açılan bir uzunca yüzyıl, 24 Haziran 2018 seçimleriyle kapanmış oldu. Belki cumhuriyet devrimi, hem devrimler çağının bir uzantısı olmakla, hem gerçekten de Balkanlar ve Kafkaslar’dan nüfus ithal etmekle mümkün olabilmişti. “İmparatorluk” dediğimizin gücü son demlerinde diğer yeni yetme Balkan devletçiklerine ancak denkti, onlardan üstün değildi. Acı tercihler, zoraki fedakarlıklarla bu üzerinde yaşadığımız toprak parçası elde kalabildi.

Buna karşılık Hırvatistan gibi “butik” bir ülkemiz olamadı. Olaydı, bizim de Dünya Kupası’nda finale kalan bir takımımız, su topunda dünya şampiyonluğumuz, şampiyon kayakçılarımız, tenisçilerimiz, basketbolcularımız olur muydu? Hayır, biz büyümeyi değil büyüklenmeyi seçtik. Tarihimizle, günahlarımızla yüzleşemedik. Şark kurnazlığını, akla yeğledik.

Bakınız, ekonomimizin güncel durumunu Chatham House Türkiye Uzmanı Fadi Hakura nasıl açıklıyor: “Erdoğan, orta sınıf Audi tarzındaki Türkiye ekonomisinden, üst düzey Ferrari büyüme oranları elde etmek için yakıta takviye yapıyor. Her otomobil tamircisinin bildiği gibi, bu taktikler uzun vadede sürdürülebilir değildir. Eninde sonunda, motor yanacaktır.” Taktik teriminin de altını çizelim. Taktik, strateji değil. Oyun düzeni yok, çalım var.

Oysa küçük Hırvatistan’ın, büyük takımına bakın. Bir kısacık turnuvada isimlerini bize ezberlettiler: Modriç, Rakitiç, Perisiç, Rebiç, Mandzukiç. Modriç’in dedesini Sırplar iç savaşta öldürmüş, evini yakmış. Bu çelimsiz çocuk Zadar’da sığındıkları otelin koridorlarında, otoparkında top oynarken zor da olsa bir şans yakalamış. Bugün, milli takımın teknik direktörünü bile onun seçtiği söyleniyor. Onu bilmem ama sahada takımına nasıl komuta ettiğini görmek için futboldan anlamaya gerek yok.

NATO Savunma Bakanları toplantılarında Türkiye’yi temsilen bakanın yanına mutlaka Genelkurmay Başkanı da otururdu. Şimdi ne oldu? Askeri vesayeti bitirdik. Nasıl? Genelkurmay Başkanı’nı emekli edip, Milli Savunma Bakanı yaptık. 1990’ların ilk yarısında, İkinci Başkanlık makamı ihdas edilmişti. Böylece müsteşarlarla İkinci Başkan muhatap oluyor, Genelkurmay Başkanı ise terazide devletin başının karşı kefesinde oturuyordu. Güncel taktikle Genelkurmay Başkanları’na yeni bir yükselme durağı açıldı. Böylece kağıt üzerinde Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’na sözde yumuşak geçişle bağlanmış oldu. Ne güzel ilerleme! Adeta bir dönemin Türk adımlı balesi gibi.

Ricat, bizim kadim askeri lügatimizde küfürdür neredeyse. Buna karşılık, Mustafa Kemal’in dehası Suriye sınırını bugün bulunduğu yere çekmekteydi tek hamlede. Diplomatik dehası da Hatay meselesinin siyasi çözümüyle kanıtlandı. Şimdi yeniden ileri çıktık. Afrin, Bab, Idlip. Toplam on bir bin kilometrekare. Hoşnutuz. Halep hayali canlandı. Musul/Kerkük, Batum, Selanik/Batı Trakya, Kıbrıs sırada mı bilmem. Niyet neydi, akıbet ne oldu bak. Bak şimdi…

Adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olan ama Sayın Cumhurbaşkanı’nın kendine “Başkan” diye hitap edilmesini istediği bu görünürde sarayı sağlama alan düzenin teknik açığı çok. Kişisel güvene dayalı her sistemde olduğu gibi. Sadakatinden ötürü madalya ile ödüllendirilen son başbakan, TBMM’ye de başkan seçtirildi. Keza, sadık Genelkurmay Başkanı, bakanlığa terfi ettirildi. Ancak kapalı devre çalışan bu tür düzenlerde sadakat doğası gereği kaypaktır. Nasıl Erdoğan’ın kendine göre diktiği başkanlık giysisi, ondan sonra kimsenin üzerine oturmayacaksa, sadakatler de sonsuza dek süremez. Dolayısıyla, denge, denetleme, katılımcılık olmayan sandık demokrasisinin ömrü bile maalesef belirsiz.

Böyle olmayabilirdi. Biz de Hırvatistan gibi finalde olabilirdik. Biz de potansiyelimizi akılcı bir biçimde değerlendirebilirdik. Durumu olduğunca anlamalıyız. Görülebilir gelecekte bu karanlıktan çıkıp çıkamayacağımızı bilemiyoruz. Her çöküş, onu izleyen otomatik bir yeniden doğuş değil. Muhalefet teknik bir iş. O tekniği geliştirip, sebat ederek uzun erimde uygulayabilmeliyiz. Bunun yolu, konuşmaktan değil teşkilatlanmaktan geçiyor. Temel ilkeler üzerinde uzlaşmış bir teşkilatlanmadan söz ediyorum. Bunun sağı, solu olduğunu da sanmıyorum. Şimdilik yaptığımız, görebildiğim kadarıyla, hayıflanmaktan ibaret. “Hüzün ki en çok yakışandır bize” dizesi, bana başarı esini veren bir mottoya pek benzemiyor.

.

Facebook Yorumları

Kod8
15.7.2018
Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye
11.7.2018
İyi geceler Türkiye'm
9.7.2018
İkinci Cumhuriyet
4.7.2018
Susun, deli konuşacak
1.7.2018
Yerel seçimler: Dün değil şimdi
27.6.2018
Başkanistana hoşgeldiniz
24.6.2018
Yasaklara uygun yazı
20.6.2018
Çıldırtmaksa maksadın
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
4.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
28.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8