Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz

Boşama ve boşanma, düşen 'n' ile açılan gedik


21.10.2019 - Bu Yazı 142 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bazen tek harften bile tanıyabiliriz eril hegemonyayı. Örneğin Hayrettin Karaman’ın yazılarındaki “n” harfi, varlığıyla da yokluğuyla da bu açıdan çok öğretici. Başlığa taşıdığı “paraya kavuşan boşuyor, boşanıyor” ayrımı, sözün tınısını güçlendirme amaçlı kullanılmış ikilemeyi andırır gibi. Fakat ikileme olmadığı iki ayrı kelime ile aynı eylemi anlatırken tercih edilen cinsiyetçi tutumu açıkça ortaya koyduğu hemen fark ediliyor. Etken eylemi ifade eden boşuyor kelimesi, hep erkeklerin ayrılma talebini ifade edecek şekilde bilinçli kullanım olarak çıkıyor karşımıza yazılarında. Edilgen tutumu yansıtan boşanma kelimesiyle dile getirilense hep kadınların ayrılma talebi.

Edilgen sözcükle, yani öznesi dolaylı anlatımla belirtilen eylemle ifade edilense hep kadınların ayrılma isteğinde bulunduğu durumları yansıtacak şekilde kullanılmış. Böyle bakınca boşamak sözü sadece karşısındakini, eşini saygısızca çiğnemeyi ifade eden çirkinlikten bir adım daha öteye geçmiş oluyor. Salt erkekler için kullanılması seçildiği için bir hamlede cinsiyetçi bir ifadeye dönüşüveriyor. Toplumda, evliliğini sonlandırmış ya da sonlandırma kararı almış kadınların da erkeklerin de boşamak fiilini seçişine sıklıkla tanık oluruz. Kendisine, kendinden menkul bir üstünlük payesi biçme ihtiyacını aşikar eden karakter zaafı sanki. En hafif tabiriyle saygısızlık içerdiğinden çirkin bir ifade olarak görünmüştür her zaman bana. Hayrettin Karaman’ın bilinçli seçiminde ise cinsiyetleri imleyen iki ayrı eylem gibi görüp erkekleri hükümran gösterme eğilimi, boşama tabirinden bir kere daha ikrah ettirdi. Evlilik birliği iki kişilik sorumluluk ve sorumluluğun sona erişi de iki kişi için aynı şekilde ifade edilmeli. Taraflardan birisine üstünlük tanımayan boşanmak kelimesinin kullanılması saygı ve nezaketle olduğu gibi evlilikte ve toplum hayatında benimsenecek eşitlikçi tutumla da doğrudan ilişkili.

O tek harf olan “n” düştüğünde zihinlerde yarattığı boşluk cinsiyetçi politikalara alan açıyor. Türkçe bir kelimede ortadan tek bir harfin eksiltilmesiyle kurulan cinsiyetçiliği görmek Arapçaya nispeten hayli kolay çoğumuz için. Arapçaya özellikle Kuran diline vakıf kişiler tarafından benzer kelime oyunlarıyla kurulmuş cinsiyetçiliği seçmek o kadar kolay değil. Dil bariyeri engel olduğu kadar tartışma ve eleştiri kabul etmez din algısı nedeniyle çok zor muhtemel kelime oyunlarıyla kurulmuş cinsiyetçiliği deşifre etmek. Ancak her zorlukta bir kolaylık ihsan edildiğinden Peygamberimizin vefatından sonra haklarımızın birer birer gasp edilişine ilişkin yaklaşımları açığa çıkaracak temel dinamikleri izlemek önemli. O geçmişten gelen kelime oyunlarının izini sürmek için bugünkü ardıllarının sözlerini irdeleyebiliriz. Hayrettin Karaman’ı takip etmeyi bu nedenle önemsiyorum. Örneğin o çirkin boşama tabirini cinsiyetçi kullanımla başlığına taşıdığı yazısındaki şu paragrafı biraz didiklemek gibi:

“Benin okuyup öğrendiğim kadarıyla İslam hukukuna göre kadın ister evli, ister bekar, ister çalışan, ister çalışmayan olsun onun geçimi, para kazanmak için çalışmaya mecbur olmaksızın duruma göre erkek akrabası ve kocası tarafından sağlanacaktır. Kadın aç ve açık kalma korkusuyla bir yerlerde çalışıp para kazanma mecburiyetinde kalmayacaktır. Bundan sonrasında kadının ev dışında çalışmasının başka ferdî veya sosyal sebepleri olabilir, bu sebepler ve ihtiyaçlar çalışmasını meşru hale getirebilir.”

Görüldüğü gibi “Kuran’a göre” demiyor. “Vahye göre” demiyor. “İslam hukukuna göre” diyor ki bilindiği gibi hukuk değişkendir ama İslam tarihinde hukuk, 12’inci yüzyılda dondurduğu için din gibi algılanır olmuştur. 7’inci yüzyılda yaşanan vahiy sürecinden itibaren beş yüzyıl boyunca hukuk zamana, zemine, ihtiyaçlara göre değişebilmiş, farklı bölgelerde farklı hukuk yorumları uygulanabilmiş ve bunda beis görülmemiştir. Günümüzde de o değişken hukuk yorumlarının uygulandığı beş yüz yıllık süreç tartışmalı değil. Ama 12’inci yüzyıldan itibaren içtihat kapasının kapandığı anlayışıyla dondurulan hukuk İslamı katı bir buz kalıbına dönüştürdü. Dolayısıyla günümüze kadar geçen doku yüz yıllık süreçte tıkanıklığı aşmak zorunda kalan İslam hukukçuları hükümlerini, kelimeleri yuvarlama ve çifte anlamlara gelecek cümleler kurma becerilerini geliştirdiler. Konumuzla doğrudan ilgili olmasa da yeri gelmişken söylemek isterim ki kabaca hukuku dolanma alışkanlığı diyebileceğimiz evvel eski hastalığımızın kökenleri burada aranmalı. Ve bu çifte anlamalara gelecek cümleler kurma becerisinin sergilendiği paragrafta kadınların çalışmasına engel bir hüküm yer almıyor. Tıpkı Kuran’da ve sünnette de kadınların çalışmasına engel hükümler olmadığı gibi.

Ancak bu yazı “çalışan kadın boşanıyor”, “kadınların çalışması aileyi yıkıyor” gibi pek çok safsatanın da delili sayılabiliyor. Çünkü erkek kadına bakmaya mecbur dediği andan itibaren hegemonik erkeklik bu mecburiyeti, kadına yönelik kısıtlama yetkisi olarak kullanmayı seçiyor. Ve paragraf buna da müsait. Paragrafta açıkça belirtilmeyen hukuk yorumlarının dayanak kabul ettiği kavvam kavramıdır bilindiği gibi. Kavramın yer aldığı ayette ise erkeklere yüklenen bir kavvamlık mecburiyeti, yükümlülüğü yer almaz. Durum tespiti yapılır ayetin başlangıç bölümünde ve o günün o toplumun içinde bulunduğu şartlarda erkeklerin, kadınları geçindirmekte olduğu belirtilir. Ancak örnek paragrafın ilk cümlelerinde olduğu gibi kadınların kesinlikle ikinci sınıf kabul edildiği tek tük görülen istisnai durumlar olarak üst sınıflara mensup bazı kadınların fiilen eşit konum kazandığı Arap toplumunun o döneme has yaşam pratiklerine atıf yapılan ayet, erkek egemenliğini tesis eden ekonomik üstünlük olarak kabul edilip, dayatılmıştır. Ve bu ilk satırlar her kadını ekonomik açıdan illa ki bir erkeğe zimmetleme alışkanlığını din olarak dayatan zihniyetin eseri olarak çıkıyor karşımıza. Oysa sadece miras hakkının getirilmesi bile kadının ekonomik özgürlüğünün toplum için temel ihtiyaçlardan birisi olduğunu göstermeye yeterlidir. Peygamberin ilk ve yirmi beş yıl boyunca tek eşinin. ilk Müslüman olarak tartışılmaz tarihi öneme sahip Hz Hatice’nin, ekonomik özgürlüğe sahip bir kadın olması bile ibret almalarına yetmiyor.

