Cihan AKTAŞ



Bookmark and Share

Bir şehri koruyan kelimeler


28.7.2018 - Bu Yazı 674 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bir adrese sahip olmak, kendini herhangi bir beldeye ait hissetmek için hangi aşamalardan geçer göçmen, aynı zamanda içeride ve dışarıda sayılmanın güçlükleri nasıl tecrübe edilir, uğrak yerinde gerçek bir yerleşmeyi sağlayan hangi saiklerdir? İki yıl boyunca Esenler’e gidip gelirken dinlediklerim ve gözlemlerim, bu sorular üzerine yeniden düşünüp cevaplar aramaya sevk etti. Esenler küçük bir köy iken Türkiye’nin en kalabalık ilçelerinden biri olma noktasına nasıl çekildi?  İlçe, İstanbul’un uzağında kendi halinde iki köy iken elli yıl içinde küreselleşmenin tipik özelliklerini sergileyen kalabalık ve dinamik bir şehir parçasına dönüştü. Son yirmi beş yılı bir hayli hızlı yaşandı bu dönüşümün. 1960’lardan itibaren yoğunlaşan Anadolu göçüyle birlikte seyrek evler mahalle olmaya çalışırken köy sıklıkla kendi göbeğini kendisi kesmek zorunda kaldı. Kadınlar yol üstüne bırakılmış su boruları döşedi, erkekler aralarında topladıkları parayla satın aldıkları demir elektrik direklerini, yerlerini kazıyarak dikti, toz kalkmasın diye kendi Arnavut kaldırımlarını kendileri döşetti. Her yaşta insan okuluna veya işine ulaşmak için çamurlu yollarda saatlerce yürümeye mecburdu. Herkesin mahrumiyetle mücadele konusunda anlatabileceği sarsıcı hikâyeleri var.

Bu hikayelere yaslanarak yazdığım Rüzgârla İyi Geçinmek’in söyleşileri için Maltepe’den Esenler’e gidip gelirken İstanbul’u, aslında Türkiye’yi yeniden öğrendim. Beni böylesine öğretici bir çalışmaya davet eden Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu’ya müteşekkirim.

Esenler, 1939’da ilçe oluncaya kadar Litros isimli bir köydü. 1993’de ilçe olduğunda sınırlarına dahil edilen Atışalanı köyü de yine 1939’a kadar Avas ismini taşıyordu. İlçenin arka planı ise en az sekiz bin senelik tarihinin bilgilerine ulaşabildiğimiz İstanbul’unki kadar derin olmakla birlikte, merkezden uzaklığın sebepleriyle aynı zamanda muğlak.

“Her şehrin, her yerleşimin örtük bir “program”ı vardır; şehir veya yerleşim “ne zaman bu programı gözden uzak tutarsa, yeniden bulmak zorundadır, yoksa yok olup gider.” Calvino, “Yeni Bir Sayfa” isimli kitabında, aynı şehir altında başkalaşımlar geçiren yerleşimin tarihi boyunca sahip olduğu, ona diğer yerleşimlerden ayrı bir anlam kazandıran süreklilik ögesini hatırlatır. (sf. 329)

Esenler için bu süreklilik ögesi veya ögeleri neler olabilirdi, bunu araştırdım söyleşilerim sırasında.

Bir yerleşim kendi içinde çeşitli katmanlar barındırıyor. Esenler havalisi Bizans döneminde Aretai, yani “Faziletler” olarak bilinirmiş. Litros ve Avas’ın arka planında, İstanbul’un çeşitli aşamalarını bahçeleri, kilerleri, suları, yolları, temiz havasıyla tahkim eden iki köy var. Hindistan kökenli Rumlaşmış “siyahi” Çingeneler tarafından kurulduğu belirtiliyor kaynaklarda. Yüz yıllarca çeşitli verilere göre- en fazla altı yüz kişilik nüfusa sahip olmuş; bu nüfus bazen altmışa kadar düşmüş. Ne içinde İstanbul’un ne dışında, ne İstanbul’suz ifade edebilir kendini ne de ona dahil olabilir bir konumda, ikircimli bir düzlemde sürdürmüş varlığını.

Nüfusundaki yoğun dalgalanma ise 93 Harbi’ni takiben başlıyor. Makedonya göçmenlerini Balkan göçmenleri ve mübadiller izliyor. 1950’lerde Yugoslavya göçü, giderek artan Anadolu göçü ve nihayet Suriyeli mülteciler… Esenler minyatür bir Türkiye, İstanbul için bir ön hazırlık eşiği, bir Osmanlı ahalisi platformudur. Son verilere göre nüfusu 3 bine yakın bir azalmayla 454 bin 569’a düşmüş durumda.

“Faziletler” nitelemesinden söz etmiştim. 1924’te tepeye gelen mübadiller ilçeye zorlu, ağrılı sonuçlar ortaya koyan yerleşmeleri sırasında helal-haram sınırlarını gözetecek bir muaşeret oluşturmaya çalıştılar. İçlerinde varlıktan yokluğa düşenler bu muaşeretin zemininde vakarlarını korudu. Anadolu göçmenleri evlerini komşularıyla birlikte oda oda inşa ettiler. İnsanlar komşularına kapılarını açık bırakacak veya anahtarlarını teslim edecek kadar güvendi, ancak aynı zamanda evlerini inşa ederken mahremiyet sınırlarını projelere yansıttılar.

Refah Partisi’nin adayı Yahya Baş, çöp yığınlarını ortadan kaldıracağı sözüyle 1992’deki ara seçimlerde Güngören Belediye Başkanı seçilmişti. Esenler o tarihlerde Güngören’e bağlıydı. Baş, verdiği sözleri yerine getirmek üzere bir inisiyatif oluşturdu. Bütün teşkilat, sadece belediye çalışanları değil, parti çalışanları da beldenin çeşitli meselelerinin çözümlenmesi için seferber olmuşlardı. Esenler’in 1992’ye kadar bağlı olduğu Bakırköy, ayrılmayı takiben çöp arabalarını vermekten imtina ettiği için, bir ay boyunca arkadaşlarının kamyonlarıyla çöp topladıklarını anlattı bana, ilçenin sakinlerinden Süleyman Sirkeci. Aralarında topladıkları parayla torbalarca kireç satın alarak haftalardır kaldırılmayan çöp yığınlarının üzerine döküyorlardı, hastalığa sebep olmasın diye.  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde gündeme getirdiği “gönül belediyeciliği” olgusu, 90’lı yılların ilk yarısındaki Esenler’de gerçekleşen faaliyet için rahatlıkla sarf edilebilir.

1994 seçimleri öncesinde, 23 Aralık 1993’te yürürlüğe giren bir kanunla Güngören’den ayrıldı Esenler ve ilçe yapıldı; Atışalanı da bu ilçeye dahil edildi. Bütün bu konum değiştirmeler, 12 Eylül’ü takiben bağlı olunan belediye konusunda yaşanan boşlukların yol açtığı yetki karmaşası, çarpık yapılaşmanın hızlanmasına ivme kazandırdı. Tam bir ilçe konumundan yoksunluğun belirsiz kuralları altında göçe açıklık, karışıklık ve belirsizlik göstergeleri sergiliyordu.

Merkeze yakın olmakla birlikte hizmet halkasının dışında bırakılmanın buruk duygularına rağmen mahrumiyetler karşısında teslimiyetçi bir tutum sergilemedi Esenler halkı, özveriyle çalışarak bir dayanışma ve hizmet ağı oluşturdu. Kuşkusuz hızlı yapılaşma yeni sorunlara maruz kalmak anlamına geldi. Böyleyken ilçenin kadim nüfusu belediye hizmetlerinden yoksun oldukları dönemlerde yaşadıkları zorlukları hatırlatarak, o dönemin sadece komşuluk ilişkilerini özlediklerini belirtiyorlar.

Hızlı yapılaşmanın dağıttığı komşuluk ilişkileri nasıl geri kazanılabilir? Gelişmiş bir belediyeciliğin şimdilerde cevabını arayacağı ilk sorulardan biri olsa gerek bu.

Geniş genç nüfus içinde önemli bir sorun olan madde bağımlılığıyla mücadele konusunda Esenler’de 2015’de kurulan Bişri Hafi Gençlik ve Dayanışma Derneği öğretici bir örnek. Bu derneği kurma fikrinin sahibi ve başkanı, 1983 doğumlu Ömer Faruk Yazar, Esenler gençlerinden. Kendisini derneğin Menderes Mahallesi’ndeki yerinde ziyaret ettim 20 Haziran’da. Dernek binasında madde bağımlısı gençlerin rehabilitasyonu için de uygun bir ortam hazırlanmış. Belediye ve ilçe halkının bu ortak faaliyeti, Rüzgarlı Tepe’nin fazilet hanesine yazılabilir diye düşündüm, ziyaretim sırasında. Bir başka yazımda Bişri Hafi üzerine daha ayrıntılı yazmayı ümit ediyorum.

.

Facebook Yorumları

Kod8
4.9.2018
Göçmen kadın konuşamaz
28.8.2018
Kambay Ailesi’nin Rize’ye geri göçü
15.8.2018
Biri onu dinlesin, sözünü kesmeden…
28.7.2018
Bir şehri koruyan kelimeler
19.7.2018
Bize layık görülen kumaşlar ve modeller
21.10.2017
İş beğenmeyen gençler
11.8.2015
Birbirimizi konuşmaya çağıralım
9.7.2015
Hepimizin hayal kırıklığı
17.6.2015
Seçim irfanı
10.6.2015
Şehrin duvarları nasıl boyalı?
5.6.2015
Sokağın seslerine açık siyaset
15.01.2015
Başka türlü faşizmler
01.09.2014
AK Parti'nin kültürelliğinin sorunları
07.08.2014
Gazze için yeniden ittifak zamanı
26.06.2014
Tesettür agorafobisinde Necip Fazıl etkisi
28.05.2014
Kirli tırnakların ince düşüncesi
10.05.2014
Eleştiri hayattır
02.05.2014
Başka türlü sürüyor dağınıklığımız
27.04.2014
Geleneksel mevzi konforumuz
14.04.2014
Kiraz çiçeği bakışı
07.04.2014
Japonya üzerinden seçim dersleri
22.03.2014
Daha ne kadar üzülebiliriz?
13.03.2014
Berkin için üzülmenin soruları
12.03.2014
Asi şehrin kadınları
27.02.2014
Kabataş körleşmesi
17.02.2014
'Rahima'nın hatırlattığı her şey
10.02.2014
Mahremiyet tartışmaları bize neyi öğretmişti?
01.02.2014
Muhabbet sarayı, plazaya karşı
28.01.2014
Tam o sırada neredeydim ben?
21.01.2014
Yargı, mahremiyet, Rus ruleti...
10.01.2014
Yeraltı Camii notları
04.01.2014
Birdenbire yaşlanmak
29.12.2013
Kızı Hamira'nın dilinden Mevdudi
22.12.2013
Uzun gece, eksik cümleler
17.12.2013
Temiz kar, kirli siyaset
09.12.2013
Bir zindanın başlıca sesleri
29.11.2013
Sahibine zarar veren diploma
23.11.2013
Gece konukları
18.11.2013
Mahalle, mahremiyet ve medya
14.11.2013
‘Kaspa’ Duvarı
01.11.2013
Cellabe okumaları
25.10.2013
Fas kolajı
19.10.2013
Daha yalnız olan aslında kim?
12.10.2013
Sis ve edebiyat
04.10.2013
Meleğin kanatları
27.09.2013
Barış yolu: Dua, salavat, türkü
20.09.2013
Alevi Sünni sofrası
14.09.2013
Rövanşist ya da müşahit dil
07.09.2013
İki genç kızın tebessümü
02.09.2013
Suriye yakalanması
29.08.2013
Fıkıh, roman ve komplo
20.08.2013
Halkın sesinde Hakk'ı arama
13.08.2013
Parkta Sezai Karakoç okumak
11.08.2013
Kadın, beden, sokaklar...
29.07.2013
Şair taşınması
21.07.2013
Kaos ve oruç
13.07.2013
Rabia Meydanı
11.07.2013
Başörtüsü tacizini içselleştirme
03.07.2013
Bize "Helal"den soran gençler
27.06.2013
İdeal toplumu Çin'de aramayalım
18.06.2013
Özgürlük hattının rövanşı
13.06.2013
AKM tabusu, avm taşması
08.06.2013
İnşaat ve Siyaset
26.05.2013
Ana Sütü Gibi Ak Bir Dil
24.05.2013
Kültür Eken Barış Biçebilir
29.04.2013
Ayrılma zamanı
22.04.2013
Mutlu son-suz hayatlar
7.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
15.04.2013
Başka türlü güç, bambaşka akıl
08.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
01.04.2013
Dönüşün buruk güzelliği
25.03.2013
İnsaf ya da şovenizm
18.03.2013
Öykü ve alerji
11.03.2013
‘Vasıfsız’ kadınlar
04.03.2013
Çirkinleştiren o bakış
25.02.2013
İki kadın, farklı roller
18.02.2013
Kentsel dönüşüm ve hafıza
11.02.2013
Peluş ayıcık ve aşk
04.02.2013
Tasvir, nostalji, Cündioğlu
28.01.2013
Pınar Selek telmihi
21.01.2013
Manşet infazları
14.01.2013
Maskeli günler
07.01.2013
Bir can dünyaya bedeldir
31.12.2012
Hangi ‘hanım’ın enerjisi...
24.12.2012
Direnmeyi sürdüren Morisko
21.12.2012
Taraf'la hikâyemiz
20.12.2012
İnşaat tozunun kara büyüsü
17.12.2012
Dört mevsim kitap orada...
10.12.2012
Benim bildiğim Hilâl
03.12.2012
Şeriati duyarlığı, yeniden
26.11.2012
Çamlıca Camii ve ince bağlantılar
19.11.2012
Gri şehir, renkli katmanlar
12.11.2012
Acıları yarıştırmak
05.11.2012
Meryem Cemile’nin ülkesi
01.11.2012
Ölüm orucu kimin cezası
29.10.2012
Sıla-i rahim
22.10.2012
Bilmediğimiz kitap okuru...
15.10.2012
Konya, hüzünlü göründü bana
08.10.2012
AK Parti, roman ve kuram
01.10.2012
‘Film Arası’, ‘Hayal Perdesi’
24.09.2012
Yürüyerek barış yazmak
17.09.2012
Kuzu ve çocuk
10.09.2012
Sansür ve ilke
06.09.2012
Neşe’nin eczanesi
03.09.2012
İran devrimi mezhepçi miydi...
30.08.2012
İslâmcılık, bir sınır aşma hareketi..
27.08.2012
İran’ın kız öğrenci sorunu
23.08.2012
And olsun kaleme ki...
20.08.2012
Elden gelen Arakan’a
16.08.2012
Süleymaniye bakışı
13.08.2012
Sapasağlam bedenler
09.08.2012
İslamcılık ve Borges
06.08.2012
Açık mutfak
02.08.2012
‘Issız cami’ kimin projesi
30.07.2012
İşkence sözcesi
26.07.2012
Akademi, feminizm ve burka
23.07.2012
Ucu açık sofra
19.07.2012
Yusuf Kuşu misali annem
16.07.2012
Taşınıp düşünürken…
12.07.2012
Hakikatli cümleler
09.07.2012
Mezar konutlar
05.07.2012
Taşlaşan suret
02.07.2012
Suriye dersleri
28.06.2012
Garaudy ve kadınlar
21.06.2012
Utanç yangınları
18.06.2012
Dağ adımlarıyla Garaudy
14.06.2012
Muhteşem muhalif
11.06.2012
Kelime tamircisi
07.06.2012
Ali, kelimeler ve biz
04.06.2012
Rus ruleti
31.05.2012
Kürtaj ve Uludere kolajı
28.05.2012
Hakkını helal etmeyen işçi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8