Fatma Bostan ÜNSAL

Artı Gerçek



Bookmark and Share

IKYB Referandumu: Tehditler, alternatifler


4.10.2017 - Bu Yazı 490 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürdistan Bölgesinde (IKYB) yapılan referandumun öncesinde ve sonrasında çoğu ciddi tehditlerin oluşturduğu pek çok olumsuz görüş ifade edildi ve edilmeye devam ediyor.  Komşu ülkede olup bitenlerin ilgi alanımıza girmesini doğal kabul edebiliriz, bir tutarlılık olması şartıyla.  Bu itibarla Saddam döneminde daha önceden başlayan fakat 1988 Şubat’ından Eylül’üne kadar daha sonra soykırım olarak tanınan ve 180-200.000 insanın öldüğü, 4.000 civarında köyün yakılıp yıkıldığı, II. Dünya Savaşı’ndaki toplama kamplarına benzer şekilde mesela Topzava’da insanların toplandığı, Srebrenitsa’daki soykırıma benzer şekilde 15-70 yaş arası erkeklerin ayrıldığı ve bir kısmının öldürüldüğü, daha kötüsü buradaki kadınların kaybolduğu ve hatta köle olarak satıldığı sırada, bırakın buna engel olmak için harekete etmeyi sözle bile bu yapılanlara karşı çıkmamanın mahcubiyeti, utancı ve mütevaziliği ile davranmak gerekiyor.  İran’a karşı savaşırken ABD tarafından desteklenen Saddam’ın, bugün soykırım olarak kabul edilen bu vahşet politikasına sadece resmi makamlar göz yummamış hep siyasetin güdümünde olan ana akım medyanın yayın politikaları nedeniyle Türkiye halkı da komşu ülkede kendi akrabalarının akıbetine karşı maalesef duyarsız kalmıştır. Türkiye kamuoyunun Enfal ve Halepçe katliamından haberdar olabilmesi için Saddam’ın Kuveyt’e saldırması ve ABD’nin hedefinde olmasını beklemek gerekti maalesef.  

Öte yandan yeni sınır ihtilaflarına, yeni savaşlara yol açabileceği için genelde uluslar arası kurumlar ayrılmaya olumsuz yaklaşırlar. En son Katalonya’nın İspanya’dan ayrılmasıyla ilgili referanduma karşı Avrupa Birliği’nin olumsuz yaklaşımı ile bunu bir kez daha gördük. Ayrılmanın karşılıklı şiddete yol açması, çözdüğü sorunlar kadar başka sorunlar ortaya çıkarması gibi sebeplerle bu olumsuz bakış bir ölçüde anlaşılabilir. Türkiye’nin resmi politikası ve İslam dünyası genelde Hindistan’ın din temelinde Hindistan/Pakistan şeklinde ayrılmasına olumlu yaklaşsa da akabinde tarihin en büyük göçünün yaşanması, ihtilaflı Keşmir sorunu nedeniyle oradaki halkın büyük mağduriyetler yaşaması; Hindistan/Pakistan arasındaki savaş durumunun bugüne kadar devam etmesi, ardından 1 milyon kişinin ölümüne sebep olan Pakistan iç savaşı ve Bengladeş’in ayrılması ile sonuçlanması da hatırladığımız olumsuzluklar.  

Bu uluslararası olumsuz eğilime ilave olarak hem IKYB Başkanı Barzani’nin özel sebepleri hem de bölge ile ilgili daha spesifik sebeplerin de etkisiyle çok şiddetli ve çok yaygın bir tepki gösterilmiştir. İKYB Başkanı Barzani’nin politik sıkışmışlık içinde olması, süresi bittiği halde başkanlığa devam etmesi, muhalefete yönelik baskıcı tutumu, yaygın yolsuzluk iddiaları gibi şahsi sebepler nedeniyle Goran hareketi ve Komel gibi muhalefetin olumsuz yaklaşması, komşu iki ülke olan İran ve Türkiye’nin bu durumu bir tehdit olarak algılaması ve yine yanı başında süregelen savaş nedeniyle ABD ve Rusya’nın müdahil olması nedeniyle Barzani’yi referandumdan caydırmak için sert söylemlerde bulunuldu.  Fakat bugün gelinen noktada Goran ve Komel gibi muhalefetin daha referandum yapılmadan bir gün önce başlangıçtaki olumsuz tavırlarını değiştirmeleri ve referandumda halkın %70 üzerinde katılımla %93 oranında desteği nedeniyle artık farklı bir tavır gösterilmek zorunda. Türkiye’nin Barzani ile ilgili olumsuzlukları bugüne kadar hiç söz konusu etmezken referandum sırasında bunları dile getirmesi ve referandumun gayrimeşruluğunu iddia etmesi çok inandırıcı olmamaktadır. Ayrıca ambargo ile halkın açlıkla tehdit edilmesi sadece IKB Yönetiminde yaşayanları değil Türkiye’de yaşayan Kürtleri de inciteceği için kaçınılması gereken bir tavırdır.

Referanduma olumlu yaklaşan tek devletin İsrail olmasından hareket ederek referandumu karalamaya çalışmak bir çelişkidir. Türkiye’nin İsrail’i ilk tanıyan devletlerden olması ve son dönemde İsrail’in modern dönem korsanlarını andırır şekilde uluslararası hukuka aykırı olarak Mavi Marmara’ya orantısız şiddet uygulaması sonucu dokuz vatandaşını şehit etmesi, onlarcasını yaralaması ve paralarını ve değerli eşyalarını gasp etmesine rağmen iyi ilişkiler kurması ile bu söylemler çelişki arz etmektedir. 

Sözün kısası özelde Türkiye genelde dünya kamuoyu, Kürtlerin soykırımına bir anlamda sessiz kalmasının olumsuz tarihi bagajı ile daha mütevazi davranarak, ayrılmanın sebep olacağı şiddet nedeniyle bölgede yaşayanların durumunu merkeze alan bir perspektifi öne çıkararak yaklaşmalıdır. Ayrıca Türkiye, daha 60 yıl önce milyonlarca insanın kaybına yol açmış bir bölge olan Avrupa’da sınırların bir anlamda önemini kaybetmiş olması ve bu durumun getirdiği muazzam refah ve huzurun farkında olarak, birbirine akraba bağı olan, kolonyal güçlerin birdenbire akrabalar arasına gerdiği ve mayınlarla muhkemleştirdiğimiz, akrabaları ayıran, ticaretimizi engelleyen ve olumlu gelişme olarak daha birkaç yıl önce mayınlarını temizlemek istediğimiz sınırlarımızı artık bizi ayıran değil işbirliği hatları yapabilmeliyiz.  Dün vefat eden merhum Irak Devlet eski Başkanı Celal Talabani’nin taziyesi umarız böyle bir yaklaşımın başlamasına sebep olur.

.

Facebook Yorumları

reklam
15.11.2017
Yutamayacağın lokmayı ağzına almak
4.10.2017
IKYB Referandumu: Tehditler, alternatifler
7.9.2017
Adaletten ne anlıyoruz?
22.8.2017
Temelsiz Tehlikeli Suçlamalar, Gerçeklikten Kopuş, Yalana Sürükleniş
8.8.2017
Tek başına ABD’nin karşı olması meşruiyet kazandırır mı?
1.8.2017
İnsan Hakları Çalışmalarının Sınıfsal Yanı
25.7.2017
İnsan Hakları ihlalleri ve 'İç İşlerimize Karıştırmayız' bahanesi
18.7.2017
Olağanlaşan, Hukukun Bağlayıcılığını Zayıflatan OHAL
11.7.2017
Kötülüğün Sıradanlığı, tesadüf mü kelebek etkisi mi?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı