Cihan AKTAŞ



Bookmark and Share

Göçmen kadın konuşamaz


4.9.2018 - Bu Yazı 393 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yuvayı yapan dişi kuştur; binlerce yıl geçse de, toplumlar halden hale girse de değişmez bu olgu. Orman, çöl veya karanlık sokaklar, varlığını güvende hissetmeye izin vermemektedir kadının ne de olsa, hele ki kucağında bebeği varsa. Biberonlar, bezler, kaynar su ihtiyacı, sebebi meçhul bir ağlamanın öfke krizlerine dönüşmesi… Pişirmeli, yedirmeli, temiz pak hâlde tutmalı üstünü başını, uyuması için de sakin bir ortama ihtiyaç duyacaktır. Kendine ait olmayan çatılar altında korunma yollarını bir ömür boyu öğrenmeye devam ediyor göçmen kadınlar. Samimi, içten, tabii nasıl olunabilir, yanlış anlamaya açık bakışlar karşısında… Kadınlık bilgilerinin klişe haline gelmiş tedbirlerine dudak bükseniz de yıllar geçerken hayatın derslerinden öğreniyorsunuz benzeri tedbirlerle donanmayı, bir söz bir bakışla harcanmamak için.

İffetin sadece kadınların sahip olması gereken bir değer olmadığı öğretilseydi aile çatısı altında, savunmasız kadına gösterilecek saygının özsaygı anlamına geldiği de bilinirdi. Aşkın ve içtenliğin kenarından bile geçmeyen ilişkilerle benliğini çürütmek için ne kadar az saygısı ve sevgisi olmalı insanın kendine! Kadını bir mal bir mülk gibi, beden parçalarından ibaret, erkek için yaratılmış aciz bir ikinci cins olarak görmeye sevk eden bir sosyal cinsiyet telakkisiyle yetişmeseydi, empati kurabilirdi tacizci, karşısında duran kimi kimsesi olmayan kadına.
Marguerite Duras, “Orman içindeki kulübenin kurtlara, erkeklere karşı sağlam olması gerekirdi” diye yazıyor Somut Yaşam’da. Kulübe veya kendi halinde bir yazlık ev, fazlalıklarından arındırılmış, seslerden yalıtılmış haliyle nadiren inziva ihtiyacı içindeki kadının yalnız başına yaşamayı mümkün kılacak konutu olabilir.
Söz konusu mülteci kadın olduğunda bir izin belgesi için kuyruğa girdiği sahalar beton cangıllardan farklı olmayabilir. Geçtiğimiz Mart ayında Yunus Emre Enstitüsü’nün davetiyle mülteci kadınlar üzerine bir konferans vermek için gittiğim Kiev’de hatırlamıştım bunu: O şehirde ve başka şehirlerde evsiz mülteciler arasında kadın hemen hiç yok. Çünkü kadınlar sokakta “düşmüş” sayılmanın kahredici, görünmez kılan sonuçlarına maruz kalıyorlar. Öldürülmüyorsa kim bilir hangi şartlara mecbur ediliyorlar kapalı ortamlarda. “Yuvayı yapan dişi kuş” olduğu kabul edilen kadın için –kanatları olmadığından- evsizlik ya cinayet demek ya da tarifi dile kolay gelmeyen kötülüklerin karanlığında boğulmak.
Dünyanın bütün sınır boylarında mülteci kadınlar geçmek, geçebilmek, yeni bir hayat kurabilmek için örtük ve açık taciz tehdidinin engellerini de aşmak zorunda kalıyor. Zaten yaralısın, aklın geride ve bir meçhule doğru koşmak zorundasın, kucağında ve eteklerinde çocuklarla. Hamile ve yaralı olduğu halde saatlerce yürümek zorunda kalan kadınlarla tanıştım mülteci barınaklarında. İnsanın aşağıların aşağısı olabildiği farklı türde savaş alanlarını aşarak ulaşmışken sınıra, saygılı, hoş bir muamele beklersin, sinsi bir aşağılama değil. Sözle, bakışla başlayan bir yoklamaya maruz kaldığında geçiş izni mekanlarında, geri de dönemediği için, Allah’tan başka kime sığınabilir ki göçmen…