İslam tarihindeki öncül patriyarkların vahiyle sabitlenmiş haklarımızı gasp ederken kullandıkları yöntemler ve oluşturdukları hükümler bugün de ardılları tarafından medeni kanunla sabit haklarımızı gasp etmek için taklit edilerek sürdürülmek isteniyor. Üzerinde sürekli ve titizlikle hatta sistematik biçimde çalıştıkları konuların başında kadınların, ekonomik yönden güçlenmesini önleme çabasının geldiği gözden kaçmıyor. Kadının nafakasına göz dikenlerin, kadının çalışmasına da karşı çıkanlar oluşu gözden kaçacak gibi değil zaten. Kadınların çalışmasıyla boşanma oranları arasında ilişki kurmak yönünde biteviye ama beyhude çaba da görülmeye değer. Evlenme oranlarının da geçmişe göre düşüyor oluşunu yine hem kadının çalışmasına hem de erkekler açısından nafaka düzenlemesine bağlama gayretleri de ilginç çabalardan. Yakın zamanda karşımıza geleceği anlaşılan ikinci yargı reform paketi, iktidar kanadının eril hegemonyanın tahakkümüne girdiği şeklinde yorumlanabilir. Sistematik çabanın ürünü çünkü yılladır sürdürülen saldırılar. Ancak biliyoruz ki suyu tersine akıtamazlar.

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
12.11.2019
Kandil, düalizm, devletçilik
11.11.2019
Vahdetten düalizme giden yol: Kandil
5.11.2019
Önleyici tedbir kararlarına itiraz kadınları öldürüyor
29.10.2019
Pekin+25 ve Cumhuriyet değerleri ışığında kadının konumu
27.10.2019
Yargı reformuyla cinsel istismar yasallaştırılıyor
22.10.2019
İstanbul Sözleşmesi ve Emine Bulut kararı
21.10.2019
Boşama ve boşanma, düşen 'n' ile açılan gedik
15.10.2019
Savaş çığırtkanlığıyla nafaka karşıtlığı iç içe
13.10.2019
Savaşın emrinde din, soykırıma Nobel
8.10.2019
Nafakada restorasyonla geçmişi canlandırma isteği
6.10.2019
Biraderlik dayanışmasını pekiştiren ‘Kız Kardeşler’
1.10.2019
Şüpheden mağdur yararlanmalı
22.09.2019
Yargı reformu paketinden kötü sürpriz çıkar mı?
23.08.2019
Terör bahanesiyle kolektif ceza
13.08.2019
Kutsadığınız aile hangisi?
11.07.2019
Ümmet kim? Parçalanan ne?
2.07.2019
Neden kavram ataerki cinayeti olarak değişmeli?
25.06.2019
İstanbul’un seçiminde dindar kadınların rolü
18.06.2019
Beka tutmadıysa FETÖ ithamı cepte
29.05.2019
Açlık grevi hakkında söylenmeyenleri söyleme zamanı
23.05.2019
Müzeyyen Boylu’nun çocukları nerede?
21.05.2019
Allah kadını dövün demiyor
16.05.2019
İYİ Parti'nin sessizliği
9.05.2019
İmamoğlu kolları sıvadığında
30.04.2019
İçinde sığınma evi geçmeyen bir sığınma evi çığlığı
23.4.2019
Bodrum, Bodrum Kadın Dayanışması ve KöyBox
18.4.2019
Kışlar var baharlar içre
4.4.2019
Biraz da dertleşelim
2.4.2019
Şiddet dili out sükûnet ve güleryüz in
28.3.2019
İmama küsüp camiye gitmemezlik yapmayın
19.3.2019
Hıristiyan terörist ve Ayasofya
14.3.2019
Dindar algıda EŞcinsellik terörü(!)
26.2.2019
Uygur’un ve Kürt’ün çile kardeşliği
19.2.2019
Çift hukukluluk tehlikesi kapıda mı?
14.2.2019
Erken evlilik lobisine dinden bakış
12.2.2019
Medya hukuk siyaset kıskacında kız çocuğu
5.2.2019
Kadınsız yerellerde bağımsız kadın meclisleri
29.1.2019
Sivil toplum, demokratik yönetişim, Turan Hançerli
24.1.2019
Kadınlar belediye başkanı olmalı! Çünkü…
22.1.2019
İktidarların beden politikası ve başörtülü kadın
15.1.2019
'Belediyeleri Kadınlarla Sınamak'
10.1.2019
Birine mansıp birine cezaevi
4.1.2019
Eşcinsellere şiddeti reva gören dindarlık
27.12.2018
Boşanma, nafaka, erken evlilik aynı tezgahın ürünü
25.12.2018
Çocuk koruma yerine şiddet savunuculuğu
20.12.2018
Psikolojik şiddet politikasıyla seçime doğru
18.12.2018
Kadın beyanı karşıtlığında Dilipak aşaması
13.12.2018
Kent yaşamı için kadınlar ve hak savunucuları
11.12.2018
Fişlemenin resmileştiği ülkenin değerler eğitimi
6.12.2018
Hak verilmez teslim edilir
4.12.2018
Engel biziz
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive