Bekir AĞIRDIR

T24.Com



Bookmark and Share

Kentlileşmiş, dönüşmüş toplum


19.4.2018 - Bu Yazı 108 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yazı dizisinin bu bölümünde Türkiye’nin toplumsal dip dalgalarına dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bu dip dalgalardan ilki göç meselesi. Son 40 yılda bu ülkede, önümüzdeki seçimde oy verecek 57 milyon seçmenin 31 milyonu göç etmiş. Modern tarihte hiçbir Batı toplumunda böyle bir göç hareketi yok, üstelik de devam ediyor. Bugün sabah sorduğunuz zaman her 5 insandan 1’i daha iyi bir hayata ulaşmak arzusuyla yarın sabah taşınmak istiyor.

1950’de Cumhuriyet’i kuran partiye karşı Demokrat Parti’ye iktidarı verirken 21 milyon nüfusun yüzde 75’i, 1970’lerde “Toprak işleyenin su kullananın” diyen Ecevit’e yüzde 43 oy verirken 35 milyon nüfusun yüzde 62’si, 2002’de Ak Parti’yi iktidara getirirken 67 milyon nüfusun yüzde 35’i kırlardaydı. Bugün kırlarda yaşayanlar yüzde 16, adı köy olan yerlerde yaşayan yüzde 7 oranında. 81 Milyon nüfusun yarısı 11 metropolde, yüzde 34’ü kentlerde yaşıyor.

Türkiye kentli ve hatta metropollü bir ülke artık. Önümüzdeki on yılda Türkiye nüfusu 87 milyona gelecek, yüzde 65’i 15 metropole toplaşmış olacak. Bu kentleşme ve metropolleşme dinamiği yalnızca konut meselesi ya da ulaşım meselesinden ibaret sonuç üretmiyor. Toplumun naturası, kimyası, ihtiyaçları, talepleri, umudu, dayanışma anlayışı değişiyor. Örneğin hemşerilikten mi arıyor dayanışmayı, yoksa daha soyut etnik kimliğinden ya da inanç kimliğinden mi arıyor? Örneğin sendikalı üye sayısındaki düşüşün nedeni yalnızca yasal engellemeler mi yoksa değişen dayanışma anlayışına cevap üretecek yeni sendikacılık modeli geliştirilemediği için mi? Bu soruların elbette uzun cevapları var ama dikkat çekmek istediğim kentli ve özellikle metropollü toplumun ihtiyaç, talep ve duyarlılıklarının da değiştiği.

Kutuplaşmış toplum

Yukarıdaki grafikte dikkatinizi çekeceğim birinci şey şudur: Dünyanın her yerinde herhangi bir araştırma yaptığınızda veya herhangi bir ölçüm yaptığınızda bir çan eğrisi elde edersiniz ama Türkiye’de hangi araştırmayı yaparsanız yapın grafikteki gibi deve hörgücüne benzer iki çan eğrisi elde ediyorsunuz.

Bu fotoğraf “kutuplaşma” dediğimiz meselenin hayat tarzları üzerinden görüntüsü. Kutuplaşmanın geldiği noktaya dair somut bir sayı söylemek gerekirse, herhangi bir markete girerken her 4 tüketiciden 1’inin zihninde “içeride bedava olsa almam” dediği bir marka var ve o markayı siyasetten tarif ediyor. Her 100 insanın 64’ü, herhangi bir siyasi meseleyi Ak Parti’ye yandaşlığı veya karşıtlığına göre kategorik olarak pozisyon alarak değerlendiriyor. Dolayısıyla sadece modern gündelik hayat pratiklerinden kurulan dil, öbür tarafa değmiyor ya da onların başka dilleri bu taraftakilere değmiyor. 

Markalaşmış sorunlar

Bu topraklarda yüz yıldır çözülememiş ve her biri bir marka haline dönüşmüş sorunlar var. Kürt meselesi gibi yüz yıldır, Avrupa Birliği’ne üye olmak altmış yıldır tartıştığımız, yeni anayasa yapmak ve kadın meselesi gibi kadim meselelerimiz var.