İşsizlik yüzünden gümrük boylarına göç idarelerine yolu düşen kadınlar için göz alıcı fizik bir handikap. İşçisin, mültecisin, terk etmek zorunda kalmışsın, ülkende para göndermek zorunda olduğun yakınların, anan baban, çocukların var… Nahif bir kadınsındır hatta, gurbet macerası, yabancı evlerde ağır işçilik aklına bile gelmemiştir gençliğinde, ama işte krizlerle çalkalanan ülkende para pula dönüşürken mecbur etmiştir seni ihtiyaçlar olduğundan daha güçlü birine dönüşmeye.
MAZLUMDER’in İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne yazdığı (Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na da gönderdiği) bir yazıda, “Emniyet Yabancılar Şube Müdürlükleri’nde, Göç İdareleri’nde ve Göç İdarelerine bağlı Geri Gönderme Merkezleri’nde gerek genel işleyişten, gerek mevzuattan ve gerekse kurum personelinin görevini kötüye kullanmasından kaynaklı birçok sorun yaşandığı” dile getiriliyor. Yazı ayrıca göçmen mağdurun konumu gereği dillendiremediği ama derneğe ilettiği çeşitli taciz şikayetleri üzerine tespit ve öneriler içeriyor.
Ne demişti Gayatri Spevak? “Madun konuşamaz.” Mağdurun oturma izni alamama veya ciddi sorunlar yaşamama adına sesini çıkaramadığı sorunlar “sesi duyulmayanın sesi” olma sorumluluğu üzerine düşündürüyor. Üstü örtülen suçun mümkün olduğu alan ve kurumların çok özel denetim ve işlemlere tabi olması gerektiği açık. Türkiye her zaman mülteci ve göç akını yaşayan ve bu alanda içtenlikli bir karşılama gerçekleştiren, büyük özveri gerektiren hizmetler sergileyen bir ülke. Mülteci ve göçmenlerin himayesi toplumsal olduğu kadar kurumsal kanallarla da sağlanıyor. Dolayısıyla kapalı mekânlarda içselleştirilmiş mevzuatların daha açık seçik hale getirilmesi, muamelelerin mesafeli olması gerektiği açık. Göçmen ve mülteciyle ilgilenen kurumlar, olabildiğince saygılı ve güven uyandıran bir karşılama dili ve atmosferi sunabilmeli.
Göçmenleri ilgilendiren her alanda büyük bir özveriyle gerçekleştirilen hizmetlere gölge düşürmemesi gereken taciz ve istismar vakalarına karşı MAZLUMDER şu tedbirleri teklif ediyor:
-Göç idarelerindeki ofis düzeni baş başa kalmayı zorlaştıracak şekilde düzenlenebilir ve görüşme ortamları kamera ile takip edilebilir.
-Kadın başvurucularla bizzat kadın personelin ilgilenmesi ya da görüşme sırasında erkek personelin yanında kadın bir personelin bulunması sağlanabilir.
-Personel yetersizliği olması durumunda, -talep eden mağdurlar için- sivil toplum kuruluşu üyelerinin görüşmelerde bulunması sağlanabilir.
-Rotasyon yoluyla göç idare birimleri arasında belli aralıklarla personel değişimi yapılabilir.
Göçmen bir kadın olmak, hayatın düşünülebilecek en ağır sınavlarından biri. Göçmen kadınlar için açık alanlar kadar kapalı alanlar da tehditlerle dolu, güvenli bir alana ulaşıncaya kadar. Kameranın gözlerine teslim ettiğimiz sorumluluğumuz, bizleri temsil eden kapalı mekanlara da uzanmakta. Görmemek, bilmemek gibi gerekçelerle kendimizi savunamayız. Göçmen, emanetimiz. Göçmeye mecbur kalmış kadınlar bütün madunluğu, dolayısıyla sessizliğe mecburiyetiyle konuşma gündemine daha fazla dahil olmalı.

