Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz

Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı


14.7.2018 - Bu Yazı 90 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Günlük dile yansımış haliyle iş cinayetleri de, kadın cinayetleri de, çocuk istismarı da artık aynı koltukta taşınacak. Aslında taşınamayacak. tek koltukta iki karpuz. Patronun, eril zihniyetin, sosyal adaletsizliğin tek elden beslenip, suçlarının tek merkezden perdelenmesi, kolaylık sağlayacak herhalde kamu yönetimine.

Birleştirilen bakanlıklar içinde yönetenin, yönetilene bakış açısını en belirgin şekilde ortaya koyan uygulama kuşkusuz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın birleştirilmesi oldu. Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı… Cinsiyet eşitliği ve eşit yurttaşlık ilkelerini benimsemediğini ancak bu kadar net biçimde ortaya koyabilirdi, eskisinden hiç farkı olmayan yeni yönetim. Çalışan haklarını düzenleyip sorunları çözmekle yükümlü bakanlık, aynı zamanda yardıma muhtaç yurttaşlara da hizmet üretecek. Emeğin değerini tanımadığını, insan emeğine hiç kıymet vermediğini bangır bangır bağırarak ilan ediyor bu bakanlık birleşimi.

Sadece bu kadarla da kalmıyor tabii. Ülkeyi kasıp kavuran iki devasa şiddet biçimi artık birleştirilmiş bu tek bakanlığın görev alanında. İşveren şiddeti ile erkek şiddeti… Günlük dile yansımış haliyle iş cinayetleri de, kadın cinayetleri de, çocuk istismarı da artık aynı koltukta taşınacak. Aslında taşınamayacak, tek koltukta iki karpuz. Patronun, eril zihniyetin, sosyal adaletsizliğin tek elden beslenip, suçlarının tek merkezden perdelenmesi, kolaylık sağlayacak herhalde kamu yönetimine.

Soma davasında kararın açıklanmasıyla birleşimin aynı günlere rastlaması ironik. Mahkeme belki de bu nedenle kararını açıklamayı iki gün ertelemiş olsa bile. Soma davasında kamu, çalışan haklarını savunabilmiş miydi? Patronun kârı için iş güvenliğinden feragat edilen işletmede ölenlerin hakkı savunulmadığı gibi cezalar da iş yeri sahibine değil çalışana yağdı. Patrona beraat gelirken emir kulu mühendise ağır cezayla üstünlerin hukuku devredeydi.

Yüz beş yıl önce ilk olarak İttihat Terakki tarafından toplanıp sonra İzmir İktisat Kongresi’nde tekrarlanan aynı kararlarla seçilmişti, devlet eliyle burjuva yaratma yoluyla sanayileşme politikası. Sürdürülen yüz yıllık politika gereğince verdi mahkeme kararını. Sermaye sahibine ceza yok. Sermayesini arttırıp kârını katlaması için işçi sağlığını hiçe saymasına, iş güvenliği önlemlerini ihmal etmesine göz yumuldu bir kere daha. İş cinayetlerinin birinci dereceden müsebbibi olan bu eski politika, 301 işçinin canına mal olan Soma faciasından sonra güya yeniden ele alınan yasayla değiştirilmedi. Sürdürülmesi seçildi bir kez daha.

Yasal düzenlemelerle iş güvenliği ihmal edilen ülkenin hukukundan adalet çıkmazdı elbet. Yasa, yaşam odaları gibi tedbirleri öngörmedi. Maden işçisinin hayatını kolaylaştıracak düzenlemeleri de içermedi. Maden işçisine yemek, özel iş kıyafeti, vardiya çıkışında duş ve servis gibi insani ve medeni açıdan son derece gerekli düzenlemeler de içermedi. Yasayı eleştirmek, düzeltmek yerine maden işçilerinin ambulansı, otobüsü kirletmekten kaçınmasını gündem yapan duygu sömürüsü hakim oldu iktidar gibi topluma da. Çalışma ve sosyal güvenlik tek bakanlık altında yürütülürken yaşadığımız, iş cinayetlerine göz yuman politik uygulamalar şimdi diğer bakanlığın facialarıyla birleşecek.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın yıllardır sürdürdüğü hatalı politikalarla toplumsal cinsiyet eşitliğine değil ataerkiye hizmet ettiği bilinen gerçeklerden. Kanunla kendisine yüklenen görevleri yerine getirmediği de… 6284 Sayılı Kanun’u yürütmekle yükümlü bakanlık, yıllarca bu kanunu işlemez kılacak uygulamalar gerçekleştirdi. Cinsiyet eşitliğini gerçekleştirecek adımlar atmak yerine bu amaca hizmet eden genel müdürlüğü çalışamaz hale getirdi. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nü, işlevsiz kılma çabalarını son yıllarda arttırarak sürdürmüştü, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı.

Neredeyse sadece cinayetle sonuçlanan şiddet vakalarıyla sınırlamıştı genel müdürlüğün çalışmalarını. O da ancak toplumsal tepkinin medyada yankılandığı olaylarla sınırlı kalacak şekilde müdahil taraf olmuştu bakanlık. İzlediğim davalarda bakanlık avukatlarının dosyaya yeterince zaman ayırmadığını gözlemekle kahreden, ismi var cismi yok bir müdahillikti sergilenen. Üstelik mahkemelerin de bakanlık avukatının müdahilliğini kabul ettiği gerekçesiyle kadın örgütlerinin müdahillik taleplerini reddetmesini kolaylaştırmaya hizmet(!) biçiminde yansıdı sahaya. Özellikle çocuk istismarı davalarında gizlilik kararı alınması ve sivil toplum örgütlerinin davaya müdahil olmasını engelleyen yargılama usulü nedeniyle adalete erişmek mümkün değil. Zira şiddet, hak ihlali ve insan hakları hukuku çerçevesinde görülmeli davalar. İzlediğim davalarda insan hakları hukuku çerçevesinde hak savunucularının müdahillik talepleri kabul edildiği zaman, davanın seyrinin değiştiğini açıkça görebildim yıllardır. Adanmışlık gerektiriyor zira bu davalar. Önüne konan dosyayı incelemeden mahkeme salonuna- o da bazen- gelen avukatların insan hakları savunucusu değil kamu avukatı olması kadar çarpık başka bir durum daha tahayyül edilemez.

Gerek çocuklara gerekse kadınlara yönelik şiddet suçları hakkında açılan davalar, eril zihniyetin masaya yatırılıp otopsisinin yapılmasını sağlamalı aslında. Dava süreçleri suçlunun zihniyetini ifşa etmeli kamuoyuna. Eril şiddetle mücadelenin tek ve en etkin yolu zihniyet dönüşümünü sağlamak. Bu da ancak insanların mevcut toplumsal algıdaki yanlışlıkları davalar özelinde, tekil örneklerdeki hatalı davranışları idrak etmesiyle mümkün. İşin başı eğitim denir ve eğitimle başlayan iş genellikle başladığı yerde kalır. Siyasette yansıması görülmezse eğitimle verilen bilginin yerleşmesi mümkün değil. Ve adalet, verilen bilginin aksini sergileyen davranışları sergilemezse o bilginin davranış değişikliğine ulaştırması toplumu, imkansız. Dolayısıyla hukuk kararları, şiddeti önlemekte çok etkili ancak etki gücü cezaların ağırlığından değil davranışın yanlışlığını idrak etme fırsatı sunmasından gelir. Adil ve açık yargılamayla, yargı kararlarının kamuoyunda tartışılmasıyla mümkün olacak bir etki.

Sonuç olarak ülkenin en önemli toplumsal sorunlarından ikisini bünyesinde birleştiren bakanlık, önceden ayrıyken biri burjuvanın diğeri ataerkinin çıkarlarına hizmet ediyordu. Şimdi ataerki ve burjuva tekeli oluştu diyebiliriz.

.

Facebook Yorumları

Kod8
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8