Ayşe Böhürler

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Hayatı simülasyon olarak yaşatmak…


4.8.2018 - Bu Yazı 446 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ödemiş Kaymakçı Lisesi müdürü Ayhan Gökmen’in iki öğrencisi tarafından öldürülmesi üzerine başlatılan soruşturmayı yapan MEB Maarif müfettişi Doğan Ceylan’ın raporu üzerine çok şey yazıldı çizildi. Müfettişin konuya ilişkin verilerini bilmiyorum. Ancak raporunda belirttiği “duygusuz nesil tehlikesini” gerçek ve önemli bulduğumu belirtmek isterim. Diyor ki: “Hayatın gerçeklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor. Şehitler için gözyaşı dökerken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.

Yanı başımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen on binlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.

Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.

Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar. Kendileri için yapılan fedakârlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.

Herkesi kendilerine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.

İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı. Hayatlarında eğlenmekten başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

..... Çocuklar hayattan bihaber. Çocuklar hissetmiyor yaşamı.

Açlığı bilmedikleri için açlara acımıyor, üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.

Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek ülkemize.

Bu sorunu devlet derinden hissetmeli.

Bu sorunun çözümü için çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.

Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.

Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.

Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek.”

Doğrusu tüm bunlarda çağın ruhu, dünyadaki gelişmeler, bireyin kendisinin bizzat en önemli olarak sunulması, inanç ve değer ve kültür erozyonu gibi faktörlerden bağımsız düşünemeyiz. Şimdiki anne-babaların “ben neslinden gelmesi de işin bir parçasını oluşturuyor. Burada ben kavramının içine “benim çocuklarım” dahil edilince tutkulu ve çocuğuyla bütünleşik yaşayan ebeveyn tablosu karşımıza çıkıyor. İşin diğer boyutunda tamamıyla ilgisiz ya da sadece yediğiyle içtiğiyle ilintili ama karakter eğitimi üzerinde kafa yormayan bir aile tablosu okuldan topluma birçok yerde karşımıza çıkıyor. “Biz kıymetliyiz çocuklarımız çok daha kıymetli” derken durumun abartıldığını hepimiz görüyoruz.

Çocuklarımıza çok kıymet vererek onları hayattan uzaklaştırmak, hayatı onlara bir simülasyon olarak tattırmak çocukları hayata hazırlayabilir mi?

Aile büyüğünün ölümünün “üzülür” diye söylenmediği çocukların üzülmekten korunduğu, her meselenin ört bas edilip saklandığı bir sanal dünyada mukavemet, dayanıklılık, gerçekle yüzleşme, sorun çözme becerisi, kendini duygularını yönetme becerileri gelişebilir mi? Çocukların hayattan kopuk bir dünyaya hapsedildikleri bir gerçek. Gerçek hayat karşılarına sanal dünyada çıkıyor. Hem de en gerçekten kopuk, hissettirmeyen, müsamaha gibi kavramlara yer vermeyen en korkunç, en hasta ruhların tasarımlarıyla karşımıza çıkıyor. Çirkin yaratıklar, korkunç tasarımlı oyuncaklar çizgi filmler ile çocuklarımıza belletilen dünya gerçek hayatı yansıtmıyor. Hayata ilişkin deneyimleri sanal olarak yaşamasına izin verdiğimiz çocukların karakter eğitimi ise nasıl bir gelecek vaat ediyor bilmiyoruz. Bazen çocukların kavanozda büyütüldüğü duygusuna kapılıyorum. Bazen de aşırı bir yüklemeyle onları bir proje çocuk haline getirdiğimizi düşünüyorum.

Bir de ortada tüm bunların dışında doğdukları andan itibaren en zor koşullar ile mücadele ede ede bugünlere gelmiş çocuklar var. Hayat rallisinde ayakta kalmayı başarmışlar. Onlar için hiçbir şey suni değil her şey gerçek hem de en acımasızından. Yaşadıkları zorluklarla karakterleri sertleşmiş çocuklar. Hayatın acılarından korunarak yetişmiş çocuklar ile hayatın çilesini çekerek büyümüş çocuklar toplumda ne kadar yan yana ya da uyumlu olabilirler ki? İlla ki karşılaşacaklar ve illa ki çatışacaklar. Toplumsal çatışma ve kutuplaşmalara bu açıdan da bakmak gerektiğine inanıyorum.

Okul müdürünü öldüren çocuklar teslim olmuşlar. Uyuşturucu aldıkları ortaya çıkmış. Yaşları daha çok küçük. Muhtemelen ıslahevindeler. Yıllar önce (2001’de) böyle bir ıslahevinde bir çekim yaparken kendilerinden küçük bir çocuğu öldürmüş iki çocuk tanımıştım. Belli ki onlar için her şey bir deneyden ibaretti. Tam da yazıda bahsedildiği gibi gerçek bir duygu hissetmiyorlardı… Orada çeşitli suçlardan içeri giren çocuklar da vardı. Islahevi müdürünün sözlerini hiç unutmam! “Ayşe Hanım ayrı odalarda kalsalar da ortak alanlarda bir araya geliyorlar. Ve birbirlerinden suç çeşitlerini öğreniyorlar, uzmanlaşıyorlar..” demişti. Oradan çıkan çocuklar belli ki suç çetelerini yetişmiş elemanı haline geliyor...