.

Facebook Yorumları

Kod8
4.9.2018
Göçmen kadın konuşamaz
28.8.2018
Kambay Ailesi’nin Rize’ye geri göçü
15.8.2018
Biri onu dinlesin, sözünü kesmeden…
28.7.2018
Bir şehri koruyan kelimeler
19.7.2018
Bize layık görülen kumaşlar ve modeller
21.10.2017
İş beğenmeyen gençler
11.8.2015
Birbirimizi konuşmaya çağıralım
9.7.2015
Hepimizin hayal kırıklığı
17.6.2015
Seçim irfanı
10.6.2015
Şehrin duvarları nasıl boyalı?
5.6.2015
Sokağın seslerine açık siyaset
15.01.2015
Başka türlü faşizmler
01.09.2014
AK Parti'nin kültürelliğinin sorunları
07.08.2014
Gazze için yeniden ittifak zamanı
26.06.2014
Tesettür agorafobisinde Necip Fazıl etkisi
28.05.2014
Kirli tırnakların ince düşüncesi
10.05.2014
Eleştiri hayattır
02.05.2014
Başka türlü sürüyor dağınıklığımız
27.04.2014
Geleneksel mevzi konforumuz
14.04.2014
Kiraz çiçeği bakışı
07.04.2014
Japonya üzerinden seçim dersleri
22.03.2014
Daha ne kadar üzülebiliriz?
13.03.2014
Berkin için üzülmenin soruları
12.03.2014
Asi şehrin kadınları
27.02.2014
Kabataş körleşmesi
17.02.2014
'Rahima'nın hatırlattığı her şey
10.02.2014
Mahremiyet tartışmaları bize neyi öğretmişti?
01.02.2014
Muhabbet sarayı, plazaya karşı
28.01.2014
Tam o sırada neredeydim ben?
21.01.2014
Yargı, mahremiyet, Rus ruleti...
10.01.2014
Yeraltı Camii notları
04.01.2014
Birdenbire yaşlanmak
29.12.2013
Kızı Hamira'nın dilinden Mevdudi
22.12.2013
Uzun gece, eksik cümleler
17.12.2013
Temiz kar, kirli siyaset
09.12.2013
Bir zindanın başlıca sesleri
29.11.2013
Sahibine zarar veren diploma
23.11.2013
Gece konukları
18.11.2013
Mahalle, mahremiyet ve medya
14.11.2013
‘Kaspa’ Duvarı
01.11.2013
Cellabe okumaları
25.10.2013
Fas kolajı
19.10.2013
Daha yalnız olan aslında kim?
12.10.2013
Sis ve edebiyat
04.10.2013
Meleğin kanatları
27.09.2013
Barış yolu: Dua, salavat, türkü
20.09.2013
Alevi Sünni sofrası
14.09.2013
Rövanşist ya da müşahit dil
07.09.2013
İki genç kızın tebessümü
02.09.2013
Suriye yakalanması
29.08.2013
Fıkıh, roman ve komplo
20.08.2013
Halkın sesinde Hakk'ı arama
13.08.2013
Parkta Sezai Karakoç okumak
11.08.2013
Kadın, beden, sokaklar...
29.07.2013
Şair taşınması
21.07.2013
Kaos ve oruç
13.07.2013
Rabia Meydanı
11.07.2013
Başörtüsü tacizini içselleştirme
03.07.2013
Bize "Helal"den soran gençler
27.06.2013
İdeal toplumu Çin'de aramayalım
18.06.2013
Özgürlük hattının rövanşı
13.06.2013
AKM tabusu, avm taşması
08.06.2013
İnşaat ve Siyaset
26.05.2013
Ana Sütü Gibi Ak Bir Dil
24.05.2013
Kültür Eken Barış Biçebilir
29.04.2013
Ayrılma zamanı
22.04.2013
Mutlu son-suz hayatlar
7.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
15.04.2013
Başka türlü güç, bambaşka akıl
08.04.2013
Şehri öldüren yalıtımlar
01.04.2013
Dönüşün buruk güzelliği
25.03.2013
İnsaf ya da şovenizm
18.03.2013
Öykü ve alerji
11.03.2013
‘Vasıfsız’ kadınlar
04.03.2013
Çirkinleştiren o bakış
25.02.2013
İki kadın, farklı roller
18.02.2013
Kentsel dönüşüm ve hafıza
11.02.2013
Peluş ayıcık ve aşk
04.02.2013
Tasvir, nostalji, Cündioğlu
28.01.2013
Pınar Selek telmihi
21.01.2013
Manşet infazları
14.01.2013
Maskeli günler
07.01.2013
Bir can dünyaya bedeldir
31.12.2012
Hangi ‘hanım’ın enerjisi...
24.12.2012
Direnmeyi sürdüren Morisko
21.12.2012
Taraf'la hikâyemiz
20.12.2012
İnşaat tozunun kara büyüsü
17.12.2012
Dört mevsim kitap orada...
10.12.2012
Benim bildiğim Hilâl
03.12.2012
Şeriati duyarlığı, yeniden
26.11.2012
Çamlıca Camii ve ince bağlantılar
19.11.2012
Gri şehir, renkli katmanlar
12.11.2012
Acıları yarıştırmak
05.11.2012
Meryem Cemile’nin ülkesi
01.11.2012
Ölüm orucu kimin cezası
29.10.2012
Sıla-i rahim
22.10.2012
Bilmediğimiz kitap okuru...
15.10.2012
Konya, hüzünlü göründü bana
08.10.2012
AK Parti, roman ve kuram
01.10.2012
‘Film Arası’, ‘Hayal Perdesi’
24.09.2012
Yürüyerek barış yazmak
17.09.2012
Kuzu ve çocuk
10.09.2012
Sansür ve ilke
06.09.2012
Neşe’nin eczanesi
03.09.2012
İran devrimi mezhepçi miydi...
30.08.2012
İslâmcılık, bir sınır aşma hareketi..
27.08.2012
İran’ın kız öğrenci sorunu
23.08.2012
And olsun kaleme ki...
20.08.2012
Elden gelen Arakan’a
16.08.2012
Süleymaniye bakışı
13.08.2012
Sapasağlam bedenler
09.08.2012
İslamcılık ve Borges
06.08.2012
Açık mutfak
02.08.2012
‘Issız cami’ kimin projesi
30.07.2012
İşkence sözcesi
26.07.2012
Akademi, feminizm ve burka
23.07.2012
Ucu açık sofra
19.07.2012
Yusuf Kuşu misali annem
16.07.2012
Taşınıp düşünürken…
12.07.2012
Hakikatli cümleler
09.07.2012
Mezar konutlar
05.07.2012
Taşlaşan suret
02.07.2012
Suriye dersleri
28.06.2012
Garaudy ve kadınlar
21.06.2012
Utanç yangınları
18.06.2012
Dağ adımlarıyla Garaudy
14.06.2012
Muhteşem muhalif
11.06.2012
Kelime tamircisi
07.06.2012
Ali, kelimeler ve biz
04.06.2012
Rus ruleti
31.05.2012
Kürtaj ve Uludere kolajı
28.05.2012
Hakkını helal etmeyen işçi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8