Ülkenin yüz elli-iki yüz yıldır sanayi toplumu olma yolunda hedefleri, kalkınma ve modernleşme çabaları vardı. Bu süreçte neleri başardığımız ya da neleri başaramadığımız da ortada. Ekonomik kalkınmada mesafe aldıysak da sürdürülebilirliği, gelir adaleti gibi meseleleri hala sorunlu. Ama asıl sanayi toplumu olmanın eğitim, hukuk, laiklik gibi temel alanlarında çok derin ayrışmalarımız ve sorunlarımız var. Sanayi toplumu olmanın modernleşme tarafında daha derin ayrılık ve tartışmalarımız var ama yalnızca kadın meselesine bakmak ve kadınların hala üçte ikisinin ev kadını olduğu gerçeğiyle yüzleşmek bile sürecin neresinde olduğumuzu anlatıyor.

Altmışlı yıllardan itibaren dünya iletişim ve bilişim devrimiyle yeni bir çağa girdi ve bilgi toplumuna dönüşme çabaları başladı. Bilgi toplumu olmanın iki temel alanı var, demokratikleşmek ve küreselleşmek.

Siyasetsiz yaşanan süreçler

Türkiye son kırk yıldır bir yandan kalkınmak ve modernleşmek, öte yandan da demokratikleşmek ve küreselleşmek süreçlerini bir arada yaşıyor. Üstelik bu dört süreci de toplumsal ve siyasal ütopya ve uzlaşma olmadan yaşıyor. 1969 seçimlerinden 1980 darbesine kadar Türkiye’yi yöneten hükümetlerin ortalama ömrü 10 buçuk ay. 1983’ten, darbeden sonraki ilk seçimden 2002’ye kadar ülkeyi yöneten hükümetlerin ortalama ömrü ise 1 yıl 4 ay. Bu ortalamayı öncekinden birazcık yükselten de 6 yıllık ANAP dönemi. 1987-2002 arasında yapılan tüm seçimlerin birinci partisi farklı. Toplum var olan tüm siyasi partilere şans vermiş. Bir başka deyişle uzlaşmayı ve değişimin öncüsü olacak iddiayı aramış.

Dünya çağ değiştirirken, ülke siyasi uzlaşma ve hedeflerden yoksun, kendiliğinden gelişen, ülkenin stratejik hedeflerinden yoksun, insanların bireysel çabalarıyla yürüyen bir süreçten geçmiş bir bakıma.  Bu süreçte oturdukları yerde kaderi beklemek yerine insanların yarıdan çoğu kentlere, metropollere akın etmiş, kendi alternatif hayatlarını kurmuş. 

Aşağıdaki harita illerin sosyoekonomik gelişmişliklerine göre renklendirilmiş bir harita. Ülkenin en geri kalmış yöreleri (bir bakıma kalkınma ve modernleşme sürecinin hala en geride olan yöreleri) ile gelişmeye çabalayan ve gelişmiş yörelerini haritada net olarak görüyorsunuz.

Fakat benim dikkat çekmek istediğim, dünkü bölümde yayınladığım 1 Kasım Genel Seçim ile 16 Nisan Halk Oylaması’nın sonuçlarına göre kümeleme analiziyle yapılan siyasi harita ile illerin sosyoekonomik gelişmişliğini gösteren bu haritanın neredeyse birebir aynı oluşu.

Üç farklı siyasi coğrafya ile üç farklı sosyoekonomik coğrafya birbirini teyit ediyor. Bu üç bölgenin farklı ihtiyaç ve talepleri var. Batıdaki ve kıyılardaki iller demokrasiyi, özgürlükleri, sürdürülebilirliği, hayat tarzını önemserken, ortadaki illerin ahalisi devletin yatırım ve hizmetlerini, ekonomik kalkınmayı ve istihdamı önemsiyor. Kürtlerin ağırlıkta olduğu Doğu ve Güney Doğu’da ise kinliklerinin tanınma talebi zaman zaman ekonomik kalkınma talebinin önüne geçiyor.

Sanayi toplumu olmaya çalışırken ve daha bu süreci tamamlamadan bilgi toplumu olmanın meseleleriyle karşılaşan ve bu süreçleri siyaset marifetiyle yönetilmeden geçiren Türkiye insanı umutsuzluğa teslim olmadan, göç ederek ve yeni bir hayat arayışı ile hareket etmiş ve yaşanan karmaşadan korunmak için geliştirdiği birtakım kodlamaları var.

Toplumun korunma kodları

O kodlamalardan bir tanesi bireysel hayatı ile ortak hayatını iki paralel evrende gibi yaşıyoruz hepimiz. Bireysel hayatında herkes çok umutlu, çok çoğulcu, çok sorun çözücü, çok hayalci. “Dünür tarafı çok dindar çıktı” diye, “Damat tarafında Kürtler varmış” gerekçesiyle boşanalım diyen kimse yok henüz. Herkes gündelik hayatında hoşgörülü ve çoğulcu ama sorun ortak hayatta, sokakta başlıyor. Camın öbür tarafına döndüğü zaman “O bizim damat ya samimi inançlı olduğu için öyle.” “Bizim dünürler samimi Kürt” diyen aynı insanlar camın öbür tarafında bütün dindarları şeriatçı, bütün Kürtleri bölücü, bütün solcuları ahlâksız olarak gördüğü başka kodlamalarla düşünüyor. Onun için bireysel hayatında ne kadar sorun çözücüyse ne kadar hayalici ve çoğulcu ise ortak hayatında o kadar korkak ve değişimden kaçınıyormuş gibi bir izlenim veriyor. Onun için mehteran yürüyüşü gibi hareket ediyoruz ya da el freni çekik araba gibi: bir yandan umutlarımız, çoğulculuğumuz ve hayallerimiz var, bir tarafta da korkularımız var.  

Türkiye insanının geliştirdiği ikinci kodlama var. “İyi, doğru, güzel” tanım seti, değerleri ile gündelik hayatta pratikte yaptıkları arasında müthiş bir yarılma var. “Kırmızı ışıkta geçmek yanlış mı?” Hepimiz yanlış olduğunu biliyoruz ama emniyet şeridine girenler, kırmızı ışıkta geçenler çoğalıyor. Bu yarılma, hukukun üstünlüğüne olan inancın, karşılıklı güven duygusunun eksikliği ile birleşince lümpenleşme ve giderek radikalleşme üretiyor. Dolayısıyla karşımızda 1990’ların “Şaban”ları yok, 2018’in “Recep İvedik”leri var ve bu lümpenleşme giderek metropollerde manevi şiddetten maddi şiddete doğru dönüşme eğilimi gösteriyor. Üstelik siyaset de bunu körüklüyor.

Toplumsal beka ve adalet arayışı

Türkiye insanına “Yeni anayasa yapmaya kalktığımızda temel ilkeleri ne olsun” diye sorduğunuz zaman, “Haksızlığa karşı adalet ve de Türk-Kürt-Sünni gibi her türlü farklılıklar arasında eşitlik” diyorlar. Balkonlara bayrak astılar diye milliyetçi olmuyorlar. Cuma günleri 5 bin kişiye “Hayırlı cumalar” mesajı yolladılar diye dindarlıkları artmıyor, ama lümpenleşiliyor. İktidarlar ve liderler istiyor diye insanlar ve toplumlar ahlaki kodlamalarını değiştirmiyorlar.

“Bugünkü Türkiye’yi tarif eden 10 tane kavramı seçin” şeklinde bir soruya, en çok söylenen “terör, işsizlik, suç, şiddet, cehalet, yoksulluk” ve hepsi negatif kavram, pozitif kavram yok.

 “Hayal ettiğiniz Türkiye’yi tanımlayacak 10 kavramı seçseniz” şeklindeki soruya ise insanların en yüksek oranda seçtiği kavram ise “adalet” (yüzde 70) sonra “ahlak, eşitlik, saygı, huzur, güven” geliyor. 

Daha da önemlisi Türk veya Kürt; Ak Parti’ye oy veren, CHP’ye oy veren; üniversite mezunu olan, ilkokul mezunu olan; kadın veya erkek; genç veya yaşlı, ne demografik ne sosyolojik ne kültürel ne siyasal kümeler hiçbir farklılık üretmiyor, herkes “adalet” demiş. Sonra aynı insanlara ikinci kez gidip, “adalet denince siz ne anlıyorsunuz” diye sormuşuz. Kadınlara ya da Kürtlere sorduğumuz zaman “tanınma, varlığının, farklılığının kabul edilmesi” adaleti kastediyor ya da işçiler, yoksullar “bölüşüm adaleti, gelir dağılımı adaleti” diyor. Gençler, eğitimliler, Kürtler “katılım adaleti” diyor ama herkes “adalet” diyor.

Tam burada bir veri paylaşayım. Mart 2018 itibariyle 23 milyon hanenin yalnızca yüzde 18’inde gelir giderden fazla gerçekleşmiş. Yüzde 52 hanede ise gelir gidere denk olmuş. Yüzde 13 hanedekiler “geçinemedim” diyor yani yarı aç yarı tok yaşamış, yüzde 14 hanede ise gelir giderden eksik kalmış, borçlanmış ya da yardımlarla hayatını sürdürmeye çalışmış. Dörtte birden fazla hanede dirlik, düzenlik sorunlu ise bu insanların adalet talebini belki de çığlık olarak almak gerekir.  

Dolayısıyla tek kelimeye yüklenen çok sayıda anlamdan ve siyasi talepten bahsediyoruz. Ve bu siyasi talep tam da yeni bir siyaseti inşa etmenin başlangıç noktası olabilir.

Ama bu hikayeye yalnızca kendi meselelerimiz ve aktörlerimizden bakmak yetmeyebilir. Küresel ve bölgesel dinamikler de en az iç dinamikler kadar yeni siyaseti inşa ederken dikkate alınmak zorunda.

DEVAM EDECEK...

.

Facebook Yorumları

reklam
19.4.2018
Kentlileşmiş, dönüşmüş toplum
18.4.2018
Kimliklere sıkışmış ve kutuplaşmış siyasi zeminde bir Türkiye fotoğrafı: En büyük parti gri alandakiler!
1.5.2017
Referandumun ardından Türkiye’yi yeniden düşünmek
29.4.2017
Anayasa değişikliği karmaşık sorunlara ne kadar çözüm üretecek?
28.4.2017
Referandumda sonuç ile tabloyu belirleyen küresel ve yerel dinamikler
27.4.2017
Referandumda sonucu ve tabloyu neler belirledi?
21.8.2015
Seçmeni bütünlemeye bıraktılar
2.6.2015
Uçağın burnu düzelmiyor ama ya sonrası…
10.5.2015
Kampanyaların ilk çeyreği geçilirken
26.4.2015
AKP'nin çekirdek oyunda çözülme başladı
12.4.2015
Seçimin sonucunu neden HDP ve MHP belirleyecek?
9.4.2015
Listeler aritmetiği değiştirecek nitelikte değil, sonucu MHP ve HDP belirleyecek
03.04.2015
Kabul edin, hiçbiriniz terör belasını konuşmuyorsunuz
24.03.2015
Cumhurbaşkanı, toplumu başkanlık sistemine razı etmek için gerilime yol veriyor
21.03.2015
Kutuplaşma verilerinde neler değişti, seçmenin yüzde 35'i ne yapacak?
16.03.2015
Araştırmalarda ilk kez AK Parti karşıtlarının oranı AK Parti yandaşlarını geçti!
05.02.2015
Başkanlık sistemi üzerine
29.01.2015
HDP ve baraj
09.01.2015
Fanatizm ve lümpenleşme yayılınca
25.12.2014
Trenin raydan çıkmasına engel olanlar
22.12.2014
Diyanet, kadınlar ve Aleviler
19.12.2014
Hangi tarafta duracağız?
11.12.2014
Mesele gerçekten Osmanlıca mı?
04.12.2014
Yine, yeniden seçim barajı
20.11.2014
Süreci sürdürmek zorunluluğunu üreten toplumsal dinamikler
06.11.2014
Kaybedilen her gün Çözüm Süreci'nde zorlukları çoğaltıyor
30.10.2014
Cumhuriyet, kalkınma ve maden kazaları
23.10.2014
Kürtler parça parça da olsa devletleşecek
11.10.2014
Şiddet pornosu mu şizofreni mi?
03.10.2014
Cumhurbaşkanı'nın konuşmasının kodları
21.07.2014
Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası senaryolar
15.07.2014
Cumhurbaşkanlığı seçimi için olasılıklar
07.07.2014
Paradigmalar bir daha değişiyor
1.07.2014
Seçim rallisinde 2. etaba girilirken Erdoğan ve Ak Parti için senaryolar
18.06.2014
Çatı aday bulundu. Şimdi ne olacak?
16.06.2014
IŞİD'in iç politikaya etkileri
19.05.2014
Ölüm kuyularından çalışmaya razı olmak
12.05.2014
Olağanüstülüğü nasıl aşacağız?
14.04.2014
Kostümlü provadan sonrası
05.04.2014
Verili durum: Türkçülük, Kürtçülük, İslamcılık ve laikçilik
04.04.2014
30 Mart sonuçları, Cumhurbaşkanlığı seçimi için nasıl okunmalı?
03.04.2014
Hangi parti hedefine hangi ölçüde ulaştı?
27.03.2014
7 maddede 30 Mart'ta sandıktan çıkacak sonuçları okuma rehberi
17.03.2014
Siyaset tarzı olarak linç kültürü yaygınlaşırken
10.03.2014
Yabancılaşıyoruz, yabancılaşıyorlar
05.03.2014
Seçmen değil insan (3)
04.03.2014
Seçmen değil insan - 2
03.03.2014
Seçmen değil insan - 1
10.02.2014
İlişki ve diyalog zeminleri bir bir yok olurken
27.01.2014
Süreç yaratıcı yıkıma dönüşür mü?
21.01.2014
Cevaplar bu değil
13.01.2014
Kriz yeni bir devlet aklında mutabakat üretiyor
31.12.2013
Herkes giderek inandırıcılığını yitiriyor
23.12.2013
Yolsuzluk operasyonu seçmen tavrına nasıl yansır, oyları ne etkiler
16.12.2013
Yerelleşme ve katılımı önleyen zihinsel ve duygulsal engeller neler?
14.12.2013
Sivil toplumda demokratikleşmeye öneri
09.12.2013
Seçmen hangi dürtülerle tercihini belirleyecek?
02.12.2013
AKP-Cemaat gerilimi neyi ima ediyor, Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
25.11.2013
Komisyon çalışmayınca anayasa ihtiyacı kalktı mı?
18.11.2013
Cumartesi Diyarbakır’da ne oldu?
11.11.2013
Ak Parti’nin toplum tahayyülünü çerçevelemek
04.11.2013
Türkiyelileşirken yerelleşmek
28.10.2013
Esas çılgın proje ne olurdu?
21.10.2013
Yerel yönetim mi dediniz?
14.10.2013
Ak Parti’nin paradoksu
05.10.2013
Seçim sistemine dair öneriler ne anlama geliyor? (3)
04.10.2013
Seçim sistemine dair öneriler ne anlama geliyor? (2)
03.10.2013
Seçim sistemine dair öneriler ne anlama geliyor? (1)
01.10.2013
Demokratikleşme ve Ceylan ve Tahribat ve Nazar
29.09.2013
Birden çok Türkiye paketi beklerken
23.09.2013
Sahaya inen binlerce taraftar bize ne söylüyor?
20.09.2013
Kederin beş evresi
13.09.2013
Süreç ne olursa olsun sürer
12.09.2013
AKP, Habur krizinde neden yalnız kaldı?
11.09.2013
Kürt sorununa çözüm sürecinin neresindeyiz?
09.09.2013
Yerelliğin olmadığı yerel seçim
03.09.2013
Yerel seçimde İstanbul
26.08.2013
Uzun ve sıcak bir kış
09.07.2013
Y Kuşağı mı yeni hayatın yeni insanları mı?
04.07.2013
Toplum nasıl müdahale edecek?
01.07.2013
Hayatı dar alanlara sıkıştıranlar
21.06.2013
Ak Parti neden yönetemedi?
20.06.2013
Gezi Parkı direnişinin siyasal ve toplumsal sonuçları (2)
18.06.2013
Gezi direnişinin sonuçları: Artık 'yeni' AK Parti'nin tekelinde değil
16.06.2013
Önerim parkın boşaltılmasıdır
15.06.2013
Gezi Parkı hakkında hâlâ anlaşılamayanlar
08.06.2013
Rest çekmek mi, diz çökmek mi, yoksa bir an durup düşünmek mi?
07.06.2013
Gezi Parkı direnişi dipte neleri değiştiriyor
03.06.2013
Gezi Parkı direnişinden çıkan beş ders
30.05.2013
Devletin dindar bir nesil yetiştirme görevi var mı?
20.05.2013
Ekonomideki büyüme hane gelirlerine nasıl yansıdı?
15.05.2013
Çevre bilinci olmayan cahil toplum (mu?)
13.05.2013
Nükleer enerjiyi referanduma götürsek…
06.05.2013
Sürecin riski karşısındakiler değil yanındakiler
02.05.2013
Burada bir şeyler oluyor
29.04.2013
Birileri değil hepimiz inşa edeceğiz barışı
25.04.2013
Seçim sistemi ve siyasi rekabet
22.04.2013
Seçim sistemi ve baraj
18.04.2013
Değerler mi, tabular mı
7.04.2013
Karamsarlık kalıcı olabilir mi
15.04.2013
Kardeşlik değil eşitlik ve adalet
11.04.2013
Kavramlar bozuldu
08.04.2013
Karamsarlık kalıcı olabilir mi
08.04.2013
Çatışmacı kültürde şiddet
01.04.2013
Süreç düz bir hatta ilerlemez
28.03.2013
Yol, yordam bulmak
25.03.2013
Doğrular, yanlışlar, bilerek yanlışlar
21.03.2013
Bir köprü ayağı mı olsaydım ah, barış yolunun üstünde...
18.03.2013
Oltayla balina avlamak
14.03.2013
Geçiş dönemi (mi)
11.03.2013
Asıl, barışmak cesaret istiyor
07.03.2013
Sivil toplum sahneye
04.03.2013
Ya benimsin ya kara toprağın
28.02.2013
Güven, dil ve muhataplık üzerine
25.02.2013
Lümpenleşme
21.02.2013
Jüri
18.02.2013
Özgürlük mü, güvenlik mi
14.02.2013
Kadına şiddet
11.02.2013
Kadın meselesi
07.02.2013
Aile, çocuklar, hayaller
04.02.2013
Kentler, metropoller
31.01.2013
Barışa katkı nasıl olabilir
28.01.2013
Duvarlar ardında sivil siyaset
24.01.2013
Değerler ve hayat pratikleri
21.01.2013
İki ayrı hayat
17.01.2013
Aykırı sorular
14.01.2013
Çok anahtarlı kapı
10.01.2013
Psikolojik ambargolar
07.01.2013
Barışı inşa etmek
03.01.2013
Gelecek kaygısı
31.12.2012
Yıl biterken
27.12.2012
Bela
24.12.2012
Diyet
20.12.2012
Sade vatandaş gözünde Ergenekon
17.12.2012
Şoven zihniyet ve silikozis
10.12.2012
Partilerin oylarını değerler mi, beklentiler mi belirliyor?
29.11.2012
Bir araştırma üzerine 4: Kimlik siyasetleri parti tabanlarına dayanmıyor
28.11.2012
Bir araştırma üzerine 3: Çelişki mi ikircikli değişim mi?
27.11.2012
Bir araştırma üzerine 2: Her soyutlama gerçeklikten bir miktar kaybetmektir
26.11.2012
Bir araştırma üzerine 1: Yine, yeniden medya üzerine
19.11.2012
Endişeleri korku politikalarına çevirmek
12.11.2012
Ölüm üzerinden politika
05.11.2012
Gri alanlar
29.10.2012
Toplumun ağrı eşiği düştü
22.10.2012
Yönetimde kademelenme
15.10.2012
Gücün ihtiyacına göre değil hayatın ihtiyacına göre yönetim
11.10.2012
Diyarbakır Emniyet Müdürü ne demiş oldu?
08.10.2012
Türkiye'nin insanlarını bir İsveçli'den bu denli farklı yapan ne?
01.10.2012
Münazara, münakaşa ve müzakere
24.09.2012
Yol bulmak
17.09.2012
Kayıp hedefli oyun
10.09.2012
İhtiyaç akıl mı?
03.09.2012
Siyasetin yönetemediği Türkiye
27.08.2012
Kürt meselesinde yeni viraj
30.07.2012
CHP’nin kritik eşikleri
12.07.2012
Dünün çözümü bugün sorunun ta kendisi
03.07.2012
Zihni sorunlar duygusal soruna dönüşünce
26.06.2012
Kürt meselesi ve yeni çözüm zemini
22.06.2012
Ya kedi odada değilse!
19.06.2012
Türkiye’de 6 milyon çocuğun anadili Kürtçe!
13.06.2012
Kürtler'de hayat tarzları ve siyasi tercih
13.06.2012
Uludere Kürtler'in oy tercihini değiştirdi mi?
05.06.2012
Kürtaj tartışmaları üzerine
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı