Ayşe Böhürler

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Tehlikeyi anlatırken…


30.9.2018 - Bu Yazı 291 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Amerika ve Almanya seyahatlerinde üzerinde durduğu konulardan birisi FETÖ meselesiydi. Merkel ile yaptığı basın toplantısında bu konuyu şu açıklıkla ele aldı: “Binlerce PKK mensubu Almanya’da. FETÖ terör örgütünün de yüzlerce mensubu buralarda bulunuyor. Aramızda suçluların iadesi anlaşması var. Yakalayıp teslim etmek ülkelerimizin huzuru, mutluluğu ve güvenliği için çok büyük önem arz ediyor”.

Batı ülkelerinde bu iki örgüte ilişkin algı değişimindeki zorluğun pek çok sebebi var. Bunların başında Türkiye’de Batı ile ilişki kuran kesimin onlara sempatisi geliyor. FETÖ hareketi yönetilebilir, yönlendirilebilir bir İslâm projesi olarak onların bakış açısını yansıtıyordu. Bir diğer önemli sebebin de FETÖ’nün sadece ve sadece 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle gündeme getirilmesi olduğunu düşünüyorum. Batı’da pek çok insan bu hareketi Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarına karşı oluşmuş bir siyasi hareket olarak görüyor ve bu nedenle de destekliyor. Diğer taraftan o ülkelerde dinlenen Türkler ne yazık ki Türkiye’yi bir nefret ülkesi haline getirmeye baş koymuş kişilerden oluşuyor. Kendinden nefret eden Türkler, siyasi görüşü çeşitli olsa da hepsi o devletlerin nezdinde değer buluyor. Ne kadar çok kendinden (Türk ve Müslümanlardan) nefret edersen o kadar değerlisin. Meselâ dün Almanya basınında çıkan Seyran Ateş’in yazısı da böyle bir karakteri yansıtıyor: “Erdoğan’ın ve DİTİB/Diyanet’in Türk milliyetçiliği ile harmanlanan İslâm anlayışı, Avrupa Birliği’nin değerleri ve Alman anayasası ile bağdaşmıyor ve bunların ne Almanya’da ne de Avrupa’da yeri var.” Aynı zamanda kendisini laik ve liberal İslâm’ı savunan İbn-i Rüşd-Goethe Camii’nin kurucusu olarak tanıtan Seyran Ateş, DTİB camiinin açılışına da karşı tabii. Ona göre laik-seküler bir Müslümanlık için Türkiye ve Erdoğan’dan kurtulmak şart. Kısaca kilisesiz Hristiyanlık gibi Türkiye’siz Müslümanlık üzerine kendilerince çalışıp duran çok mihrak var. FETÖ’nün de Almanya’da ve diğer ülkelerde içine girdiği kalıp tam da bu!

Buna karşı bizim FETÖ meselesini, geçmişiyle, farklı isimlerle anlatmamız gerekiyor.

1998 yılı RP kapatılıyor, FG zirveye çıkıyor

Bu dönemi, Oral Çalışlar, “İslâmcılığın Üç Kolu” isimli kitabında şöyle anlatıyor: “1998 yılı RP macerasını bittiği, FG’nin zirvelere tırmandığı yıldı. Bir yerlerden düğmeye basılmış gibi gündemin başına oturmuştu. Medya eskisinden daha çok ona yer veriyordu. Nevval Sevindi’nin FG ile New York Sohbetleri bir yazı dizisi olarak Yeni Yüzyıl gazetesinde yayınlanıyor, medyada en verimli çağını yaşıyordu. Hulusi Turgut’un okulları anlattığı yazı dizisinde cemaate övgüler yağıyor, yine o yazı dizisi de Yeni Yüzyıl’da yayınlanıyordu. Daha önce bu okulların kendisine ait olmadığını söyleyenler artık buna itiraz etmiyorlardı. Bu okullarda Atatürk büstünün bulunması (hangisinde yoktu acaba), İstiklâl Marşı’nın okunması (okunmayan okul var mıydı?) kimi yazarları çok etkiliyordu. ‘İşte çağdaş Müslümanlık bu’ yorumları yapıyorlardı. FG tam anlamıyla meşruiyet kazanmıştı. Tam bu sırada Papa ile görüşmesi övgüler alıyordu.”

Tüm bunlar olurken tam tersi görüşleri aktaran yazılar da yayınlanıyordu. İsmet Berkan’ın 17 Ocak 1998’de Radikal’de çıkan bir yazısı devletin bazı mihraklarının aynı fikirde olmadığını gösteriyordu. “BÇG, RP’nin ardından Cemaati özel biçimde izliyor” notuyla yer alan yazısı farklı bir görüşü temsil ediyordu: “Aydınlık’ta çıkan bir yazıda ‘FG imparatorluğu en az 8 ay içinde yer ile yeksan edilecek’ deniyordu. Ardından Orgeneral Kemal Yavuz bir TV programında, ‘FG hangi yetki ve sıfatla Papa ile buluştu? Türkiye Büyükelçisi nasıl bir gerekçeyle onu resmi protokolle karşılayıp ağırladı’ diye soruyordu. Kanal 6’da yayınlanan Ceviz Kabuğu programı da okulların gerçek yüzlerini deşifre eden açıklamalar yapıyordu. Cengiz Çandar gibi liberal yazarlar ise genelkurmayın onlara ilişkin tutumunu önemsizmiş gibi görüyor ve ‘sıkıysa gidin üstüne’ mealli bir yazı yazıyordu.”

FETÖ, idari kadrosunu ve çevresini, Batı ile olan ilişkilerini seküler ve Batıcı kesimden aldığı destekle güçlendirdi. Ancak bir o kadar da onları tehlikeli bulan ekipler vardı. Mesela FG’yi Türkiye’ye gelmekten vazgeçiren olay, “Telekulak Skandalı”dır. Çünkü bu skandal; bir Telekulak çetesi olduğunu ortaya çıkarmanın ötesinde, Susurluk’a kadar uzanan bir örgütü de deşifre eder. Bu dönemlerde FG yandaşı polislerden de bahsedilmeye başlanır. O dönemde yayın hayatına yeni başlayan Cem Uzan’ın Star gazetesi onlara odaklanır. Pek çok haberin ardından Star Gazetesi’nin “İşte Cumhuriyet Rejimine Karşı En Sinsi Örgütlenmenin Gerçek Yüzü” başlıklı haberi ülkeye dönmesine mani olan bir süreci özetler. Batı’ya bu örgütün iç yüzünün, geçmişin izinden giderek çok daha iyi anlatılabileceğine inanıyorum...

.

Facebook Yorumları

Kod8
13.10.2018
Toplumsal bozulmanın kötü kişisi kim?
30.9.2018
Tehlikeyi anlatırken…
15.9.2018
İşte geldik gidiyoruz
8.9.2018
Dar alanda kırk boğum…
1.9.2018
Hayatı yüzeyde yaşa-sanal dünyada dip yap!
25.8.2018
Arka sokaklardan Batı’ya bakınca…
18.8.2018
Bu kriz hapşırık bile değil!…
11.8.2018
Nasıl bir gelecek?
4.8.2018
Hayatı simülasyon olarak yaşatmak…
28.7.2018
Eğitimde düalizm ve Kapadokya örneği
21.7.2018
Din eğitiminde orta yol mümkün mü?
14.7.2018
Yeni dönem: Bürokrasi ve fuzzy mantığı
7.7.2018
Yeni yüzyıl yeni sistem
30.6.2018
Seçmen nezdinde
23.6.2018
Seçmene kızgın “seçilmişler”
16.6.2018
Kültürel iktidar
9.6.2018
Sahalardan seçim gözlemleri
26.5.2018
Kriz başlıkları
19.5.2018
Akıl dışı efsaneler insanlığın önüne geçiyor
12.5.2018
Çözüm yasaları…
5.5.2018
CHP’nin hesabı ve umudu?
28.4.2018
Alacakaranlık siyaseti
21.4.2018
Seçim davranışını ne etkiler?
14.4.2018
“Kudüs” ve Suudi Arabistan ve kadınlar
7.4.2018
Kurum ve kuruluşlar için farkındalık
18.3.2018
Rusya’nın büyük gaspı ve İngiltere gerilimi
10.3.2018
Kime itibar edelim?
3.3.2018
Kutsal at
2.3.2018
Dragut Reis ya da Turgut Reis’ten bugüne Cezayir
25.2.2018
Mağduru koruyarak tacizciyi cezalandırmak…
17.2.2018
Sahadan
10.2.2018
İran, tesettür ve biz
3.2.2018
CHP’nin Kürtlerle imtihanı ve yeni rotası
27.1.2018
Afrin harekâtına destek ve Anadolu irfanı…
6.1.2018
İyiliğe davetin formatı yok mu?
17.12.2017
Yardıma muhtaç bir halk değil, devlet!
2.12.2017
İnanç kültürü, hızlı moda ve işçiler…
18.11.2017
Kendinden nefret edenler
5.11.2017
Bakü’den ve Türkiye’den notlar…
21.10.2017
Küresel sahnede birleşik Avrupa’ya ihtiyaç var mı?
14.10.2017
Serhat boylarından…
7.10.2017
Kral ve Ayetullah
30.9.2017
Din yorgunu gençler!
24.9.2017
Öküz altında buzağı aramadan "TEOG
17.9.2017
Eğitimden siyasete vasatlaşma
9.9.2017
Siyaseti tarihe yaslamak…
26.8.2017
Asker ocağında eğitim…
19.8.2017
Yenilikçiler-Tayyipçiler-AK Parti
12.8.2017
Milli kültür meseleleri ve maarif davamız…
5.8.2017
Kadın aleyhine işler
29.7.2017
Kudüs kapısı
22.7.2017
Kur’an bütün zamanlar için geçerli bir hidayettir…
15.7.2017
Maskeler düşerken…
8.7.2017
Kötülüğü yalnızlaştırmak!!!
1.7.2017
Kriz istikrarlaştı/ Kabile ve küresel iktidar
ç24.6.2017
Körfezde Mesihi ruh!
17.6.2017
Her şeye hazır kitle…
10.6.2017
Düzeltme/ Bizim kuşak
3.6.2017
Kalanlara da gidenlere de selam olsun!
27.5.2017
Dindar, Cumhuriyet değerleri ile barışık ama cahil
20.5.2017
Meşkin/Mis kokulu kalemler Doha’da...
13.5.2017
Kadın Cumhurbaşkanı
7.5.2017
Eski ya da yeni, mesele organik olmak!
30.4.2017
Babil kompleksi
22.4.2017
Analizatörlere analiz… “Sen neymişsin be abi!”
15.4.2017
Yol hikayelerimiz ortak
8.4.2017
ABD Suriye konusunda son üç günde neden fikir değiştirdi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8