Bu tür olaylara bakarken bir de suçlu çocukların geleceğine de bakmak gerekiyor.

Son not olarak da eğitimi şekillendirirken sadece okullar değil ailelere yönelik geliştirici çalışmaların yapılması gerektiğine inanıyorum. Aileyi geliştirmeden okullardaki eğitimi şekillendirmek çok zor. Veliler hep kendi gözleriyle eğitim sorunlarını anlatıyor. Bir de öğretmenlerin gözüyle aileleri dinlesek nelerle karşılaşırız acaba?

.

Facebook Yorumları

Kod8
17.11.2018
İyiler Tayfası
4.11.2018
Gündelik hayat politikaları…
27.10.2018
Dip tartışmalar
13.10.2018
Toplumsal bozulmanın kötü kişisi kim?
30.9.2018
Tehlikeyi anlatırken…
15.9.2018
İşte geldik gidiyoruz
8.9.2018
Dar alanda kırk boğum…
1.9.2018
Hayatı yüzeyde yaşa-sanal dünyada dip yap!
25.8.2018
Arka sokaklardan Batı’ya bakınca…
18.8.2018
Bu kriz hapşırık bile değil!…
11.8.2018
Nasıl bir gelecek?
4.8.2018
Hayatı simülasyon olarak yaşatmak…
28.7.2018
Eğitimde düalizm ve Kapadokya örneği
21.7.2018
Din eğitiminde orta yol mümkün mü?
14.7.2018
Yeni dönem: Bürokrasi ve fuzzy mantığı
7.7.2018
Yeni yüzyıl yeni sistem
30.6.2018
Seçmen nezdinde
23.6.2018
Seçmene kızgın “seçilmişler”
16.6.2018
Kültürel iktidar
9.6.2018
Sahalardan seçim gözlemleri
26.5.2018
Kriz başlıkları
19.5.2018
Akıl dışı efsaneler insanlığın önüne geçiyor
12.5.2018
Çözüm yasaları…
5.5.2018
CHP’nin hesabı ve umudu?
28.4.2018
Alacakaranlık siyaseti
21.4.2018
Seçim davranışını ne etkiler?
14.4.2018
“Kudüs” ve Suudi Arabistan ve kadınlar
7.4.2018
Kurum ve kuruluşlar için farkındalık
18.3.2018
Rusya’nın büyük gaspı ve İngiltere gerilimi
10.3.2018
Kime itibar edelim?
3.3.2018
Kutsal at
2.3.2018
Dragut Reis ya da Turgut Reis’ten bugüne Cezayir
25.2.2018
Mağduru koruyarak tacizciyi cezalandırmak…
17.2.2018
Sahadan
10.2.2018
İran, tesettür ve biz
3.2.2018
CHP’nin Kürtlerle imtihanı ve yeni rotası
27.1.2018
Afrin harekâtına destek ve Anadolu irfanı…
6.1.2018
İyiliğe davetin formatı yok mu?
17.12.2017
Yardıma muhtaç bir halk değil, devlet!
2.12.2017
İnanç kültürü, hızlı moda ve işçiler…
18.11.2017
Kendinden nefret edenler
5.11.2017
Bakü’den ve Türkiye’den notlar…
21.10.2017
Küresel sahnede birleşik Avrupa’ya ihtiyaç var mı?
14.10.2017
Serhat boylarından…
7.10.2017
Kral ve Ayetullah
30.9.2017
Din yorgunu gençler!
24.9.2017
Öküz altında buzağı aramadan "TEOG
17.9.2017
Eğitimden siyasete vasatlaşma
9.9.2017
Siyaseti tarihe yaslamak…
26.8.2017
Asker ocağında eğitim…
19.8.2017
Yenilikçiler-Tayyipçiler-AK Parti
12.8.2017
Milli kültür meseleleri ve maarif davamız…
5.8.2017
Kadın aleyhine işler
29.7.2017
Kudüs kapısı
22.7.2017
Kur’an bütün zamanlar için geçerli bir hidayettir…
15.7.2017
Maskeler düşerken…
8.7.2017
Kötülüğü yalnızlaştırmak!!!
1.7.2017
Kriz istikrarlaştı/ Kabile ve küresel iktidar
ç24.6.2017
Körfezde Mesihi ruh!
17.6.2017
Her şeye hazır kitle…
10.6.2017
Düzeltme/ Bizim kuşak
3.6.2017
Kalanlara da gidenlere de selam olsun!
27.5.2017
Dindar, Cumhuriyet değerleri ile barışık ama cahil
20.5.2017
Meşkin/Mis kokulu kalemler Doha’da...
13.5.2017
Kadın Cumhurbaşkanı
7.5.2017
Eski ya da yeni, mesele organik olmak!
30.4.2017
Babil kompleksi
22.4.2017
Analizatörlere analiz… “Sen neymişsin be abi!”
15.4.2017
Yol hikayelerimiz ortak
8.4.2017
ABD Suriye konusunda son üç günde neden fikir değiştirdi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8